(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 279, 280, 289) (5235 S. K. m. 46) (5237 S. K. m. 3, 52, 158) (YCGK 22.04.2014 T. 2013/11-397 E. 2014/202 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanığın istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
5237 sayılı Kanun’da, 765 sayılı Kanun'dan farklı olarak "gün para cezası” sisteminin kabul edilmesine bağlı olarak nispi para cezasına yer verilmediğinden, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulurken, TCK.nın 158/1-f-son maddesine göre adli para cezasının, TCK.nın 52.maddesi uyarınca, elde edilen veya elde edilmek istenilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde temel gün birim sayısı üzerinden belirlenip, artırım ve indirimlerin yapılmasından sonra elde edilen sonuç gün birim sayısının, 20-100TL arasında belirlenecek bir gün karşılığı para miktarı ile çarpılması suretiyle tayin edilmesi gerektiğinden hareketle; "T.C. İş Bankası Kasımpaşa Şubesine ait 3248892 nolu, 15/02/2009 tarih ve 30.000TL bedelli ve 3248893 nolu, 15/03/2009 tarih ve 30.000TL bedelli çekleri" kullanmak suretiyle elde edilmek istenilen haksız menfaat tutarının 60.000TL olduğu da gözönünde bulundurularak, adli para cezasının en az 6.000 gün olarak tayin edilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde 5.000 gün birim adli para cezasına hükmolunması suretiyle eksik ceza tayini karşı istinaf başvurusu bulunmadığından bozma nedeni olarak gösterilmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca kabul edilen ve dairemizce de benimsenen, 22/04/2014 gün ve 2013/11-397 sayılı kararı da açıklandığı üzere; gerek 765 sayılı TCK.nın, gerekse de 5237 sayılı TCK.nın belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları gözönünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK.nın “Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3.maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır.
Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler olmakla birlikte, çoğunluk itibariyle, anılan suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin, "Sahtekarlık suçlarının mağduru daima Devlettir. Bu suçlar dolayısıyla maddi ya da manevi bir zarara uğrayan kimse ise, mağdur olmayıp, 'suçtan zarar gören kişi' sayılır ve böyle bir veya bir kaç kişinin bulunması, suçun hukuki konusunu etkilemez" (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt III, Sahtekarlık Suçları, İstanbul 1981, 4. Baskı, s. 10), "Resmi evrakta sahtecilik suçları TCK'da topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olduğu için bu suç tiplerinin toplumu oluşturan bireylerin tamamına karşı işlenmiş olduğunun kabulü gerekir." (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4. Baskı, 2012, s. 759) şeklinde görüşler bulunmaktadır.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22/04/2014 gün ve 2013/11-397-2014/202 sayılı kararında açıklandığı üzere, belgelerde sahtecilik suçunun hukuki konusunun kamu güveni olduğu ve fiil tarihleri de dikkate alınarak; sanığın fiillerinin her biri yenilenen kasıtla işlenmiş ayrı suçları mı, yoksa bir suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünün kısa zaman aralıkları içerisinde, birkaç kez ihlal etmek suretiyle zincirleme biçimde işlenmiş tek suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından, bu dosyanın gerekçeli kararda da belirtilen benzer nitelikteki İstanbul Anadolu 4.Ağır Ceza Mahkemesi, İstanbul 19.Ağır Ceza Mahkemesi, Çerkezköy 2.Asliye Ceza Mahkemesi, Bakırköy 14.Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul Anadolu 9.Ağır Ceza Mahkemesindeki davalar ile iş bu dava arasında CMK.nın 8/1.maddesinde yer aldığı şekilde hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gözetilip, kanıtların birlikte değerlendirilebilmesi ve farklı sonuçlara varılmasının engellenebilmesi için "derdest ve olanaklı ise" birleştirilmesinden, kesinleşmiş ise delil olarak dosya arasına konulmasından sonra, iddia ve kanıtların birlikte değerlendirilmesi suretiyle sonucuna göre, yüklenen suçu bir suç işleme kararı cümlesinden olmak üzere değişik zamanlarda işleyip işlemediğine dair mahkemenin ulaştığı sonuç ile sahtecilik suçlarında aldatıcılık özelliğinin tespitinin yargıca ait olduğu cihetle, suça konu çeklerin duruşmada incelenip özellikleri denetime imkan verecek şekilde duruşma tutanağına yazılarak "aldatma kabiliyetlerinin bulunup bulunmadığı"nın ve dosyaya sunulan çek raporu içeriğinden suç konusu çeklerin cari hesaba mahsuben verildiği hususu üzerinde durulup "önceden doğan borca karşılık" sanık tarafından sahte çeklerin verilmesinde suç unsurlarının hangilerinin ne şekilde gerçekleştiğinin denetime imkan verecek şekilde irdelenip tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi zorunluluğuna uyulmadan, yeterli gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK.nın 34/1. ve 230.maddelerine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMK'nın 289/1-g-h ve 280/1-b.maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 28.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)