(5271 S. K. m. 237, 280, 289)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda;
5271 sayılı CMK.nın 237/1.maddesinde; “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup halinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme 1412 sayılı CMUK.nın 365.maddesindeki; “Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir” hükmü ile paralellik göstermekte ise de yeni düzenlemeye, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada Cumhuriyet savcısının yanında yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” veya “müdahale” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” ya da “müdahil” sıfatını almaktadır.
Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda, gerekse 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanununda kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı halinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu olan” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
Malen sorumlu; işlenmiş olan suçun hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de, suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. (Mehmet Emin Artuk- Ahmet Gökcen - A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, Ankara, 2007, s.444; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9.Bası, Ankara, 2013, s.211-215; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6.Bası, Ankara, 2013, s.107-109)
“Suçtan zarar görme” kavramı gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hali” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 03/05/2011 gün ve 155-80, 04/07/2006 gün ve 127-180, 22/10/2002 gün ve 234-366 ile 11/04/2000 gün ve 65-69 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
Yakınıcı A. G.'e ait çeki verdiği yakınıcı N. G.'den hırsızlanarak katılan A. K. tarafından yapılmış gibi gösterilen sahte ciro ile sanık E. A. tarafından A..Giyim San. ve Dış Tic. Ltd. Şti yetkilisi sanık M. M.'a verilen suça konu çekin onun tarafından bankaya ibraz edilmesi şeklinde gerçekleşen olayda;
Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 22/06/2016 tarihli ve 2015/6242 Esas, 2016/5485 Karar sayılı ilamında; "sanıkların üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunda zarar görenin, adına sahte çek düzenlenen gerçek ya da tüzel kişi olduğu..." ile aynı Dairenin 29/06/2016 tarihli ve 2015/4253 Esas, 2016/6222 Karar sayılı ilamında "... sahtecilik suçlarında mağdurun, suçun maddi unsurunun hedef aldığı kişi olması.." ile Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25/03/2003 gün ve 2003/5-41 Esas, 2003/54 sayılı Kararında belirtildiği üzere; "tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılmanın mümkün olmaması",
Kamu davası açıldıktan sonra 17/03/2017 tarihli celsede sanıktan şikayetçi olmadığını ve katılma isteminin bulunmadığını bildirmesi karşısında, CMK.nın 234.maddesine göre, yakınıcı A. G.'in davaya katılma ve buna bağlı olarak kanun yoluna başvurma hakkının bulunmaması karşısında;
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından zarar göreninin çekin keşideci olarak görünen A. G. ile çek kendisinde iken hırsızlanan N. G. olmadığı, adına sahte ciro atılarak çek kendisinden alınmış gibi gösterilen ve aleyhine icra takibi yapılan katılan A. K.'ün suçun zarar göreni olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde;
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen ve anılan suçlar açısından usulsüz olmakla, hukuken geçersiz olan katılma kararı bu hükmü istinaf etme hakkı vermeyeceğinden, yakınıcılar A. G. ile vekilinin sanıklar M. M. hakkında verilen "beraet" hükmüne yönelik olarak 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun 279/1-b maddesi gereğince İSTİNAF BAŞVURUSUNUN REDDİNE, aynı Kanunun 268.maddesi uyarınca kararın yakınıcılar Ahmet ve Nafiz vekilinin tebliğ tarihinden itibaren 7 gün içerisinde, Dairemize verilecek dilekçe veya tutanağa geçirilmek üzere yazmana (zabıt kâtibine) beyanda bulunmak veyahut da bir başka İlk Derece Ceza Mahkemesi veya Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi aracılığıyla dilekçe gönderilmek suretiyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22.Ceza Dairesi tarafından incelenmek üzere CMK.nın 279. maddesinin son cümlesi uyarınca itiraz kanun yolu açık olmak üzere, oybirliği ile karar verildikten sonra,
Duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280. maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre katılan A. K.'ün istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
İlk dereceli yargılama aşamasındaki bir kamu davasına konu dosyanın, ikinci derecede yargılama yapan Bölge Adliye Mahkemesi ilgili Dairesince birleştirilmesinin usulen "mümkün olmaması" nedeni ile;
Kamu davasına konu çek ile ilgili olarak sanık E. A. hakkında resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 10/12/2014 tarih 2014/49223 Esas sayılı iddianamesi ile İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2015/215 Esas sayılı kamu davası açıldığının belirlenmiş olması karşısında,
İş bu dava ile arasında fiili ve hukuki bağlantı olan İstanbul 9.Ağır Ceza Mahkemesine açılan 2015/215 sayılı davanın Uyap kayıtlarına göre derdest olduğunun anlaşılması da gözetilerek her iki davanın birleştirilmesi, birleştirme olanaklı değilse ya da karar kesinleşmiş ise dosyanın aslının ya da onaylı suretinin getirtilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve başvuruda bulunan katılan A. vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, başkaca yönleri incelenmeyen hükmün CMK.nın 289. ve 280/1-b. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kamu davasının tarafları bakımından kesin, CMK.nın 308/A maddesi gereğince İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başsavcılığı bakımından itiraz yolu açık olmak üzere, 19.03.2018 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)