(5271 S. K. m. 279, 280) (5235 S. K. m. 46)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18.Ceza Dairesinin görevsizlik kararı incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanık müdafiin istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, cezaların kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, başvuruda bulunan sanık müdafiin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, CMK.nın 280/1-a maddesi uyarınca İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 07/03/2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Somut olayda; sanıklar A. C.ve O. C.'ın katılan G. K.'dan mal alıp karşılığında sanık O. C. vasıtası ile suça konu Türkiye İş Bankası Sivas şubesi üzerinden keşideli 4 adet çek verdikleri, bunlardan 22/02/2008 tarih ve 5.000TL bedelli, 30/01/2008 tarih ve 5.000TL bedelli, 30/03/2008 tarih ve 5.000TL bedelli çekler ile ilgili ödemeden men talimatı bulunduğu, 30/04/2008 tarih ve 1.700 Euro bedelli çekin ise karşılıksız çıktığı, katılanın ticari alışverişe ilişkin faturalar ibraz ettiği, ekspertiz raporunda keşideci imzasının sanık A. C.'a ait olmadığının belirlendiği, sanık O. C. ile birlikte mal alıp çeki yetkili olmamasına rağmen oğlu O. C.'ın keşide edip ya da 3. bir şahsa keşide ettirip kullandıkları, bu şekilde dolandırıcılık suçunu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı ve mahkemece yapılan yargılama neticesinde sanıkların birlikte hareket ederek katılandan aldıkları mal karşılığında suça konu çekleri sahte olarak keşide ettikleri ve sonrasında ödemeden men talimatı verdikleri, alışveriş hususu sabit olduğu halde ödemeyi yerine getirmedikleri, bu şekilde haksız menfaat temin ederek katılanı dolandırdıklarından bahisle her iki sanığın da mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Ceza kanununda kast "suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi" biçiminde tanımlanmış olup, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26/04/2016 tarih ve 2015/11-20 esas 2016/214 sayılı kararında vurgulandığı üzere, her suç gibi dolandırıcılık suçları açısından da TCK.nın 21.maddesindeki düzenlemeye göre, failin suç kastıyla hareket etmesinin bir zorunluluk olduğu, kast insanın iç dünyası ile ilgili bir kavram olmakla kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda, failin dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre belirlenmesi ve bunun için de Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 09/04/2013 tarih, 2012/1-940 esas 2013/139 karar sayılı ilamında belirtildiği gibi 'kastın var olup olmadığının ve varsa hangi suça ilişkin olduğunun failin olay öncesi, olay sırasındaki ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmesi gerektiği,
Sanık A.'in yargılamanın tüm aşamalarında üzerine atılı suçu kabul etmediği, Sivas ilinde iki adet işyeri olduğunu, kendisinin bu işyerleri ile ilgilendiğini, bir de İstanbul ilinde bir işyeri olduğunu, burası ile oğlu O.'un ilgilendiğini, suça konu çeklerin kendisine ait olduğunu ancak İstanbul'daki işyerinde oğlu O. tarafından kullanıldığını, daha önce oğluna çek keşide etme yetkisi vermiş iken bunu iptal ettirdiğini belirttiği, sanık A.'in oğlu O.'a Sivas 2.Noterliği aracılığı ile 09/01/2003 tarihli çek keşide etme yetkisi ve 11/08/2006 tarihinde çeşitli kredi ve sözleşmeleri müşterek borçlu-müteselsil kefil sıfatı ile imzalaması için yetki verdiği, daha sonra 25/06/2007 tarihinde 11/08/2006 tarihli vekaletname ile verdiği yetkilerden azlettiği, çek keşide etme yetkisi ile ilgili verdiği vekaletnameye ilişkin dosyada bir azilname bulunmuyor ise de, sanık A.'in beyan ve savunmalarından baba ve oğulun çeşitli anlaşmazlıklar yaşadığı, oğlu O.'u tüm yetkilerden azlettiği düşüncesi ile hareket ettiğinin anlaşıldığı, yapılan bilirkişi incelemesine göre suça konu çeklerdeki keşideci imzası ve yazıların sanıklara ait olmadığının, bununla birlikte suça konu çeklerdeki keşideci imzasının daha önce bankaya ibraz edilip ödenen bir çekteki keşideci imzası ile aynı olduğunun tespit edildiği, taraflar arasında önceye dayanan bir ticari ilişki olup, katılanın suça konu çeklerin sanık O. tarafından ibraz edildiğini belirttiği, dosyaya sunulan fatura bedellerinin suça konu çeklerdeki bedellerle birebir uyumlu olmadığı, sanık A.'in oğlu O. tarafından yetkisiz bir şekilde keşide edildiği inancı ile suça konu çeklerden 3 tanesine ödemeden men talimatı vermek haricinde katılana yönelik hile içeren herhangi bir davranışı bulunmadığı gibi sanık O.'un eylemlerine iştirak ederek suç işleme kastı ile hareket ettiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği ve üzerine atılı suçlardan beraati gerektiği kanaatinde olduğumdan sayın çoğunluğun istinaf başvurusunun esastan reddine dair görüşüne katılmıyorum. (¤¤)