(5237 S. K. m. 53, 62, 206, 297) (5271 S. K. m. 34, 230, 280, 289)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf dilekçesi içeriğine göre,
Dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 14.04.2015 tarihli iddianamesiyle; sanık hakkında; S. T.'e kürtaj yapılmadığı, çocuğunu doğurduğunu bildiği halde S.'in annesi T. T. ve ablası S. Y. hakkında kürtaj yaptırdıkları iddiasıyla şikayetçi olduğu, böylelikle her iki şikayetçiye karşı iftira suçunu işlediği,
Yine, 20.01.2015 tarihinde Cumhuriyet savcılığında şikayetçi sıfatıyla T. T. ve S. Y.'ın S.e 4-5 aylık hamile iken kürtaj yaptırıldığından bahisle yalan beyanda bulunduğu iddiasıyla, iftira suçundan TCK'nın 267/1, 53/1, ve Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçundan, TCK'nın 206/1, 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.10.2016 tarihli hükmünde; "Toplanan delillerin değerlendirilmesinde, sanığın 20/01/2015 şikayet tarihinde savcılıkta her iki şikayetçi hakkında suçlayıcı beyanlarda bulunarak, tanık S. T.'in şikayetçiler tarafından zorlanarak kürtaj yaptırdığını belirtip her iki şikayetçi hakkında şikayette bulunduğu, ancak savcılık makamınca celbedilen nüfus kayıtları itibariyle tanık S. T.'in 04/09/2014 tarihinde doğum yaptığı gibi I. C. T. adı verilen çocuğun 12/09/2014 tarihinde annesinin nüfus kaydına kaydedilmiş olduğunun açıkça görüldüğü, sanığın bu suretle savcılığa şikayetçiler hakkında şikayette bulunarak kendilerine ayrı ayrı iftira attığı gibi savcılığa verdiği dilekçesi ve ifadesindeki beyanları ile resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunduğu, her iki şikayetçiye karşı iftira niteliğinde suçlamada bulunduğu için yasa maddelerinin iki kez uygulanması ihtimali nedeniyle ek savunmasının alındığı ve bu çerçeve içinde üzerine atılı suçları ayrı ayrı işlediği tüm dosya kapsamı ile belirlenmiş bulunduğu kabul edildiği" yolundaki gerekçe ile; sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunmak suçundan kesin olmak üzere TCK'nın 206/1, 62/1, 52/2. maddeleri gereğince neticeten 1500.-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ve ayrıca her müşteki şikayetçiye karşı ayrı ayrı iftira suçundan TCK'nın 267/1, 62/1 ve 51/1-3-7 maddeleri uyarınca iki kez 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etme eylemi TCK'nın 267. maddesinde düzenlenen "iftira suçunu";
Suç soruşturma veya kovuşturması için düzenlenenler dışındaki diğer resmi belgelerin düzenlenmesi aşamasında görevlilere kimliği ile ilgili yalan beyanda bulunma eylemi ise TCK'nın 206/1. maddesinde öngörülen "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan" suçunu oluşturacaktır.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 05.04.2016 tarih ve 2015/7855 Esas, 2016/2240 Karar sayılı ilamında "........ Aynı şikayet kapsamında mağdurlara hukuki anlamda tek bir fiil ile iftira ettiği iddia ve kabul edilen sanık hakkında aynı nev'iden fikri içtima kuralları gereği bir cezaya hükmedilip, TCK'nın 43. maddesinin 2. fıkrası göndermesi ile anılan maddenin 1. fıkra hükmü uyarınca cezanın artırılması gerektiği gözetilmeden mağdur sayısınca ayrı ayrı mahkumiyet hükmü kurularak fazla ceza tayini, ........" denilmiştir.
Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dosya incelendiğinde;
Sanığın işlemediklerini bildiği halde haklarında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla şikayetçiler hakkında Cumhuriyet savcılığına verdiği şikayet dilekçesinde ve bu kapsamda alınan beyanında şikayetçilere karşı suç isnadında bulunması şeklinde gerçekleştiği iddia ve kabul edilen eylemlerinin kül halinde TCK'nın 267/1, 43/1-2. maddeleri uyarınca zincirleme biçimde işlenen iftira suçunu oluşturup oluşturmayacağının ve ulaşılacak sonuca göre sanık hakkında TCK'nın 206/1, 62/1, 52/2. maddeleri gereğince verilen cezanın kesin mahiyette olması dolayısıyla bu suçtan verilen cezanın iftira suçundan ulaşılacak sonuca göre hükmedilecek ceza miktarından mahsup edilmesinin de gerekip gerekmediği hususlarının tartışmasız bırakıldığının anlaşılması karşısında; hükmün gerekçesinde öncelikle bu yönlerin değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde sanığın iftira suçundan her bir şikayetçiye karşı iki kez ayrı ayrı ve ayrıca resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçundan da cezalandırılmasına ilişkin yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme kararlarının dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanığa isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması suretiyle, Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230. maddelerine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf nedenleri bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan CMK'nın 280/1-b ve 289/1-g. maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan İstanbul Anadolu 28. Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
CMK'nın 284. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 09/03/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)