(5237 S. K. m. 50, 51, 53, 62, 220, 314, 327, 328, 329, 330) (3713 S. K. m. 5) (5271 S. K. m. 100, 225, 231)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yasa yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliğine göre Dairemiz tarafından delillerin yeniden değerlendirilmesi açısından davanın yeniden görülmesine karar verilmesinden sonra Dairemizce yapılan yargılama sonunda;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
İDDİA; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 19/08/2016 gün, 2016/78216 soruşturma, 2016/32641 Esas ve 2016/3471 sayılı iddianamesiyle;
Sanık K. E. B. hakkında özetle; 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen, dünya tarihine ve kamuoyuna mal olan ve kamuoyu tarafından "Darbe Teşebbüsü" şeklinde özetlenen olaylar zinciri içinde ortaya çıktığı gibi, "FETÖ (Fetullahçı Silahlı Terör Örgütü)" ve "Paralel Devlet Yapılanması" olarak nitelenen, yurtiçi ve yurt dışında örgüt disiplini altında yapılanmış "yasadışı silahlı örgüt" ünvanı ile gerçekleştirdiği eylemlere dayalı fiillerden dolayı bir çok Ağır Ceza Mahkemelerine kamu davası açılan örgütün, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 Esasına kayden devam eden kamu davasının maddi olaylarının kaynağını teşkil eden "MİT Tırları" olayının, flash diske alınmış görüntülerini, devlet sırrı olduğunu bile bile C.D.'a sanık tarafından verildiği, salt bu eylemi ile sır niteliğindeki bilgilerin ifşası suçunun işlendiği gibi, ayrıca 17-25 Aralık 2013 hadiseleri sonrasında yurt genelindeki olayların yazılı ve görsel medya kuruluşları tarafından haber konusu edilişi ve lanse ediliş biçimi de nazara alındığında, sanık K. E. B.'nun, anılan yasadışı silahlı örgüte üye olduğu bilinmemekle birlikte, yardım içeren harekette bulunduğu, Eylemin, 5237 sayılı TCK'nun Dördüncü Kısmı Yedinci Bölüm başlığı altında düzenlenen 328/1. Maddesinde unsurları yazılı "siyasal ve askeri casusluk" suçu ile TCK'nun 220/7. Maddesi yolu ile 314/2. Maddesinde belirtilen suçu oluşturduğu, iş bu iddianameye konu olaylar ile, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde derdest 2016/37 Esas sayılı yargılama arasında "hukuki ve fiili bağlantı" bulunduğu; her iki yargılamanın "birleştirilerek" görülmesinde yargılama ekonomisi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi bakımından yarar olacağı iddiası ve yapılacak yargılama sonunda, sanığın suçlarının sübuta ermesi halinde Türk Ceza Kanunu'nun 328/1. Maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun 220/7. Maddesi yolu ile 314/2; 3713 sayılı kanunun 5. Maddesi, Türk Ceza Kanunu'nun 53/1. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemi ile mahkememize kamu davası açılmıştır.
İstanbul 22.Ağır Ceza Mahkemesinin bu dosyası ile İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/205 Esas sayılı dava dosyası arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğundan CMK 8/1, 10/1. md. leri gereğince dosyamızın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/205 Esas sayılı dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, karar verilmiştir.
İstanbul 14.Ağır Ceza mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonucunda;
A) Sanıklar C. D., E. G. ve K. E. B. hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmaksızın Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme" suçundan açılan kamu davalarının eldeki dava dosyasından TEFRİKİ İLE, mahkememizin başka bir esas numarasına kaydedilmesine, dosyanın onaylı bir suretinin çıkarılarak yeni esas numarası altında oluşturulacak dosya içerisine konulmasına, bahse konu suçtan yargılamanın yeni oluşturulacak iş bu dava dosyası üzerinden YÜRÜTÜLMESİNE,
B)1-Sanık K. E. B.'nun üzerine yüklenen siyasi ve askeri casusluk maksadıyla devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunu işlediği sabit olmakla, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kasta dayalı kusurunun yoğunluğu, sanığın güttüğü amaç ve saik nazara alınarak eylemine uyan TCK 330/1 maddesi uyarınca MÜEBBET HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar, sanık lehine takdiri hafifletici sebepler kabul edilerek; TCK.62. maddesi uyarınca, sanığa verilen cezada indirim yapılmak suretiyle, SANIĞIN 25 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA.
3-Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; 5237 sayılı TCK'nın 53/1 maddesinin uygulanması yönünden (a), (c), (d) ve (e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan YOKSUN BIRAKILMASINA; aynı Kanunun 53/2 maddesinin uygulanması açısından, 53/1 maddesinin (a), (c), (d) ve (e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca, (c) bendinde yazılı kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar KULLANMAMASINA,
4-Sanığa verilen cezanın haddi itibariyle TCK 50, 51 ve CMK 231/5 maddelerinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA,
5-Sanık K. E. B.'nun dosya içerisindeki HTS kayıtları, baz bilgileri, C. D.'ın açık kaynaklardan ve kitabında geçen beyanları dolayısıyla işlediği sabit olduğu anlaşılan suç dolayısıyla hükmonulan cezanın haddi itibariyle kaçacağı ve saklanacağı hususunda somut emarelerin bulunması ayrıca 5271 Sayılı CMK'nın 100. Maddesinde öngörülen şartların gerçekleşmiş olması dolayısıyla sanığın CMK'nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca TUTUKLANMASINA, karar verilmiş ve kararın istinaf edilmesi üzerine dosya dairemize gönderilmiştir.
Dairemizin 09/10/2017 tarih ve 2017/1405 Esas, 2017/1646 Karar numaralı kararı ile; "... Bu kapsamda C. D. ile ilgili olarak 29.05.2015 tarihinde yayınlanan görüntü ve haberlere ilişkin İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 esasına kayden görülen dava neticesinde; sanığın Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye teşebbüs etmek, Silahlı terör örgütüne yardım, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme, Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında sanık C. D.'ın anılan mahkemenin 06.05.2016 tarih ve 2016/37 Esas ve 2016/162 sayılı kararı ile; silahlı terör örgütüne yardım suçundan açılan davanın tefrikine, Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen yada tamamen engellemeye teşebbüs etmek suçundan beraatine, ve casusluk kastı ile başka bir devletle veya terör örgütü ile anlaşma olgusunun ispatlanamadığından bahisle TCK'nın 329/1. maddesi gereğince mahkumiyetine karar verildiği, kararın halen Yargıtay 16. Ceza Dairesinde temyiz incelemesinde bulunduğu,
C. D.'ın "Tutuklandık" isimli kitabındaki "... Nihayet 27 Mayıs çarşamba günü öğleden sonra solcu bir milletvekili dostum getirdi görüntüleri ..." şeklindeki ifadesi, yapılan soruşturma sonucunda sanık C. D.'ın kullandığı telefona ait HTS verilerinin ve görüşme yapılan karşı telefon numaralarının baz bilgilerine göre sanık K. E. B. tarafından kullanılan telefondan 27.5.2015 günü saat 14:32:20 de C. D.'ı araması üzerine 21 saniye görüştükleri, sanığın kullandığı telefonla görüşme yapıldığı sırada "Şişli Büyükdere Cad. No 22/A Istanbul" adresi civarındaki baz istasyonundan sinyal verisi alındığının tespit edilmesine göre;
Dosyamız sanığının da söz konusu görüntüleri C. D.'a vererek, Silahlı terör örgütü olan FETÖ/PDY Silahlı terör örgütünün yukarıda yazılı amaçları doğrultusunda suça konu görüntüleri temin ederek ifşasını sağlamak suretiyle casusluk suçunu işlediğinin iddia olunduğu olayda;
Sanığın milletvekili oluşuna göre 6718 sayılı yasa ile eklenen Anayasanın geçici 20.maddesi kapsamında İstanbul C. Başsavcılığı tarafından TBMM başkanlığına sunulmak üzere hazırlanmış olan fezlekedeki suç nitelendirmesiyle CMK 225/2 maddesi gereğince mahkemenin bağlı olmayışı karşısında bu yöndeki sanık müdafiilerinin istinaf talepleri yerinde görülmemiştir.
Atılı suça konu yasal düzenlemelerin değerlendirilmesinde;
TCK'nın 328 ve 330. maddelerinde düzenlenen casusluk suçunun konusu, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerdir." Suçun oluşabilmesi için temin edilen bilgilerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken sır niteliğindeki bilgilerden olması gerekir. Madde gerekçesinde de belirtildiği gibi suçun konusunu oluşturan bilgiler nitelikleri itibariyle gizli kalması gereken bilgiler olmalıdır.
Casusluk suçunu TCK'nın 327 ve 329. Maddesinde düzenlenen suçlardan ayıran temel unsur eylemin casusluk kastıyla gerçekleştirilmesi hususudur, bu manevi unsurun oluşabilmesi için failin genel kastının yanında sözü edilen özel maksadının da bulunması gerekir.
5237 sayılı TCK'nın 328. maddesi gerekçesinde askeri ve siyasi casusluk tanımına yer verilmiştir. Buna göre siyasal casusluktan maksat yabancı bir devlet yararına Türkiye Cumhuriyeti devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye'de oturmakta olan ikamet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir. Suçun maddi unsuru suça konu bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmektir. (Erem, a.g.e. Cilt 1 syf. 50, Gözübüyük Cilt 1, Syf 510, özel Syf. 1034, Öztürk Syf: 384 ) bilginin temini için kullanılan vasıtanın önemi olmadığı gibi, bilgiyi içeren belgenin de elde edilmiş olması ve temin edilen bu bilginin başkasına verilmiş olması şart değildir. Suç sır olan bilginin elde edilmesi ile tamamlanmış olur. (Dr. Mehmet Yayla a.g.e. Syf. 197 ) Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir. (Erem a.g.e. Cilt Syf. 50 )
Şu duruma göre; gerek TCK'nın 328. ve gerekse 330. maddesinde de düzenlenen suçların oluşabilmesi için; diğer unsurların yanında eylemin yabancı bir devlet ya da örgüt yararına gerçekleştirilmesi ve bu şekilde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından milli güvenliğin tehlikeye düşürülmesi gereklidir. Aksi halde yani casusluk kastının belirtilen şekilde bulunmaması durumunda eylemin TCK'nın 327 ve 329. Maddelerinde düzenlenen suçlara vücut verecektir.
Yine casusluk suçu yönünden;
Suça konu bilgi ya da belgelerin, "sırrın", daha önceden açıklanmamış ve kamuoyunun bilgisine sunulmamış olması gerekmektedir. Bu hususun değerlendirilmesinde konu ile ilgili daha önceden yapılan dayanağı gösterilmeyen yorumlar, rivayetler elbetteki sırrın ifşası olarak değerlendirilmez, ancak bu kapsamda bulunmayan konu ile ilgili daha önceden yayınlanmış haberler sonucunda kamuoyu durumdan bilgi sahibi olmuş ise artık ortada herhangi bir sırdan bahsedilemeyeceği açıktır. Bu kapsamda milli güvenlik için tehdit oluşturan herhangi bir sır, kamuoyunun bilgisine sunulduktan sonra aynı konuyu içerir yapılan yayınların daha etraflı da olsa sonradan yayınlanmasının milli güvenlik açısından oluşan sakıncası devam edip etmediği hususunun suçun oluşumu için belirlenmesi gereklidir.
A.İ.H.M.'nin bu konuyla ilgili temel görüşü ise gizli olarak addedilen bilgilerin basın organlarınca yayınlanmadan daha önce kamuoyunun bilgisi dâhilinde olup olmadığıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 26.11.1991 tarihli Sunday Times/İNGİLTERE kararı bu duruma ışık tutacak niteliktedir. Divana göre, Amerika'da yayınlandıktan sonra kitabın gizliliği kalmadığından, milli güvenliği koruma gerekçesi ortadan kalkmıştır. İstihbarat teşkilatının etkinlik ve itibarının korunması ise yayın yasağı konulması için tek başına yeterli bir gerekçe olarak görülmemiştir. ( Dr. Hacı Sarıgüzel Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları 2016 S: 183- Sunay 2001- S: 81)
Tüm bu açıklamalar ışığında Dairemizce yapılan incelemede;
1- Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 28.06.2016 tarih ve 2016/638 Esas, 2016/4601 Karar sayılı; "... Kanunun amaç, kapsam ve gerekçesi ile yukarıda değinilen, dairemizce benimsenen doktrindeki görüşler ve yargısal kararlar birlikte değerlendirildiğinde; Başbakanın resmi konutlarında bulunan kriptolu telefonla yapmış olduğu tüm görüşmelerin uzun bir süre zarfında dijital ses ve görüntü kaydı yapan elektronik cihazla dinlenilip kayıt altına alınmasında siyasi casusluk kastının varlığı açılan örgüt davası ile birlikte değerlendirilmelidir." içeriğindeki içtihadında da belirtildiği üzere;
Sanığa atılı iddianın "FETÖ/PDY Silahlı terör örgütünün amacına yardım doğrultusunda örgüt tarafından sağlanan ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri temin etmek" ve iddianamede sevk maddesi olarak gösterilmese de yüklenen eylem itibariyle "ifşa etmek" suretiyle "siyasi casusluk suçu" olup; Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin yukarıda yazılı ilamında da belirtildiği üzere, somut olayda öncelikle sanığın iddiaya konu kastının varlığı ve sonucuna göre suçun hukuki niteliğinin tespiti bakımından sanığa atılı bu eylemin ayırma kararı verilen "Silahlı terör örgütüne yardım" suçuyla bir arada görülerek değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeksizin, sanık hakkında silahlı terör örgütüne yardım suçundan açılan kamu davasının tefrikine karar verilmek suretiyle "siyasi casusluk kastının" tesbiti açısından bu hususun gerekçede tartışmasız bırakılması,
2- Gerekçeli kararda yukarıda bahsi geçen diğer sanık C. D. ile sanık K. E. B.'nun atılı suçu, "İştirak iradesi ile birlikte hareket etmek suretiyle işlediklerinin kabul edildiği", sanık C. D.'ın hakkında "istinaf incelemesine konu iş bu dosyada suça konu olan görüntüleri yayınladığı" iddiasına ilişkin olarak aynı suça konu görüntüler nedeniyle açılan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 Esas sayılı dosyasında, suça konu aynı görüntülerin yayın tarihi itibariyle " İfşa olunmadığı ve Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgi niteliğinde olduğu" ancak; "casusluk suçunun unsurlarının oluşmadığı" gerekçesiyle suçun vasıf değiştirdiğinin kabul edilerek; TCK'nın 329/1. maddesi uyarınca mahkumiyetine karar verilmiş olması ve anılan dosyanın Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde temyiz inceleme aşamasında bulunması karşısında;
Her iki davada yayınlanmaları suça konu edilen belgelerin aynı olması ve istinaf incelemesine konu bu dosya sanığının belgelerinin yayınlanmasından sorumlu tutulmuş olması, ve yine suçu iştirak iradesi ile birlikte hareket etmek suretiyle işlediklerinin kabul edilmiş olması da göz önüne alındığında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2016/37 Esas sayılı dosya sanığı C. D. hakkındaki Yargıtay incelemesine konu dosyadaki belgelerin "niteliği" ve buna bağlı "suç vasfına" ilişkin yapılacak tespitin iş bu dosya sonucunu da etkileyeceği; buna göre suç vasfının belirlenmesi ve delillerin birlikte değerlendirilmesi açısından her iki dosya arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğu, bu sebeple Yargıtay 16. Ceza Dairesi'ndeki inceleme sonucunun beklenmesi ve sonucuna göre davaların birleştirilerek görülmesi veya Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nce verilecek kararın sonucuna göre sanık K. E. B.'nun hukuki durumunun takdir ve tayini ile denetime olanak verecek şekilde gerekçeye yansıtılması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
3- Gerekçeli kararda, sanık K. E. B.'nun görüntüleri vermesindeki amacın; "C. D. tarafından gazetesinde yayınlanarak başta Cumhurbaşkanı olmak üzere iktidarda bulunan Ak Parti hükümetini 'MİT tırlarıyla Suriye'deki terör örgütlerine silah yardımı yapılıyor' şeklindeki algı operasyonu ile kamuoyu nezdinde yıpratmak, cezai soruşturmalara maruz bırakmak, ulusal ve uluslararası alanda özellikle Cumhurbaşkanı'nın savaş suçlusu olarak yargılanmasının önünü açmak, buna ortam sağlamaya çalışmaktır. Keza o dönemdeki iç ve dış olaylar gözetildiğinde ulusal güvenlikle ilgili hassasiyetlerin yaşanan terör olayları ve Suriye'deki olaylar nedeniyle üst safhada olduğu, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Fetullah Gülen ve yapılanmasına yönelik çalışmalar yapıldığı, operasyonlar gerçekleştirildiği, devletteki kadrolardan ayıklanmaya çalışıldığı, bu suretle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın, Fetullah Gülen ve yapılanmasının baş düşmanı haline geldiği" "görüntülerin verildiği tarihlerdeki ortamın olağanüstü boyutta olduğu, MİT tırları olayının ifşası ile hazır ortam da müsait iken Cumhurbaşkanı ve Ak Parti hükümeti yöneticilerinin teröre destek veren, terörü finanse eden iddiaları ile ulusal ve uluslararası boyutta yargılanmaları sağlanarak ortadan kaldırılmalarının hedeflendiği, en iyi ihtimalle seçim öncesi hükümeti zora sokarak seçimi kazanmalarının önüne geçilmek istendiği, sanık K. E. B.'nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve Ak Parti hükümetine zarar vermek için siyasal amaçla hareket ettiği, hukuki ve cezai sorumluluklarının doğması, yeniden iktidar olmalarının önüne geçmek için devletin ulusal güvenliği, iç ve dış siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken özü itibariyle devlet sırrı olan görüntüleri yayınlaması, ifşa etmesi amacıyla diğer sanık C. D.'a vermekten çekinmediği, sanıkların iştirak iradesi içinde birlikte hareket ettikleri" şeklindeki ifadelerle, "en iyi ihtimalle" denilmek suretiyle suçun unsurları yönünden net bir belirleme yapılmadığı gibi bir siyasi partinin yurt içindeki seçimleri kazanmasını engellemeye yönelik eylemin hangi gerekçelerle casusluk suçunun unsuru olduğunun gösterilmediği, bu nedenle hangi eylemin suçun unsuru kabul edilerek sanığın sorumluluğuna esas alındığının belirsiz bırakılarak gerekçelendirilmediği;
4- Kabule göre de;
Somut olayda devlet sırrı olduğu ve devletin güvenlik veya iç ve dış siyasal yararları bakımından milli güvenlik yönünden tehlike oluşturduğu iddiası ile suça konu edilen görüntü ve bilgilerin 29.05.2015 tarihinden önce 21.01.2014 tarihli Aydınlık gazetesinde aynı konunun görüntülü olarak yayınlanması iddiasına ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturmasının devam ettiğinin ve yerel mahkemece anılan soruşturma dosyasının incelenmediğinin dosya kapsamından anlaşılması karşısında;
Anılan soruşturma dosyasının getirilerek 21.01.2014 tarihinde yayınlanan haber ve görsellerin işbu dava konusu görüntülerin bir parçası olup olmadığı, aynı olaya ilişkin bulunup bulunmadığının tespitiyle varılacak sonucun gerekçede gösterilmesi gerektiği gibi bunun yanında varılacak sonuca göre İddianamede suça ilişkin yapılan anlatım karşısında sanığın suça konu görüntüleri temin ettiği ve ifşasını sağladığının iddia olunmasına göre; TCK'nın 328 ve 330. maddeleri kapsamında iki ayrı suçtan açılmış davanın bulunduğunun kabulünün gerektiği, bu durumda yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda; sırrın daha önce ifşa edildiğinin kabulü halinde gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçunun unsurlarının oluşmayacağı, bu kez gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla ifşa öncesinde temin etme suçu yönünden değerlendirme yapılmasının gerekeceği, yerel mahkemece anılan hususlara yer verilmeden hüküm kurulması ..." gerekçeleri ile bozma kararı verilerek dosya yerel mahkemeye iade edilmiştir.
İstanbul 14.Ağır Ceza mahkemesince Dairemizin bozma kararına uyularak gereğinin yerine getirilmesi gerekirken fiili direnme nitelikli 06/11/2017 tarih ve 2017/183 Esas ve 2017/173 Karar sayılı kararı ile "... KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
2-Dosyanın gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2.Ceza Dairesine İADESİNE..." kararı ile dosyayı Dairemize iade etmiştir. İade sonrası İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 5271 sayılı kanunun 20/07/2017 tarih ve 7035 sayılı kanunla değişik 308/A maddesi kapsamında yaptığı itiraz sonrası Dairemizce duruşma açılmıştır.
