(2709 S. K. m. 13, 26) (3713 S. K. m. 7) (5237 S. K. m. 53, 62)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanık … hakkında Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkumiyet hükmüne karşı sanık müdafii tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmakla başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre;
Dosya görüşüldü;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, olay tutanağı, toplanan deliller, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1, TCK'nın 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk derece mahkemesince 3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1, TCK'nın 62, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca neticeten 6.000.00,TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulmuştur.
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun unsurlarının belirtildiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanunun 7/2. maddesindeki düzenleme "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine göre cezalandırılır.
b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;
1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması,
2. Slogan atılması,
3. Ses cihazları ile yayın yapılması,
4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi ........" şeklindedir.
3713 sayılı Kanunun 7/2-b. maddesinde sayılan ve az yukarıda belirtilen terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde; örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da taşınması, slogan atılması, ses cihazları ile yayın yapılması, terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde bulunduğu üniformanın giyilmesi şeklindeki fiillerin bilerek ve isteyerek işlenmesi halinde, fail, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi kapsamında "terör örgütünün propagandasını yapma" suçundan cezalandırılacaktır.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda; "Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca " şeklinde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
Anayasa'nın 26/2. maddesine göre, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Yine Anayasa'nın 13. maddesine göre; temel hak ve hürriyetler, ancak Anayasa'da belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabilir. Anayasa'nın 14. maddesine göre ise, Anayasa'da belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz, Anayasa hükümleri Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini ve Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunulmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi kapsamında "terör örgütünün propagandasını yapma" suçunun oluşabilmesi için, terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesi veya bu yöntemlerin övülmesi ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, failin eylemini oluşturan yazı, konuşma, video, açıklama veya sözler ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu bağlamda;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 22.03.2016 tarih ve 2015/7871 esas, 2016/1811 karar sayılı kararında; "... örgüte müzahir internet sitelerinden yapılan çağrılar Doğrultusunda organize edilen basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü için toplanan, “Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan” şeklinde terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte slogan atan grup içinde bulunan, grubu yönlendiren ve grupla birlikte slogan atan sanıkların eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği", belirtilmiştir.
Yine; Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 17.03.2016 tarih ve 2015/2276 esas, 2016/1947 karar sayılı kararında da; "... kolluk tutanaklarına göre kanuna aykırı olarak gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde cebir ve şiddet içeren sloganlar atan grupla bütünleşip slogan atan sanığın, sarf ettiği sözler tekdüze ve doğrudan cebir ve şiddet içermeyen nitelikte olsa dahi atılan sloganların etkisiyle kitle içinde bir grubun "belediye otobüsüne saldırma girişiminde" bulunmaya yönelttiği dikkate alındığında bu açıdan açık ve yakın bir tehlikeye vücut verdiği ..." kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde
Temel ceza tayin edilirken uygulama maddesinin "3713 sayılı Kanunun 7/2" yerine "3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1" olarak gösterilmesi eylemin nitelendirilmesine ilişkin mahkeme kabulü de göz önüne alındığında mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.
Anayasanın 26. maddesinde tanımlanan ifade özgürlüğü temel hak ve özgürlüklerden biri olmakla birlikte, silahlı terör örgütünün propagandası niteliğini taşıyan ve ifade özgürlüğü olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılan eyleminin, sanığın propagandasını yaptığı terör örgütünün amacı, bu amacı gerçekleştirmek için yaptığı eylemlerin cebir, tehdit ve yoğun şiddet içeren niteliği de göz önüne alındığında, eylemin silahlı terör örgütü PKK'nın cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek, teşvik edecek nitelikte olup işleniş biçimi itibariyle de açık ve yakın tehlikenin varlığının kabulü gerektiği ve silahlı terör örgütünün propagandası suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller, karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutunun kabul edildiği, eylemlerinin olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde nitelendirilerek vasfının tayin edildiği, cezayı azaltıcı sebebin niteliğinin takdir kılındığı, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle reddedildiği, incelenen dosyaya göre verilen hükümde usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, dosyanın hükmü veren Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine, CMK'nın 286/2. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 05.01.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)