(2709 S. K. m. 13, 141) (3713 S. K. m. 7) (5271 S. K. m. 34, 280, 289)
TÜRK MİLLETİ ADINA
İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanık …hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen beraat hükmüne karşı Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf Kanun yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf dilekçesinin içeriğine göre,
Dosya görüşüldü;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, gerekçe içeriği, suça konu facebook sosyal paylaşım sitesinde yapılan paylaşımlar ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 15.06.2016 tarih, 2015/26018 esas sayılı iddianamesi ile; şüpheli .......'nun, sahibi olduğu ve "… (…" ismi altında kullandığı facebook sosyal paylaşım sitesinde herkese açık profilinde ve yaptığı paylaşımlarda PKK/KCK, PKK/KCK terör örgütü ele başı Abdullah ....., PKK/KCK terör örgütünün Suriye yapılanması olan YPG ve sözde bayrağı, YPJ ve iki uzun namlulu silah ile çekilmiş fotoğrafları paylaştığı, "Allah YPG - YPJ güçlerine yardım etsin, dualarımız Kobane için, ağıtlar (kürtçe) olunca tüm dünya sessiz kalıyor, özgürlüğün geldiği gün o gün ölmek yasak" şeklinde yorumlar yaptığı, ayrıca; ellerinde silahlı ve sözde PKK giysileri giyen kişilerin fotoğraflarını paylaşıp "devrimciler zafere giden yolda gülmekle başlamalı yürümeye, gülüşünü kurban olurum can gerillam","mezarda bile olsam bu savaş kesin kazanacak, SeroApo PKK - YPG", "siz rahat uyuyun kürdistanın yiğit ve onurlu savaşçıları, Kobane sizin görkemli mücadelenizle özgürleşti, hepinizin mekanı cennet olsun" şeklinde yazılar yazdığı,
Şüpheliye ait facebook paylaşım sitesi üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, hesabın aktif olmaması sebebiyle şüphelinin daha önce tespit edilen paylaşımlarına erişimin mümkün olmadığının belirtildiği,
Şüpheli …'nun yukarıda belirtildiği şekilde, silahlı terör örgütü PKK'nınşiddet içeren eylem ve yöntemlerini sahibi bulunduğu ve kullandığı herkese açık facebook sosyal paylaşım sitesinde yayınlamak suretiyle üzerine atılı terör örgütü propagandası yapmak suçunu işlediği iddiasıyla 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 17.11.2016 tarih ve 2016/261 Esas, 2016/325 Karar sayılı kararı ile; sanık soruşturma aşamasındaki ifadesinde ve kovuşturma aşamasında ki savunmasında söz konusu hesabın kendisine ait olmadığını, kendi adına sahte hesap açıldığını, paylaşımları kendisinin yapmadığını beyan etmiş Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2014/9422 esas 2014/26250 karar sayılı ilamında da bahsedildiği üzere Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğünün, “İnternet Ortamında İşlenen Suçlarda Uluslararası Ceza İstinabe İşlemleri” başlıklı yazısında; google, yahoo, facebook, skype, hotmail, twitter, youtube gibi internet ortamında yaygın olarak kullanılan yer sağlayıcı firmaların merkezinin Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunduğu, ABD mevzuatına göre, internet ortamında işlenen suçlara ilişkin trafik bilgilerinin, yer sağlayıcılar veya erişim sağlayıcılar tarafından 90 gün süreyle saklandığı, bu süre içinde resmi otoritelerce başvurulduğunda anılan saklama süresine 90 gün daha ilave edildiği belirtilmiş olmakla, olayın üzerinden geçen zaman dilimine nazaran, suça konu facebook hesabının açıldığı bilgisayara ait IP bilgilerinin tespit edilmesi imkanının bulunmaması, sanığın savunması dikkate alındığında savunmanın aksine, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı" gerekçesiyle sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmaması nedeniyle CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun düzenlendiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi; "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklindedir.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda; "Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca" şeklinde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
Anayasa'nın 26/2. maddesine göre, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Yine Anayasa'nın 13. maddesine göre; temel hak ve hürriyetler, ancak Anayasa'da belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabilir. Anayasa'nın 14. maddesine göre ise,
Anayasa'da belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz, Anayasa hükümleri Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini ve Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunulmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi kapsamında "terör örgütünün propagandasını yapma" suçunun oluşabilmesi için, terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesi veya bu yöntemlerin övülmesi ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, failin eylemini oluşturan yazı, konuşma, video, açıklama veya sözler ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu bağlamda;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 22.03.2016 tarih ve 2015/7871 esas, 2016/1811 karar sayılı kararında; "... örgüte müzahir internet sitelerinden yapılan çağrılar doğrultusunda... organize edilen basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü için toplanan, “Dişe diş kana kan seninleyiz …” şeklinde terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte slogan atan grup içinde bulunan, grubu yönlendiren ve grupla birlikte slogan atan sanıkların eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği", belirtilmiştir.