Sanık K. E. B. Yerel Mahkemedeki 16/11/2016 Tarihli Savunmasında özetle: "...60 yaşındayım, tam. 33 yıl gazetecilik yaptım. 7 Haziran 2015 tarihinden itibaren de milletvekiliyim. Uzun uzun size neden casus olmadığımı ya da bir terör tarikatına yardımcı olmadığımı anlatarak zamanınızı yitirmek istemiyorum. Nefes tüketmek istemiyorum. Çünkü önünüzdeki iddianameye rağmen ben kimsenin benim casus olacağıma ya da bir terör tarikatına yardımcı olacağıma inanacağını düşünmüyorum. Böyle bir ihtimal vermiyorum... 2008 yılıydı. O dönemde gazetemin, yani uzun yıllar çalıştığım Hürriyet Gazetesi'nin Ankara temsilcisiydim. Ergenekon süreci söz konusuydu. Ergenekon sürecine, tarafsız da olsam, çok şüphe ile yaklaştım ve bu konuda sayısız yazı yazdım, köşem vardı o tarihte Ankara temsilcisi olarak. Bunun karşılığında o tarihte adliyede süper star diyebileceğim, tabirimi maruz görün, bir savcı bu Ergenekon soruşturmalarını yürütüyordu, Z. Ö., daha sonra işkence ve eziyet altında alındığı, mahkeme tarafından kanıtlanan bir uydurma Ergenekon şeması vasıtasıyla beni Ergenekon davasının iddianamesine dahil etti. Önce eklere girdim. Daha sonra gazetecilik faaliyetime devam ederken yaptığım bazı görüşmeler, bazı telefon konuşmaları iddianame içine serpiştirildi. Ağırıma gitti. Dava açtım. Davanın, kayıtlar için söylüyorum, açıldığı mahkeme Ankara 9. İdare Mahkemesidir. Esas numarası da 2008/1965'dir. 2 sene uğraştım. Bu arada ben adliyeye çok fazla gidip gelen bir adam değilim. Ama iki sene, hakikaten bu işe uğraştım. Yeter ki iddianameden, tanık ve sanık olmadığım bir iddianameden ismim çıkarılsın diye. Davayı kazanma aşamasına geldim. 2010 referandumu oldu. O tarihte bugün burada sanırım hazır bulunmuyor ama davada müdahil olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakan'dı. Çıkarttığı Anayasa değişikliği ile benim Savcı Ö.'e karşı kazanmak üzere olduğum davayı durdurdu..... Geçen sene E. G. ve C. D.'ın tutuklandığı gün 26 Kasım 2015'ti eğer doğru hatırlıyorsam. Bendeniz o tarihte Cumhuriyet Halk Partisi Medyadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla bu davayı partim adına izlemek üzere mevcut usul ve esaslara uyarak adliyenize geldim. Tutuklandı arkadaşlar, Silivri'ye gönderildi. Bunu anlatma sebebim şu; Savcılık iddianamesinde şöyle bir ifade geçiyor efendim. Deniyor ki; Tutuklandık kitabı, ki C. D. tarafından, Silivri'den çıktıktan sonra Mart ayının son haftasında çıktı, neşredildi. Orada C. D. bir solcu millet vekili tarifi veriyor. MİT TIR'larıyla ilgili görüntüleri buradan aldığını söylüyor, bu kişiden aldığını söylüyor ve biz bu kitapta yazan ifadeden yola çıkarak C. D.'ın, anılan tarihte, yani 27 Mayıs 2015 tarihindeki cep telefonu kayıtlarına baktık, HTS kayıtları diye de tabir edilir, bu kayıtlardan K. E. B.'nun ismine ulaştık. ...avukatım birazdan size bir gazete haberinin çıktısını verecek. 3 Aralık 2015 tarihli Akşam Gazetesi, hükümete çok yakın bir gazetedir. Birinci sayfasında şöyle bir başlık var; MİT TIR'larından CHP çıktı. Savcılık kaynaklı bir haber. Savcılık iddia ediyor ki, MİT TIR'larındaki kaynak CHP'li bir vekil. Bu vekil C. D. ve E. G.'ün duruşmasını izlemeye gelmiş adliyeye, bir hafta kadar önce. Savcılık iz üstünde ve çok yakında soruşturmaya dahil edilecektir bu vekil.... Şimdi bu haber Savcılık kaynaklı. Nereden anladınız diyorsanız yine aynı dosyada, mahkemede sunacağımız 3-4 tane daha haber var. Daha fezlekem yazılmadan 30 Mart'ta aynı gazete dahil olmak üzere 4 hükümet yanlısı gazeteye fezlekemin haberi yine aynı metotla verildi, yine aynı şekilde verildi. Dolayısıyla şunu sormak istiyorum; başından beri elde hiçbir kanıt dahi yokken, bu davayı CHP'ye sıçratmak istiyor olabilirler mi? Bu sorunun çok adil ve yerinde olduğunu düşünüyorum efendim. Birinci noktam budur. Devamında Savcılığın kanıt olarak iddianameye koyduğu diğer unsurlara çok kısaca değinmek istiyorum. İki unsur var zaten. Birincisi meselenin devlet sırrı olduğu, bu davanın konusunun devlet sırrı olduğu, hiç zamanınızı almayacağım. Aydınlık Gazetesi'nde çıkan haberin zaten malumunuz olduğunu biliyorum. Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararında geçtiğini de biliyorum. Ben onu aşan birşey size, mahkemenize sunmak istiyorum. Bakın 21 Temmuz 2014 tarihinde, yani MİT TIR'larının durdurulmasından yaklaşık 6 ay sonra TBMM'de halen de Genel Başkan Yardımcısı, o tarihte de Genel Başkan Yardımcısı olan Aydın milletvekili CHP Genel Başkan Yardımcısı B. T.'ın bir basın toplantısı var. Ben bunu Google'den öğrendim. Çünkü o tarihte ben gazeteciydim. Yani CHP'li değildim. Onu da açıklığa kavuşturmak istiyorum. Google'ye girdim, MİT TIR'ları dedim. Cumhuriyet Gazetesi'nden daha önce çıkan başka gazetelerde çıkmış unsurlar var mı dedim.... Bakın efendim. Baştaki Aydınlık Gazetesi. Diğerleri, zamanınızı almayacağım, diğerlerinin tamamı bu davaya konu olan, görüntüler de aynı olmak üzere, hepsinin 22 Temmuz Tarihli gazetelerde çıkmış örneği. Televizyonları tarayamadım. Çünkü öyle bir program yok elimin altında. Medya Takip programından çıkarttım bunları. Görseli, yani televizyon görselini takip edemedim. Ama böyle bir basın toplantısının olmaması mümkün değil diye düşünüyorum. Varsayıyorum ama takibi mahkemenizin araştırmasına muhtaç bir konudur ve Star Gazatesi, işin ilginci, Ocak ayında, onu da koydum bunun içine, hükümete çok yakın bir gazete ve sürekli bizi, şuanda muhalefeti, bu konuda en azından, yani bizim davamız konusunda eleştiren bir gazete. Star Gazetesi de, şu anda sanık olarak yargılanan Cumhuriyet Savcısı'nın cep telefonundaki görüntüleri, açık sandıkları, MİT TIR'larını, hepsini gösteren, yine burada çıktısı var, gösteren bir haber yayınlamış. Sanırım 24 Ocak 2015 tarihinde. Hepsi C. D.'ın haberinin, E. G.'ün haberinin çıkmasından aylar önce yazılmış, çizilmiş. Ben burada bir devlet sırrı görmüyorum.... Şimdi biliyorsunuz karşınızda bir kitapta geçen bir cümle, 21 saniyelik bir telefon konuşması sebebiyle bulunuyorum ve kendimi, tekrar ediyorum, aklamak açısından da çok iyi bir fırsat olarak görüyorum bunu... Suçlamamın içinde 17-25 Aralık olaylarını müteakip medyanın olayı veriş biçimi göz önüne alındığında şüpheli K. E. B. diye giden bir cümle var. Buradan 1725 Aralık'ın bir milat olarak kabul edildiğini varsayıyorum. En azından savcılık iddianamesinde. Eğer milat buysa ve suç da herkes için aynıysa, yani ben de işlesem başkası da işlese aynı ise ki ben öyle düşünüyorum. O sebeple milletvekili dokunulmazlığımın arkasına sığınmadım ya da arkasına geçmek istemedim, böyle bir zırhı kullanmak istemedim. E o zaman herkes için geçerlidir bu suç. 17 Aralık'tan itibaren, o süreçte FETÖ ile temas kuran, müzakere yapan, devamını, olayların gelişiminin devamını durdurmaya çalışan, bunu da al-ver ile yapmaya çalışan herkes suçludur. Şimdi bu çerçevede diyorum ki F. K. 18 Aralık günü dönemin Cumhurbaşkanı tarafından çağırılmış, kitapta yazıyor. Başbakan ile de görüşmüş, şimdiki Cumhurbaşkanı ile. Fetullah Gülen ile görüşmeye gönderilmiş... Bir mektup yazmış Fetullah Gülen. Evlere şenlik. Madde madde sıralıyor, şunlar olursa bu olur gibi. Yine kitapta o da açık. Bu mektup alınıp Türkiye'ye getirilmiş. Cumhurbaşkanı ve Başbakan'a sunulmuş. Fakat aynı gün, 25 Aralık günü Başbakan'ın kendisine ve ailesine dönük operasyon başlamış. Bakın o tarihe kadar sadece 4 Bakan var. 4 Bakan ile ilgili operasyon var. 25 Aralık'ta başka bir evreye geçmiş ve buna tepki vermiş Başbakan. Fehmi Koru'yu göndermiş. 10 gün efendim, Sayın Başkanım, 10 gün o mektup, o görüşme, o temas kamuoyundan saklanmış. Nereden biliyorum, 4 Ocak günü Dolmabahçe'de gazetecilere Başbakan mektubu açıklıyor, kendisine şart koşulduğunu açıklıyor ve bu şartları kabul etmediğini açıklıyor, 10 gün sonra. Peki efendim, eğer hukuk evrenselse, ki Türkiye'de öyle olduğunu düşünüyorum ben, 1 cümle, 21 saniyelik bir telefonla ben burada 30 yılla yargılanıyorsam, bu kitapta yazanlar hakkında hiçbir şey yapılmayacak mı? Hiç kimse sormayacak mı bu kitapta ne olduğunu ne bittiğini? 17-25 Aralık'tan sonra, bu mahkemeye geliş sebebim, birisi en azından. Efendim savunmamı kapatırken üslubumdan rahatsızlık duyduysanız peşinen özür dilerim. Hiç niyetim o değildi. Amma velakin siz de benim hakkımı teslim edin. 33 sene gazetecilik yaptım. Bunun son 5 yılını, isminin yanında Atatürk logosu olan ve Türkiye Türklerindir yazan bir gazetede geçirdim ve siz şimdi bana kalkıp diyorsunuz ki sen casussun, sen terör tarikatına yardım ediyorsun. E buna isyan etmemi de siz anlayın. Siz o iddianame karşısında ne yapmamı bekliyorsunuz diye ben size soruyorum ve son olarak da şunu söylemek istiyorum efendim; bunu izninizle bir dakika notlarıma bakarak tamamlamak istiyorum, bu dava, benim açımdan baktığımızda bir medya özgürlüğü ve demokrasi davasıdır, ifade özgürlüğü davasıdır. Doğru habere ceza verilmesi yanlıştır. Halkın bilgi alma hakkı kutsaldır. Bu davada bir casusluk suçu yoktur, benim açımdan. Davanın konusu olan görüntüler her yerde bulunabilir, açık kaynaklardan temin edilebilir. Demin izah etmeye çalıştım, Google araması yeterli. Ortada bir suç eylemi olmadığına göre ben de suçlu değilim ve bir terör tarikatına da yardımcı olmuş değilim. Teröre yardım bir yana genellikle efendim üzülerek bunu ifade etmek zorundayım, benim pozisyonumda olan insanlar terör cümleleri kurulduğu zaman genellikle kurban sıfatıyla anılır. Benden iki önceki Hürriyet Genel Yayın Müdürü terör şehidimizdir. E. Öz. iki tane, ben şimdi burada söylememe gerek yok, sayıda terör saldırısından kıl payı kurtulmuş insanlarız. Bu mahkemede, bu şekilde anılarak teröre hedef gösterilmiş olmamdan da endişe duyduğumu kayıtlar için söylüyorum. Yüce mahkemenizi saygıyla selamlıyorum, beraatimi talep ediyorum efendim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanığın Yerel Mahkemedeki 14/06/2017 Tarihli Celsedeki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: "... Esas hakkındaki savunmamı yapmak üzere huzurdayım. Bana yöneltilen üç suçlama var malumunuz. Benim açımdan aykırılığına göre sıralamak istiyorum. Bu aykırılık bana en az uyandan başlamak açısından sıralanmış oldu. Gizli kalması gereken bilgileri açıklamak ki mahkemenizin malumudur zaten, TCK 328. Sonra savcının mütalaasında bu 330'a döndü. Buna dair savunmam şudur... bana yöneltilen gizli belge temini suçlamasının içi tamamen boştur. Çünkü C. D. imzası taşıyan haberin hiçbir gizli yanı yoktur. Tekrar ediyorum: Sır ve gizli olması mümkün değildir, çünkü aynı bilgi daha önce defalarca ifşa olmuştur ve çeşitli tarihlerde yayınlanmıştır. Üstelik bu gerçek sadece dikkatli gazete okurların değil, mahkemelerin de malumuydu ve resmi evrakla kayıt altındaydı. Örneğin Anayasa Mahkemesi'nin mahkemenize yolladığı C. D. ve E. G.'ün serbest bırakılmasına ilişkin kararında Aydınlık Gazetesi'nin MİT tırları haberini, Cumhuriyet'ten bir yıl dört önce yayınladığı tespiti vardı. Can ve Erdem tutuklandı. Serbest kaldı. Hüküm giydi. Bir mahkeme daha açıldı. Ben de sanık oldum ve nihayet Savcının aklına Aydınlık Gazetesi geldi. Aydınlık Gazetesi 21 Ocak 2014 tarihli haberi yayınlandığı dönemde de genel yayın yönetmeni olan İlker Yücel 29 Eylül 2016 günü ifadeye çağrıldı. Yücel ifadesinden sonra adliye önünde medyaya şu açıklamayı yaptı: Türkiye Cumhuriyeti'nin bir kurumunu değil, Suriye politikasını eleştirdik. Haber değeri taşıdığı için yayınladık. Ertesi günkü Aydınlık Gazetesi'nin birinci sayfasında ise İlker Yücel imzalı ve daha ayrıntıya giren bir başyazı vardı. "MİT Tırları Haberini Niye Yayınladık? MİT Tırları haberimiz nedeniyle şüpheli olarak dün ifade verdik." Tarihi hatırlatmak istiyorum. 29 Eylül 2016. "Kamu yararı varsa bedelini göze alıp şüpheli olmak görevimizdir." Atlayarak gidiyorum. "MİT tırlarını durdurulduktan iki gün sonra haber yaptık. C. D. ise olaydan on beş ay sonra ilk defa kendilerinin yayınladığını iddia ederek görüntüleri haberleştirdi." İmza M. İlker Yücel. Demek ki gerçek neymiş? MİT Tırları haberi ve görüntüleri ilk kez Cumhuriyet'in yayınından bir yıl dört ay önce Aydınlık Gazetesi'nde çıktı. Aydınlık arşivleri bu gerçeği sergiliyor. Anayasa Mahkemesi aynı gerçeği teyit ediyor. Kayıt altına alıyor. Yetmiyor. Bu mahkemeden C. ve E.'e ceza çıktıktan dört ay sonra ifadeye çağrılan gazeteci, haberi ilk basanın Aydınlık Gazetesi olduğunu Savcılık ifadesinde kabul ediyor. Ertesi günkü başyazısında, "MİT tırları durdurulduktan iki gün sonra haber yaptık. C. D. ise olaydan on beş ay sonra ilk defa kendilerinin yayınladığını iddia ederek görüntüleri haberleştirdi" diyor. Sadece bu kronolojik delillendirmeyle yetinmedim. Medya Takip Merkezi isimli kuruluşun, ticari bir kuruluştur bu abonelerine medya kupürlerini temin etmekle yükümlüdür, web sitesinde yaptığım rastgele bir aramada MİT tırlarıyla ilgili 21 Temmuz 2014 tarihli bir basın toplantısı haberine rastladım. Bir muhalefet milletvekilinin açıkladığı MİT tırları görüntülerini ertesi gün, yani 22 Temmuz 2014 tarihinde on bir ayrı gazetenin sayfalarında çıkmış olduğunu kanıt olarak sundum. Cumhuriyet haberinden bir yıl öncesine dayanan bu yayınlara ilave olarak Star Gazetesi'nin 24 Ocak 2015 tarihli haberini örnek verdim.... Bu dava her ne kadar gizli belge ve terör örgütü gerekçesiyle açılmış olsa da, maalesef aslında yargılanan demokratik siyasi muhalefettir... Diyorum ki bu davada siyaset yargılanıyor. Bu cümleyi sadece huzurunuzda bir milletvekili ve sanık olarak yargılandığım için kuracak kadar abartılı bir egom yok. Siyaset yargılanıyor diyorsam, benim gibi düşünenlerden yani yargılanan haberin, Türkiye'nin o tarihteki Suriye politikasının yanlışlığına ışık tuttuğuna inanan politikacılardan örnek vermek istediğim içindir. C. D.'ın MİT tırları haberi yayınlandıktan sonra hangi siyasetçi bir lider neler demiş birlikte hatırlayalım. Örneğin MHP lideri Devlet Bahçeli 30 Mayıs 2015 günü Bayburt'ta diyor ki: "19 Ocak 2014 tarihinde alınan bir ihbar üzerine Adana'da MİT tırları Cumhuriyet Savcılığı tarafından durdurulmuştu. Erdoğan aylarca buna ihanet dedi. Aylarca savcının ve askerin meşru ve hukuki tutumunu düşmanlık olarak gösterdi." Tamamını okumama gerek yok. AKP'li bir genel başkan yardımcısının, bu silahların Özgür Suriye Ordusu'na gönderildiğini itiraf etmesine rağmen üzerinde kimseler durmamıştır. Bu arada MHP liderinin, ismini vermeden işaret ettiği AKP'li genel başkan yardımcısının bu konudaki ifadesinin yer aldığı videosu halen Youtube ve Dailymotion'da bulunan Yasin Aktay olduğunu kayıtlar için vurgulayayım. Kastım şudur: Bahçeli'nin doğru tespit ettiği gibi MİT tırlarının yükü Cumhuriyet'in haberinden çok daha önce siyaset sahnesinde ve hatta AKP yönetimi nezdinde bile tartışılıyordu. Bugün AKP hükûmetinin başbakan yardımcılığı görevinde bulunan T. T. de malum haberden üç gün sonra tartışmaya katıldı ve dedi ki: "Burada bizi izleyenlerin huzurunda yemin ediyorum. Vallahi ve billahi o silahlar Türkmenlere gitmiyordu. Bilerek söylüyorum." Bu açıklamasından birkaç ay sonra AKP'ye katılan ve başbakan yardımcılığına getirilen Türkeş, bildiğim kadarıyla bugün de bu cümlesinden geri dönmedi. Milliyetçi mazilere ve devlete sadakatleri tartışma götürmeyen bu iki isme, CHP, HDP ve diğer partilerin tepkilerini eklemek ve anlatmak lüzumsuz zaman kaybı olacaktır diye düşünüyorum. Ve geliyorum iddia makamının ikinci yanıltıcı tezine... İddianamedeki ikinci yanıltıcı unsur, tıpkı gizli belge olayındaki gibi, zaman çelişkisi nedeniyle açık saçık ortadadır. Savcılığın önünüzde bulunan fezleke ve iddianamede tekrar ettiği süreci biliyorsunuz. Sözde ben hedef seçilmemişim. İsme sözde bir delilden gelinmiş. Savcılık diyor ki çünkü C. D. kitabının haber kaynağıyla ilgili şu tarifi yaptı. Nihayet 27 Mayıs Çarşamba günü öğleden sonra solcu bir milletvekili getirdi görüntüleri. Merak ettiğin şey bu flash diskin içinde dedi. Bu kitaptaki tarifi inceleyen Savcılık C. D.'ın telefon kayıtlarından, o tarihte konuştuğu kişiler arasından beni şüpheli olarak seçti. Soruşturma ve kovuşturma işte böyle başladı... Öncelikle kitabın yayın tarihine dikkatinizi çekmek istiyorum. C. D.'ın kitabı 2016 Nisan ayında piyasaya çıktı. Ama Savcılık kitabın çıkmasından tam dört ay önce 3 Aralık 2015 tarihli Akşam Gazetesi'nde aralarında benim de bulunduğum altı CHP'li milletvekilini haber kaynağı sıfatıyla şüpheli ilân ettiğini unutmuşa benziyor. Fark etmez. Savcılık unutsa da ben unutmam. Mahkemenize daha önce kanıt olarak sunduğum Akşam Gazetesi haberini bir daha hatırlatmak istiyorum. Haberin birinci sayfa başlığı ve spotu şöyle: "C. D. ve E. G.'ün MİT tırları kumpasına yönelik görüntüleri Zaman Gazetesi muhabiri B. K.dan aldığı tespit edilmiştir. Savcılık şimdi sızmanın CHP'li bir vekil tarafından gerçekleştirildiği ihtimali üzerinde de duruyor. İkiliye destek için adliyeye gelen CHP'liler arasında bulunan vekil her an soruşturmaya dahil edilebilir." Devamını kısa okuyacağım... "MİT Tırları kumpasında CHP'nin parmağı mı var?" başlığının altında isimler sıralanıyor; CHP genel başkan yardımcıları S. T., E. B., CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, vekiller M. T. ve O. A.. Savcılığın, C. D.'ın kitabını bahane ettiği ortadadır.... C. D.'