(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 280, 284, 289) (5326 S. K. m. 33, 40) (5237 S. K. m. 50, 53, 62, 179, 206, 229, 267, 268) (16. CD. 31.03.2016 T. 2015/8151 E. 2016/2093 K.)
Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesince sanık D. U. hakkında Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı sanık tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf dilekçesi içeriğine göre,
Dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 28.01.2016 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında; Olay tarihinde işlemiş olduğu bir suç nedeniyle Bakırköy Şenlikköy Polis Merkezinde bulunduğu sırada, kimlik tespiti yapılırken kendisine ait gerçek kimlik bilgilerini bildirmeyip kardeşi mağdura ait kimlik bilgilerini bildirdiği böylelikle Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunu işlediği iddiasıyla TCK'nın 268/1, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.01.2017 tarihli hükmü ile; "Dilencilik yaptığı sırada görevli memrularca yakalanan sanığın kardeşi E. U.'a ait kimlik bilgilerini verdiği, bilahare parmak izi kontrolü neticesinde yalan beyanda bulunduğunun anlaşıldığı" yolundaki kabul ve gerekçesi ile Başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan TCK'nın 268/1, 62, 50/1-f. maddeleri gereğince neticeten 10 ay süre ile kamuya yararlı bir işte gönüllü olarak çalıştırılma cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu TCK'nın 268/1. maddesinde; "İşlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanan kimse, iftira suçuna ilişkin hükümlere göre cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 17.02.2016 tarih ve 2015/6713 Esas, 2016/1017 Karar sayılı ilamında; "İftiranın özel bir şekli olan “Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma” suçunun oluşabilmesi için, failin işlemiş olduğu bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla hareket etmesi gerektiği, somut olayda ise; sürücü belgesine, daha önceki tarihlerde alkollü araç kullandığından beş yıl süre ile el konulan sanığın araç kullandığı sırada kimlik kontrolü nedeniyle görevli trafik ekibinin hakkında trafik idari para cezası tutanağı düzenlenmesini engellemek amacıyla iş ortağı olan mağdurun sürücü belgesini ibraz etmesi üzerine hakkında hız sınırını ihlalden idari para cezası tutanağı düzenlenen olayda, işlediği bir suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla sürücü belgesini vermemiş olması ve kimliği kullanılan kişi hakkında bir soruşturma ve kovuşturma yapılmamış olması hususları gözönüne alındığında, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşmayacağı, eylemin TCK’nın 206. maddesinde tanımlanan “Resmî belgenin düzenlenmesinde yalan beyan” suçunu oluşturacağı, hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması..." denilmiştir.
Yine Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 31.03.2016 tarih ve 2015/8151 Esas, 2016/2093 Karar sayılı ilamında;" İftira suçunun özel bir halini düzenleyen TCK'nın 268. maddesinde öngörülen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşabilmesi için kişinin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimliği veya kimlik bilgilerini kullanması gerektiği, bunun dışında hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını gerektiren bir suç bulunmayan veya resmi bir belgenin düzenlenmesini gerektirmeyen hallerde görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişinin eyleminin ise 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 40. maddesine aykırılık olarak değerlendirileceği;
Somut olayda; alkollü araç kullanırken yakalanan sanığın, kolluk kuvvetlerine ağabeyi mağdur Gökhan Karabina'nın sürücü belgesini ibraz ederek kendisini bu şekilde tanıtması karşısında, sanık hakkında TCK'nın 179. maddesinde düzenlenen trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçundan herhangi bir soruşturma işleminin yapılıp yapılmadığı, yapılmışsa buna ilişkin soruşturma evrakları ile sonucunun araştırılıp, denetime olanak sağlayacak şekilde dosyaya eklendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği........" belirtilmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde;
1-) İddianamede "Sanığın hakkında yapılan soruşturma sırasında mağdura ait kimlik bilgilerini kullandığının" iddia olunması, hükmün gerekçesinde ise "Sanığın dilencilik yaptığı sırada görevli memurlarca yakalandığı ve hakkında işlemler sırasında kardeşine ait kimlik bilgilerini verdiğinin" kabul edildiğinin anlaşılması karşısında; TCK'nın dilencilik suçunun düzenlendiği 229. maddesinde; "Çocukları, beden veya ruh bakımından kendini idare edemeyecek durumda bulunan kimseleri dilencilikte araç olarak kullanma" eyleminin suç kabul edildiği ve sanığın 20.01.2010 tarihinde yakalanmasına ve hakkında yapılan işlemlere ilişkin belge ve tutanakların dosyada bulunmadığı da göz önüne alındığında;
Hükmün gerekçesinde sanığın yakalanmasına konu eylemin; suç teşkil eden bir eylemin soruşturmasına ilişkin mi yoksa, 5326 sayılı Kanunun 33. maddesinde düzenlenen ve idari para cezasını gerektiren dilencilik eylemi nedeniyle mi hakkında işlem yapıldığına ilişkin dayanak belgelerin istinaf denetimine de olanak verecek şekilde temin edilip gerekçeleri karar yerinde gösterilerek buna göre delillerin ve sonucuna göre de sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden, yine; sanığın hangi hazırlık soruşturmasına konu suça ilişkin mağdurun kimlik bilgilerini kullandığı da hükmün gerekçesinde gösterilmeden "Dilencilik yaptığı sırada yakalandığına ilişkin" kabul ile gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulmuş olduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme kararlarının dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanığa isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, gerekçeden yoksun şekilde hüküm kurulması suretiyle, Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230. maddelerine muhalefet edilmesi,
2- Kabule göre de;
a) Sanık hakkında tayin olunan hapis cezasının gönüllü olup olmadığı kendisinden sorulmadan TCK'nın 50. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde öngörülen kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirine çevrilmesine karar verilmesi,
b) Hüküm fıkrasında uygulama maddesinin "TCK'nın 268/1. maddesi delaletiyle 267/1. maddesi" yerine " TCK 268/1. maddesi" olarak yazılması,
c) 10 Ay hapis cezası TCK'nın 50/1-f maddesi uyarınca kamuya yararlı bir işte çalıştırma tedbirine çevrilen sanık hakkında TCK'nın 53. maddesinde gösterilen hak yoksunluğuna hükmedilemeyeceğinin gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf nedenleri bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan CMK'nın 280/1-b ve 289/1-g. maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan Bakırköy 12. Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
CMK'nın 284. maddesi uyarınca kesin olmak üzere, 13/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)