(2709 S. K. m. 141) (5237 S. K. m. 161, 162) (5271 S. K. m. 34, 230)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanık müdafiin istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
5237 sayılı TCK.nın 161.madde gerekçesinde iflas kararının objektif cezalandırılabilme şartı niteliğinde olduğu açıkça belirtilmiş olup, dolayısıyla bir objektif cezalandırılabilme şartı olan iflas kararının suçun unsuru olmadığı gibi, madde hükmünde de açıkça belirtildiği üzere kanun tarafından cezai yaptırıma bağlanan eylemin iflas etmek değil, "iflas kararından önce veya sonra mal varlığını eksiltmeye yönelik hileli tasarruflar olduğu", bu çerçevede hileli iflas suçunun hileli tasarrufların gerçekleştirildiği anda tamamlandığı ve bu tasarruflardan önce veya sonra verilen iflas kararının sadece bu hileli tasarrufların cezalandırılabilirliği açısından etkili olduğu, diğer bir deyişle esasen cezai yaptırıma bağlanan eylemler hileli tasarruflar olduğundan, iflas kararı bu tasarruflardan sonra verilse bile, suçun hileli tasarrufların yapıldığı tarihte meydana geldiği ve dolayısıyla bu tarihte geçerli olan cezai hükümlerin uygulanması gerektiği öngörülmüştür.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 30/03/1981 gün ve 5-2/106 sayılı Kararında açıklandığı üzere ceza yargılamasının temel amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda, "somut gerçeğin her türlü şüpheden uzak biçimde kesin olarak ortaya çıkarılmasıdır". Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılarak maddi gerçeğe varmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle, ulaşılma imkanı olan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle, adaletin tam olarak tecelli edebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.
Ceza Muhakemesi Kanununa Göre İl Adlî Yargı Adalet Komisyonlarınca Bilirkişi Listelerinin Düzenlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 3.maddesinde bilirkişi; "Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü ya da yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya tüzel kişi” biçiminde tanımlanmıştır. Bu tanımdan da hareketle denilebilir ki, sahip bulunduğu uzmanlık bilgisiyle mahkemeye bir ispat sorununda yardımcı olan ve raporu delil değerlendirmesi aracı olarak kullanılan bilirkişiye başvurmanın amacı, “çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde görüş alınmasıdır”.
"Maddi gerçeğe" ulaşmayı amaç edinen ceza muhakemesinde bazı durumlarda işin niteliği gereği bilirkişiye başvurulması zorunluluk gösterebilmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 27/04/2010 gün ve 174–92 sayılı kararında; çözümü ancak uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren konularda bilirkişiye başvurulması gerektiği, yargıçlık mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgi ile çözümlenmesi gereken konularda bilirkişiye başvurulmasına gerek olmadığı, 09/10/2007 gün ve 139-202 sayılı kararında da; 1412 sayılı CMUK.nın 66. ve benzer düzenlemeyi içeren 5271 sayılı CMK.nın 63.maddeleri uyarınca, yargıcın genel ve hukuki bilgisiyle çözemeyeceği, çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişi görüşüne başvurulmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır.
Bu konuda öğretide de; yargıcın ancak ve yalnız özel ve uzmanlık bilgisi gerektiren durumlarda maddi gerçeğe ulaşma görevini kolaylaştırmak üzere bilirkişiye başvurabileceği görüşlerine yer verilmiştir. (Ahmet Caner Yenidünya-Zafer İçer, Ceza Muhakemesi Hukukunda Bilirkişilik, 1. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, s.11; Yener Ünver- Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 8. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s.365; Nur Centel- Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 10. Bası, Beta Yayıncılık, İstanbul, 2013, s.265; Yüksel Ersoy, Türk Ceza Hukukunda Bilirkişilik ve Uygulamadan Doğan Sorunlar, Hukuk Kurultayı, 16.01.2000, s. 429 vd.)
Bu açıklamalar ışığında kamu davasına konu sanık eylemi değerlendirildiğinde;
İstanbul 18.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/337 Esas, 2011/2 sayılı Kararı ile iflasına karar verilen AIDA İletişim Reklam Tanıtım Şirketine ait ticari defter ile kayıtları gizleyip ibraz etmemek ve şirkete ait malları kaçırmak sureti ile şirket ortağı olan sanık M. E. 'nin hileli iflas suçunu işlediğinin iddia olunması,
5237 sayılı TCK.nın 161.maddesindeki seçimlik hareket olan "Alacaklıların alacaklarının teminatı mahiyetinde olan malların kaçırılması, gizlenmesi veya değerinin azalmasına neden olunmasına" ilişkin ilk dereceli mahkemece kuşkuya yer vermeyecek şekilde hüküm kurmaya yeterli araştırmanın yapılmamış bulunması,
Hususları birlikte gözetilerek,
Yargıtay 15.Ceza Dairesi'nin 10/02/2016 gün, 2013/23205 Esas, 2016/1446 Karar; 25/05/2015 gün, 2015/9083 esas, 2015/25582 Karar; 19/02/2015 gün, 2014/23339 Esas, 2015/21090 Karar; 29/01/2013 gün, 2012/12479 Esas ve 2013/1483 Karar sayılı ilamlarında ayrıntıları belirtildiği gibi; şirketin iflası ile ilgili hukuk mahkemesinde aldırılmış bilirkişi raporunun ceza hukukunda hüküm kurulması için yeterli olmadığından, şirketin suç dönemine ait Türk Ticaret Kanunu uyarınca tutmakla yükümlü olduğu ticari defterler ile malvarlığı hareketlerinin izlenebileceği tüm muhasebe kayıtları, banka hesapları, tapu kayıtları, çek hesapları, borç ilişkilerini tevsik eden sözleşmeler, faturalar, makbuzlar, sevk irsaliyeleri, elektronik kayıt ve belgelerin getirtilerek, dava dosyası ile birlikte Ticaret, İcra ve İflas ve Ceza Hukuku alanında uzman üç kişilik bilirkişi kuruluna tevdii edilerek; şirketin iflası ile ilgili TCK.nın 161.ve 162.maddelerinde sayılan eylem ve işlemlerin bulunup bulunmadığına dair ayrıntılı "bilirkişi raporu" alınmasından sonra, iddia, savunma ve bütün kanıtlar birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerektiği gözetilmeden yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin yazılı şekilde sanık M.'in mahkumiyetine karar verilerek Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK.nın 34/1. ve 230.maddelerine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafiin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK.nın 289/1-h ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 26.04.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)