ın bahse konu haberi bir gizli belgeye dayanmıyor. Bunu otuz üç yıllık habercilik ve yayıncılık kariyeriyle neredeyse bilirkişi sayılabilecek konuma gelmiş emekli bir haberci olarak ben söylüyorum. Anayasa Mahkemesi zaten kabul ediyor. Haberi ilk yayınlayan gazetenin teyidi ve ifadesi Savcılığın önünde duruyor. Zaten yeri gelmişken şunu da ifade edeyim. Hiçbir şerefli Türk gazetecisi devletin güvenliğini zaafa uğratacak sırları temin etmez, haber yapmaz, basmaz... Nitelik o meslek, yani habercilik ve yarattığı kamuoyu sayesinde Türkiye'nin dünya kamuoyunda ağır bir itibar kaybına uğradığı, yüzlerce terör şehidine mal olan Suriye politikası değişebildi. Eğer bugün hepimizin gurur duyduğu IŞID ve PKK terörüyle eş zamanlı mücadele gecikmeli olarak başladıysa, burada yargılanan türdeki haberlerin katkısı unutulmamalıdır. Savcılık mütalaasında tarafıma yöneltilen bir diğer suçlama, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım ettiğim iddiasıdır. İlgili yasa maddesini atlıyorum. Sayın Başkan ve Mahkeme Heyeti! Size neden ve nasıl FETÖ'cü olmadığımı anlatarak vaktinizi harcamayacağım. Çünkü bu suçlama akla ziyandır. Ben FETÖ üyesi veya bu örgüte yardım eden bir kişi olsam: Bir; FETÖ'nün en büyük kumpas davaları olan Ergenekon ve Balyoz'a ilk günden itibaren köşemde, gazetemde muhalefet eder miydim? İki; bu sebeple o tarihte adliyenin süper savcısı ilan edilen Z. Ö. tarafından uydurma Ergenekon şemasına konulur muydum? Üç; FETÖ iddiasıyla kapatılan bir gazetenin manşetine Ergenekon lobisi iftirasıyla haber olur muydum? Dört; savcı Z. Ö.'ü 2008'de dava edebilir miydim? AKP'nin yasa değişikliğiyle durdurulan bu davanın esas nosu 2008/1965'tir. Yılların emeği neticesinde geldiğim genel yayın yönetmenliğinde FETÖ'nün kestiği vergi cezası baskısının altında da yaşar mıydım? 17-25 Aralık sürecinde kimilerinin yaptığı gibi her türlü yasa dışı dinlemeyi satır satır yayınlamaz mıydım? Bugün hükûmet adına ahkam kesen, kılıç sallayan çamur medyasının yıllarca yaptığı gibi FETÖ'cülerle aynı başlığı atmaz mıydım? Bu arada onu da şeyle, koydum... Yani, Zaman Gazetesiyle... Mesela Zaman ve Sabah ve diğer gazetelerin ortak attığı başlıklardan şöyle bir taradım. 20-30 tanesi de şeyde... Delil dosyasına koydum. Hadi bunları geçtim. Terörist olsam, benden iki yıl önce genel yayın yönetmeni terör şehidi olan Hürriyet Gazetesi'ni beş yıl müddetle sorunsuz yönetebilir miydim? Şemdinli'de terör örgütüne meydan okuyan o fotoğrafı verebilir miydim? Teröristlerin hedefindeki, devletin çözüm süreci projesine vesile olan söyleşi haberlere imza atabilir miydim? Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan, Genel Kurmay'a kadar, devletin en hassas kurumlarında güvenilir bir muhatap konumumu koruyabilir miydim? Mahkeme heyetinize nazikçe hatırlatmak isterim ki: Benim konumumdaki kişilerin isimleriyle terör örgütleri aynı cümlede kullanıldığında istisnasız olarak hedef olarak anılırız bizler. Üye veya yardımcı suçlamasıyla değil. Bir dakika efendim... Dolayısıyla terörist olduğum iddiası karşısındaki isyanımı dile getirmek isterim. E. B. ismi ve terörist sıfatları yan yana durmaz. Sayın Başkan ve Mahkeme Heyeti! Siyasete bildiğiniz üzere Cumhuriyet Halk Partisi saflarında atıldım ve medyadan sorumlu genel başkan yardımcılığına seçildim. Hem gazeteci üst kimliğim hem de hükûmetin medyaya orantısız baskısı nedeniyle siyasi mesaimin neredeyse tamamı bu alana kaydı. Defalarca izah ettim. CHP basın biriminin 1 Ekim 2015 tarihinde kamuoyuna açıkladığı üzere: CHP Medyaya Baskıları İnceleme Komisyonu kuruldu ve ben de koordinasyonu üstlendim. Bu komisyon Hürriyet Gazetesi'nin hükûmet kışkırtması ile iki kez basılması sırasında olay yerindeydi. Birgün ve Yurt Gazetelerine yapılan baskıya tanıktı. Cumhuriyet'e ve Sözcü'ye yapılan eziyete de karşı çıktı. Bu sebeple CHP'nin medya özgürlüğüne verdiği koşusuz desteği karalamak amacıyla, çalışmaların sadece FETÖ suçlamasına muhatap kalan medyayla sınırlı gösterilmek istenmesi abesle iştigaldir. Çok yakın mazide FETÖ ile siyasi ve mali ortaklık kuranların şimdi kalkıp bana ve partime çamur atmaları karşısında sessiz kalmayacağım ve yasal haklarımı kullanacağımı yeri gelmişken ifade etmek isterim. Sayın Başkan ve Mahkeme Heyeti! Siyaset ve medya dünyasındaki kesişme alanındaki faaliyetlerimin her saniyesi şeffaftır ve hesap sorulmaya açıktır. Nitekim Savcılığın bu davanın sanıklarından C. D. ile 27 Mayıs 2015 günü yaptığım 21 saniyelik telefon konuşmasına dayanarak iddianame hazırladığını görünce mahkemenizden benim telefon kayıtlarımın, üstelik tek günlük değil üç aylık olarak incelenmesi talebinde bulundum ve mahkemeniz tarafından bu talebim uygun görüldü. Bu talebim tamamen ilişki ağıma ve siyasi şeffaflığıma güvenimin eseridir. Ama aynı zamanda en güçlü savunma kanıtımdır. Avukatım M. E. daha ayrıntılı anlatacağı için sadece kısaca özetleyeyim: Telefonumdaki trafikte sıradışılık varsa anlaşılsın diye, sadece 27 Mayıs, malum tarihi değil, bir gün önce ve bir gün sonrasını taradım. HTS kayıtlarında 6662 sıra numaradan 6380 numaraya kadarki toplam 118 arama ve mesajın kimlere ait olduğunu buldum, çıkardım. Üç günlük telefon trafiğimin 36'sı medya mensubu, 52'si CHP yöneticisi ve genel merkezimdeki ofisimle geçmiş. Kalanı da zaten eşim kızımladır. Bu telefon kayıtlarının da gösterdiği üzere C. D.'la yaptığım telefon görüşmesi, onlarca yüzlerce benzeri gibi o tarihteki parti görevimle ilgilidir. Hayatın doğal akışına uygundur. Zaten o tarihte Cumhuriyet Gazetesi yöneticisi olan C. D.'ın siyasetçilerle görüşmesi doğaldır. Nitekim C. D.'ın o gün biri eski, diğeri aktif görevde iki milletvekiliyle daha görüştüğü ortadadır ve her ne hikmetse Savcılık tarafından görmezden gelinmektedir... Siyasi ve askerliği casusluk maddelerini atlıyorum. Savcılığın casusluk suçlamasını anlamakta ve yorumlamakta zorlanıyorum. Çünkü nasıl bir casussam iddianameden aynını okuyorum, 27/05/2015 günü milletvekili Kadir E. B.'nun henüz nereden ve kimden temin ettiği bilinmemekle birlikte... O tarihte vekil olmadığım ve basılan haberin gizli olmadığını geçelim, nasıl bir casussam, vurgusuna dönelim. Çünkü savcıya göre kaynağım belli değil. Hatta gizli dedikleri bilgiyi kimden aldığım konusunda Savcının hiçbir bilgisi yok. Ama maşallah fikri ve zikri bol. Hadi diyelim casusluğun kaynağını bulamadı Savcılık. Bari C. D.'a bilgiyi ve belgeyi kimin ulaştırdığı konusunda kararını verebilse. Çünkü malumunuz: Bir; C. D. ve E. G.'ün tutuklanmak üzere mahkemeye sevk edilirken denildi ki; "Kaynakları gazeteci B.K." Birkaç ay sonra iki avukat tutuklandı. Medyaya yansıyan gerekçeyi hatırlayın. C. D.'a MİT tırları görüntülerini temin etmek ve mali çıkar karşılığında yayınlatmak. Üç; son olarak yine birkaç ay sonra ben de aynı suç iddiasıyla mahkemenizde yargılanmaya başladım. Hukukçu değilim. Ama aynı suçla önüne geleni itham etmenin gayri ciddi bir iş olduğunu görecek kadar bilgi ve görgüm mevcut. İddianameler bilgiye dayanmayınca maalesef ileri sürülen fikirler de temelsiz, çürük, gülünç kalıyor. Mesela hangi casus elde ettiği bilgiyi gazeteye manşet atar ki? Tıpkı rahmetli üstat Uğur Mumcu'nun söylediği gibi; "Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmamalı. Önüne gelene suç atılmamalı." Sayın Başkan ve Mahkeme Heyeti! Saydığım gerekçelerle beraatimi istemekle kalmıyorum. Bu dava vesilesiyle bir önerimi kayıtlara geçirmek istiyorum. Zaten bence yargısız infaz ile adliyede yargılanmanın tek farkı budur. Ben bu dava ile ilgili fezlekem yoldayken dokunulmazlığımın kaldırılmasına karşı çıkmadım. Yargısız infaz yerine Türkiye Cumhuriyeti'nin adliyesinde hakim önüne çıkmayı seçtiğimi kamu önündeki her açıklamamda vurguladım, belirttim. Sadece iddiaların değil, savunmanın da kayıt altına alınmasını, tarihe dip not düşülmesini istedim ve bu amacıma ulaştım... Bu kadar çürük bir iddianame ile ceza almanın sadece seçilme hakkı gibi hukuki değil, kişisel ve kurumsal siyasi sonuçları da olacaktır. Hiçbir mahkemenin muhalefete karşı gövde gösterisine iştirak ve ceza verme gibi bir işlevi kabul etmeyeceğine inanıyorum. Teşekkür ediyorum. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. E. B., emekli gazeteci, CHP milletvekili." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanığın 13/02/2018 Tarihli Dairemizde Duruşmasındaki Esas Hakkındaki Savunmasında: "Teşekkür ederim, sayın Başkan ve mahkeme heyeti yaklaşık 8 aydır tutuklu bulunduğum dosyada bir kez daha karar aşamasında gelindi ve esas hakkında savunma amacıyla karşınızdayım, işler bu noktaya nasıl vardı, inanın ben de anlayamadım, tek bildiğim, benim tüm bunları hak etmediğim, çünkü 33 yıllık gazetecilik hayatımın 25 yılını logosunda Mustafa Kemal Atatürk’ü taşıyan, “Türkiye Türklerindir” ibaresini koruyan bir gazetede geçirdim, bu sürenin son on beş yılında Ankara da temsilcilik, İstanbul da haber koordinatörlüğü ve genel yayın yönetmeliği görevlerinde bulundum, 20 yılı uzun süre köşe yazarlığı yaptım, 10 yıl aralıksız, hafta için her gün bir saat tv’de konuk ağırladım, görüşlerimi açıkladım, uzun meslek yaşamım boyunca hep şeffaflık ilkesine uydum, kimseden gizlim saklım olmadı halkın haber alma hakkını kutsal saydım, bu uğurda siyasetten, ekonomiye, terörle mücadeleden Susurluk çetesine kadar uzanan yelpazede habercilik, yayıncılık yaptım, kitaplar yazdım, 2014 yılında medyadan istifa ettikten sonra siyasete atıldım, partimde FETÖ nün mağdur ettiği çok sayıda isim ile kader ortaklığına devam ettim, daha düne kadar ismim terörle birlikte anıldığında ya bir şehit cenazesinde çekilen fotoğrafın altına yazılırdı veya terörle mücadelede, kahramanlarımızın en ücra mevzilerinden kaleme aldığım haberlerde imza olarak çıkardı, bir de tüm o terör örgütlerinin hedef listelerinde adım geçerdi, bugün yakın tarihimizin en kanlı ve tehlikeli terör örgütü olarak kabul edilen FETÖ ye üye olmadan yardım etmekle de suçlanıyorum, oysa daha 1990 lı yıllardan itibaren bu terör örgütünün devlet kademesinde yarattığı tehdide işaret eden köşe yazılarım internette ve arşivde duruyor, Ergenekon, Balyoz gibi davalarda yaşanan hukuk cinayetlerini eleştiren manşetlerin, Taraf gibi gazetelerin beni nasıl açıkça hedef aldığı hala hafızalarda, ama bunlar yetmiyorsa, kaçak Z. Ö. ün beni sahte Ergenekon örgüt şemasına koyması birkaç kez iddianamelerde hükümsüz ve haksız yere adımı geçirmesi üzerine hakkında açtığım davayı hatırlatmak isterim, Z. Ö. ün gücünün doruğunda olduğu bir dönemde 2008 in Ağustos ayında açtığım 2008/1965 esas numaralı davayı kazanmak üzereydim ama ne oldu biliyor musunuz hükümetin 2010 referandumunda geçirdiği benim muhalefet ettiğim değişiklikle Z. Ö. kurtuldu, onun gibiler yüksek yargıyı tamamen işgal etti, sayın Başkan ve mahkeme heyeti gazetecilikte 33 yıl uzun zaman, tabi ki eleştirildim, ama tüm bu sürede, hatta daha ileri gideyim hayatım boyunca beni vatan haini ve casus diye suçlayan çıkmadı, zaten mümkün de değildir, çünkü mesleğimin evrensel ilkelerine sıkı sıkıya bağlı kalmak şartıyla ülkem ve milletim aleyhine tek bir satır yazmamaya, basmamaya özen gösterdim, o yüzden bugün bana casus iftirası atılması hapis yatmaktan bile daha ağır geliyor, haklı isyanıma sebep oluyor, dosyamda zerre kadar kanıt olmaması nedeniyle ilk celsede aklanmam gerekirken 8 aydır hapis yatıyorum, hukukçu değilim ve fakat bildiğim kadarıyla casusluk yasalarda tarifi çok açık bir suç, casusluk suçunun oluşması için adına çalışılan bir devlet veya örgüt çıkar sağlama gizlik belgeyi temin edebilecek konum rütbede kamu görevlisi olma, kendi ülkesinin çıkarlarına zarar verme kastı gibi koşullar aranıyor, doğaldır ki bu koşullardan hiç birisini taşımıyorum, zaten kimse aksini söylemiyor, peki bana casus denilmesinin tek ve sözde hukuki dayanağı ne biliyor musunuz, Cumhurbaşkanını uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılatma amacım olduğu iddiası, maalesef bilerek veya bilmeyerek yasada olmayan suç icat ediliyor, 62 yaşında emekli bir gazeteci ve aktif siyasetçiden casus yaratılmak isteniliyor, yargılanma sürecimdeki toplam 13 duruşmanın tamamına katıldım, tek bir hakim veya savcı bu abes iddiayı yüzüme karşı sormadı, bu sebeple o iftirayı suratlarına çarpmadım, savunma hakkımı kullanamadım, tüm medya ve siyaset mazimde uydurulan bu suç kastına yani Cumhurbaşkanı nı yargılatma niyetime işaret sayılacak tek bir satırım cümlem veya ima yollu ifadem yoktur, savcılığın bu kadar ağır iddia için gösterebileceği tek bir kanıt veya tanık da mevcut değildir, sadece beni mahkum edebilmek amacıyla uydurulan bu temelsiz suçlamayı ilk kez 25 yıl ceza aldığım mahkemenin gerekçeli kararında okudum, derhal basın açıklaması ile ve tüm içtenliğimle reddettim, yetmedi cezaevinde yazdığım kitapta birkaç kez uzun uzun anlattım, itirazlarımı sıraladım, ne var ki aynı suçlamaya Bölge Adliye Mahkemesinde iddia makamı tarafından yeniden ısıtılıp önüme konuldu, bu sebeple gayet kısa olarak tekrar etmem gerekirse, ben değil Cumhurbaşkanını herhangi bir Türk vatandaşı dahi yabancı hakimlere yargılatmayı içime sindiremem, vatanında yabancı mahkeme kurulursa işgal sayar elimden geldiğince direnirim, bir de izninizle sormak isterim, ortada nasıl bir suç görüyorlar ki uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanması gereksin, neden Türk adaleti yerine Lahey de hakim önüne çıkılsın, yüzlerce sayfalık dava dosyasında iddianamelerde bu iki basit sorunun yanıtını bulamadım, ne var ki bu iddianın sürekli tekrarlanmasındaki ısrarını izahını sadece bana değil mahkemeniz ve Türk kamuoyuna da borçlular, dolayısıyla bu yanıtın takipçisi olacağımı bilmenizi isterim, sayın Başkan ve mahkeme heyeti böylece kimseyi uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılatma niyetim olmadığını anlattıktan sonra gelelim imkan meselesine, çünkü iddia makamı sürekli olarak uzun gazetecilik geçmişimden dem vuruyor, evet medyadan ayrıldığımda yaklaşık beş yıldır Hürriyet Gazetesini yönetiyordum ve genel yayın yönetmenliğim döneminde MİT krizi, 17-25 Aralık olayları ve MİT TIR’larının durdurulması gibi krizler yaşandı, örnek seçtiğim bu üç olayda izlediğim yayın çizgisini özetlemek gerekirse, 2012 Şubat ayındaki MİT krizinde Müsteşarın ifadeye çağrıldığı haberini kendisinden teyit ederek kamuoyuna duyurmakla başarılı bir yayıncılık ve aynı zamanda uyarı görevimi yerine getirdiğime inanıyorum, 17-25 Aralık sürecinde özel hayatın gizliliğine dikkat ederek, siyasiler, işadamları ve gazetecilerin gizlice kaydedilen ses kayıtlarının ki kamu oyunda tapeler olarak bilinir, hiçbir tanesini aynan yayımlamadım, Dışişleri Bakanlığında ulusal güvenlik konulu toplantıyı dinleyenleri manşetten casuslukla suçlamadım, 2014 Ocak ayında durdurulan MİT TIR’ları haberi hiç manşete çekmedim, hatta bugün aynı partide siyaset yaptığımız değerli bir milletvekili 21 Temmuz 2014 günü Mecliste, MİT TIR’larının yükü ile ilgili basın toplantısı düzenlendiğinde, haberin çıkmadığı sayılı gazetelerden birisi de o tarihte yönetiminde bulunduğunun yayın organıdır, yani Hürriyet, haberi basan diğer 11 gazetesinin kupürleri dava dosyasındadır, neticede tüm bu saydığım süreçlerde bırakılan gazetem veya şahsım hakkında dava açılmasını teki bir tekzip ya da açıklama yayınlamak zorunda kalmadım, inanmayan açar arşivlere bakar, bütün bunları neden anlattım, çünkü Türkiye’nin en büyük ve etkili gazetesini yönetirken sizler de takdir edersiniz ki kamuoyu yaratma, hükümeti zorla bırakma imkanlarını CHP ye oranla çok daha genişti, 33 yıl süreyle mesleğini ve imkanlarını vatana ihanet ya da casusluk amacıyla kullanmayan kıdemli bir haberi yayıncı nasıl olur da medyadan ayrıldıktan dokuz ay sonra aniden bu kadar aniden bu kadar ağır bir suça karışır, bu soruyu vicdanlarımıza emanet ediyorum, sayın Başkan ve mahkeme heyeti yargılanan ana muhalefet partisinin milletvekili, müdahil de iktidar partisinin Genel Başkanı olunca kamuoyunda bu davaya siyaset penceresinden bakılması kaçınılmazdı, ama ve lakin dosyadaki ve yargılama sürecindeki en hafif deyimiyle gariplikler bu kanaati daha da pekiştirdi, çünkü çok kısa olarak özetlemek gerekirse, 16 Kasım 2016 günü başlayan ve son duruşması 24 Ocak 2018 tarihinde yapılan yargılanmam sırasında 15 ayrı hakim, 5 ayrı heyet başkanı değişti, maalesef bu değişiklikler hiç hayırlı olmadı, örneğin ilk mahkemede diğer sanıklara 5 er yıl ceza veren başkan gitti, yenisi aynı davada hakkında müebbet hapis cezasına hükmetti, iyi halden 25 yıla indirdi, istinaf başvurum Bölge Adliye Mahkemesine ulaştığında ilgili heyetin ilk başkanı hemen değişti, ikinci Başkan ve heyeti cezamı esastan bozdu, fakat yerel mahkeme Anayasa ve Yargıtay içtihatlarını çiğneyerek davama bakmadı, duruşma açmadı, dosyamı iade etti, Bölge Adliye Mahkemeniz beni yargılamaya başladı, ama ikinci duruşmaya kalmadan o başkan ve heyeti de özel kararname ile değişti, hakkımdaki tek suçlama ve hatta suç aleti Cumhuriyet Gazetesinde çıkan manşet bir haber, Cumhuriyette çıkan bu haberden dolayı iki ve yine aynı haber bir buçuk yıl önce basan Aydınlık tan iki olmak üzere dört gazeteci tutuksuz yargılanıyor, bu dört kişi için verilen veya istenilen ceza 5 yıl civarında, sadece ben müebbetle yargılanıyorum ve tutukluyum, ayrıca haberi ilk basan gazete için bizzat Başsavcı tarafından düzenlenen iddianamede FETÖ ye yargım suçlaması yok, oysa aynı iddianamede haber kaynağı olarak MİT TIR’larını durdurma davasından yargılanan FETÖ üyesi olmakla suçlanan eski bir jandarma albayı gösteriliyor, yani FETÖ den haber alan örgütle suçlanmıyorum fakat bana 15 yıl daha isteniliyor, efendim bu sabah itibarıyla okuduğum gazetede H. C. ki hukuk dünyası da tanı ve eski meclis başkanı olarak hizmet vermiştir, bana bir terkinde bulundu ben o terkinle savunmamı sonuçlandırmak isterim, mahsun olma mağlup olma, menüs olma mahkum olma birazdan benimle ilgili vereceğiniz kararın hukuk ve vicdan çerçevesinde kalacağı umuduyla heyetinizi selamlarım, saygılarımla" şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık K. E. B. Müdafii Av. M. E.'ün Yerel Mahkemede 16/11/2016 Tarihli Celsedeki Savunmasında özetle: "... İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyası ile yargılamaya konu bu dosyanın birleştirilmesi adil yargılanma hakkının ihlalidir, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlalidir, bizim Anayasamızın ve Ceza Usul Yasamızın ihlalidir. Birleştirme konusunda sanığın görüşünün alınmaması Ceza Genel Kulumuzun kararına göre ve ayrıca bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı 96 tarihli "Bulut Avusturya" kararında da bu tür işlemlerin sanığa, sanığın görüşü alınmadan yapılan evrak üstünden yapılan bu tür işlemlerin adil yargılanma hakkını ihlal ettiği sonucuna varılıyor.
