(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 141, 142, 143, 144, 230, 279, 280, 289) (5320 S. K. m. 6, 18) (466 S. K. m. 2) (818 S. K. m. 60) (YİBK 21.04.1975 T. 1975/3 E. 1975/5 K.) (YCGK 23.03.2010 T. 2009/1-256 E. 2010/57 K.) (25.01.2011 T. 2010/7-192 E. 2011/1 K.) (4. CD. 13.06.2016 T. 2014/4932 E. 2016/12013 K.) (21. CD. 30.11.2016 T. 2016/8 E. 2016/7342 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK'nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, başvurularının kapsamına göre istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra gereği düşünüldü:
Davacının Silahlı terör örgütü üyesi olmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde bombalı eylem suçlarından dolayı 16/03/2004 - 06/08/2004 tarihleri arasında gözaltı ve tutuklulukta kaldığı ve İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/200 E. 2013/452 K. Sayılı ilamı ile beraat ettiği ve kararın 25.06.2014 tarihinde kesinleştiği ve haksız tutuklama nedeniyle davacı vekili tarafından 07/08/2015 tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açıldığı anlaşılmıştır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun, 18. maddesi ile 07.05.1964 gün ve 466 sayılı Yasa Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Yasa yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı CMK’nın Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ilâ 144. maddelerinde, tazminat isteme koşulları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de, 5320 sayılı Yasanın 6. maddesindeki Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144. madde hükümlerinin 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanacağı bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağının belirtilmiş olması karşısında yapılan işlemden kasıt davacının tutuklandığı tarih olup bu tarih itibariyle de tazminat istemi hakkında 466 sayılı Yasa hükümleri uyarınca bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden gözaltı ve tutuklama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte olmayan 5271 Sayılı CMK 'nun yasa maddeleri uygulanmış olup;
Uygulanması gereken 466 sayılı Kanunun 2/1. maddesinde de dava açma süresinin kesinleşmiş beraat kararının bizzat sanığa tebliği ile başlayacağının öngörülmüş olması ve kesinleşmiş beraat kararının davacıya tebliğ edildiğinin dosya içeriğinden anlaşılmaması karşısında, Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2009/256 Esas ve 2010/57 sayılı kararında 466 sayılı Kanunun 2. maddesindeki üç aylık sürenin başlangıcı için 21/04/1975 tarih ve 3-5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına atıf yapılarak kesinleşen beraat kararından davacının haberdar olmasının aranması gerektiği şeklindedir. Ancak adı geçen kararda tazminat davasının ne zamana kadar açılması gerektiğine dair bir açıklama yoktur. Borçlar Kanununun 60. maddesinde tazminat davasının, zarar verici fiil veya olayın vukuundan itibaren her halde 10 yıl sonra zamanaşımına uğrayacağı kabul edilmiştir. Kanun dışı yakalanan veya tutuklanan kimseler bakımından, devletin yaptığı yakalama veya tutuklama haksız fiili ceza davasının kesinleşmesi ile netleştiğinden bu tarih olayın vuku tarihi olup, bu tarihten itibaren 10 yıl dolduktan sonra 466 sayılı Kanuna göre tazminat istenemeyeceğinden dosya kapsamı ile uyuşmayan yetersiz gerekçe ile 5271 Sayılı CMK'nun 142 maddesi uyarınca davanın süre yönünden reddine karar verilmiş olduğu anlaşılmakla, (Y.12 CD. 10/09/2012 tarih 2012/21076 E. 2012/17957 K., 21/12/2012 tarih 2012/23175 E. 2012/24805 K. Sayılı ilamı)
Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca gerekçenin denetime imkan sağlayacak biçimde ve taraflar ile diğer okuyan herkesi tatmin edecek içerikte olması gerektiği; yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, yasakoyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi, uygulamada da keyfiliğe yol açacağından keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, sağlıklı bir denetime olanak sağlamak bakımından, hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunduğu ve bu sebeple de gerekçenin dosya ve toplanıp değerlendirilen delillerle uyumlu, yasal ve yeterli olmamasının CMK 289/1-g maddesinde kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlendiği anlaşılmakla (örneğin bkz. YCGK, 25/01/2011, 2010/7-192, 2011/1; 4.CD,13/06/2016, 2014/4932-2016/12013; 19.CD,09/06/2016, 2016/4158- 2016/19431; 21.CD, 30.11.2016, 2016/8- 2016/7342);
CMK 280/1-b.maddesi uyarınca "İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına" karar vereceğinin düzenlenmesi karşısında,
Usule aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan Davacı vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan hükmün CMK'nın 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 03/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)