(5237 S. K. m. 157, 158, 168) (5271 S. K. m. 253, 254)
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yerel Mahkemece verilen hükme yönelik istinaf yasa yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi.
Gereği görüşülüp düşünüldü:
Katılanı .. numaralı telefondan arayan kişi kendisini Emniyet Müdürü ve Savcı .. olarak tanıtarak DHKPC terör örgütüne kimlik bilgileri ile yardım edildiğini, sahte olarak çıkarılan bu kimlik ve bu kimliği kullanan örgüt üyelerini bulmak ve operasyon yapmak için 165.000 TL para gerektiğini söyleyerek katılanın ilk etapta 50.000 TL parasını tren yolu alt geçidinde aldıkları, tekrar aynı numaradan arayan kişi bu paranın yetmeyeceğini, daha fazla para çekmesi gerektiğini söylemeleri üzerine katılan dolandırıldığını düşünerek olayı emniyet güçlerine bildirdiği, teslim anında birlikte hareket eden sanıklar yakalanması üzerine katılanın yaşı itibariyle algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanıldığı iddiası ile sanıklar hakkında Kişinin Algılama Yeteneğinin Zayıflığından Yararlanmak Suretiyle Dolandırıcılık suçundan açılan kamu davasında, ilk derece mahkemesince sanıkların kamu kurum ve kuruluşlarını, kamu meslek kuruluşlarını, siyasi parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerini araç olarak kullanılması sureti ile dolandırıcılık suçundan mahkumiyetlerine dair verilen sanık .. müdafii ve sanık .. tarafından istinafa konu yapılan kararda;
Katılanın iddialarına göre birlikte hareket eden sanıklar kendilerini kamu görevlisi olarak tanıttıkları, TCK 158/1-d maddesindeki nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp bunlara ait maddi varlığın veya bu tüzel kişiliklerle bağ kurulmasını sağlayan somut başka olguların kullanılması gerekir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evrak ve makbuzların sunulması, taşıtın kullanılması, mağdur üzerinde bentte sayılan tüzel kişiliklerden gelinildiğine veya buralardan aranıldığına dair bir düşünce oluşturulması ve mağdurun aldatılması gerekmektedir. Olayımızda ise, kamu kurumunun maddi varlığı gösterilmeyip sadece isim olarak belirtildiği, eylemin bu hali ile Yargıtay ve Dairemizin uygulamalarına göre TCK 157/1 maddesinde öngörülen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu,
Sanık hakkında nihai hükümde uygulaması yapılan TCK 157/1 maddesinde düzenlenen suçun şikayete tabi olmayıp, TCK 168. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükümlerine tabi olması sebebi ile daha önce uzlaşma hükümleri uygulanmamış olması nazara alınarak; Suçtan sonra 02/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 Sayılı Yasa 34/1 maddesi ile CMK 253/3. Maddesinin "etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile" ibaresi çıkarılmakla ve uzlaşmaya tabi suçlardan biri haline getirilmekle iddianame ve ilk derece mahkemesinin vasıflandırmasına göre suç uzlaşmaya tabi hale gelmekle TCK 7/2 maddesi de nazara alınarak 6763 sayılı yasa 35. Maddesi ile değişik CMK 254 maddesi gereğince sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu,
Kabule göre;
Katılanın 1940 doğulu olup iddianamede sanıklar hakkında katılanın algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilmiş olmasına rağmen katılanın kendisine yönelik eylemi algılama yeteneğinin bulup bulunmadığı yönünde Adli Tıp Kurumuna sevkinin yapılarak raporu aldırılmaksızın hüküm kurulması, sanıklarda ele geçirilerek Emanetin 2016/13389 sırasına kayıtlı para ve ziynet eşyalarının katılana iadesine karar verilmiş, bu eşyaların katılan tarafından verilen para ile alındığına yönelik araştırma yapılmak suretiyle hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş olup, sanıkların istinaf başvuruları bu nedenle uygun görülmekle başkaca yönleri incelenmeksizin HÜKMÜN BOZULMASINA, CMK 280/1-b maddesi uyarınca dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, kesin olmak üzere 08.03.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)