(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 232, 279, 280, 289) (5235 S. K. m. 46) (5237 S. K. m. 39)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından sanık Mustafa hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik müdafiin ve sadece sanık Mehmet Yavuz hakkında kurulan beraet hükümlerine yönelik ise katılan SGK vekilinin istinaf başvurularının kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
Sanık M. P. hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, mahkemenin kararında usule ve esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığı, delillerde ve işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğu, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tiplerine uyduğu, cezalarının kanuni bağlamda uygulandığı anlaşıldığından, başvuruda bulunan sanık müdafiin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, CMK.nın 280/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oybirliği ile, İSTİNAF BAŞVURUSUNUN ESASTAN REDDİNE,
Sanık Mehmet Yavuz hakkında kurulan beraet hükümlerinin incelenmesinde ise;
Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232.maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşı oy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hükmün "gerekçe" kısmında mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmelidir. Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve maddi olaya uygun açıklamasıdır. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde; geçerli, yasal ve yeterli olması gerekir. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmez ve uygulamada keyfiliğe yol açar.
Bir kişi tarafından işlenebilen bir suçun, birden çok şahıs tarafından, önceden anlaşarak işbirliği içinde işlenmesi halinde, failler arasında iştirak bulunduğu kabul edilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda, yasanın gerekçesinde de gösterildiği üzere, asli iştirak ve feri iştirak ayrımının adil ve eşit olmayan bir cezalandırmayı öngörmesi ve uygulamada zorluklara neden olması sebebi ile önceki yasada yer alan bu ayrımın yerine, iştiraki bir sosyolojik birlik olarak kabul etmiş ve faillerin eylem üzerinde kurdukları hakimiyeti baz alarak, üç temel iştirak kategorisi düzenlenmiştir. Bunlar; "fail (dolaylı faille birlikte)", "azmettiren" ve "yardım eden"dir. Ayrıca önceki yasa da yer almayan dolaylı faillik kavramı da yasada yerini bulmuş, müşterek fail olarak sorumlu tutulacakları öngörülmüştür. Müşterek faillikte, birlikte suç işleme kararının yanı sıra, fiil üzerinde ortak hâkimiyet kurulduğu için, her bir suç ortağı fail statüsündedir. Ortak hâkimiyetin kurulup kurulmadığının saptanmasında suç ortaklarının suçun icrasındaki rolleri ve katkılarının taşıdığı önem göz önünde bulundurulur. Bu durumda olayın etki alanında yer alan failler fiili devam ettirip ettirmeme, tamamlayıp tamamlamama konusunda irade sahibidir. Bunların tümü, müşterek fail olarak neticeden eşit olarak sorumludur. Burada dikkat edilmesi gereken husus müşterek faillerin her birinin suçun etki alanında bizzat bulunmaları veya suç üzerinde hakimiyet kurabilmeleridir.
TCK.da yer alan bir diğer faillik durumu da yardım edendir. Yardım eden, fiil üzerinde doğrudan hakimiyet kuramaması ile müşterek failden ayrılır. Anılan Yasanın 39.maddesi, yardım eden kategorisinde yer alanları göstererek, bu gibi hallerde yardım eden müşterek fail veya azmettirenden farklı olarak suçun tam cezası ile cezalandırılmamakta, ceza belirli oranlarda indirilerek uygulanmaktadır.
Birden çok failin birbirinden ayrı hareketlerini bir bütün içinde birleştiren, birbirine bağlayan unsur, iştirak iradesidir. İştirakin oluşması için, şerikin suça iştirak ettiğini, diğer fail veya faillerle işbirliği içinde bulunduğunu bilmesi ve istemesi gereklidir. Şerikler arasında birlikte suç işleme kararı var olmalıdır. Bu karar, belli bir hareketin icrasına ve neticenin meydana gelmesine ilişkin olmalıdır. Şerikler arasında iştirak iradesi hakim olmalıdır. Asli failin suçu işlemesine yardım etmeyi isteyen ve yaptığı hareketle bu yardımı sağladığını bilen failde iştirak iradesi vardır. Şeriklerden yalnız biri iştirak iradesiyle hareket etmiş ise, yani suçun yalnız kendisi tarafından değil, fakat kendisiyle birlikte başkası veya başkaları tarafından da işlendiğini biliyor ve böyle bir suçun işlenmesini istiyorsa, suç iştirak halinde işlenmiştir. Şeriklerden hangisi böyle bir iştirak iradesiyle hareket etmiş ise, iştirak kuralları ona uygulanacak, böyle bir iradeyle hareket etmeyen fail hakkında aynı kuralların uygulanması söz konusu olmayacaktır.
......... ilaç firması çalışanı sanık M. P.'ün, kendi bölgesindeki eczaneler üzerinden firmasına ait ilaçların satış miktarını yükseltmek amacı ile Eyüp Devlet Hastanesinde görevli nöroloji uzmanı doktor M. Y.'un yazısını, imzasını ve isim kaşesini taklit ederek 2006 yılı Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ayları ile 2007 yılının Ocak, Şubat ve Mart aylarında farklı hastalar için toplam 59 adet sahte ilaç katılım payı muafiyet raporları düzenleyip Uz. Dr. M. Y.'a onaylatması şeklinde gerçekleşen somut olayda; başlangıçta sanık M. P. tarafından düzenlenen 3 veya 4 tane sahte raporun tesbit edilmesinden sonra bunlarla ilgili işlem yapmaması ve kendisi tarafından düzenlendiği yönünde dönemin başhekimi olan Op. Dr. A. Y.'e beyanda bulunması ile sanık Mustafa tarafından bazı hastalara ait muayene barkotlarının getirilip poliklinik defterine yapıştırılmasına izin vermesi şeklindeki eylemlerinin, suça ilişkin hazırlık hareketlerinin yapılmasına yardımcı olmak ve icra hareketlerini kolaylaştırmak niteliğinde olup olmadığının dosya kapsamına uygun, delillerle sonuç arasındaki mantıksal ve hukuksal bağı kurularak gösterilmeden, mahkemenin niçin bu sonuca ulaştığına yer verilmeden ve kabul ettiği uygulamaların dayanaklarını destekleyen hukuka uygun delillerin nelerden ibaret olduğu da belirtilmeden, yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hükümler kurulması suretiyle Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK.nın 34/1 ve 230.maddelerine muhalefet edilmesi,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK.nın 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 03/05/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)