T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
DOSYA NO: 2025/708
KARAR NO: 2025/678
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/09/2020
NUMARASI: 2016/150 Esas, 2020/475 Karar
BİRLEŞEN DOSYA
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 10/07/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin 2022/578 Esas - 2023/1166 Karar sayılı kararıyla, yerel mahkeme kararının kaldırılarak asıl dava yönünden kesin birleşen dava yönünden temyiz yolu açık olmak üzere karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı-birleşen davalı vekili tarafından yapılan temyiz başvurusu neticesinde Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1016 Esas - 2025/1578 Karar sayılı 21.04.2025 tarihli kararıyla Dairemiz kararının bozulması üzerine HMK'nın 373/3. Maddesi gereğince duruşma açılarak yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Uyuşmazlık, asıl davada davacı iş sahibinin sözleşmenin süresinde ifa edilmediği iddiasıyla davaya konu takiple cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkin itirazın iptali; birleşen davada yüklenicinin bakiye hakediş alacağı ile haksız paraya çevrilen avans teminat mektubunun bedelinin tahsili istemine ilişkindir.Asıl davada davacı iş sahibi vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin ana yüklenici olarak yer aldığı proje kapsamında taraflar arasında 03.07.2015 tarihli ''... Hotel Şantiyesi Genel Mekan ve Oda Mobilyaları Sözleşmesi'' imzalandığını, işin bedelinin 644.937,85 TL olarak belirlendiğini, sözleşme konusu işin yapılacağı yerin davalı şirkete 03.07.2015 tarihinde teslim edildiğini, sözleşmeye göre işin tamamlanarak müvekkili şirkete teslim tarihinin 07.09.2015 olduğunu, sözleşme konusu iş süresinde teslim edilmez ise sözleşme bedelinin % 1’i oranında cezai şartı günlük olarak müvekkil işverene ödenmesi gerektiği, buna rağmen işin teslim edilmediğini, davalıya gönderilen ihtarnameler, revize planı, geçici kabul tutanaklarında belirtilen eksik işler kontrol tutanağı düzenlenmesine rağmen taahhütlerine uymayan, sözleşme konusu işi tamamlamayan ve davacıya ödeme yapmayan davalı şirkete karşı cezai şart bedellerinin tahsili için icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine haksız itirazı sonucu takibin durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davacı yüklenici vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı şirket arasında 03.07.2015 tarihinde sözleşme imzalandığını ve sözleşme gereği müvekkilinin "..." projesinin bir takım işlerini üstlendiğini, söz konusu bu sözleşme ve sözleşme dışı olarak yapılmış ve davalıya teslim edilmiş işlerle ilgili olarak 700.834,34 TL hakediş alacağı ve haksız olarak nakde çevrilen banka teminat mektubu bedeli olan 193.481,36 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Asıl davada davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu edilen gecikmelerin tespit raporu ile ortaya çıktığı üzere davacının kendi kusurundan kaynaklandığını, davacının ihtarlarına rağmen oteli teslime uygun hale getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.Birleşen davada davalı vekili cevap dilekçesinde; asıl davadaki beyanlarını tekrarla davanın haksız olduğunu savunarak reddini istemiştir.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, (... bilirkişi raporunda da özetlenen değişik iş dosyalarında yapılan tespitlerle sabit olduğu üzere davacı iş sahibince yer tesliminin zamanında yapılmadığı, mevcut durumun teslime uygun olmadığı, buna göre cezai şart alacağı koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen dosyada ise teknik ayrıntısı bilirkişi raporunda da açıklandığı ve ifaya uygun yer tesliminin zamanında yerine getirilmemesi nedeniyle davacı yüklenici tarafından sözleşme gereğince ifa edilen edimlerin bedeli ve bu bedelden yine bilirkişilerin hesapladığı yapılamayan imalatlar ve nefaset-ayıplı mallar tenzil miktarı düşülmek suretiyle birleşen davanın kısmen kabulü ile 700.834,34 TL hakediş alacağının ve 180.242,36 TL haksız nakde çevrilen teminat senedinden kaynaklanan alacağın davalıdan tahsiline...) karar verildiği, İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizce (...Asıl dava için istinaf itirazı yönünden yapılan incelemede; asıl davadaki uyuşmazlığın işin süresinde tamamlanarak teslim edilip edilmediğine ilişkin olduğu, mahkemece verilen kararda da belirtildiği üzere taraflarca imzalanan sözleşme hükmüne göre, yer tesliminin sözleşme ile