Müvekkilim terör örgütü üyeliğinden yargılanmıyor. Dolayısıyla eğer bu sehven yapılan bir maddi hata ise ki öyle olduğuna inanıyorum, lütfen UYAP kaydının düzeltilmesini ve UYAP' taki bu müvekkilimin terör örgütü üyeliğinden yargılandığına dair şerhin kaldırılmasına karar verilsin. Benzer bir maddi hatayı iddianamede görüyoruz. Esasen iddianameyle ilgili konuda söyleyecek çok şey var şimdi sırası geldikçe arz edeceğim. İddianame kurgusuna göre müvekkilim E. B. İstanbul'da Cumhuriyet Gazetesi'ne yakın bir yerde iddianamede aynen böyle geçiyor ifadeler. Bir flash bellek var E. B.'nda bu flash belleği de C. D.'a verecek. İddianameye göre flash belleği C. D.'a teslim etmek için buluşma adresi vermek üzere, yerini söylemek üzere C. D.'ı arıyor ve yerini söylüyor C. D.'a ben şuradayım, buluşalım sana flash belleği vereceğim diyor. Ama başka bir yerde de Cumhuriyet Gazetesi'ne gitti verdi diyor. Şimdi şuna karar vermek lazım. E. B. Cumhuriyet Gazetesi'ne mi gitti verdi yoksa dışarıda mı buluştular. Bakın iddiadaki kafa karışıklığından bahsediyorum. İkinci bir kafa karışıklığı bence iddiadaki tutarsızlık Sayın C. D.'ın kitabına atıfta bulunuluyor olması. ...C. D.'a itibar edilir ya edilmez, kitabına ya itibar edilir ya edilmez. Kitabının bir satırına itibar edilip ikibin satırına itibar etmiyorum denilmez. Ya kümülatif olarak o kitap gerçektir, C. D. muteber adamdır, yazdıklarına itibar edilir yada C. D. muteber kişi değildir kitabına itibar edilmez.... Efendim iddianamede ne deniyor, HTS kayıtlarına baktık ama niye baktık, çünkü C. D.'ın kitabındaki hiçbir yerine itibar etmediğimiz, hiçbir sözüne itibar etmediğimiz, hiçbir yerini delil kabul etmediğimiz kitabının sadece itibar ettiğimiz bir satırına baktık o bir satıra göre bir solcu milletvekili bulmamız gerek çünkü ona 27 Mayıs günü götürmüş hemen HTS'lere baktık. Çok güzel bu ne zaman C. D. kitabını yazdıktan sonra. C. D. kitabını yazmadan çok önce Sayın Savcılık CHP'li Milletvekili avında efendim. Mübaşir arkadaşa şunu vereyim mahkemeye arz etsin. Savcılık CHP'li milletvekili avında. C. D. kitabından çok önce bakınız o gazete haberlerinin hepsinde kaynak olarak Savcılık gösteriliyor. Savcı buldu diyor. CHP' li milletvekilini buldu diyor. Bakın kitap falan yok ortada. Duruşmaya katıldı diyor, isim veriyor. Peki onu da geçtik. Kitaptan sonra diyelim karar verildi. Sayın Savcılık kitaptan sonra HTS kayıtlarını aldı, HTS kayıtları da dedi ki o gün C. D.'ın telefon konuşması yaptığı kişilerin içinde K. E. B. var. Niye sadece bu numaralar. Şimdi siz dosyada farkındasınızdır. Bu numara C. D.'ın telefonu değil o HTS kaydı Cumhuriyet Gazetesi'nin. C. D.'ın kendi telefonunun veya başka telefonlarını, kullandığı telefonların veya yanındakinin veya santralin başka numaraların HTS kayıtları yok. Hangi HTS kaydı var CHP'li milletvekilinin telefon ettiği numarayı gösteren HTS kaydı var. Biz şimdi diğerlerinde ne olduğunu bilmiyoruz. Dosyada öyle bir şey yok. Hatta şu HTS kaydının devamı da yok. Sadece bizde bir ekran görüntüsü var dosyada. UYAP'ta en azından öyle bize yansıtılan kısım bu. Hadi onu da geçtik. Diğer hiçbir yerde hiçbir şey yok sadece burada görüşmeler var. Bu görüşmelerde 27 Mayıs günü C. D.'ı arayan solcu milletvekili kim? Yani biraz sadece biraz adalet, sadece biraz tarafsızlık, sadece biraz, bir parça, bir kaşık objektiflik, yemek kaşığı değil çay kaşığı. Bu HTS' de, Allah aşkına 27 Mayıs günü bu telefon numarasını arayan milletvekili kim? Sayın sanık ne zaman milletvekili oldunuz? şeklinde sanığa hitaben sorduğu,
Sanığın: "7 Haziran." şeklinde cevap verdiği,
Sanık müdafiinin: "27 Mayıs'ta milletvekili miydiniz?" şeklindeki sorusuna,
Sanığın "Asla" şeklinde cevap verdiği,
Sanık müdafiinin savunmasına devam ettiği: Ama burada iki sıra altta başka bir milletvekili var, milletvekili. Peki şimdi bana anlatın neden bu soruşturma ortada kitap yokken, ortada E. B. üzerinde makul şüphe yokken CHP milletvekilleri üstünden yürümeye başladı, neden kamuoyu algısı basın üzerinden CHP milletvekilleri ve E. B. üzerinden yürüdü, neden HTS kaydı çıktığı zaman siz solcu bir milletvekili ararken, solcu milletvekilini değil de milletvekili olmaya bir CHP'liyi soruşturmaya dahil edip onun üzerinden iddianame yazdınız. Yani demek ki şunu anlıyoruz, ihbar kabul edilen satırında bir kıymeti yok. C. D. 27 Mayıs'ta solcu milletvekili aradı diyor, Savcılık makamı CHP'li avında. Olsun sonradan milletvekili oldu ya E. B. kriteri sonradan da olsa tutturmuş. Ben size bir uç örnek vereyim demek ki C. D. bir kadın aradı dese de önemi yok. Çünkü C. D.'ın dediğine bakılmıyor ki. Ve tekrar söylüyorum C. D.'ın hiçbir dediğine bakılmıyor aslında. C. D. orada neler yazıyor. Ben bunu kamu adına yapılmış, kamu menfaati, kamu hukuku adına yapılmış adli bir işlem olarak göremiyorum ve bu iddianamenin hazırlanmasını en kibar tabirle özensizlik olarak nitelendiriyorum ama Mahkemenize ve iddia makamının tüzel kişiliğine olan saygımdan dolayı görevi kötüye kullanmıştır demiyorum. Muhakkak dosya içerisinde bu ekran görüntüsü vardır size iletmeme gerek var mı efendim. Yok, peki. Şimdi iddianameye dönelim, iddianamede deniyor ki devletin güvenliği ile ilgili bir flash bellek nerede bu flash bellek ? Bu flash bellek nerede? Ya bu işler o kadar basit mi, yani iddianame yazıp kişileri sanık pozisyonuna düşürüp itibarsızlaştırmak bu kadar kolay mı, bu kadar basit mi? Flash bellekle götürdü görüntüleri verdi demek bu kadar basit mi? Peki verdiğini ispatlayamazsınız, ispatlayamıyorsunuz çünkü yok öyle bir şey. Flash bellekte yok ama bir soru daha var o soruya iddianamede hiç girilmemiş. E. B. bu görüntüleri nereden aldı. İki şekilde elde etmiş olabilir. E. B. MİT Tırları çevrildiğinde oradaydı fotoğraf makinesiyle kendi çekti, ya da E. B.'na verdiler. Bu konuda bir iddia, açıklama, detay, araştırma, soruşturma, kanıt var mı? Nedir en kolayı aldığı belli olmayan, tuttuğu belli olmayan, verdiği belli olmayan birisini CHP'li milletvekili avının kurbanı yaparız. Bu işin açıklaması budur. İddianame sevk maddesini tekrar söyleyelim. 220/1 yollamasıyla örgüte fayda sağlıyor, 328 temelde Devletin Güvenliğini veya İç ve Dış Siyasi Yararları Bakımından Niteliği itibariyle gizli ........ kalması bilgileri. Şimdi bu iddianame yazıldığında bu memleketin Anayasa Mahkemesi bir karar vermişti. Bu iddianame yazıldığında. Bu iddianame yazıldığında bu memleketin Anayasa Mahkemesinin verdiği karara bu memleketin Ağır Ceza Mahkemesi uymuş ve ona göre işlem yapmıştır. O Anayasa Mahkemesinin kararının 17. Sayfası 77. ve 78. paragrafları. Hiçbir yoruma açık değil, o kadar net. Anayasa Mahkemesi ne diyor biliyor musunuz? Daha önce yayınlanan ve fotoğrafla desteklenen bir habere benzer hususları içeren haberin daha sonra başka bir gazete tarafından yayınlanmasının milli güvenlik açısından oluşturduğu sakınca ve bu sakıncanın devam edip etmediği anlaşılmadan tutuklamayı nasıl yaparsınız. Bakın o kadar açık, o kadar net ki diyor ki, ya bu görüntüler daha önce zaten yayınlanmış. Ne zaman biliyor musunuz? Yine Anayasa Mahkemesinin kararındaki 77. Paragraf. Diyor ki, olaydan 2 gün sonra 21 Ocak 2014'te yayınlanan bir gazetede bunlar yayınlanmış. Benzer fotoğraf ve bilgiler tutuklamaya konu haberden 16 ay önce yayınlanmış. Anayasa Mahkemesi diyor benim hiçbir söylememe gerek yok. Sizin mahkemenizin itibar ederek ve aslında itibar etmesi de zorunlu. Gereğini yerine getirdiği Anayasa Mahkemesi kararı başvuru numarası 2015/18567, karar tarihi 25 Şubat 2016 kayda geçsin diye diyorum. Sayfa 17, 77. ve 78. paragraflar. Bu iş bitmiştir, burada konuşulacak bir şey kalmamıştır. Anayasa Mahkemesi bu konuyu kapatmıştır. Hangi açıdan kapatmıştır. Gizli bir belge, bilgi bir belge, gizli bir kayıt yoktur diye kapatmıştır. 328/1 olmaz, Anayasa Mahkemesi kararında yazmıştır. Çünkü ortada gizli kalması gereken bir şey yoktur, çünkü gizlilik yoktur. Bütün bu hususları derleyip toparladığımızda artık iddia makamının esas hakkında mütalaa vermeden öncede bu konuda belki bizim daha sonra ifade edeceğimiz şekilde bir tefrik kararı verilerek yargılamanın dallanıp budaklanmasını engellemek için, farklı mecralara girmesini engellemek için, maddi gerçeğe ulaşma noktasındaki hedefimizden sapmamamız için ve diğer sanıkların da menfaati için E. B. hakkındaki iddianın, E. B. hakkındaki davanın başka bir esas numarası ile tefrik edilerek derhal beraat kararı verilmesi gerektiği kanaatindeyim. Ceza Usul Yasamıza göre Mahkemeler önlerine konulmuş usule, hukuka uygun yollarla elde edilmiş ve iddiayı suçlamayı doğrudan ispatlamaya elverişli her türlü şüpheden uzak kanıtlarla hüküm verebilir mahkemeler. Esasen dava da öyle açılabilir. Cumhuriyet Savcısının dava açması içinde bir makul şüphe olması lazım. Ama mahkeme kararı açısından mahkemenin karar verebilmesi için olmazsa olmaz koşul budur. Duruşma başladığından beri sanık da bende çok açık biçimde ortaya koyduk. Delil namına bir kırıntı bile yoktur. İddia makamının, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının henüz C. D. kitabı ortaya çıkmadan önce başlattığı CHP'li milletvekili avı müvekkilimin mahkum olması için yeterli bir gerekçe değildir. Ayrıca diğer sanıklar açısından onlara iddia edilen belgeleri getiren kişiyi ortaya çıkardık diyerek onların hukuki pozisyonlarını da zayıflatmak amacıyla planlanmış bir eylem olabilir. Dolayısıyla müvekkilimin huzurunuzda bulunması sadece kendisi için değil ana davanın sanıkları için de ve ana davadaki maddi gerçeğe ulaşma kaygımız açısından da sakıncalıdır. Bu itibarla benim müvekkilim Soner Yalçın gelsin tanık olarak dinlensin dedi ama, Soner Yalçın'ın o söyledikleri Soner Yalçın bilirkişi olmadığı için ve Soner Yalçın'ın yazdıklarıyla da mahkeme kararı kurulamayacağı için hiç ona bile gerek kalmadan mahkemenizin biran önce bu dosyayı tefrik edip müvekkilim hakkında beraat kararı verilmesini talep ediyoruz. Bundan sonra aşamalar itibariyle gerek kalırsa delil toplanması taleplerimiz olabilir, usule ilişkin taleplerimiz olabilir, bu aşamada öncelikli olarak arz ettiğim hususta bir karar verilmesini talep ederiz. Şimdilik söyleyeceklerim bundan ibaret Sayın Başkan, Sayın Heyet." şeklinde beyanda bulunmuştur. Devamla,
"Meslektaşım konuşurken açma gereği duyduğum iki husus belirdi. Birincisi, deniyor ki; "Cumhuriyet Gazetesi'ne gittiği belli değildir" HTS'nin olması. Bende şunu soruyorum gitse ne olur? Cumhuriyet Gazetesi'ne gitti, diyelim ki gitti. Bir an için diyelim ki E. B. Cumhuriyet Gazetesi'ne gitti. Gitse ne olur? Burada flash bellekte görüntü verildiğini iddia eden bunu ispatlayacak. Cumhuriyet Gazetesi'ne gitme suçu diye bir suç Türk Ceza Kanunu'nda yoktur. Mecidiyeköy'de, Şişli'de HTS verme diye TCK'da bir hüküm yoktur. Suç, iddia edilen flash belleği C. D.'a vermektir. Flash bellek yok, teslim olgusunun kanıtları yok, gitse ne olur, gitmese ne olur? Birinci husus bu. İkinci husus, bu devlet sırrı meselesi yıllardır Türkiye'de sulandırılan ve insanları mağdur etmenin yolu olarak kullanılan bir meseledir. Biz daha önce bu adliye binası içerisinde FETÖ mahkemelerinin aynı gerekçelerle mağdur ettiği askerleri savunduk. İstanbul Casusluk Davası olarak kamuoyunda bilinen davalarda aynı gerekçelerde sır olmayan, gizli olmayan, Google'de arayıp bulduğunuz şeyleri gizlidir kabul edip burada infazlar yapıldı, hukuk katledildi, aynısı İzmir'de yapıldı. Google'de Kıbrıs'taki askeri noktalar diye yazıp sorguladığınızda videosu çıkan karakolları devlet sırrı diye askerleri mahkum etme gerekçesi olarak yaptı FETÖ mahkemeleri ama biz artık biz içinde bulunduğumuz bu gün, bu mahkemenin, bu tür hukuksuzlukların kesinlikle merkezi ve uygulama yeri olmadığını biliyoruz, buna inanıyoruz, dolayısıyla başından beri arz etmeye çalıştığımız sadece bir miktar objektiflik, bir miktar tarafsızlık bu işi çözecektir diyoruz. Teşekkür ederim." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık K. E. B. Müdafiinin Yerel Mahkemede 14/06/2017 Tarihli Celsedeki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: Önceki beyan ve savunmalarını genel olarak tekrar ile müvekkili sanığın atılı suçu işlemediğini, casusluk yapmadığını, devlet sırrı niteliği devam eden bilgileri açıklamadığını, aleyhe yorumlanabilecek delil bulunmadığını beyan ile sanığın beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık E. B. Müdafii Av. Z. Ö.'ün Yerel Mahkemede 16/11/2016 Tarihli Celsedeki Savunmasında özetle: Ortada müvekkili tarafından casusluk maksadıyla açıklanan herhangi bir devlet sırı bulunmadığını, sanık aleyhine yorumlanabilecek delil olmadığını beyan ederek müvekkilin beraetine karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık K. E. B. Müdafiinin Yerel Mahkemede 14/06/2017 Tarihli Celsedeki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: "Şimdi Sayın Başkanım geniş olarak Sayın Mahkemeye sunulan savunmamızla ilgili ona ek bir iki şey söylemek istiyorum, geniş bir şekilde varıldı. Şimdi dosyamızda isterdik ki Sayın İddia makamımız bu mütalaasını hazırlarken en azından dosyanın içerisindeki bir önceki iddianamede olan eksiklikleri, yanlışlıkları görerek ona göre bir mütala düzenlenmesini beklerdik. Şimdi geçen duruşmalarda da söyledik özelikle son yıllarda son bir yıldır iki yıldır yargı sistemimizde üstatların anlattığı usulü ve şekli eksiklikler dışında bir husus Ceza Mahkemesi Kanununda kendiliğinden bir değişikliğe uğradı. Onu da Mahkemeler yaptılar. Bizim Ceza Mahkemesi Kanunumuzun eski adıyla Ceza Mahkemesi Usul Kanunumuzun temeli delilden şüpheliye gidilir. Önce deliller toplanır, o deliller değerlendirilir, ondan sonra şüpheli o delillerin üzerine ama maalesef bizim bugünkü bu dosyamızda yada cumhuriyet davasında olduğu gibi 27 . Ağır Cezada açılan cumhuriyet davasında olduğu gibi yada bunun daha önceki yargılamasında olduğu gibi biz önce şüphelileri tespit ediyoruz ondan sonra delilleri toplamaya çalışıyoruz, nasıl topluyoruz? Bizim kendimizle ilgili aleyhimize kullanılmaması gereken hususları da dosyaya delil olarak koyuyoruz. Şimdi Sayın Başkanım Sayın İddia Makamı, iddianameyi hazırlayan söylüyorum, İddia Makamı Sayın Mahkemenize bir iddianame düzenliyor ve gönderiyor. Hani çok şey değil ama esprisi anlamında söylüyorum, ya “ nerem eğri demişler nerem doğru ki demiş.” Şimdi Sayın İddia Makamı bu mütalasını hazırlarken yani çok hatta yıllardan beri bildiğimiz ettiğimiz çok güzel iddianameler düzenleyen bir Savcımız tarafından hazırlanmış ama ancak bu eksiklikleri nasıl bu Savcı abimiz tarafından yapıldığını ben kendim de yıllardır tanıdığım için bildiğim için dosyalarda davalarda gerçekten hayretler içinde kaldım. Yani maddi hata desem maddi hata değil, sehven yapılmış desem sehven yapılması mümkün değil çünkü kendi söyledikleri ile kendi çelişkiye düşüyor. Şimdi bizim bu davamızın özü bu iddianame şimdi iddianamede başlıyor ve diyor ki, düzenliyor mesela iddianamenin ilk şeyinde d’ sinde Milletvekili listesi diyor devam ediyor olayın ihbarı diyor, şimdi olayımıza konu Sayın Başkanım esas hakkındaki savunma üzerinden gidileceğiz ama iddianame böyle hani bir çocuk eğer sakat doğarsa büyümesi de sakat bir şekilde devam ediyor öyle geliyor. Şimdi iddianamedeki olayı anlatıyor, diyor ki; “C. D. kullandığı telefona ait HTS kayıtlarında Milletvekili K. E. B.” Ne zaman 25 Mayıs, 27 Mayıs 2015’te yani üzüntü verici bir durum D bölümü fıkrasında diyor ki TBMM’ de temin edilen Milletvekili listesi, yani hani ya onu okumamış yada oda bize göre o son dönemdekini istemiş ya da önemli değil ben bunu yazayım geçim diyor, E. B.'nun cihazında işte 21 saniyelik bir görüşme yapıldığını söylüyor ve arkasından diyorki iddianamenin 3. Sayfasında 26. Dönem Milletvekili E. B., 26. Dönem Milletvekili E. B. 1 Kasımda seçildi, 25. Dönem Milletvekili E. B. 7 Haziranda seçildi. Olay 27 Mayıs 2015 şimdi böyle devam ediyor geliyor, daha ilginci gerçekten yani bu iddianameyi ben isterdim ki Sayın Mahkemenize bu iddianame geldiğinde o günkü heyetin bu iddianameyi inceleyip ve iade etmesini isterdim beklerdim,... Şüphelinin olay tarihini de yazmıyor, olay tarihinde yani 27 Mayıs 2015 ‘de, 26. Dönem Milletvekili olarak görevli bulunuşu” El insaf Savcım ya el insaf bunu okurken 26. Dönem 27 Mayıs 2015’te 26. Dönem Milletvekili olarak bulunması, ama Savcım önceliği görmüş 26. Dönem de Milletvekili olacaksın onu çok tahmin etmiş onu görmüş 26. Dönemde Milletvekili bulunuşu nazara alınarak fezleke düzenliyor. Büyük Millet Meclisine yazıyor şeyinin kaldırılmasını istiyor. Bunun üzerine de bir tane Milletvekili listesi koyuyor, orda da E. B.’nun ismi var, var ama istediği Milletvekili listesi haziran, 7 Haziranla, 26 Kasımla ilgili 1 Kasımla ilgili seçilmiş Milletvekili listesi... beraat kararı verilmesini talep ediyorum, teşekkür ediyorum." