(5235 S. K. m. 46) (5271 S. K. m. 193, 279, 280, 289)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre katılanın istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
“Sanığın etkin olarak duruşmada bulunma hakkı”, başta Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 14/3-d maddesi olmak üzere bir takım uluslararası metinlerde düzenlendiği gibi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde açıkça düzenlenmemekle birlikte, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince de “adil yargılanma ilkesinin” gereklerinden birisi olarak sayılmaktadır. Duruşmada hazır bulunma hakkı, kendisine suç isnat edilmiş sanıklar için öncelikle geçerli bir haktır. Sanığın kendisi için çok önemli olan özgürlüğü hakkında bir ceza verilmesine yönelik olarak yapılan yargılamayı izlemekte yararı vardır, böylece davaya aktif şekilde katılarak gerektiğinde delil göstermek, müdafiine tavsiyede bulunmak ve kendisini savunmak suretiyle kararı etkileme olanağına kavuşacaktır. Ayrıca sanığın hazır bulunması kişiliğinin anlaşılması ve cezanın bireyselleştirilmesi açısından da mahkemeye bir fikir verecektir. Bu nedenle mümkün olduğunca ve yasal bir engel bulunmadığı sürece sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi için uygun olanaklar sağlanmalı, bu konuda yargı mercilerince yeterli gayret sarfedilmeli ve bu gayretin gösterildiği dosya içeriğinden de anlaşılmalıdır. (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi; Monnel and Morris Birleşik Krallık, Colozza İtalya, Colozza and Rubinat İtalya, Barbera, Messeque and Jabardo İspanya kararları, Nakleden; Doç. Dr. Sibel İnceoğlu, Adil Yargılanma Hakkı ve Yargı Etiği, s.70 vd.)
Ancak duruşmada hazır bulunma hakkı mutlak bir hak olmayıp, bu hakkın belirli koşullarda, savunma hakkının özüne dokunmamak kaydıyla yasa ile sınırlandırılması da mümkündür.
Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup, bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onaylamakla iç hukuk mevzuatına dahil ettiğimiz Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesinin “adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, sanığın en azından kendi kendini savunmak hakkı bulunduğu belirtilmekle, mahkeme huzurunda doğrudan savunmasını yapabilmesi için duruşmada hazır bulunma hakkının varlığı da zımnen kabul edilmiştir.
Öğretide de; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.bası, s.529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası ... mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s.200–201), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, ..... kararın bozulması gerekir.” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4.bası, s.443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4.bası, s.365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık, bozma nedeni sayılmamaktadır. Açıkçası, kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s.82), “Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır.” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6.bası, s.707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5.bası, s.864), şeklindeki görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların tek başına bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, istinaf incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141.maddesinin 4.fıkrasının “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90.maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6.maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır.
Bu durum karşısında, "CMK.nın 289.maddesindeki mutlak bozma sebepleri dışındaki" hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, istinaf incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 19/11/2002 gün ve 272-402 sayılı kararı ile uyum gösteren diğer Genel Kurul ve Daire kararlarında açıklandığı üzere, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda mahkemeye gelmemiş sanık hakkında duruşma yapılamayacağına ilişkin temel kuralın istisnalarından biri olarak öngörülen 1412 sayılı CMUK.nın 223/son maddesi ile buna benzer hüküm içeren ve 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK.nın 193/2.maddesinin, beraat kararı yönünden dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması hali ile sınırlı olarak uygulama yerinin mevcut olduğu, sorgu yapılmadan mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilmesi hali, "..duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması" şeklindeki CMK.nın 289/1-e ve "Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" biçimindeki CMK.nın 289/1-h maddelerinde yer alan "mutlak bozma sebebi" sayılacağından, sanığın sorgusu yapılmadan, hakkında delil takdirine girilmek suretiyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Usule aykırı ve başvuruda bulunan katılanın istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMK.nın 289/1-e-h ve 280/1-b maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 31/01/2017 tarihinde oy birliği ile karar verildi. (¤¤)