birlikte yapıldığı kabul edilse dahi işin ifaya uygun olarak teslim edilmediği alınan tespit raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılmakla ayrıca bir yer tesliminin yapılıp, yapılmadığı araştırılarak bu hususta bir sonuca varılamaması halinde dosya kapsamına göre davalı yüklenicinin imalata başladığı tarih esas alınarak, bu tarihten itibaren işin sözleşme süresinde tamamlanıp, tamamlanmadığının belirlenmesi, taraflarca revizyon iş programı yapıldığı ve buna ek süre verildiği, bundan sonra da geçici kabul tutanağı ile birlikte yeniden bir süre uzatımı yapıldığı anlaşıldığından, bu ek sürelerde dikkate alınarak sözleşmedeki süreye eklenip teslim tarihi belirlendikten sonra buna rağmen gecikme olup olmadığının tespit edilmesi gerektiği, yapılan inceleme sonucunda gecikme var ise, sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın gerekli inceleme yapılmak üzere kaldırılmasına, dosyanın kaldırma kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine gönderilmesine; Birleşen dava için istinaf itirazları ile sınırlı olarak yapılan incelemede; davacı yüklenicinin bakiye bedel alacağı ile sözleşme kapsamında davalı iş sahibine verilen avans teminat mektubunun haksız olarak nakde çevrildiği iddiası ile bedelinin iadesini talep ettiği, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, tespit raporundaki olgular, eksik ve ayıplı işler ile nefaset oranı da dikkate alınmak suretiyle iş bedelinin sözleşmeye ve dosya kapsamına uygun olarak usulünce belirlendiği anlaşılmakla bu hali ile hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre verilen karar usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olmakla birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine..." karar verilmiş, Dairemizce verilen karara karşı davacı-birleşen davada davalı vekilince temyiz başvurusunda bulunulması üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesince (... Bölge Adliye Mahkemesince asıl davada davacı-birleşen davada davalı vekilinin asıl dava yönünden istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a/6. maddesinde belirtilen “Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması” usule ilişkin hukuka aykırılık nedeniyle kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, birleşen dava yönünden ise işin esasına girilerek 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b/1. maddesi gereğince “İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine” esasa dair karar verildiği anlaşılmıştır. Az yukarıda belirtildiği üzere istinaf mahkemesince usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra sadece İlk Derece Mahkemesine ait kararın tümden kaldırılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesine karar vermekle yetinilmesi, Bölge Adliye Mahkemesince kararın esas yönünden incelenmemesi gerekir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemiyle önüne gelen dosyanın ve kararın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir. Aksi halde, aynı dosyada çelişkili ve infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkma tehlikesi doğacaktır. İş bu nedenle istinaf mahkemesince, asıl ve birleşen dava yönünden karar bölünerek hem usul hem esas yönünden karar verilmesinin doğru olmadığı, kararın bu nedenle bozulması gerektiği; bozma sebep ve şekline göre, davacı-birleşen davada davalı vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına...) karar verilmiştir.Yargıtay 6.Hukuk Dairesi ile Dairemiz arasındaki görüş ayrılığı, asıl ve birleşen davaların bulunduğu bir dosyada yapılacak istinaf incelemesi sonucunda davalardan biri hakkında 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a/6. Maddesi uyarıca kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesi'ne gönderilmesine karar verilmesi halinde diğer dava yönünden 6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-b/1. Maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilip verilemeyeceği noktasındadır.