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık K. E. B. Müdafii Av. Y. A.'ın Yerel Mahkemede 14/06/2017 Tarihli Celsedeki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: "Ben iddianame ve esas hakkında mütalada yöneltilmiş olan Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri siyasi veya askeri casusluk maksadı ile temin etmek esas hakkında mütalada değiştirildiği üzere teminden de ağır olarak askeri casusluk maksadı ile açıklamak sebebi ile savunmayı icra edicem. Bu savunmanın temelinde İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/37 Esas sayılı ve 2016/162 sayılı gerekçeli kararında da belirttiği üzere atıfta bulunduğu Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2014/42090 esas sayılı kararını bir atıf yapmamız bir zorunluluk hasıl olmuştur. Sebebi Efendim kısaca geçmek istiyorum savunmanın bütünlüğü açısından. Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararı bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler, bunları kısaca artık bilgiler diyeyim her seferinde uzatmamak için, siyasal veya askeri casusluk maksatıyla da casusluk diye kısaltırsam savunmalar kolay icra olacak. Bu bilgilerin casusluk maksadıyla temini ya da açıklanması Yargıtayımızın bugüne kadarki birleşik içtihatları ve süre gelen kararlarında açık biçimde belirli olgulara belirli şartlara bağlanmıştır. Suçun maddi manevi unsuru, tipiklik şartı ve illiyet bağından oluşacağını bildiğimiz üzere öncelikle bu suçun tipikliğini arz etmesi için gereken hususları saymak gerekir. TCK. 328 ve 330 oluşabilmesi için her ikisinin de oluşabilmesi için biri temin biri açıklama. Birinci olarak; gerçek ve doğru olması gerekir bu bilgi belgelerin sır niteliğine haiz olacak bilgilerin. İkincisi; suç tarihi itibariyle gizlilik niteliğini kaybetmemiş olması gerekir. Üçüncüsü; Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararı bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gerekir, gizliliği o suç işlendiğinde mutlaka halen devam etmelidir. Dördüncüsü; Siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin edilmiş olması gerekir. Beşincisi; Bir çabanın sonucunda temin edilmiş olması gerekir. Altıncısı; Yabancı bir Devletin yararına temin edilmiş olması gerekir. Yedincisi; Bunda zaten bahis yok yüce cumhuriyetimizin zararına temin edilmelidir. Sekizincisi de; Lehine casusluk yapılan Devlet ile bir anlaşma kapsamında bu teminin icrası zorunludur. Bu karar en güncel olması sebebi ile vurguluyoruz fakat Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 1997 tarihli kararında da Askeri Yargıtayın belki de ilk kararlarından olabilecek 27 Ocak 1942 tarihli kararında da öncelikli casusluk tanımı TDK’da da bulabiliriz ama bizim bu Mahkemelerde yaptığımız tanımlar her zaman esas olmalıdır, casusluk tanımından bir bahisle bahsetmek lazım.
En güncel karar olarak yani 2016 tarihinde Yargıtay 16. Ceza Dairesinin de bir kararı var kamuoyunda böcek davası olarak biliniyor fakat ben tam karara hasıl olamadığım için buradan savunma yapıyorum. Casusluk bir devlet menfaatine başka bir devletin askeri, siyasi ve iktisadi durumuna ilişkin gizli bilgilerin ve belgelerin araştırılması, sağlanması ve yabancı bir devlete ulaştırılmasıdır. Şimdi az önce saydığımız unsurlara bakarsak, 19 Ocak 2014 tarihinde Adana ili Ceyhan ilçesinde Suriye Türkmenlerine yardım malzemesi taşıdığı belirtilen Milli İstihbarat Teşkilatına ait tırların durdurulması, hadisenin büyük bölümü bu cümleden ibaret gibi geliyor, buna kısaca MİT tırları diyeceğim bu saatten sonra, bu hadisenin 27/05/2015 tarihinde önce, bu tarihten önce haber görüntü ve yayın örneklerine de rastlamak en baştan beri önceki yargılamada da sizlerin de malumunuz olduğu... mümkündür. Sebebi; hadiseye ait fotoğraflar 21 Ocak 2014 tarihinde öncelikli olarak Aydınlık Gazetesi'nde yayımlanmıştır. Aydınlık Gazetesi tirajında ya da etkilediği kamuoyuna girmeye gerek yok,... Bununla paralel eğer o konuda o yayınlanan görüntülere ilişkin devlet sırrının varlığını Heyetiniz kabul ediyorsa gizli kalması gereken bu devlet sırrının ifşası söz konusu olmuştur, gizlilik ve kamuoyunda bilinirlik başladıktan sonra gizliliğe, pardon gizliliğini ifşasının ertesinde kamuoyunda bilinirlik başladıktan sonra herkesin malumluğu hadisesi gerçekleştikten sonra bu hususun artık sır olmasından bahisle hareket edilemez. İkincisi; MİT Tırlarına ilişkin bilgi ve görüntülerin temini ya da yayımlanmasına ilişkin yargılamalarda lehine casusluk yapılan bir devlet ya da bu devletle bir anlaşma, yabancı bir devlet yararına bilgilerin temin edildiğine dair ne önceki yargılamada ben incelediğimde görebildim ne de bizim müvekkilimiz adına olan hazırlanan iddianamede bunlara ilişkin bir ibare yoktur, yani bu suçların oluşması için tipiklik açısından zorunlu olan unsurlar ne iddianamede ne fezlekede müvekkilimizin yargılanma şartı sebebi ile hazırlanan fezleke de ne de esas hakkında mütalaada bu hususlara değinilmemiştir. Bir daha vurgulamak istiyorum iddia olunan suçun oluşabilmesi için lehine casusluk yapılan bir devletin söz konusu olması gereklidir. 14. Ağır Ceza Mahkemesinin kararında da buna atıfla vurgu yapılmıştır, o kararda ayrıca bir terör örgütü de diye bir ibare eklenmiştir kanunumuzda olmamasına rağmen, bu da Mahkemenizin takdiridir terör örgütünden hangisine menfaat sağlandığına yönelik, önceki heyetin yazdığı metin olduğu için yine de vurgulamak isterim, yine Askeri Yargıtay 1. Dairesinin 83 tarihli kararında buna atıf yapılmıştır, casusluğun nasıl olduğuna dair bir tasvirde bulunulmuştur, burada büyükelçilikten kaçırılan belgelerin artık çantalar içinde verilirken yakalanması gibi hadiselerle tam anlamıyla suçun unsurları belirtilmiştir. Devam olunacak olursa casusluk maksadıyla açıklamak yani esas hakkında mütalaada müvekkilimize yöneltilen suça ilişkin, isnat olunan suça ilişkin kanun maddesindeki zorunlu unsurları saymamız lazım, yine az önce bahisle söylediğimiz gizli nitelikte olması, biz bunların artık bu görüntülerin kamuoyunca bilinirliğinin 16 ay boyunca sağlanması 16 ay boyunca Türkiye toplumuna malum olması sebebi ile gizli nitelikte olma unsurunun zaten ortadan kalktığını iddia ediyoruz. İkincisi; devletin güvenliği iç ve dış siyasal yararlarına ilişkin bulunması bu Mahkemenizin takdirinde olabilir, gazeteciler bunu böyle düşünmüyor olabilir, bu suçun tipikliğine ilişkin benim söylemek istediğim birşey yok ama bu aranan unsurdur. Ve üçüncüsü; failin gerçekleştirdiği açıklamanın yabancı bir Devlet yararına olması gerekir, burada artık terör örgütü felan aramıyoruz Yargıtayın kararlarında da açık kanunumuzun maddesinin gerekçesinde de açık, bir devlet yararına olması lazım fakat iddia makamı ne bir devlet yararına ilişkin iddiada bulunmuştur, ne bir devletle anlaşmaya ilişkin iddiada bulunmuştur, bu ciddi anlamda etkin soruşturma yapmamamın benim için bir örneği olmaktadır. Önceki yargılamanın iddianamesinde çok okuduğum için atıfta bulunmam gerekiyor; o dönemde Suriyeli Türkmenlere yardım malzemesi taşıyan tırlarla ilgili hep iddianamede geçen ibareler var, bir malzemenin nakli durumu bizim müvekkilimizle ilgili bir isnat değildir, biz o yüzden o görüntülerin teminine ilişkin size önceki celsede de bir yazılı dilekçe sunmuştum varsa bizim egemenlik alanımıza hiç girmemiş, bugüne kadar bize hiç ulaşmamış görüntülerden haberdar dahi olmamışken biz bir de bunu casusluk maksadı ile temin eder bir şekilde suçlanırken artık kendimizin suçsuz olduğunu bütün şüphelerden arınarak açıklamak zorunda kaldığımız için tekrar tekrar vurguluyoruz, bu görüntülerin nereden nasıl elde edildiğinin anlaşılıp bize nasıl ulaştırıldığının öncelikle mantık silsilesi içinde bulunması gerekirken hiç bu dahi yapılmamıştır. Aydınlık, Birgün, Star, Cumhuriyet Gazeteleri 2014’ten itibaren bu görüntülerin yayımlandığına dair Mahkemeler tarafından yargılanabilir miydi? Sadece Cumhuriyet Gazetesi yargılanırken 2016 Eylül ayında Aydınlık Gazetesi'nin genel yayın yönetmeni de yargılanmaya başlanmıştır bildiğimiz kadarıyla, yine bizim müvekkilimize ilişkin bunlarla ilgili isnat söz konusu değildir ama hep bir sanki ortak faillik varmış gibi mütalaa verilmiştir. Kısaca toparlamak gerekirse ilk yayın tarihinden itibaren 16 ay geçmiş bu belgelerin artık sır vasfının ortada olmadığı, gizliliğin ortadan kalktığının maddi gerçek olarak ortada bulunması sebebi ile ve az önce de vurguladığım üzere yabancı bir devletle görüşme, temas, anlaşma, bir çıkar elde etme, bu görüntüleri temin için bir çaba harcama bunların hepsi suçun oluşması için manevi unsur dediğimiz kastın ve maddi unsur dediğimiz bu belgeleri temin etmenin bir arada olması ile birlikte yine sağlanması gereken unsurları olduğundan ve hiçbirinin gerçekleşmemesi sebebi ile bizim yargılamaya konu olduğumuz konuların delillerden uzak, isnatların delillerle birleşemediği bir noktada kaldığı kanaatindeyim ve ayrıca iddia makamının mütalaada da dikkatimi çeken bir belki sehven hatası, belki maddi hatası diyebileceğimiz hususu var iki tane Sulh Ceza Hakimliği kararından bahsediyor. Birincisi; esas hakkında mütalada tarihini yanlış yazmış 14/01/2014 demiş daha tırlar durdurulma olayı kamuoyuna yansıması ve herşeyi bildiğiniz üzere 19 Ocak 2015’ti, pardon 19 Ocak 2014’te oldu tırlar durdurulmadan mütalaaya göre bir erişim engeli kararı alınamaz zaten, bildiğiniz üzere Adana Sulh Ceza Mahkemesinin kararı 14 Ocak 2015'tir. Şimdi bu bir yayın yasağı kararıdır, yayın yasağı kararının içeriği ile ilgili hiç girmeyeceğim fakat ikinci yayın yasağı kararından bahsediliyor 29 Mayıs 2015 tarihli karar, bu iki karar vardı diyorlar bu sebeple bu haberlerin yayımlanması devlet sırrını ifşadır diyorlar, iddia olunan diğer iki sanığın yargılandığı haberler zaten 29 Mayıs 2015 tarihinde gazeteye basılmıştır, o gazetenin internet sitesindeki yayının erişimin engeli ve yayından kaldırılması amacıyla alınan bir karar nasıl oluyor da geriye yorumlanıp "Bak bu devlet sırrıydı sen bunu temin ettin, casusluk yaptın" gibi bir mantıkla sunuluyor bu zaten izahtan uzaktır, izahtan varestedir. Bu önemli olan bilginin devlet sırrı niteliğinde olarak sır kalması gerekirdi, sır kalmanın 21 Ocak 2014 Aydınlık Gazetesi yayını ile ortadan kalktığı aşikardır ve bunları açıklamamın sebebi tüm isnadı reddederek o belge denilen, bilgi denilen tüm bulguların bizim egemenlik alanımızdan tamamen uzak olduğunu hiç bize ulaşmadığını vurgulayarak açıklamak istedim, teşekkürler." şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanık K. E. B.'nun 01/12/2017 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Önceki beyanlarını tekrar ile atılı suçları işlemediği, iddiaya konu yapılan ve kendisi tarafından C. D.'a verildiği iddia olunan bilgilerin daha önce Aydınlık gazetesinde de yayınlandığını ortada gizli kalması gereken bir devlet sırrının casusluk maksadıyla açıklanmasının söz konusu olmadığını belirterek beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık K. E. B.'nun 16/01/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Önceki beyanlarını tekrar etmiştir
Sanık Müdafii Av. M. E.'ün 01/12/2017 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında: "... hiç bir zaman Adana'dan veya Hatay Kırıkhan’da gerçekleşen eylemleri meşrulaştırma, bu eylemlere yönelik bir savunma amacı gütmedik, bugünde gütmüyoruz, biz MİT tırları olayıyla ilgili değiliz, biz sadece Cumhuriyet gazetesinde basılmış bir takım fotoğraflarla ilgili olarak huzurunuzdayız, birinci husus buydu efendim, ikinci husus ise biz yazılı olarak sunduğumuz dilekçelerimizde de altını çizmiştik, önümüze getirilen 14. Ağır Ceza Mahkemesinin önce tarafınızca bozulan daha sonra işin esasına girildiği için bozulmayıp davayı esastan aldığınız o karardan ortaya konulan hususlar yani 14. Ağır Ceza Mahkemesinin kabul ettiği hususlar doğrudan doğruya Türkiye Cumhuriyeti devletinin bugüne kadar kabul ettiği bir ve açıkladığı resmi beyanlara terstir, onları çürütmektedir ve bugün özellikle gündemimizde Amerika’da Türkiye’ye kurulan bir kumpaz varken bu kumpazdan elde edilmesi amaçlanan sonuç, amaç bu olmasa bile bu dosyada elde edilebilir, çünkü 14. Ağır Ceza Mahkemesinin verdiği kararda açıkça çok açıkça tahmin ediyorum 52.sayfa idi yanlış hatırlamıyorsam, Cumhuriyet gazetesindeki haberlerin doğru olduğu yazmaktadır, Cumhuriyet gazetesinde ise yer alan haberde ve görüntülerde Suriye'deki muhalif güçlere silah gönderildiği yazılıdır,...
