(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 280, 289)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanık müdafiin başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30/03/1992 gün ve 80/98 sayılı kararında açıklandığı üzere; belgelerde sahtecilik suçlarında kast, zarar vermek bilinci ve iradesi olarak kabul edilmelidir. Mağdurun önceden verdiği rıza üzerine onun imzasını taklit ederek kullanan veya onun yerine imza atan failde mağdura zarar vermek bilinci bulunmayacağından kastın varlığı ileri sürülemez. Ancak doğal olarak, rıza üzerine başkasının imzasını taklit eden failin, mağdura herhangi bir zarar vermeyeceği kanısı ile hareket ettiği sabit olmalıdır. Mağdurun rızasının kastı ortadan kaldırabilmesi için fiilin işlenmesinden önce açıklanması zorunludur. Mağdurun rızası açık olabileceği gibi zımni de olabilir. Özellikle iki kişi arasındaki ilişkiler, böyle bir rızanın varlığını ciddi olarak kabule elverişli olduğu takdirde, bu rızaya dayanarak başkasının imzasını atan kimsede suç kastının varlığı kabul olunamaz.
Sanık H. S.'nın oğlu E.'in temsilcisi ve sahibi olduğu E. Y. ve A... isimli şahıs şirketine ilişkin verdiği genel vekaletnameye istinaden 2 adet suça konu müşteri çekini cirolayıp, katılana vermesi şeklinde gerçekleştiği oluşa uygun kabul edilen olayda; sanığın kendisine verilen vekaletnameye istinaden oğlunun işlerini yürüttüğünü, bu konudan oğlu E.'in haberi ve onayı olduğunu savunması karşısında, sanık tarafından oğlu adına daha önce imzalanıp ödenen çekler olup olmadığı araştırılıp gerektiğinde çek/çeklerin verildiği kişilerin de tanık olarak dinlenmesi ile toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın resmi belgede sahtecilik suçu açısından kastı saptanıp, hukuki durumunun buna göre belirlendikten sonra, Katılan şirket yetkilisi R. B.'nin 21/05/2015 tarihli duruşmada "...sanığa asfalt vermiştik, buna ilişkin borcuna karşılık bu çeki bana vermişti, ...çalışma sistemimiz olarak malı veririz en fazla on beş gün içerisinde karşılığında çek verilir." beyanı gözetildiğinde, "önceden doğan borca karşılık" suça konu Fortisbank Büyükçekmece Şubesine ait 30/06/2010 keşide tarihli 33.000TL ve 20/06/2010 keşide tarihli 50.000TL bedelli çekleri katılan şirkete vermesinde ağır, yoğun ve ustaca gerçekleştirip hataya düşürmeye yönelik "hileli davranışın" neler olduğunun ve dolandırıcılık suçu açısından suç unsurlarının hangilerinin ne şekilde gerçekleştiğinin, dosya kapsamına uygun, mantıksal ve hukuksal bağı kurularak karar yerinde denetime imkan verecek şekilde irdelenip tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi zorunluluğuna uyulmadan, yeterli gerekçeden yoksun olarak yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK.nın 34/1 ve 230.maddelerine aykırı davranılması,
Kanuna aykırı ve başvuruda bulunan sanık müdafinin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, CMK.nın 283.maddesi gereğince kazanılmış hak saklı kalmak kaydıyla hükmün CMK.nın 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 13/06/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)