İlk derece mahkemesince asıl davanın reddine, birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı sadece davacı-birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Dairemizce; asıl davaya yönelik olarak, işin teslim edildiği tarih belirlenerek, gecikme var ise sonucuna göre davacının gecikme cezasını hak edip etmediğinin belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle davacının istinaf talebi kabul edilerek HMK 353/(1)-a/6. maddesi uyarınca kararın kaldırılarak dosyanın gereği için İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, davacı-birleşen davada davalı iş sahibi vekilinin birleşen davaya yönelik istinafıyla ilgili olarak ise; kararın usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olduğu belirtilerek HMK 353/(1)-b/1. Maddesi uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.Yargıtay 6.Hukuk Dairesi'nin bozma ilamında, istinaf mahkemesince bir dava yönünden usule ilişkin hukuka aykırılık tespit edildikten sonra diğeriyle ilgili esas yönünden bir inceleme yapılmaksızın kararın tümden kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerektiği belirtilmiştir.Hemen burada belirtmelidir ki, Dairemizce her iki davaya yönelik yapılan istinaf incelemesi sonucunda, asıl dava hakkında verilecek kararın diğerinin sonucunu etkilemeyeceği değerlendirilerek karar tümden kaldırılıp heri ki dava için ayrı ayrı inceleme yapılarak belirtilen şekilde sonuca varılmıştır. Burada kararın bölünmesinden değil belki davaların ayrılmasından söz edilebilir. Aynı (tek) davayla ilgili hüküm bütünlüğü açısından ileri sürülebilecek bazı sakıncaların birleştirilerek birlikte görülen müstakil davaların bulunduğu ve her birisi için ayrı ayrı kararların verildiği şeklen bir bütün olan dava dosyalarına teşmil edilmesi usul ekonomisine uygun düşmemektedir.6100 sayılı HMK'nın ilgili hükümlerine göre, aralarında bağlantı bulunan davaların birleştirilebileceği, bağlantının varsayılabilmesi için aynı veya benzer sebepten doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması gerektiği, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların yargılamasının daha iyi bir şekilde görülebilmesini sağlamak için her aşamasında talep üzere veya kendiliğinden ayrılabileceği düzenlemelerine yer verilmiştir.Anayasa'nın 141 ve HMK'nın 30.maddelerinde düzenlenen usul ekonomisi ilkesi ile yargılamanın gecikmeye sebep verilmeden mümkün olduğunca en az masraf ve emekle sonuçlandırılması amaçlanmaktadır.6100 sayılı HMK'nın 353/(1)-a/6. maddesinde "Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli delillerin toplanmamış veya değerlendirilmemiş olması ya da talebin önemli bir kısmı hakkında karar verilmemiş olması." halinde kararın kaldırılarak gereği için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderileceği; 353/(1)-b/1 maddesinde ise " İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine" karar verileceği düzenlemesine yer verilmiştir.Yargıtay bozma ilamında, HMK 353/(1)-a/6 maddesinin usule ilişkin hukuka aykırılıkların tespitine ilişkin olduğu, çelişkili kararların verilmemesi ve infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkmaması gerekçesiyle birleşen davayla ilgili kararın esas yönünden incelenemeyeceği belirtilmiş ise de, birleşen davalar birlikte görülüyor olsa da bağımsızlıklarını koruduklarından, burada tek ölçü usul ve esas açısından birinin diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte olup olmadığıdır. Şayet, asıl ve birleşen davalar arasında 353/(1)-a/6 kapsamında kararı kaldırılan asıl davayla ilgili yeniden yapılacak yargılama sonucunda verilecek karar birleşen davanın esasını etkileyecek nitelikte ise zaten istinaf mahkemesince birleşen davaya yönelik olarak başka bir sebep de yok ise sair istinaf itirazları incelenmeksizin asıl davanın sonucuna göre yeniden yapılacak değerlendirmeye göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle birleşen davada verilen kararın da usulen kaldırılmasına karar verilecektir. Davalar arasında bağlantı bulunduğu halde İstinaf Dairesince birleşen davayla ilgili belirtilen şekilde karar verilmemiş ise bu durumda Yargıtay Dairesince sırf bu sebeple kararın bozulması gerekir. Fakat asıl davanın sonucu birleşen davayı etkilemeyecekse birleşen davada verilen karar usul ve esas yönünden hukuka uygun ise (somut olayda olduğu gibi) birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesibilmesi gerekir. Aksi takdirde, birden çok birleşeni olan bir dosyada davalar arasında yukarıda belirtilen şekilde bir bağlantının olmadığı, usul ve esas bakımından da bir hukuka aykırılığın bulunmadığı davalarla ilgili sırf soyut şekli gerekçelerle istinaf incelemesi yapılmayıp akıbetinin asıl davayla ilgili sürece terk edilmesi usul ekonomisine uygun düşmez. Somut olayda olduğu gibi bu gibi durumlarda kısmi kesinleştirmeler yapılarak birleşen davalar bakımından tarafların bir an önce hakkına kavuşması sağlanmalıdır.Ayrıca, uyuşmazlıkların