Sanık müdafii Av. M. E.:..." takdirlerinizde olduğu üzere müvekkilime isnat olunan suçun vasıf ve mahiyeti değişmiştir yada değişmek üzeredir, özellikle mahkum olduğu casusluk karabasanından tamamen kurtulduğumuzu değerlendiriyorum, ancak casusluk bir yana bahsi geçen diğer suçlamaları da kabul etmiyor ve içimize sindirmiyoruz, örneğin benim müvekkilimin hangi eylemiyle 327’den veya hangi eylemiyle 329’dan mahkum olacağını bu dosyada göremiyoruz, kanıt bazında göremiyoruz, bilindiği üzere bahse konu suçun gerçekleşebilmesi için sır olgusunun daha doğrusu bir ceza yargılamasında yargılama konusu yapılabilmesi için sırra konu belgeyle ilgili iki temel unsur vardır, birincisi subjektif unsur yani sır konusu belgeyi üreten veya sır konusu belgenin muhatabı olan kamu iradesinin o belgeye sır vasfını atfetmesi, ki burda bunu yapmıştır bunlarla ilgili devlet sırrıdır demiştir, ancak ikinci unsur objektiflik unsuru ise biliyor olmak veya bilinebilir olmak meselesidir, biz buna kısaca aleniyet diyoruz, efendim peki bizim olayımızda subjektif unsur yani MİT'in sır atfetme veya devletin görüntülere sır atfetme unsuru gerçekleşmiş olduğunu kabul etsek bile acaba aleniyet unsuru Cumhuriyet gazetesiyle mi ortaya çıkıyor yani müvekkilimin suçlandığı Cumhuriyet gazetesindeki 29 Mayıs 2015 günlü görüntülerle mi bu mesele aleni hale geldi, yoksa daha önce biliniyordu veya bilinebilir durumda mıydı izninizle bunun kanıtlarını arz ediyorum, efendim olay 19 Ocak 2014 günü gerçekleşti, Adana da gerçekleşti 19 Ocak 2014 fakat hemen bu olaydan iki gün sonra FETÖ iltisaklısı olduğunu bildiğimiz bir albayın üstelik 15 Temmuz hain kalkışmasını mutabıkken bildiğimiz kadarıyla hakkında hukuki işlemde yapıldı, bu albayın Aydınlık gazetesine verdiği görüntüler var şimdi Fettullahçı Terör Örgütüyle bağlantısı olan bir askerden Aydınlık gazetesine gönderilen görüntüler var ve bunu kendileri aydınlık gazetesinin kendisi açıklıyor, bizim bunu bilmemiz mümkün değil onlar çünkü biz albaydan aldık demişlerdir, o albay 15 Temmuzdan sonra FETÖ'cü olduğu ortaya çıktı, yani Aydınlık biz FETÖ'cülerden belge alıyoruz demedi ama 15 Temmuzdan sonra o albay FETÖ'cü olduğu ortaya çıktı, şimdi Aydınlık gazetesi bunları aldı ve attığı manşetler MİT tırlarındaki silahlarla ilgili, yani olayı olguyu yaşananları özü itibariyle tereddüde mahal bırakmayacak biçimde bir rivayet olarak değil fotoğrafla besleyerek haber yaptı, fotoğrafla besleyerek yapılan haberin tarihi 21 Ocak 2014 uzun süre Aydınlık gazetesi hakkında hiç bir işlem yapılmadı, yapılması gerekiyordu anlamında söylemiyorum, tespit olarak söylüyorum yapılmadı, ne zaman Cumhuriyet gazetesinde de benzer mahiyetinde fotoğraflar çıktı daha sonra Aydınlık gazetesi topa girerek bu haberleri biz yaptık, bu işi ortaya koyan ilk biziz Cumhuriyet gazetesine günaydın şeklinde bir ikinci haber yaptı, gene devam etti gene Aydınlık gazetesiyle herhangi bir işlem hukuki süreç olmasına rağmen iddianame olarak bir sonuç ortaya konmamıştı, ancak fotoğrafları yayınlayan, ilk yayınlayan gazete olan Aydınlık gazetesi hakkında müvekkilim mahkum olduktan sonra size arz edeceğim bu iddianameyle zapta geçmesi için okuyum efendim, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/104694 soruşturma, 2017/21509 esas, 2017/303683 sayılı ve 17 Temmuz 2017 tarihli bakınız müvekkilim mahkum olduktan sonra yani 19 Ocak tarihli arama görüntülerini ifşa etmekten benim müvekkilim mahkum olduktan sonra aynı görüntüleri ifşa etmekten Aydınlık gazetesine Temmuz ayında dava açıldı iddianameyi görevliyle zatailine gönderiyorum, efendim düşünebiliyor musunuz özü itibariyle birazdan kanıtların sıhatine girecez ama bir milletvekili hakkında bir kaç saniyelik bir telefon HTS kaydı var diye içeriği de belli değil, önce müebbet ardından iyi halli diye 25 sene ceza veriyorsunuz, bu cezanın gerekçesini 19 Aralık’taki, 19 Ocak 2014 tarihli o mahur olayların görüntülerinin medyaya yansıtılması olarak veriyorsunuz, sen bu işi ifşa ettin ilk sen yaptın diyorsunuz ilk sen yaptın öncekiler rivayettir tevatürdür diyorsunuz iddianame bu şekilde esas hakkındaki karar bu şekilde, mahkeme kararı bu şekilde, esas hakkında mütalaa bu şekilde ve bu şekilde cezada veriyorsunuz ancak bir ay sonra cezadan bir ay sonra dönüyorsunuz, benim müvekkilimin suçlandığı görüntülerden yaklaşık 16 ay önce çıkmış görüntülere dava açıyorsunuz, hayır sen ilk kez yayınladın diyorsunuz, 329/1 den efendim, istenen ceza, yani İstanbul C. Başsavcılığı önce E.'e dava açıyor, E. fotoğrafları sen ifşa ettin diyor E. mahkum oluyor, dönüyor E.’ten 16 ay önce açıklayanlara siz gelin şimdi ilk siz açıkladınız diyor, bunun mantıksız olduğunu söylemek için hukukçu olmaya gerek yok, hukuğunda mantıksızlığı barındırmayacağına söylemeye gerek yok, böyle bir şey, böyle bir durum içimizdeki adalet duygusunu incitmektedir, çünkü biz sürekli bunları söyledik, ancak gördüğünüz üzere ne zaman benim müvekkilim mahkum oldu cezaevine kondu ondan sonra böyle bir dava açıldı ve bu dava huzurunuza kadar geldi, efendim ikinci husus bu aleniyet meselesinde bu aydınlıktaki yayınları bir kenara bırakıyorum, işte davası da önünüzde o da ifşa etmekten ikinci husus erişim engeli kararı, hatırlıyorsunuz bu 19 Ocak'ta ve öncesinde Hatay'daki olaylar yaşandığında bu olayları planlayan çete yani bu eylemi gerçekleştiren tırları durduran çete bunları bir şekilde internete de koymuştu, video olarak koymuştu hatırlarsanız, sadece fotoğraf olarak da değil ve bu video kaydı Cumhuriyet gazetesinde yer alan o görüntülerden çok çok daha fazla içerikli üstelik akar görüntü olması itibariyle de çok daha bilgilendirici, doyurucu ve olayın rehavetini ortaya koyar boyuttaydı, ne zaman oldu bu internet yayınları tırların durdurulmasından kısa bir süre sonra hemen başladı ama en son ne zaman oldu erişim yasağı gelene kadar oldu, şuan var mı bilmiyorum, efendim erişim yasağı ne zaman geldi ben şimdi size Adana 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2015/197 D.iş sayılı kararını arz ediyorum bu kararın tarihi 14 Ocak 2015 bakınız Cumhuriyette yayınlanmasından, Cumhuriyet gazetesinde bir takım fotoğrafların yayınlanmasından yaklaşık 4,5 ay önce zaten bu videolar aleni şekilde tüm dünyada bırakın Türkiye’yi tüm dünyada ortaya sürülmüş ve milyonlarca insan bunu izlemiş bunu twitter üzerinden de bazı hesaplar yazmış ayrıca video kanalları var biliyorsunuz youtube gibi dailymotion gibi onlar üzerinde konulmuş, Adana 5. Sulh Ceza Hakimliğinin kararında bizim davamız için çarbıcı olan ve önem arzeden satırları okuyorum, Adana İl Emniyet Müdürlüğü'nün 13 Ocak 2015 tarih ve 2015/I00 sayılı yazısında @gazeteM isimli twitter hesabında gizli nitelikli belgelerin paylaşıldığının ve aynı yazıda belirtilen diğer internet ve link adreslerine kayıtlı sayfa kullanıcıları tarafından da paylaşılan belgelerin eklendiğinin tespit edildiğinin bildirildiği deniyor, yani Adana Emniyet zaten 13 Ocak da durumu tespit etmiş alenileşmiş MİT tırlarını arama görüntüleri anelileşmiş twittera düşmüş internete düşmüş yüzbinlerce kişi görmüş bunun üzerine Adana Sulh Ceza Mahkemesi arzettiğim erişim durdurma kararı vermiş, şimdi ne oldu efendim demekki bunu ilk kez Cumhuriyet'mi ifşa etti yoksa daha önceden bu iş ifşa olmuştu, alenimiydi, biliniyormuydu meselesine iki kanıt ortaya koydu, bir bizzat İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan'ın kendi imzaladığı sayın Fidan'ın kendisinin imzaladığı Aydınlık iddianamesi diğer Adana 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 14 Ocak 2015 günlü erişim engelleme kararı, bütün bunlar ortadayken hala Cumhuriyet gazetesi bu işi ilk kez ifşa etti, Cumhuriyet gazetesiyle bu iş aleni oldu demek kanaatimizce artık mümkün değildir, gene bu kapsamda devam ediyorum, efendim bundan bir hafta önce veya 10 gün önce Saygı Öztürk isimli gazeteci yazarın kripto üçgeni isimli bir kitabı çıktı, Kasım 2017 birinci baskısı olan bu kitabın 120.sayfasında bir belge var, bu daha önce mahkemeye sunma imkanımız olmayan bir belgedir, çünkü biz ilk kez bu kitapta gördük, efendim 2014, 17 Şubat yani aramalardan bir ay sonra yani MİT tırların durdurulmasından bir ay sonra Adana C. Başsavcılığında bir tutanak tutuluyor ve bu tutanakta Adana da yapılan MİT tırlarının durdurulması eylemiyle ilgili görüntülerin yer aldığı CD ler, flash bellekler çoğaltılıyor, dağıtım için ve çoğaltılıp dağıtılması için de Adana Emniyetine teslim ediliyor, yani bir polis memuruna veriliyor, polis memur bu görüntüleri Adana Emniyetine götürüp çoğaltıyor, belgeyi arzediyorum efendim, şimdi Aydınlık gazetesinin 16 ay önce yazdığı Aydınlık iddianamesinde bu devletin C. Başsavcısının kabul ettiği Sulh Ceza Mahkemesinde, Adana da bu devletin mahkemesinin kabul ettiği, Saygı Öztürk'ün kitabındaki tutanakta görüldüğü şekilde Adana Savcılığının kabul ettiği, bir alenileşme bir belirginleşme olguyla ilgili detaylı bilgiye sahip olma rivayet veya tevatürün ötesinde içeriye hakim olacak detayların yer aldığı görüntü ve bilgilerin ulaşıma sokulması olayı söz konusu, peki bu konu ilk kez bu mahkemede mi yargı önüne çıktı, hayır biliyorsunuz C. D. ve E. G. tutuklandığında Anayasa Mahkemesi'nin yargılamaları devam ederken Türkiye Cumhuriyeti, Anayasa Mahkemesi bu görüntülerin alenileşmiş olduğu, daha önceden ifşa olduğu noktasında bir takım tespitlerde bulunarak özellikle Aydınlık gazetesi yayınına atıfta bulunarak hukuki durumun tekrar sorgulanması gerektiğine ve bu nedenle tutukluluğun bireysel hakkı ihlal ettiğine karar verdi ve bu nedenle zaten C. D. ve E. G. tahliye oldu, şimdi elimize birde Yargıtay kararı geldi mi, Anayasa Mahkemesi artık bireysel haklar konusunda en üst yurt içi mercii olarak bu görüntülerin Aydınlık gazetesi yayınıyla ifşa olunduğu meselesinde de görüşünü bildirdimi bildirdi, dolayısıyla gene başa dönüyorum, hala ifşa olgusunun Cumhuriyet gazetesindeki yayınla gerçekleştiği iddiasında bulunabilir miyiz, bende artık bu iddiayı dile getirmenin hukuki, fiili, maddi, mantıki dayanağı yoktur, esasen mahkemeniz yani Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesinin verdiği bozma kararında da suçun vasıf ve mahiyetinin değişebileceğinden bahisle ifşa olgusu üzerinde durulmuştu, orada da ifşa olgusu tartışılmış ve ifşanın arzettiği az önce arzettiğim gerekçelerle gerçekleşmemesi ihtimalinin altı çizilmiştir, ben bunu bir ihsansı rey kaygısından hareketle açık bir kanaat belirtmemekle beraber mahkemenizin de böyle düşündüğü şeklinde değerlendiriyorum, tabi yaptığım bir niyet okumak değil şahsi değerlendirmemdir, dolayısıyla eğer E. B. casus değilse casusluktan yargılanmayacaksa, ifşadan yargılanmayacaksa geriye kalan tek şey gizli belgeyi temin etmiş olmaktır, onunda asgari haddi üç yıldır, terör örgütü üyesi değildir, terör suçu işlememiştir, bugün eğer olası bir üç yıllık hapis cezasıyla bir iyi hal indirimi ki mahkemede müvekkilime yapılmıştı o da uygulanırsa, bir infazdan bir ceza evinde tutuklanmaktan söz etmek mümkün değildir, şimdi 327/1 e kadar indirdiysek meseleyi yani bir belgeyi sadece temin etmiş olmakla indirdiysek o halde bu temin etme meselesine gelme vaktimiz gelmiş demektir, benim müvekkilim E. B.'nun Cumhuriyet gazetesinde yayınlanan görüntüleri C. D.'a verdiğinin kanıtı nerdedir, sayın heyet özellikle bozma kararınızda, bozma kararınızın son sayfasında nokta nokta gerekçelerle bozulmasına fakat sair hususlara değinilmemesine bu aşamada demiştiniz, şimdi ben o sair hususlara değiniyorum, benim müvekkilimin E. B.'nun, C. D.'a görüntü verdiğinin kanıtı nerdedir, eğer C. D.'ın kitabından bahsediyorsanız C. D.'ın kitabında E. B. getirdi verdi demiyor, bir solcu milletvekili diyor, peki bundan hareketle delil bulabilir miyiz diye HTS lere baktığımızda E. B.'nu suçlu yapmaya yetecek işaret eden bir kanıt var mı hayır yok, çünkü HTS de ne var, HTS de 27 Mayıs günü E. B. ile C. D.'ın birbirine uzak yani aynı bina aynı bazdan değil birbirine mesafeli iki yerdeyken 52 saniye yanılmıyorsam 21 saniye telefonla konuştukları var, peki bu telefon konuşmalarında telefon konuşmasının içeriğinde ne olduğunu nereden biliyoruz, bilmiyoruz, E. B. ve C. D. dışında bunu kimse bilemez ve E. B. ve C. D. bunu söylediler bunun belge fotoğraf getirme, götürmeyle ilgisi olmadığını söylediler, olay tarihinde müvekkilimin yaptığı işi düşünün bir partinin genel başkanının meyda ve iletişiminden sorumlu yardımcısı, kendisini düşünün milletvekili adayı, seçimlere bir hafta kalmış on gün kalmış ve aynı gün C. D.'ın dışında başkaca onlarca gazeteciyi aramış yani sadece C. D.'ı aramamış gazeteci sıfatına sahip başka onlarca kişiyi de aramış şimdi bir telefon görüşmesinden hareket edip o telefon görüşmesini yapanlar buluşup birbirlerine suç unsuru vermiştir diye kesin hükme varabilir miyiz, öyle birşey mümkün mü, böyle bir kanıt olabilir mi, bunu kanıt olarak kabul etmek bizim ceza yargılaması sistemimizde her türlü şüpheden uzak somut, kesin ve inandırıcı delil kavramıyla örtüşüyor mu, sanığın savunmasının aksini ispatlayacak bir kanıt var mı, bakın C. D. bile kitabında getirdi diyor, oysa HTS getirmenin değil 52 saniyelik görüşmenin kanıtıdır, getirmenin kanıtı nerdedir, getirmeyle ilgili kanıt nerdedir, getirme olgusunu ortaya konan kanıt nerdedir, yoktur, dosyada yoktur,...
Sanık müdafii Av. M. E.:... dosyadaki iddiaları destekleyecek hiç bir kanıtın olmamasıdır, gene HTS meselesine dönersek bizim tek hareket noktamız C. D.'ın kitabıydı, C. D. da diyorki 27 Mayıs da bir solcu milletvekili beni aradı peki 27 Mayıs da C. D.'ı bir solcu milletvekilimi aramış, savcılık bunu araştırmış mı hayır, mahkeme bunu bizim talebimizden sonra resen yapması gerektiği halde savcılığın soruşturma aşamasında yapmadığı, delil toplama işini bizim talebimizle savunma delili olarak topladı ve size arzedeceğim, bizimde kıt bilgisayar teknolojisi bilgilerimizle hazırladığımız şu görüntüleri ortaya çıkardık, çeşitli aşamalarda sunduğumuz dilekçelerde bu noktalama yani yer itibariyle harita üzerinden noktalama bilgilerini sunduk, görüldüğü üzere 27 Mayıs günü C. D.'ı arayan dört milletvekili yada milletvekili bağlantılı isim vardır, milletvekili bağlantılı diyorum çünkü müvekkilim milletvekili olmadığı halde o sıfatın o statünün içine sokulmuştur, 27 Mayıs günü C. D. bir milletvekili getirdi demiştir, ama 27 Mayıs günü E. B. milletvekili değildir, sonradan milletvekili olmuştur, buna rağmen bu dosyaya dahil olmuştur, o yüzden milletvekili bağlantılı diyorum, çünkü o listede HTS kayıtlarında önceki dönem milletvekilliği yapmış kişilerde vardır hali hazırda milletvekilliği yapanlarda vardır, o tarihte milletvekili olanlarda vardır, ben bunu E. B. vermedi x verdi manasında söylemiyorum ben bunu eşitler arası birinci neden Enis oldu sorusunu sormak için söylüyorum, E. B. neden o isimlerin arasından cınbızla çekilerek veren budur dendi, iddianamenin hiçbir yerinde 27 Mayıs günü şu şu şu şu şu milletvekilleri konuşmuştur bunların hepsi de solcudur ama E. şu sebeple vermiştir yazmıyor, onlar yazmasa da biz sorduk ve sormaya devam edeceğiz, şu şu şu milletvekilleri konuştuğu halde neden E.'e dava açılmıştır, herhalde S. S. Ö.'e sen solcu değilsin derseniz isyan eder, ismi geçen milletvekillerinin hepsi C. D.'ın kitabında tarif ettiği kriterlere uyuyor, ama hiç biri müvekkilimde olduğu gibi götürme değil telefonla sadece telefonla konuşma eylemi içerisinde olmuş, o halde biz bu HTS lerden hareket ederek biz bu HTS lerde 21 saniye telefonla konuşma yapıldı diyerek evet E. B. verdi hukuka uygun bir kanıttır hiç bir şüpheden daha doğrusu tüm şüphelerden uzak bir kanıttır, somuttur ben tamamen buna ikna oldum diyebiliyorsak sorun yok, ama içeriğinde bile ne konuşulduğu belli olmayan bir HTS yle sadece HTS var diye basit bir hırsızlık olayında bile sokaktaki genç bir insanı bir çocuğu bile mahkum edemezseniz, edemezsiniz ama bir milletvekilini önce müebbete sonra 25 yıla mahkum edebilirsiniz, bizim kabul etmediğimiz hukuk anlayışı budur, efendim Anayasa Mahkemesinin olayla ilgili verdiği önceki karara atıfta bulunduğum için tekrar onu değerlendirip vakit çalmak istemiyorum, mahkemenizin verdiği bozma kararındaki detayları tekrar burdan ısıtıp size anlatmama gerek yok kararın sahibi zaten sizsiniz arzedeceğim diğer hususlar tahliye ile ilgili olacaktı onu da sizin de beyan ettiğiniz gibi uygun görüyorum bende sayın Cumhuriyet Savcısının mütalaasından sonra tekrar tahliye hakkında söz almak üzere şimdilik saygılarımı arzediyorum" şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.'ün 01/12/2017 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Daha önceki celselerde sanık ve diğer müdafiler tarafından yapılan savunma içeriklerine benzer nitelikte beyanlarda bulunmuştur.
Sanık Müdafi Av. Y. A.'ın 01/12/2017 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Sanık müvekkilinin atılı suçu işlemediğini, sır kapsamında ve müvekkili tarafından ifşa edilen bilgi bulunmadığını, sanığın atılı suçu işlemediğini, atılı suçun işlendiğine dair delil bulunmadığını, iddiaya konu belge ve görüntülerin daha önce yayınlandığını, C. D.'a söz konusu görüntü ve bilgilerin sanık tarafından verilmediğini, sanığın bilginin verildiği iddia edilen tarihte milletvekili olmadığını, C. D. ve E. G.'ün TCK'nın 329. Maddesinden yargılanıp ceza aldıklarını, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesinin sunulduğunu, ortada müvekkili sanık aleyhine hiç bir delil olmadığını, değerlendirmenin buna göre yapılmasını istediklerini ifade etmiştir.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.'ün 01/12/2017 Tarihli Cumhuriyet Savcısı Mütalaasına Karşı Savunmasında özetle: Önceki savunmaları tekrar ile sanığın bihakkın tahliyesine karar verilmesini talep ediyoruz demiştir.
Sanık Müdafii Av. Y. A.'ın 01/12/2017 Tarihli Cumhuriyet Savcısı Mütalaasına Karşı Savunmasında özetle: Mütalaanın tamamını reddediyoruz, kabul etmiyoruz demiştir.
Sanık Müdafii Av. M. E.'ün 01/12/2017 Tarihli Cumhuriyet Savcısı Mütalaasına Karşı Savunmasında özetle: Sanık müvekkilinin atılı suçu işlemediğini, HTS kayıtlarının delil niteliği taşımadığını, içeriklerinin belli olmadığını, tanık Soner Yalçın'ın beyanlarının yanlış bilgilendirmelere bağlı kanaat niteliğinde olduğunu bu sebeple itibar edilmemesi gerektiğini, delil niteliği taşımadığını, C. D.'ın TCK 329/1 maddesinden yargılanırken Cumhuriyet Savcısının anlatımına göre aynı suça iştirak ettiği belirtilen sanığın TCK 330'dan mahkumiyetinin istenmesinin izahının olmadığını, C. D. ile konuşan milletvekili sıfatına sahip diğer kişiler var iken sanığın isminin neden öne çıkartıldığının izahının bulunamadığını, daha sonraki süreçte aynı haberleri yayınlayan Aydınlık gazetesinin sorumluları hakkında da dava açıldığını, ifşa edilen bilgilerin yeniden ifşasının olamayacağını, iddia makamının mütalasının da bu anlamada kabul edilebilir olmadığını, sanık ile C. D.'ın buluştuklarına ve sanığın C. D.'a flash disk içerisinde bu bilgileri verdiğine dair hiç bir delil olmadığını, C. D. ile aynı gazetede çalışan D. S.'ın da bu bilgileri sanık Enis'ten aldıklarına dair bir beyanlarının bulunmadığını söylediğini, ele geçirilen herhangi bir flash disk veya CD veya hard disk bulunmadığını beyan ile sanığın beraetine ve aynı zamanda tutuklu kalınan süre, sanığın atılı suçu işlememiş olması , benzer suçtan hakkında dava açılan kişilerin tutuksuz yargılanıyor olması, kaçma şüphesinin bulunmaması ve benzeri sebeplerle tahliyesine karar verilmesini istediklerini ifade etmiştir.
