(5235 S. K. m. 46) (5271 S. K. m. 8, 280, 289)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanık müdafiin istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nca kabul edilen ve dairemizcede benimsenen, 22/04/2014 gün ve 2013/11-397 sayılı kararıda açıklandığı üzere; gerek 765 sayılı TCK.nın, gerekse de 5237 sayılı TCK.nın belgede sahtecilik suçlarının düzenlendiği madde metinlerinde suçun mağdurunun kim olduğuna ilişkin bir düzenlemeye yer verilmemesi, belgede sahtecilik suçlarının hukuki konusunun kamunun güveni olması ve bu suçların kamu güvenine karşı suçlar bölümünde düzenlenmiş bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; bu suçların mağdurunun toplumu oluşturan bireylerin tamamının, diğer bir ifadeyle kamunun olduğunun, eylemin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde bu kişinin mağdur değil, suçtan zarar gören olacağının kabulü gerekmektedir. Aksinin kabulü halinde, somut olayda olduğu gibi birden fazla kişiye karşı işlenmiş olan sahtecilik suçlarında hükmolunacak sonuç ceza miktarları gözönünde bulundurulduğunda, 5237 sayılı TCK.nın “Adalet ve Kanun Önünde Eşitlik İlkesi” başlıklı 3.maddesinin gerekçesinde, "Suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak ceza hukuku yaptırımlarının haklı ve ölçülü olması gerekir. Çünkü ancak haklı ve suçun ağırlığıyla orantılı bir yaptırım ile suç işleyen kişinin bu fiilinden pişmanlık duyması sağlanabilir ve yeniden topluma kazandırılması söz konusu olabilir" şeklinde açıklanmış olan ölçülülük ilkesine aykırı davranılmış olunacaktır.
Öğretide, belgede sahtecilik fiilinin belirli bir kişinin zararına olarak işlenmesi halinde ilgili kişinin de mağdur sayılacağı yönünde bir kısım görüşler olmakla birlikte, çoğunluk itibariyle, anılan suçların mağdurunun kamu olduğuna ilişkin, "Sahtekarlık suçlarının mağduru daima Devlettir. Bu suçlar dolayısıyla maddi ya da manevi bir zarara uğrayan kimse ise, mağdur olmayıp, 'suçtan zarar gören kişi' sayılır ve böyle bir veya bir kaç kişinin bulunması, suçun hukuki konusunu etkilemez" (Sahir Erman, Ticari Ceza Hukuku Cilt III, Sahtekarlık Suçları, İstanbul 1981, 4.Baskı, s.10), "Resmi evrakta sahtecilik suçları TCK.da topluma karşı işlenen suçlar bölümünde düzenlenmiş olduğu için bu suç tiplerinin toplumu oluşturan bireylerin tamamına karşı işlenmiş olduğunun kabulü gerekir." (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 4.Baskı, 2012, s.759) şeklinde görüşler bulunduğu da gözetilerek;
Sanığın, katılan İ. S. adına 09/10/2016 tarihinde Güngören İlçe Nüfus Müdürlüğü'nden sahte nüfus cüzdanı çıkartarak yine katılan adına hesap açtırıp, bu hesaba bağlı olarak aldığı çek koçanını piyasaya sürmek sureti ile resmi belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia edildiği, Uyap kayıtlarının incelenmesinde sanık ve katılan İ.'in taraf olduğu çok sayıda benzeri dosyanın yargılamasının devam ettiğinin belirlendiği(Bakırköy 15.Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2012/329, Bakırköy 6.Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/387, Bakırköy 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/389, Bakırköy 9.Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/99 esas sayılı dosyaları gibi), iş bu dosya ile belirtilen dosyalar arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu, bu kapsamda resmi belgede sahtecilik eylemlerinin her birinin, bir suç işleme kararıyla kanunun aynı hükmünü birkaç kez ihlal etmek suretiyle zincirleme biçimde işlenmiş tek suçu mu yoksa ayrı suçları mı oluşturduğunun değerlendirilmesi gerektiği,
İlk dereceli yargılama aşamasındaki bir kamu davasına konu dosyanın, ikinci derecede yargılama yapan Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Dairesince birleştirilmesinin usulen "mümkün olmaması" nedeni ile;
Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından açılan kamu davalarının tespiti ile CMK.nın 8 vd. maddeleri gereğince aralarındaki bağlantı kapsamında davaların birleştirilmesi, birleştirme olanaklı değilse ya da karar kesinleşmiş ise dosyanın aslının ya da onaylı suretinin getirtilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
Kabule göre de;
Katılan İ. S. adına keşide edilen çekin hamiline olarak düzenlenmesi, ilk cirantanın ESK İnşaat Mobilya Dekorasyon San. Tic. Ltd. Şti. olması ve nitelikli dolandırıcılık suçundan zarar görenin bu firma olması karşısında, öncelikle böyle bir şirketin gerçekte olup olmadığı araştırılarak, mağdur sıfatı ile duruşmaya çağrılması ve şirket yetkilisinin suça konu çekin hangi ticari ilişkiye istinaden alındığı, çek bedeline mahsuben ödeme yapılıp yapılmadığı gibi hususlarda beyanının tespit edilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması,
Kanuna aykırı ve başvuruda bulunan sanık müdafiin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, başkaca yönleri incelenmeyen hükmün CMK.nın 289. ve 280/1-b. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kamu davasının tarafları bakımından kesin, CMK.nın 308/A maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcılığı bakımından itiraz yolu açık olmak üzere, 18/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)