Yine; Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 17.03.2016 tarih ve 2015/2276 esas, 2016/1947 karar sayılı kararında da; "... kolluk tutanaklarına göre kanuna aykırı olarak gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde cebir ve şiddet içeren sloganlar atan grupla bütünleşip slogan atan sanığın, sarf ettiği sözler tekdüze ve doğrudan cebir ve şiddet içermeyen nitelikte olsa dahi atılan sloganların etkisiyle kitle içinde bir grubun "belediye otobüsüne saldırma girişiminde" bulunmaya yönelttiği dikkate alındığında bu açıdan açık ve yakın bir tehlikeye vücut verdiği ..." kabul edilmiştir.
Tüm bu açıklamalar karşısında somut olay değerlendirildiğinde;
Suça konu …(… isimli facebook sosyal paylaşım sitesinin profil resminin sanığa ait olduğu, sanığın kendi adına açılan 4 farklı hesap olduğundan haberinin olduğu ve bu hususta facebook yöneticisine şikayette bulunduğunu beyan etmesine rağmen, karar gerekçesinden bu beyanının doğru olup olmadığının anlaşılamadığı gibi, paylaşımların içeriği göz önüne alındığında resmi mercilere durumu bildiren bir şikayet ve suç duyurusunun bulunmadığı, suça konu 24.09.2014 tarihli paylaşımdan sonra 08 Temmuz tarihinde sanığın her iki elinde ismini dahi hatırlamadığı bir arkadaşından fotoğraf çektirmek için aldığını ve geri verdiğini beyan ettiği silahlar olduğu halde çektirdiği fotoğrafın yer aldığı paylaşımın gerçek hesabından alınmış olabileceği yolundaki sanık savunmasına ne şekilde itibar edildiğinin açıklanmadığı, buna dair delillerin gerekçede gösterilmediği, sonrasında da 25.12.2014, 26 Haziran, 06 Ocak, 29 Ocak tarihlerinde yine suça konu paylaşımların devam ettiği, sanığa ait kişisel ve silahlı fotoğraflarının da yayınlandığı göz önüne alındığında;
Mahkemece; yargılamaya konu yukarıda açıklanan hususlar tartışılıp gerekçeleri ve dayandığı deliller gösterilmeden yalnızca "Olayın üzerinden geçen zaman dilimine nazaran, suça konu facebook hesabının açıldığı bilgisayara ait IP bilgilerinin tespit edilmesi imkanınınbulunmaması, sanığın savunması dikkate alındığında savunmanın aksine, sanığın mahkumiyetine yeter, her türlü derecede şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı" şeklinde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
Mahkeme kararlarının dayandığı tüm kanıtların, bu kanıtlara göre mahkemenin ulaştığı sonuçların iddia, savunma ve dosyadaki diğer belgelere göre karar yerinde gösterilmesi ve bu hususun gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması suretiyle, Anayasanın 141, CMK'nın 34, 230. maddelerine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan Cumhuriyet savcısının istinaf nedenleri bu sebeple yerinde görülmüş olduğundan CMK'nın 280/1-b ve 289/1-g. maddesi uyarınca diğer yönleri incelenmeksizin hükmün öncelikle bu sebepten dolayı BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan İstanbul Anadolu 2. Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, CMK'nın 284. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)