Sanık K. E. B.'nun 01/12/2017 Tarihli Cumhuriyet Savcısı Mütalaasına Karşı Savunmasında özetle: Önceki yazılı ve sözlü savunmalarını tekrar ile, suçu işlemediğini ve bu nedenle beraetine karar verilmesini istediğini ifade etmiştir.
Sanık Müdafii Av. M. E.'ün 16/01/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Sanık müvekkili K. E. B.'nun suçsuz olduğunu, C. D.'a sanığın herhangi bir belge ve bilgi teslim etmediğini, Cumhuriyet gazetesinde haber yayınlanmadan öncede başka bir gazetede yayınlanmak suretiyle alenileşen bilgilerin yeniden aleniyet kazanması ve ifşasının mümkün olmadığını, dinletmek istedikleri tanık ve alınmasını istedikleri bilirkişi raporu olduğunu belirtmiş ve yanında getirdiği flash bellek içerisindeki görüntüler Dairemizce izlenmiştir. Sanık müdafii devamında, iddiaya konu görüntülerin daha önce yayınlanarak alenileştiğini, bu nedenle artık işlenemez bir suç bulunduğunu, alenileşmenin kanıtı olarak tanık dinletmek istediklerini ve yine HTS kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak sanık ve C. D.'ın iddia edilen tarihte bir araya hiç gelmediklerinin tespitini istediklerini, müvekkilleri hakkında İstanbul 14. Ağır Ceza mahkemesinde devam eden dava dosyası ile bu dosyanın ve Aydınlık gazetesi hakkında açılan davaların birleştirilmesini istediklerini beyan etmiştir.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.'ün 16/01/2018 Tarihli Dairemi Duruşmasındaki Savunmasında özetle: Müvekkilinin C. D.'a herhangi bir flash bellek vermediğini, haberin daha önce aleniyet kazandığını, müvekkilinin bilertilen 27 Mayıs tarihinde milletvekili olmadığını, E. B.'nun 7 Haziran 2015 de milletvekili olduğunu ifade etmiştir. Devamında;
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.: 7 Haziran 2015 de seçim oldu, o gün seçildi E. B..
Daire Başkanı: Anladım, peki partilerin listeleri Yüksek Seçim Kuruluna veya İl Seçim Kuruluna teslim ettikleri tarihi hatırlayabiliyor musunuz, yani bu 7 Haziran seçiminin olduğu tarihten ne kadar süre önce.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.: Bunu Ankara da merkez veriyor, genel merkez veriyor, yani Enis bey bilebilir belki.
Daire Başkanı: Enis bey siz biliyormusunuz.
Sanık: Nisan sonunda verdik başkanım.
Daire Başkanı: Nisan sonunda teslim edilmişti.
Sanık: Evet efendim demiştir.
Sanık Müdafii Av. Y. A.'ın 16/01/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Savunmasında: "Efendim kısaca, meslektaşımın değindiği üzere sizinde sorunuz üzerine, 27 Mayıs tarihinde E. bey milletvekili adayıdır, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkan Yardımcısıdır, fakat iddia makamının gözden kaçırdığı bir husus bizimde milletvekili adaylıklarına ilişkin sorduğunuz için ifade etmem gerekir, C. D.'ın o gün temas ettiği telefonla görüştüğü beş milletvekili vardır, o gün hala hazırda, milletvekili adayları da dahil olmak üzere düşünürsek, isimlerini tekrarlayalım 24.Dönem İstanbul Milletvekili pardon İzmir Milletvekili Rıza Türmen, Malatya Milletvekili V. A.a, daha önce milletvekilliği yapmış Z. L. keza İstanbul Milletvekili, İstanbul Milletvekili Adayı E. B. ve yine İstanbul Milletvekili S. S. Ö. bunu kayda geçirmek için ifade etmek istedim" şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık Müdafii Av. M. E.'ün 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Tanık Beyanına Karşı Savunması: "Şimdi şunu anlamaya çalışıyoruz, bizim meselemiz şu yani sizi buraya davet etmemizin rapor istememizin sebebi bir sanık var bu sanığın başka bir sanıkla birbirine telefonla görüşme kaydı var, HTS kaydı, telefonla görüşme kaydı önce sorum şu, telefonla görüşüp (anlaşılamadı) olması iki kişinin teknik olarak biz düz mantıkla da biliyoruz ama teknik olarak size sizden duymak istiyoruz, bir araya gelmek midir, yani telefonla konuşmuş olmak, fiziki olarak insanların yan yana gelmesi anlamına mı gelir yoksa birbirinden ayrı yerlerde olup cep telefonuyla birbirleriyle konuşabilirler mi, sonuçta şey bu teknolojinin kullanılması değil gereksinimden kaynaklı (anlaşılmadı) yol varsa zaten cep telefonuyla konuşmaya ihtiyaçları yok, şimdi bizim olayımızda 21 saniye birbiriyle konuşan iki kişi var, bu konuşma üzerine konuşmadan sonra birisinin bir diğerine birşey verdiği iddiası var, dolayısıyla biz HTS dışında da başka herhangi bir bilimsel veri olmadığı için dosyada acaba devam eden süreçte bu kişiler bu HTS elimizdeki bilimsel verilere dayalı olarak bir araya gelmişler mi gelmemişler mi diye peşindeyiz, elimizdeki somut veride HTS kayıtları, bundan hareketle soruları soruyoruz, yani HTS dışında bir kamera kaydı, bir fiziki takip veya bilimsel başka bir şey yok, sadece HTS kaydı şimdi bu HTS kayıtları görüşmeye 21 saniye telefon görüşmesi 21 saniye.
Tanık: Peki elimizdeki HTS de 8 saniyelik kayıt varmı, yada 8 saniyeye yakın kayıt, çünkü bu çalma süresi gibi bir süre olarak da o şey söz konusu, yani o konuşma süresi 13 saniyede olabilir.
Sanık Müdafii Av. M. E.: O da olabilir, topital 21 saniye bunun 8 saniyesi çalma, önemli olan nokta bundan sonrası, bu sizin incelediğiniz her iki sanık HTS kayıtlarına göre gün içerisinde yani bunu bir zamanla sınırlamıyoruz, iddia edilen olay diyor ki tüm gün içerisinde sadece telefon saatleri değil birbirlerine en fazla ne kadar yaklaşmışlar.
Tanık: Birbirlerine en fazla ne kadar yaklaşmışlar sorusu aslında.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Yani tabii ki HTS yani cep telefonların kayıtlı kendilerine ait sim kartları ve üzerlerinde şeklinde düşünerek.
Tanık: 300 metre artı eksi 10 metre.
Sanık Müdafii Av. M. E.: 300 metre artı eksi 10 metre dışında
Tanık: 280 yada 300 metre burdaki kaba konum belirlemede kullanılan kaba kritere göre yani kaba kriterden kastım dediğim gibi baz istasyonu değişkenliği vesaire.
Sanık Müdafii Av. M. E.: İşte elimizdeki verilerde sizin dosyadan aldığınız veriler yani sadece HTS şeyleri dolayısıyla
Tanık: Ben şeyi hesap ettim minimum 280 maksimum 300.
Sanık Müdafii Av. M. E.: 320 metre bazların 10 ar metre kayması, şimdi bu sizin incelemeleriniz sırasında o en yakın olduğu mesafede her ikisi de hareket halinde mi yoksa biri hareket halinde bir sabit mi.
Tanık: C. D. o birşey var bir zaman dilimi var o zaman dilimi içerisinde sürekli sabit, Volkan Center denilen yerden sinyal veriyor cep telefonu.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Peki E. B. ne yapıyor.
Tanık: E. B. gün içerisinde hareket ediyor, yani sabahtan itibaren Yeşilköy’den geliyor metroya biniyor işte bir yerlere gidiyor bir yerlerden geçiyor sonra şeyden sanırım Mecidiyeköy tarafından şişliye dönüyor Prof. N. Ö. caddesinden geçiyor, tekrar arkadan dönerek aynı yere gidiyor gibi.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Evet, E. B., C. D. a en yakın olduğu o 300 lük 20 metre veya 280 metre mesafede sabit mi yoksa hareket halindeyken mi en yakın haline geliyor,
Tanık: benim gözlemlediğim kadarıyla hareket halinde zaten iki sinyal arasında aynı yerden iki sinyal veriyor orda çık kısa bir şey var zaman dilimi var.
Sanık Müdafii Av. M. E.: O zaman şunu söyleyebilir miyiz E. B. bir yerden bir yere giderken en fazla 300 metreye kadar yaklaşarak devam ediyor, bunu o teknik olarak ordan söylediğiniz bu mu doğrumu anlıyorum.
Tanık: Bu kayıttan bu kestirilebilir.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Peki, o zaman şunu söyleyebilir miyiz, biz bu HTS kayıtlarına göre HTS kayıtlarına göre yani o GSM operatörünün sim kartları üzerindeki kişilerden hareketle E. B.yla C. D. buluştu diyebilir miyiz.
Tanık: Diyemeyiz.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Bilirkişi buraya gelerek kısıtlı dosyadaki verilere dayanarak hazırladığı bir raporu anlattı, dosyada çok detaylı bir yer tespitlerini gösteren analizler şunlar bunlar yokki bilirkişi daha net kesin birşey yapsın, bu savcılığın yani bu dosyanın iddianamesini ve soruşturmasını yapan Cumhuriyet Savcılığının eksiğidir ve ayıbıdır, eğer bu dosyada delil yoksa madem bir iddia var bilirkişinin yok dediği şeyleri savcı tamamlayacaktır, Cumhuriyet Savcılığı tamamlamıyor eksik bırakıyor ama suçlamanın da en ağırını yapmaya devam ediyor, sanık nasıl savunacak kendisini eldeki verilerle savunmayacak, sanık diyor ki eldeki verilerek göre göster, eldeki verilere göre karşımızda ihtimalli bir durum var, bu ihtimallerin en yükseği bu insanlar yanyana gelmemiş, hatta biri sabitken birisi hareket halinde imiş bunun dışında da ihtimaller var, hayat ihtimallerle dolu, cep telefonunu kapatırsın bir yere gidersin, gitmemiş olursun, kör olur uydular görmez, ama bu iddia böyle bir iddia varsa bunu iddia eden ispatlayacak bir düşünün ki biz somut verilerden hareket ediyoruz, karşımızda bizim söylediklerimizi kabul etmeyenler varsayımlarla hareket ediyor, ya telefonunu kapatmışsa, ya telefonuna hiç bir arama gelmediyse, ya sms gelmediyse, ya alması şeyini kapatmışsa veya telefonunu başka bir yerde bıraktıysa, telefonunu birine verip gönderdi kendi gitme, bunlar bu ihtimaller sınırsız, bende absürt bir ihtimal olarak avukat bey örneğini verdim, yani ihtimallerden konuşuyorsak bir insan telefonu, ben kendi örneğimi vereyim o zaman ya, avukat bey alınmasın, bende vermiş olabilirim, cep telefonumu İzmir de bırakırım kendim bir takım elbiseyle gelirim bir görüntüyü birinden alırım götürürüm hiç kimsede tespit edemez, doğru değil mi, bende vermiş olabilirim ama ihtimaller hesabıyla bir insanın hayatının karartacaksak biz şuna karar vereceğiz, çağdaş hukukun mahkemesinde endizisyon yapıyoruz, ihtimallerle şey yapacaksak, (anlaşılamadı) geçen seferde söyledim şu dosyadaki raporu biz görmedik, hangi rapordan bahsediyor savcı bey hala dosyada rapor var sanıyor savcı bey, dosyada rapor yok savcım, ben çizdim ben, avukat Ergün ün krokisi, rapor mu sanıyorsunuz onu, ben çizdim ben itibar ediyorsanız sanığı aklıyor o, ona itibar ediyorsanız ben çizdim onu, yav benim çizdiğim krokiyi savcı bey bilirkişi raporu sanıyor Başkanım ben daha ne diyim.
Daire Başkanı: Savcı bey nihayetinde iddia makamı.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Ama iddia makamı da bir milletvekilinin casusluğunu iddia ediyorsa başkanım biraz daha dosyaya bakacak yani.
Daire Başkanı: Demin birşey söyledim çok absürt bir şeylerde söyleyebilir nihayetinde iddia makamıdır.
Sanık Müdafi Av. M. E.: Ama efendim söyleyemez, ben söylerim o söyleyemez, o kamu adına burada.
Daire Başkanı: Karar mercii değil.
Sanık müdafii Av. M. E.: Sizin yanınızda ben oturmuyorum bakın bizim hukuk sistemimize göre kamu adına iş yapıyor bu marangoz değil, yani biz neden aşağıda duruyoruz savcı yukarıda duruyor.
Daire Başkanı: Lütfen değerlendirmenizi bilirkişi raporu üzerinden tamamlayın.
Sanık Müdafii Av. M. E.: İşte bilirkişi raporu üzerinden yapıyorum, bilirkişi raporlarıyla örtüşüyor diyor sayın savcı, dosyada bilirkişi raporu yok efendim, hangi rapor, diyorki kroki ile örtüşüyor diyor, ya krokiyi avukat M. E. İzmir Karşıyaka’daki evinde oğlunun bilgisayarında paint üstünden yaptım ya, ya bunu bilirkişi raporu sanıyor sayın savcı ve gelmiş burda müebbet istiyor, ben yaptım onu kendim çizdiğim o raporu eğer o krokiyi okumuş olsaydı E. B.nu akladığını görürdü, eğer bilirkişi raporu kabul ediyorsa, E. B. masumiyetinin krokisi o, dolayısıyla bu uzman raporuyla.
Daire Başkanı: Uzmanlarınızla diye getirebilirsiniz, yeni bir meslektaşımız değilsiniz bilirkişi raporuna karşı nasıl beyanını bulunuru mutlaka.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Efendim şöyle bilirkişi raporuyla bu bağlantı kuruldu o yüzden söylüyorum.
Daire Başkanı: Bakın diyorum ki bilirkişinin beyanlarında yanlış olan eksik olan hatalı olan.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Bilirkişi çok dürüst bir insan ve mesleki namusuna (anlaşılamadı) getirmedi, yani.
Daire Başkanı: Değerlendireceğiz.
Sanık Müdafii Av. M. E.: Ceza yargılamasında siz tabiki vicdanınızla ve dosyadaki somut kanıtlara göre hüküm kuracaksınız bu raporda bu insanların zaten bir araya geldiğinin dosyada kanıtı yoktur, üstüne üstlük bir araya gelmemişlerine dair gelmediklerine dair ve kuvvetli bir umareninde ortaya konmuşken raporun bu gözle bakılmasını talep ediyoruz." şeklinde savunmada bulunmuştur.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.'ün 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Tanık Beyanına Karşı Savunmasında özetle: HTS kayıtlarının ve buna göre hazırlanan bilirkişi raporunun ve dinlenen tanık bilirkişi beyanlarının kendilerini doğruladığını, belirtilen tarihte sanık ile C. D.'ın hiç bir araya gelmediklerini ifade etmiştir.
Sanık Müdafii Av. Y. A.'ın 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Tanık Beyanına Karşı Savunmasında: "Sayın heyetinizin de teknik bilgiye olan ilgisinden ötürü sayın tanığa soracam, bu çizdiğimiz haritalar çizgiler kuş uçuşu mudur yoksa sokağın kendi şekline göre midir, hareket mesafesi nasıldır onu bir ifade edersek.
Tanık: Tabi tabi kuş uçuşu çünkü şöyle birşey söz konusu bir kayıt C. D. olan kayıt işte kaç adet öbürküsüne ait kayıt kaç adet ve aradaki örnekleme sayıları deriz, bir analog veriyi digital veriye çevirirken örnekleme sayısı ne kadar artarsa hassasiyette o kadar artar, baz istasyonlarının burda kullanılan baz istasyonlarının kullanılabilmesi için bu kaydın oluşabilmesi için bir olayı olması lazım telefonda, yani bir çağrı gelmesi, bir sms gelmesi gibi sms yollaması, çağrı göndermesi, dolayısıyla buradaki örnekleme sayısının azlığından dolayı ordaki başka bir baz istasyonundan geçtiyse de sinyal olmayacak, dolayısıyla bu telefon çağrısı gelen sms çağrısı gelen vesaire bu olaylar oluştuğu zaman sinyal alınan şeylerin baz istasyonlarının arasındaki kuş uçuşu.
Sanık Müdafii Av. Y. A.: Önemli efendim çünkü caddeleri sokakları düşünmeniz anlamında daha da uzun olabilir kuç uçuşu İstanbul da artık sokakların durumundan.
Tanık: Sunumu yapamadık ama yaptığımızda mesala gözünüze batacak birşey var dı, denizin altından gidiyor gibi gözüküyor halbuki o metro hattını takip ediyor olduğu anlaşılıyor, çünkü giriş ve çıkışı var metroya.
Sanık Müdafii Av. Y. A. özetle: Dinlenen uzman tanık bilirkişi raporu ve beyanlarının kendilerini haklı çıkardığını ifade etmiştir.
Sanık Müdafii Av. Z. Ö.'ün 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: Yazılı ve sözlü savunmaları tekrar ile sanık müvekkilinin atılı suçu işlemediğini, sanığın C. D. ile belirtilen tarihte hiç bir araya gelmediğini, bilirkişi rapor ve beyanlarının kendilerini doğruladığını beyanla sanığın beraatine karar verilmesini talep etmiştir.
Sanık Müdafii Av. Y. A.' 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: Sanığın atılı suçu işlemediğini, FETÖ ile herhangi bir irtibatının bulunmadığını, aksine bu örgüt aleyhine yazılarını bulunduğunu, müvekkilinin yönettiği Hürriyet gazetesinin devlet aleyhine herhangi bir yayın yapmadığını, bu konuda hassas olduklarını, bir kısım TV ve gazete yayınlarında MİT tırlarına dair haberlerin yayınlandığını ve görüntü ile desteklendiğini, müvekkilinin zamanında FETÖ ile mücadele ettiğini, Ergenekon Terör örgütü listesine zamanın C. Savcısı Z. Ö. tarafından isminin bilerek dahil edilmesi nedeniyle aleyhine dava açtığını, sanığın eylemlerinin casusluk olarak belirtilmesinin mümkün olmadığını, TCK 328 ve 330 maddelerinde belirtilen suçların ancak özel kastla işlenebileceğini, C. D. ile bir araya gelmeyen sanığın C. D.'ın suçuna iştirak ettiğinin de kabul edilemeyeceğini, suçun sübutu kabul edilse bile bunun ancak genel kastla işlenebilen TCK'nın 327 veya 329. Maddelerinde tanımlanan suçlar kapsamında değerlendirilebileceğini, 28 Mayıs 2016 tarihli ve 638 esas numaralı Yargıtay içtihadında casusluk suçunun unsurlarının anlatıldığını, sanığın atılı suçu işlememesi sebebiyle beraatine karar verilmesini istediklerini ifade etmiştir.
Sanık Müdafii Av. M. E.'ün 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Esas Hakkındaki Savunmasında özetle: Dosyada müvekkili aleyhine hiç bir delil bulunmadığını bu nedenle mütalaya karşı da bir şey söyleyemeyeceğini beyan etmiş ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunun 2016/9898 soruşturması içerisinde bulunan İrfan F.. o zaman Cumhuriyet Başsavcı Vekili, zabıt katibiyle beraber 30 Mart tarihinde tutulan tutanak örneğini göstererek C. D.'ın HTS kaydında birden çok kişinin ismi var iken sanığın isminin daha o tarihte üzerinin koyulaştırıldığını, bunun sebebini anlamadıklarını, izaha muhtaç olduğunu, C. D.'ın kitabının Mart 2016 sonu veya Nisan 2016 sonunda yayınlandığını, Akşam gazetesinin sanığın ismini 3 Aralık 2015 tarihinde verdiğini, o tarihta henüz HTS kayıtlarının da ortada bulunmadığını, bu soruşturmanın E. B.'nu infaz amacıyla yapıldığını, aynı görüntü ve haberin Aydınlık gazetesinde de yayınlandığını, Aydınlık gazetesinin tirajının yayın tarihinde 55611 adet olduğunu, Cumhuriyetin yayının o günkü tirajının 54500 olduğunu, etkisinin daha fazla olması gerektiğini, ortada somut hiç bir delil bulunmadığını, HTS kayıtlarının sanık ve C. D.'ın o tarihte bir araya gelmediklerini gösterdiğini, mütalayı kabul etmediklerini ifade etmiştir.
