(AİHS. m. 6) (2709 S. K. m. 90, 141) (5271 S. K. m. 34, 191, 193, 196, 230, 279, 280, 289) (5235 S. K. m. 46) (YCGK. 10.06.2008 T. 2008/9-148 E. 2008/169 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, CMK.nın 279.maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda; duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler, gerekçe, diğer belge ve deliller ile istinaf dilekçesi incelenerek, CMK.nın 280.maddesi gereğince Dairemizin görev ve yetkisi, başvuranın hakkı, başvuru süresi, yasa yolunun açıklığı, kapsamına göre sanığın istinaf başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar verildikten sonra, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 4.bölümünün ortak hükümler başlıklı 46.maddesine uygun olarak gereği düşünüldü:
Öğretide; “Haksız kararın kaldırılması demek olan bozmanın işe yaraması, yani sonunda başka ve haklı bir karar verilmesi lazımdır. Eğer önceki hükümden başka bir karar verilemeyecekse bozmanın manası yoktur. Onun için aykırılığın son karara tesirini araştırmak gerekir. Son karar doğru ve haklı bulunduğunda, ona tesir etmediği kabul olunan aykırılıklar bozma nedeni sayılmamalıdır” (Nurullah Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.bası, s.529), “Maddi hukuka aykırılıklar daima bozma nedeni olurken, muhakeme hukukuna aykırılıklar kural olarak her zaman bozma nedeni sayılmazlar. Muhakeme hukukuna aykırılıklar verilmiş kararı etkilememişlerse hukuka aykırı olsalar bile bozma nedeni sayılmazlar. Bu kuralın istisnası ... mutlak bozma nedenleridir. Verilecek kararı etkilememiş olan muhakeme hukukuna aykırılıklar için son kararın bozulmasına gerek yoktur” (Öztekin Tosun, Suç Muhakemesi Hukuku Dersleri Muhakemenin Yürüyüşü, İstanbul 1973, s.200–201), “Son kararda var olan hukuka aykırılık, mahkemenin son kararını etkilemiş, hukuki ihlal kararın temellerini oluşturan hukuk normlarının aykırılığından doğmuş ise, ..... kararın bozulması gerekir.” (Erdener Yurtcan, Ceza Yargılaması Hukuku, 4. bası, s.443), “Hükmün usulden bozulması için kanunun ihlal edilmiş olması kâfi değildir. Hükmün, kanunun ihlaline de istinat etmiş olması lazımdır. Yani kanun ihlal edilmiş olduğu içindir ki, hüküm bu suretle verilmiştir. Eğer kanun ihlal edilmemiş olsaydı, hüküm verildiği gibi verilmeyecek idi. Diğer bir tabirle, hükmün bozulması için, hüküm ile kanunun ihlali arasında bir rabıtanın mevcut olması icap eder” (Baha Kantar, Ceza Muhakemesi Usulü, 4.bası, s.365), “Hükmün sonucunun başka türlü olabileceği, yani hükmün değişebileceği kabul edilmeyen durumlarda usule aykırılık, bozma nedeni sayılmamaktadır. Açıkçası, kendisine aykırı davranılan kural, ister mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, ister iddia yahut itiraz üzerine uygulanması gereken bir kural olsun hükmün sonucunu değiştirecek nitelikte olmadıkça bozma sebebi değildir” (Recai Seçkin, Yargıtay Tarihçesi ve İşleyişi, s.82), “ Bu tür hukuka aykırılıklar, bir muhakemede hükmü etkilerken, başka bir muhakemede hükmü etkilemeyebilir. Bu nedenle her somut olayda hukuka aykırılıkların hükmü etkileme ihtimali ayrıca araştırılmalıdır.” (Nur Centel–Hamide Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku, 6.bası, s.707), “Bir hukuka aykırılık halinde hükmün bozulabilmesi için, bu hukuka aykırılığın hükmü etkileyip etkilemediği araştırılır. Hükmü etkilememiş hukuka aykırılıklar dolayısıyla hüküm bozulmaz” (Yener Ünver–Hakan Hakeri, Ceza Muhakemesi Hukuku, 5.bası, s.864), şeklindeki görüşler ileri sürülmek suretiyle, hükmün esasına etkisi bulunmayan ve hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılmayan aykırılıkların tek başına bozma nedeni sayılmaması gerektiği düşüncesi benimsenmiştir.