bir bütün olarak değerlendirilmesi, çelişki ve infazı kabil birden fazla kararın ortaya çıkmasının engellenmesi gibi hususlar davaların birleştirilerek delillerin birlikte toplanıp değerlendirildiği ilk derece mahkemelerince yapılan tahkikat aşamasında dikkate alınması gereken müesseseler olup gerek norm ve maddi vakıa denetiminin yapıldığı istinaf kanun yolu incelemesinde ve gerekse sadece norm denetiminin yapıldığı temyiz kanun yolu aşamasında bozma ilamında belirtilen şekilde uygulama yapılması adaletin uzaması gibi daha ciddi başka sakıncaların ortaya çıkmasına sebep olabilir.Yargıtayın da benzer dosyalarla ilgili yaptığı temyiz incelemesi sonucunda birlikte görülen bazı davalar yönünden bozma, bazı davalara yönelik olarak onama yaptığı bilinmektedir.Yargıtay bozma ilamında, HMK'nın 353/(1)-a maddesinde düzenlenen tüm durumların usule ilişkin hukuka aykırılıklar olduğu, bunlardan biri nedeniyle davalardan biri yönünden kaldırma kararı verilmesi halinde diğerleri yönünden esasa dair bir incelemenin yapılamayacağı belirtilmiş, olaya kategorik olarak bakılmıştır.Oysa, HMK'nın 353/(1)-a maddesinin 1.maddesindeki, davaya bakması yasak olan hakimin karar vermiş olması; 2.maddesindeki, ileri sürülen haklı ret talebine rağmen reddedilen hakimin davaya bakmış olmasına ilişkin durumlarda birlikte görülen davalar için ortak bir sebep (tüm davalara aynı hakim tarafından bakılmış olması) var ise de, 3.maddesindeki, görev, yetki; 4.maddesindeki, diğer dava şartlarına aykırılık bulunması; 5.maddesindeki, davanın açılmamaış sayılması, davaların birleştirilmesi veya ayrılması ve nihayet somut olayın konusunu da oluşturan (1)-a/6.maddesi yönünden her bir dava için ayrı ayrı inceleme yapılıp bu sonucun diğer karşı veya birleşen davaları etkileyip etkilemeyeceği değerlendirilmelidir.Sonuç olarak, birden çok davanın birleştirilerek birlikte görülüp karar verildiği dosyalarla ilgili yapılacak istinaf denetiminde davalar arasında biri hakkında verilecek karar usul ve esas bakımından diğerinin sonucunu etkileyecek nitelikte değilse; biri için 353/(1)-a/6 , diğeri için 353/(1)-b/1 ve hatta bir diğeri için 353(1)-b/2 kapsamında değerlendirme yapılarak her birisi için ayrı ayrı gerekli kararın verilmesinde hukuki bir engelin olmadığını değerlendirmekteyiz. Az yukarıda da belirtildiği gibi eğer davalar arasında birinin diğerini etkilediği türde ( sadece konu ve/veya taraf aynılığından veya benzerliğinden dolayı birleşen davalarda her zaman tümden veya talep kalem bakımından biri diğerini etkilemeyebilir) davalarda somut olarak bir bağlattı tespit edilemezse her bir sonuç seçeneği için kararın bölünmesinden değil somut çözümlemeye göre olsa olsa davaların ayrılmasının gerekmesinden söz edilebilir.Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1016 Esas - 2025/1578 Karar sayılı 21.04.2025 tarihli bozma ilamında açıklanan gerekçeye katılamıyor, kararımızda ısrar ediyoruz.Yargıtay bozma ilamına karşı direnme kararı verildiğinden önceki hüküm tekrar kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi kararda açıklandığı üzere; 1-Asıl davada davacı/birleşen davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen KABULÜ ile, birleşen dava yönünden asıl davada davacı/birleşen davalı vekilinin istinaf talebinin HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, asıl dava yönünden istinaf talebinin HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜNE, 2-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/09/2020 tarih, 2016/150 Esas, 2020/475 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davacı/birleşen davalı tarafından asıl dava için yatırılan 148,60-TL istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Davacı/birleşen davalı tarafça asıl davaya yönelik yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-Alınması gereken 60.186,34-TL nispi istinaf karar harcından davacı/birleşen dava davalısı tarafça peşin olarak yatırılan toplam 15.100,98-TL (54,40+15.046,58) harcın mahsubu ile bakiye 45.085,36-TL'nin davacı/ birleşen dava davalısından alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 7-Davacı/birleşen davalı tarafça birleşen davaya yönelik yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 8-İstinaf incelemesi sırasında bozma duruşma kaynaklı açıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalının yokluğunda kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okundu, usulüne uygun anlatıldı.10/07/2025