(2709 S. K. m. 13, 14, 26, 141) (3713 S. K. m. 7) (5237 S. K. m. 53, 54, 63) (5271 S. K. m. 34, 193, 195, 223, 225, 230, 280, 284, 289) (YCGK 19.11.2002 T. 2002/6-272 E. 2002/402 K.) (YCGK 26.06.2001 T. 2001/11-138 E. 2001/137 K.) (YCGK 12.06.2001 T. 2001/11-117 E. 2001/119 K.) (YCGK 21.04.1998 T. 1998/6-48 E. 1998/135 K.)
Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi'nce sanık … hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen beraat hükmüne karşı Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet Savcısının istinaf dilekçesi içeriğine göre,
Dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Sanık … hakkında; facebook sosyal paylaşım sitesinde DHKP-C terör örgütünü övücü ve sahiplenici paylaşımlarda bulunduğunun tespiti üzerine soruşturma başlatıldığı, yürütülen soruşturma kapsamında Bozüyük Sulh Ceza Hakimliği'nin 25.07.2016 tarih, 2016/897 d.iş sayılı kararı ile sanığın adresinde arama ve el koyma işlemi yapıldığı, sanığın ikametinde ele geçirilen dijital materyallerin Bursa Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü'ne gönderildiği, ülke çapında yürütülen terör soruşturmaları nedeniyle bu materyaller üzerinde incelemenin gecikebileceği öngörüldüğü ve inceleme yaptırtılmadığı, sanık ifadesinde ..... isimli facebook hesabının kendine ait olduğunu, DHKP-C terör örgütünün öldürülen üyeleri olan ve 2016 yılı şubat ayında İstanbul Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü otobüsüne bombalı ve ateşli silah ile saldırı gerçekleştiren DHKP-C terör örgütünün üyeleri olan ....ve .....'nin fotoğraflarını paylaştığını kabul ettiği, paylaşımının altına "… ve …...iki cepheli, iki dev gençli, iki devrimci kadın, iki yiğit yürek, iki kocaman gülüş...berkin için dilek için halk için adalet için faşizm copuna, gazına, kurşununa hedef olan, zulme uğrayan tüm insanlarımız için... Geldiler yine gelecekler anılarına saygı, mücadelelerine bağlılıkla...#bizdesiziseviyoruz" diye paylaşımda bulunduğunu kabul ettiği," böylelikle silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunu işlediği iddiasıyla 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu 7/2 ve TCK'nın 53, 54, 63. maddeleri gereğince cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.
Yapılan yargılama sonunda mahkemece tensiple ve sanığın savunması alınmaksızın, "Dava konusu yapılan paylaşımlarının terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da teşvik edecek nitelikte olmadığı, paylaşımların ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği" gerekçesiyle CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine ilişkin hüküm kurulmuştur.
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun düzenlendiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi; "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklindedir.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda; "Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca" şeklinde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, " Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
Anayasa'nın 26/2. maddesine göre, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Yine Anayasa'nın 13. maddesine göre; temel hak ve hürriyetler, ancak Anayasa'da belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabilir. Anayasa'nın 14. maddesine göre ise, Anayasa'da belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz, Anayasa hükümleri Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini ve Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunulmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi kapsamında "terör örgütünün propagandasını yapma" suçunun oluşabilmesi için, terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesi veya bu yöntemlerin övülmesi ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, failin eylemini oluşturan yazı, konuşma, video, açıklama veya sözler ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu bağlamda;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 22.03.2016 tarih ve 2015/7871 esas, 2016/1811 karar sayılı kararında; "... örgüte müzahir internet sitelerinden yapılan çağrılar doğrultusunda... organize edilen basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü için toplanan, “Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan” şeklinde terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte slogan atan grup içinde bulunan, grubu yönlendiren ve grupla birlikte slogan atan sanıkların eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği", belirtilmiştir.
Yine; Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 17.03.2016 tarih ve 2015/2276 esas, 2016/1947 karar sayılı kararında da; "... kolluk tutanaklarına göre kanuna aykırı olarak gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde cebir ve şiddet içeren sloganlar atan grupla bütünleşip slogan atan sanığın, sarf ettiği sözler tekdüze ve doğrudan cebir ve şiddet içermeyen nitelikte olsa dahi atılan sloganların etkisiyle kitle içinde bir grubun "belediye otobüsüne saldırma girişiminde" bulunmaya yönelttiği dikkate alındığında bu açıdan açık ve yakın bir tehlikeye vücut verdiği ..." kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.10.2001 gün 212-197; 19.11.2002 gün 272-402; 26.06.2001 gün 138-137; 12.06.2001 gün 117-119 ve 21.04.1998 gün 48-135 sayılı kararlarında; sanığın duruşmada hazır bulunması ve sorgusunun yapılmış olması gerekliliği, yargılamanın yüze karşı olması, savunma hakkının kısıtlanmaması ve cezanın bireyselleştirilmesi ilkelerinin doğal bir sonucu olduğu açıkça vurgulanmaktadır. 1412 Sayılı CMK'nun 223/son ve 225/son maddelerinde belirtilen ayrık hükümler dışında sanığın sorgusu yapılmadan hüküm kurulması mümkün değildir. Ayrık tutulan 223/son maddesi hükmüne göre de ancak dosya içeriğinden sanığa yüklenen eylemin ilk bakışta suçu oluşturmadığının kabulü halinde sanığın sorgusu yapılmadan beraat kararı verilebilecektir. Sanığın sorgusu yapılmadan delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesi mümkün değildir. 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren CMK'nın 193/2 ve 195. maddelerinde de 1412 sayılı Kanunun anılan hükümlerine paralel bir düzenlemeye yer verilmiş olması nedeniyle yukarıda belirtilen içtihatların bu tarihten sonra da geçerliliğini sürdürdüğü kabul edilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın savunmasının alınması ile atılı suça konu facebook sayfasındaki paylaşımların bir bütün olarak değerlendirilerek silahlı terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, mensuplarının bu yöndeki faaliyetlerini övecek, teşvik edecek nitelikte olup olmadığı, silahlı terör örgütünün propagandasını oluşturup oluşturmadığı irdelenerek tüm bu değerlendirmeler neticesinde suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının gerekçesiyle birlikte denetime olanak sağlayacak şekilde belirlendikten sonra hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden somut olayda uygulanma koşulları bulunmayan CMK'nın 193/2. maddesine yanlış anlam verilerek savunması yöntemince saptanmayan sanığın beraatine ilişkin hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme kararlarının dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre sanığa isnat edilen ve suç oluşturduğu kabul edilen eylemin karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile ve sanığın savunması alınmadan hüküm kurulması suretiyle, Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230. maddelerine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet savcısının istinaf nedenleri bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan CMK'nın 280/1-b ve 289/1-g. maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere Bilecik Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE. CMK'nın 284. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 17.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)