Hükmün esasına etkisi bulunmayan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, istinaf incelemesi aşamasında dosyanın esasına girilmeden önce bozma nedeni yapılması, Anayasanın 141.maddesinin 4.fıkrasının “davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” şeklindeki hükmüne ve usul ekonomisine aykırı olacak, yargılamanın uzamasına ve yeni yargılama giderlerine yol açacak, aynı zamanda Anayasa’nın 90.maddesi uyarınca iç hukuk normu haline gelen ve yasaların aynı konuda farklı düzenleme getirmesi durumunda bile uygulanması zorunlu olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkı” başlıklı 6.maddesinin “herkes gerek medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine karşı serdedilen bir isnadın esası hakkında karar verecek olan kanuni, müstakil ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde hakkaniyete uygun ve aleni surette dinlenmesini istemek hakkını haizdir” şeklindeki düzenlemesine de aykırılık oluşturacaktır.
Bu durum karşısında, "CMK.nın 289.maddesindeki mutlak bozma sebepleri dışındaki" hükmün esasına etkili bulunmayan ve bozmadan sonra kurulacak hükmü de değiştirmeyecek olan yargılama hukukuna ilişkin aykırılıklar, istinaf incelemesi sırasında hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce bozma nedeni yapılmamalı, ancak hükmün bozulmasını gerektiren başka bir hukuka aykırılığın bulunması durumunda, anılan hukuka aykırılığa da yer verilmek suretiyle hükmün bozulması yoluna gidilmelidir.
"Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması" hali CMK.nın 289/1-h maddesinde "mutlak bozma sebebi" olarak öngörüldüğü gözetildiğinde;
Kamu davasına ilişkin iddianame ile yer alan suçlamaların dayanağını oluşturan eylemler ve deliller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılmadan yakalama emrini okumak suretiyle Samsun 9.Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sorgusunun yapılması suretiyle 5271 sayılı CMK.nın 191/3-b maddesine aykırı davranılarak savunma hakkının kısıtlanması,
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/06/2008 gün ve 2008/9-148-169 sayılı kararında da açıklandığı üzere, karar tarihinde Kastamonu Açık Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan ve duruşmadan bağışık tutulma talebi de olmayan sanığın, duruşmada bizzat hazır edilmesi sağlanmadan, yokluğunda hüküm kurularak savunma hakkının kısıtlanması suretiyle CMK.nın 193 ve 196.maddelerine muhalefet edilmesi,
Kabule göre de;
Sanık İ. A. ile birlikte hareket ettikleri iddiasıyla görevi yaptırmamak için direnme suçundan haklarında kamu davası açılan sanıklar D. G. ile E. A.'ın mahkumiyetlerine yeterli, her türlü şüpheden arındırılmış, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraetlerine karar verildiği gözetildiğinde; sanığın eylemini "birden fazla kişi ile birlikte" nasıl gerçekleştirdiğini ve sanıkla birlikte bu eylemi gerçekleştiren diğer kişilerin kimler olduğunun denetime imkan verecek şekilde karar yerinde tartışılıp, gösterilmesi zorunluluğuna uyulmadan, gerekçeden yoksun şekilde yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle Anayasa'nın 141, 5271 sayılı CMK.nın 34/1 ve 230.maddelerine aykırı davranılması,
Usule aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin CMK.nın 289/1-g-h ve 280/1-b maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kesin olmak üzere, 15/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)