Tanık T. K. P.'ın 13/02/2018 Tarihli Dairemiz Duruşmasındaki Beyanında: "Efendim öncelikle şöyle bir durum var, ben bir haritalama yaptım bu konuyla ilgili, dilerseniz sunum için bilgisayarımda hazır da, yalnız şöyle üzerinden geçmekte fayda var bu döküm iletişim tespit raporu olarak geçiyor malum ve iletişim tespit raporunda, dökümde kişilerin oldukları yerler değil kişilerin telefonlarının daha doğrusu kişilerin hatlarının takılı olduğu telefonu, üzerine kayıtlı olan hatların telefonların hangi baz istasyonundan sinyal verdiği bilgisi var, bu bilgi bir kere göreceli bir bilgi, çünkü kişinin baz istasyonuna olan mesafesi de belli değil, baz istasyonunun dönemsel şartları itibariyle yada şehir içine kurulu baz istasyonunun belli bir takım kısıtlamaları, regülasyonları olmasından dolayı, bu cep telefonunun kaç metre mesafeden bu baz istasyonuyla bağlantı kuracağı da yine değişken bir kavram, haritalama sırasında belli bir yerde çıplak gözle bakıldığından sanki kesişiyormuş oldukları yer gibi gözükse de aslında iki baz istasyonu arasındaki mesafe yaklaşık 300 metreye denk geliyor, bu da somut olarak bu iki kişinin bir araya geldiklerini gösteren bir bulgu değil.
Daire Başkanı: Peki teknik bir kişi olduğunuz için ben birşey sormak istiyorum.
Tanık: Tabiki.
Daire Başkanı: Bir baz istasyonunun ortalama kapsama alanı ortalama kaç km’dir, değişir mi baz istasyonunun niteliğine, gücüne göre, demin dediniz ya mesela 350 metre mesafe olabiliyor, 4 km mesafeden benim cep telefonum herhangi bir baz istasyonuna bağlantı kurabilir mi.
Tanık: 4 km çok uzak bir mesafe, ancak bunun somut, bu sorduğunuz soruya somut cevabı şöyle verebilirim, ben bu haritalama çalışmasını yaparken resmi bir siteden BTK nın internet sitesinden baz istasyonu ölçüm bilgileri kısmından aldım, yalnız bu, bu arada bu çalışmayı yaparken zorlandım malum nüfus kütüğü nüfus kayıtları geçmişe dönük soyağacı kayıtları çıkartıldığı için sistemde biraz arızalar vardı, burda şehir içindeki baz istasyonları maksimum 600-700 metre gibi bir şeyi gösteriyor ve bu baz istasyonlarının da konumları BTK nın sitesinde zaten artı eksi 10 metre tolerans farkı verebiliyor.
Daire Başkanı: Yani bulunduğu konum BTK sitesine göre söylediğiniz 10 metre öte ya da beri olabilir.
Tanık: Evet.
Daire Başkanı: Sabit bir noktayı ifade etmiyor.
Tanık: Tabi 10 metrelik bir şey çizersek pardon çapı 10 metre olacak bir şey.
Daire Başkanı: Peki incelemeye konu yaptığınız bölgedeki baz istasyonlarının güçleriyle ilgili kapsama alanlarıyla ilgili bir çalışma yaptınız mı, burada mesela profesör N. M. ve işte Cumhuriyet gazetesi Bolkan Center gibi yerleri işaretlemişsiniz, hani diyelim Bolkan Center’daki bir kişinin telefonla konuşmak istediğinde bağlandığı baz istasyonu neresidir onu tespit etmek mümkün olur mu.
Tanık: Olur, bu sitedeki bilgiye göre tespit etmek olabilir, ancak bunun en doğrusu kesin net tespiti bunun sorulması olabilir, ancak bir de şöyle birşey var, burda benim durmamamın sebebi somut olarak bir hataya sebebiyet vermemek, o da şu, iddia olunan konu geçmişe dönük olduğu için geçmişe dönük olarak bu kayıt inter üzerindeki sitede yok, güncel kayıt var yani.
Daire Başkanı: Peki, bunların muhafaza süreleri veya efendime söyliyeyim geçmişteki kullanılan teknolojinin değişip değişmediği, buna bağlı olarak baz istasyonu ve konuşan kişinin yerinin tespiti noktasında işte yüzde yüze yakın netlikte görüş bildirme imkanınız var mı, diyelim ki bundan 10 yıl önceki teknolojiyle şuanda kullanılan efendim GSM firmalarının kullandığı baz istasyonlarının teknolojisi aynı mıdır, yani diyelim on yıl öncesi sizden böyle bir görüş sorulduğunda efendim şu noktadan konuşmuştur deme şansımız ile imkanımız ile şimdi söyleme imkanımız arasında bir fark var mıdır.
Tanık: Tabiki böyle bir fark vardır, ancak somut olarak bunu ilgili kurumdan sorulması lazım, ancak benim uzmanlığım dahilinde bildiğim mevzuatta böyle bir konunun saptanması yada şeyiyle ilgili bir yasa yok, bu konuda servis sağlayıcılarıyla ilgili başlıca şeyimiz yasamız internet kanunu diye geçen 5651 sayılı kanun onda da süre 2 yıl, 6 ayla 2 yıl süre ile saklar sonrasında bilgi teknolojileri kurumuna devreder diye geçiyor.
Daire Başkanı: Peki bu çalışma sırasında tespit ettiğiniz dairemize sunacağınız başka bir bilginiz var mı burada yazılanlar dışında, Dairemizi aydınlatmaya yardımcı olabilecek.
Tanık: Hareket güzergahları var, modellediğim, burda şey var haritadan kesit var bilgisayarda da kayıtlı Google Earth programı kullanarak yapılmış bir haritalama çalışması var, ama bahsettiğim üzere nihai sonuç olarak bu zaten iletişim tespiti olan dökümden kişinin net konumunun belli olmayacağı kesin kanaatindeyim" şeklinde beyanda bulunmuştur.
YAPILAN YARGILAMA SONUCU TOPLANAN DELİLLERDEN;
Dairemiz, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin incelemeye konu kararında yer verdiği ve kararın 55. Sayfasından başlayarak 63. Sayfasına kadar devam eden delillerin tespitine ve içeriklerine ilişkin yaptığı tespitlere katılmaktadır.
Yine Dairemiz, sanığın eyleminin sübutu noktasında İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı değerlendirmelere katılmaktadır.
Dairemiz, sübutu konusunda aynı düşündüğü ilk derece mahkemesinden, eylemin 5237 sayılı TCK'nın hangi maddesine temas ettiği, sanığın kastının özel olup olmadığı noktasında ayrılmaktadır.
5237 sayılı TCK'nın 329. Maddesi Devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçunu düzenlemektedir. Bu maddede;
"MADDE 329. - (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri açıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye koymuşsa, faile on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir.
(3) Fiil, failin taksiri sonucu meydana gelmiş ise birinci fıkrada yazılı olan hâlde, faile altı aydan iki yıla, ikinci fıkrada yazılı hâllerden birinin varlığı hâlinde ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir." denilmektedir.
Maddenin gerekçesinde; "Madde, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır.
Suçun maddî unsuru olan “açıklama”, yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir.
İkinci fıkrada gösterilen, suça ait nitelikli unsurlar hakkında yukarıdaki maddenin ikinci fıkrasının gerekçesine bakılmalıdır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hâli cezalandırılmakta ve bu hâllerde birinci ve ikinci fıkraların ihlâl edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır. Bu fıkrayla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır." denilmektedir.
5237 sayılı TCK'nın 330. Maddesi Gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunu düzenlemektedir. Bu maddede;
"MADDE 330. - (1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir. " denilmektedir.
Maddenin gerekçesinde ise; "Madde, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin, özel bir maksatla yani siyasal veya askerî casusluk için açıklanmasını cezalandırmaktadır. “Siyasal veya askerî casusluk” maksadı ve söz konusu suçun nitelikli hâlleri hakkında açıklamalar için yukarıdaki maddelerin gerekçelerine bakılmalıdır." denilmekte ve TCK'nın 328. Maddesinin gerekçesine gönderme yapmaktadır.
TCK'nın 328. maddesinin gerekçesinde ise; "Madde, Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge ya da vesika içeriklerindeki bilgilerin “siyasal veya askerî casusluk” maksadıyla temin edilmesini cezalandırmaktadır.
Siyasal casusluktan maksat, yabancı bir devlet yararına, Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikâmet etmekte olanların zararına olarak bilgilerin toplanması demektir; kamu sağlığına ilişkin, malî veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken bütün bilgiler casusluğun kapsamı içindedir.
Askerî casusluktan maksat ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti zararına askerî bilgilerin toplanmasıdır.
Suçun maddî unsuru, bilgilerin temin edilmesidir. Maddî unsuru oluşturan hareket, esasen var olan bilgilerin ele geçirilmesi yani bu maksatla çaba gösterilerek teminidir.
Suçun oluşması için failde kastın yanı sıra, özel bir maksadın varlığı aranacaktır. Bilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temini gerekmektedir.
Suçun konusunu oluşturan bilgilerin, “nitelikleri itibarıyla” gizli kalması gerekli bilgiler olmalıdır. Vatandaşların haber alma, aydınlanma haklarını saklı tutmak için “bilgilerin nitelikleri itibarıyla” gizli kalmaları zorunluluğuna işaret edilmiştir. Gizliliği gerekli kılan husus Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararlarıdır. Bu itibarla bilgilerin, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları ile yakından ilgili bulunma ve bunların elde edilmelerinin söz konusu değerleri tehlikeye sokabilecek nitelikte olması gereklidir.
Maddenin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde suçun nitelikli hâlleri gösterilmiştir. Bunlardan birincisi fiilin Türkiye ile savaş hâlinde bulunan bir devlet yararına işlenmesi yani failde Türkiye ile savaş hâlinde olan bir devlet yararına iş görme amacının varlığıdır.
İkinci nitelikli hâl ise, fiilin Devletin savaş hazırlıkları veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye sokmuş bulunması veya fiilin savaş sırasında işlenmiş olmasıdır.
“Devletin savaş etkinliği” ibaresi Devletin savaş bakımından bütün güç, kudret ve yeteneklerini, olanaklarını kapsamaktadır." denilmektedir.
Yargıtay 16.Ceza Dairesinin 2016/638 Esas, 2016/4601 Karar sayılı kararında ve Yargıtay 9.Ceza Dairesinin 2014/4207 Esas, 2014/8246 Karar sayılı kararında; sır, devlet sırrı, özü itibariyle devlet sırrı olan belgeler, bilgilerdeki sır vasfının ortadan kalktığının kabulüne ilişkin şartlar, casusluk, siyasi ve askeri casusluğun ne demek olduğu, kastın ne şekilde tespit edilmesi gerektiği üzerinde durulmuş ve açıklamalar yapılmıştır.
Casusluk suçunu TCK'nın 327 ve 329. Maddesinde düzenlenen suçlardan ayıran temel unsur eylemin casusluk kastıyla gerçekleştirilmesi hususudur, bu manevi unsurun oluşabilmesi için failin genel kastının yanında sözü edilen özel maksadının da bulunması gerekir. Gerek TCK'nın 328. ve gerekse 330. maddesinde düzenlenen suçun oluşabilmesi için diğer unsurların yanında eylemin yabancı bir devlet ya da örgüt yararına gerçekleştirilmesi ve bu şekilde devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından milli güvenliğin tehlikeye düşürülmesi gereklidir. Aksi halde yani casusluk kastının belirtilen şekilde bulunmaması durumunda eylem TCK'nın 327 ve 329. Maddelerinde düzenlenen suçlara vücut verecektir.
TCK'nın 329. maddesinde düzenlenen suçun genel kastla, TCK'nın 330. maddesinde düzenlenen suçun özel kastla işlenebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.
Sanığın, sübut bulduğunda kuşku bulunmayan "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri" hangi kasıt ile açıkladığının tespiti açısından yapılan incelemede; sanığın uzun süren gazetecilik yaşamına ve medya sektöründe yöneticilik yapma vasfına haiz olduğu, 2015 yılı Haziran ayı itibariyle yapılan seçimlerde CHP'nden milletvekili seçildiği, görevine başlamadan önceki dönemde, henüz milletvekili görevine başlamamışken, İstanbul 14.Ağır Ceza mahkemesinin 2016/37 Esas ve 2016/162 Karar sayılı dosyasında yargılanarak mahkumiyetine karar verilen C. D.'a, C. D.'ın "Tutuklandık" isimli kitabında da açıkça belirttiği üzere 27 Mayıs öğleden sonra, daha önce ayrıntıya girilmeksizin kamuoyunu aydınlatma ve haber verme kapsamında kalır nitelikte Aydınlık gazetesinde yer alan bilgilerden çok fazlasını içerir görüntü ve bilgileri yayınlanacağını bilerek ve bu bilgilerin devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler olduğunu öngörebilecek bilgi ve birikime sahip olmasına rağmen verdiği, eyleminin bu hali ile genel kastla işlenebilen "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgileri açıklama" suçuna vücut verdiği anlaşılmış olup, C. D.'ın sanığa iftira ettiğine, başka kişi veya kişilerle işbirliği yaparak sanığa kumpas kurduğuna ilişkin bir savunma bulunmadığı gibi bunu destekler nitelikte herhangi bir bilgi ve belge de dosyamızda bulunmamaktadır. HTS kayıtlarının konuşma tarihi, saati ve konuşulan kişi yönüyle C. D.'ın beyanı ile uyumlu olduğu sabittir. Aynı gün konuşulduğu belirtilen kişilerden milletvekili vasfına sahip olanlar ile C. D.'ın görüşme saatleri ve konuşan kişilerin sinyal bilgilerinin ait olduğu baz istasyonlarının yerleri dikkate alındığında C. D.'ın kitabında verdiği zaman dilimi ile uyumlu olmadıkları sabittir.
Sanığın herhangi bir yabancı devlet görevlisi ile veya herhangi bir terör örgütü yöneticisi veya üyesi ile temas halinde olduğuna ve bu bilgileri bu maksatla elde edip yayınlanacağını bilerek C. D.'a vermek suretiyle açıklanmasını sağladığına dair dosyaya yansıyan bir delil bulunmamaktadır. Verilen bilgilerin yayınlanması sonrası oluşacak kamuoyunun hükümet aleyhine olacağını bilmek ve bunu istemek tek başına özel kastın varlığını ortaya koymaya yetmeyecektir. Sanık kamu görevlisi değildir. Bilgileri bir kamu görevlisini kullanmak suretiyle elde ettiğine dair dosyamızda bir bilgi de yoktur.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve dosya içeriğine göre yapılan inceleme ve değerlendirmelere göre; sanığın üzerine atılı eylemin TCK'nın 329/1 maddesi kapsamında kaldığı, sübut bulan bu suçtan ötürü cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmış ve Dairemizce aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
A-Sanıklar C. D., E. G. ve K. E. B. hakkında "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmaksızın Bilerek ve İsteyerek Yardım Etme" suçundan açılan kamu davalarının eldeki dava dosyasından TEFRİKİ İLE, mahkememizin başka bir esas numarasına kaydedilmesine, dosyanın onaylı bir suretinin çıkarılarak yeni esas numarası altında oluşturulacak dosya içerisine konulmasına, bahse konu suçtan yargılamanın yeni oluşturulacak iş bu dava dosyası üzerinden YÜRÜTÜLMESİNE, ilişkin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14/06/2017 gün, 2016/205 Esas , 2017/97 Karar hükmünün davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmaması nedeniyle bu hükmün KALDIRILMASI HUSUSUNDA DAİREMİZCE KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
B-Devletin güvenliğine ilişkin gizli kalması gereken bilgileri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan dolayı sanığın TCK.nın 330/1, 62/1 maddeleri uyarınca 25 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında TCK 53 maddesinin uygulanmasına, tutukluluk halinin devamına, ilişkin İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14/06/2017 gün, 2016/205 Esas , 2017/97 Karar hükmünün KALDIRILMASINA,
1- Sanık K. E. B.'nun eylemi oluş ve kabule göre "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerini açıklamak" suçunu oluşturduğu takdir ve kabul olunarak, sanığın geçmişi, eğitim ve bilgi düzeyi, konumu, suça konu görüntülerin ve bilgilerin içeriğinin yayınlanmasının meydana getireceği sonuçları öngörebilme durumuna rağmen bilgileri açıklamış olması ve buna bağlı kastının yoğunluğu, suçun işlendiği zaman ve yer, meydana gelen tehlikenin ağırlığı, suç konusunun önem ve değeri, dikkate alınarak 5237 sayılı TCK'nın 329/1 maddesi gereğince takdiren ve teşdiden 7 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
2-Sanığın sübut bulan eyleminin 3713 SK'nın 3 ve 4.maddelerinde belirtilen terör ve terör amacı ile işlenen suçlardan olmaması karşısında sanığa verilen cezada 3713 SK'nın 5/1 maddesi uyarınca artırım yapılmasına KANUNEN YER OLMADIĞINA,
Sanığın geçmişi, sabıkasız oluşu ile cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri dikkate alınarak lehine takdiri indirim hükümlerinin tatbiki ile sanığa verilen cezada 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 5 YIL 10 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
3-Sanık hakkında yasal ve takdiri başkaca artırım ve indirim hükümlerinin uygulanmasına takdiren YER OLMADIĞINA,
4-Sanığın kasten işlemiş olduğu suçtan dolayı hapis cezasına mahkumiyetinin kanuni sonucu olarak; 5237 sayılı TCK'nın 53/1 maddesinin uygulanması yönünden (a), (c), (d) ve (e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme, seçilme ve diğer siyasi hakları kullanmaktan YOKSUN BIRAKILMASINA; aynı Kanunun 53/2 maddesinin uygulanması açısından, 53/1 maddesinin (a), (c), (d) ve (e) bentleri ile (b) bendinde yazılı seçme ve diğer siyasi hakları ve aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca, (c) bendinde yazılı kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkilerini mahkum olduğu hapis cezasından koşullu salıverilinceye kadar KULLANMAMASINA,
5-Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsi hürriyeti sınırlama sonucu doğuran bütün haller nedeniyle gözaltında ve tutuklulukta geçen sürelerin TCK'nın 63/1 maddesi uyarınca sanığa verilen cezadan MAHSUBUNA,
6-Sanığa verilen ceza miktarı, tutuklulukta kaldığı süre, atılı suçun niteliği, hakkında devam eden başka dava dosyalarının bulunması ve buna bağlı kaçma şüphesi karşısında CMK'nın 104/3. maddeleri gereğince TUTUKLULUK HALİNİN DEVAMINA,
Tutukluluk halinin devamına dair karara yönelik olarak; 5271 sayılı CMK'nın 101/5. maddesi uyarınca dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt kâtibine beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine İTİRAZ yasa yolu açık olmak üzere,
7-Katılan Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ilk derecedeki yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükteki AAÜT uyarınca maktuan tayin ve takdir olunan 3.960,00-TL vekalet ücretinin ve Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yoluyla görülen birden fazla duruşması olan iş bu dava nedeniyle hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım İkinci Bölüm 18-a maddesi gereğince takdir olunan 2180,00TL'nin sanıktan tahsili ile katılan kuruma ÖDENMESİNE,
8-Katılan Recep Tayyip Erdoğan ilk derecedeki yargılama sırasında kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihi itibariyle yürürlükteki AAÜT uyarınca maktuan tayin ve takdir olunan 3.960,00-TL vekalet ücretinin ve Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf yoluyla görülen birden fazla duruşması olan iş bu dava nedeniyle hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin İkinci Kısım İkinci Bölüm 18-a maddesi gereğince takdir olunan 2180,00TL'nin sanıktan tahsili ile katılana ÖDENMESİNE,
9-Sanığın mahkumiyetine karar verilmiş olmakla yerel mahkemece yapılan 444.00TL yargılama gideri ile Dairemizce yapılan 209.00TL gider toplamından ibaret 653.00TL yargılama giderinin 5271 sayılı CMK'nın 325/1 maddesi gereğince sanıktan tahsili ile hazineye İRAT KAYDINA,
Yürütülen kapalı yargılama sonunda Cumhuriyet Savcısının katılımıyla, talebe aykırı,
CMK'nın 291/1. maddesi gereğince huzurda bulunanlar yönünden tefhim duruşmada bulunmayanlar yönünden tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde Dairemiz'e verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere zabıt katibine beyanda bulunmak, veya bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığı ile dilekçe gönderilmek sureti ile Yargıtay İlgili Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere TEMYİZ yolu açık olarak 13/02/2018 tarihinde oybirliği ile ve açık olarak karar verildi. (¤¤)