(2709 S. K. m. 26) (3713 S. K. m. 7) (5237 S. K. m. 43, 53) (ANY. MAH. 08.10.2015 T. 2014/140 E. 2015/85 K. )
TÜRK MİLLETİ ADINA
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen hükme karşı sanık tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmakla başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre;
Dosya görüşüldü;
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, suça konu facebook sayfasında yapılan paylaşımların içerikleri, toplanan deliller, gerekçe içeriği ve tüm dosya kapsamına göre yapılan incelemede;
Sanık hakkında silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 3713 sayılı Kanunun 7/2, TCK'nın 43/1, 53. maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk derece mahkemesince 3713 sayılı Kanunun 7/2-b-1. maddesi delaletiyle 7/2, 7/2-2. cümle, 53/1-2-3. maddeleri uyarınca neticeten 1 Yıl 6 Ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm kurulmuştur.
Silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun düzenlendiği 11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Kanun'un 7/2. maddesi; "Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..." şeklindedir.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde propaganda; "Bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı vb. yollarla gerçekleştirilen çalışma, yaymaca" şeklinde tanımlanmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının "Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti" başlıklı 26/1. maddesine göre, "Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar..." şeklindedir.
Bunun yanında; Anayasanın çeşitli hükümlerinde de ifade özgürlüğünün kullanılmasına ilişkin sınırlamaların ne şekilde olabileceği gösterilmiştir.
Anayasa'nın 26/2. maddesine göre, bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Yine Anayasa'nın 13. maddesine göre; temel hak ve hürriyetler, ancak Anayasa'da belirtilen sebeplerle ve kanunla sınırlanabilir. Anayasa'nın 14. maddesine göre ise, Anayasa'da belirtilen hak ve hürriyetlerden hiçbiri Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz, Anayasa hükümleri Anayasa ile tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini ve Anayasa'da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunulmasını mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz.
11.4.2013 tarih ve 6459 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/2. maddesi kapsamında "terör örgütünün propagandasını yapma" suçunun oluşabilmesi için, terör örgütü ile ilgili bir öğreti, düşünce veya inancın başkalarına tanıtılması, benimsetilmesi ya da yayılması amacıyla terör örgütünün cebir, şiddet ve tehdit içeren yöntemlerinin meşru gösterilmesi veya bu yöntemlerin övülmesi ya da bu yöntemlere başvurmanın teşvik edilmesi gerekmektedir. Bu durumda, failin eylemini oluşturan yazı, konuşma, video, açıklama veya sözler ile verilen mesajın şiddete çağrı, tahrik ve teşvik edici ya da silahlı direnişe ve isyana davet şeklinde veya insanda saldırgan duygular oluşturacak biçimde bir nefret yaratarak şiddetin doğmasına uygun bir ortamı kışkırtacak nefret söylemi olup olmadığı değerlendirilmeli, doğrudan veya dolaylı şiddete çağrı var ise sanığın kimliği, konumu, konuşulan yer ve zamanı gibi açık ve yakın tehlike testi bakımından analize tabi tutulmalıdır.
Bu bağlamda;
Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 22.03.2016 tarih ve 2015/7871 esas, 2016/1811 karar sayılı kararında; "... örgüte müzahir internet sitelerinden yapılan çağrılar doğrultusunda... organize edilen basın açıklaması ve gösteri yürüyüşü için toplanan, “Dişe diş kana kan seninleyiz Öcalan” şeklinde terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek nitelikte slogan atan grup içinde bulunan, grubu yönlendiren ve grupla birlikte slogan atan sanıkların eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği", belirtilmiştir.
Yine; Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 17.03.2016 tarih ve 2015/2276 esas, 2016/1947 karar sayılı kararında da; "... Kolluk tutanaklarına göre kanuna aykırı olarak gerçekleştirilen toplantı ve gösteri yürüyüşünde cebir ve şiddet içeren sloganlar atan grupla bütünleşip slogan atan sanığın, sarf ettiği sözler tekdüze ve doğrudan cebir ve şiddet içermeyen nitelikte olsa dahi atılan sloganların etkisiyle kitle içinde bir grubun "belediye otobüsüne saldırma girişiminde" bulunmaya yönelttiği dikkate alındığında bu açıdan açık ve yakın bir tehlikeye vücut verdiği ..." kabul edilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın kullanıcısı olduğu facebook sayfasında propaganda içerikli; PKK terör örgütünün simgeleri ile birlikte bu silahlı terör örgütünün mensuplarının silahlı faaliyetlerini övücü nitelikteki ve meşru göstermeyi amaçlayan yazı ve görüntülerini paylaşması şeklinde gerçekleşen eyleminin; propagandasını yaptığı terör örgütünün amacı, bu amacı gerçekleştirmek için yaptığı eylemlerin cebir, tehdit ve yoğun şiddet içeren niteliği göz önüne alındığında, eylemin silahlı terör örgütü PKK'nın cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek, teşvik edecek nitelikte olduğu ve silahlı terör örgütünün propagandası suçunu oluşturduğu sonucuna varılmıştır.
Hükümde ve kısa kararda temel cezanın tayini sırasında uygulama maddesinin başına “ 7/2-b.1 maddesi delaletiyle” ibaresinin yazılması ve gerekçeli karar başlığında suç tarihinin "2014 - 2015 - 2016 yılları" yerine "22.05.2016" olarak gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir maddi hata kabul edilmiş,
Sanık hakkında yüklenen silahlı terör örgütünün propagandasını yapma suçunun farklı tarihlerde işlenmiş olmasına göre, suç tarihleri arasında geçen süre ve yenilenen kastı dikkate alındığında ayrı suç teşkil eden eylemlerinin bulunduğu ve yakın tarihli aynı kasıt altında işlediği anlaşılan eylemlerine ilişkin ise TCK'nın 43. maddesi ile uygulama yapılması gerektiği gözetilmeden eylemlerinin bir bütün halinde tek suç teşkil ettiği kabul edilerek buna göre uygulama yapılmış olması aleyhe istinaf kanun yoluna başvuru bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesinin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararının TCK'nın 53. maddesinin uygulanması yönünden infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.
Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller, karar yerinde incelenip, sanığın suçunun sübutunun kabul edildiği, eylemlerinin olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde nitelendirilerek vasıflarının tayin edildiği, savunmalarının inandırıcı gerekçelerle reddedildiği, incelenen dosyaya göre verilen hükümde usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, istinaf başvurusunda bulunan sanığın ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, CMK'nın 286/2. maddesi uyarınca kesin olmak üzere 10.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)