(5237 S. K. m. 50, 53, 62, 106, 125) (5271 S. K. m. 280) (YCGK 14.10.2008 T. 2008/4-170 E. 2008/220 K.)
Yerel mahkemeden verilen karara karşı sanık müdafii ve Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmakla, başvuruların süresi, kararın niteliği, suç tarihi ve inceleme raporuna göre değerlendirilen dosyada Heyetimizce davanın yeniden görülmesine karar verilmesi üzerine yapılan yargılama sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
I- İDDİA VE SAVUNMADA İLERİ SÜRÜLEN GÖRÜŞLER
İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 20/10/2015 tarih ve 2015/2449 iddianame numaralı iddianamesi ile, avukatlık mesleğini icra eden Sanık Ö. O.'ın olay tarihinde Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2012/1253 sayılı soruşturma dosyasını incelemek üzere 18/07/2013 tarihinde gittiği savcılık kaleminde, ilgili Cumhuriyet savcısından havale işlemi yaptırması ve ayrıca vekaletname ibraz etmesi gerektiğini söyleyen zabıt katibi katılana hitaben, "O dosyayı bana getireceksin ben inceleyeceğim, ondan sonra vekaletname sunacağım, yoksa seni Başsavcıya şikayet ederim, ben sesimi yükseltirim ayaksan ayakçılığını bileceksin, o dosyayı çabuk getireceksin, ayakçısınız ayakçılığınızı bilin" şeklinde hakaret ve tehdit içeren sözler söylediğinin iddia edilerek dosya son soruşturma izni verilip verilmeyeceği hususunda değerlendirilmek üzere Gebze 12. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmiş, Gebze 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/275-145 Esas ve karar sayılı kararıyla sanık hakkında son soruşturma izni verilerek TCK'nun 125/1-3a,4, 106/1-2.c ve 53 maddeleri gereğince yargılaması yapılmak üzere düzenlenen iddianame Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesine tevzi edilmiş, Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/10/2016 tarih, 2015/568 Esas ve 2016/436 Karar sayılı ilamıyla sanığın üzerine atılı tehdit suçundan beraat, hakaret suçundan TCK'nın 125/1-3.a, 125/4, 62 ve 50. maddeleri uyarınca netice olarak 6.000 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş olup, sanık müdafiinin 27/10/2015, Cumhuriyet savcısının ise 25/10/2015 tarihli dilekçeleriyle istinaf kanun yoluna başvurdukları anlaşılmıştır.
Sanık müdafii istinaf başvurusunda özetle, müvekkilinin suçsuz olduğunu, dosyada katılan lehine beyanda bulunan tanıkların olaya şahit olmadıkları halde katılanla arkadaş olmaları ve onu korumak istedikleri için yalan beyanda bulunduklarını, olaya tanık olan S. A.'ın beyanlarının doğru olduğunu, müvekkilinin suçsuz olduğunu beyan ederek beraatine karar verilmesini istemiştir.
Cumhuriyet savcısı istinaf başvurusunda özetle, eylemin soruşturma bürosu girişinde gerçekleştiğini, bu haliyle hakaretin belirlenemeyen sayıda kişi tarafından görülme, duyulma ve algılanabilme olasılığının bulunduğunu, sanık hakkında TCK 125/4 üncü maddesinin uygulanması gerekirken uygulanmayarak eksik ceza tayinine gidildiğini belirterek kararın sanık aleyhine bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
İstinaf iddiaları hakkında Katılan şikayetini tekrarla istinaf talebinin reddini istemiştir.
Sanık ve müdafiine usulüne uygun çağrı kağıdı tebliğ edilmiş, sanık ve sanık müdafii duruşmada hazır bulunarak beyanlarında özetle, istinaf iddialarını ve ilk derece yargılamasında aşamalardaki savunmalarını tekrar etmişlerdir.
Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalaasında; "Usul ve yasaya uygun düşmeyen Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/568 Esas, 2016/436 sayılı kararının CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca kaldırılmasını, Sanık hakkında her ne kadar katılana hakaret ettiğinden bahisle kamu davası açılmış ise de; açılan duruşma ve yapılan yargılama neticesinde sanığın katılana yönelik söylediği iddia edilen sözlerin hakaret boyutuna varmayan, haddi aşan, kaba sözlerden ibaret olduğu, bu itibarla hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle beraatine karar verilmesini" kamu adına mütalaa etmiştir.
II- HÜKME ESAS ALINAN DELİLLER
18/07/2013 tarihli tutanak içeriği, sanığın savunması, katılan beyanı, tanıklar Mahmut Tuncer, Fatih Baş, Tuğçe İşçi, Asuman Karahasanoğlu, Yunus Yıldız, Sinan Yanmaz ve Caner İmre ve S. A.'ın yeminli anlatımları, nüfus ve adli sicil kayıtları içeriği.
III- DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE KABUL
Katılan ve Tanıklar M. T., F. B., T. İ., A. K., Y. Y., S. Y. ve C. İ. ve S. S.'in ilk derece mahkemesindeki beyanlarında daha önce verdikleri ifadeleri ve tutanak içeriğini tekrar ettikleri; tutanak içeriğinde geçen "ayaksın, ayaklığını bileceksin" şeklindeki ibarenin sonradan tanıklarca "ayaksan ayakçılığını bileceksin, o dosyayı çabuk getireceksin, ayakçısınız ayakçılığınızı bilin" şeklinde dile getirildiği, mahkemece sorulması üzerine tutanağa yanlış geçmiş olabileceğini belirttikleri anlaşılmaktadır.
Her ne kadar sanık bu sözleri söylemediğini savunmuş ise de, gerek katılan ve tanıklarca hemen olay akabinde düzenlenen tutanak içeriği, gerekse bunu doğrulayan yeminli tanık anlatımlarına göre, savunma makamınca aksini kanıtlayan delil de gösterilmediğinden savunmaya itibar edilmesi mümkün görülmemiştir. Tartışılması gereken hususlar: somut olayda sanığın sarf ettiği bu sözlerin, hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturmaya yeterli ve elverişli olup olmadığıdır.
Yargıtay içtihatlarıyla öteden beri kabul edildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kişilere yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir.
Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir. (Ceza Genel Kurulu’nun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı; Yargıtay 18.C.D.nin 22/06/2016 Tarih, 2015/28287 Esas, 2016/13895 Karar sayılı kararları)
Somut olayda; avukatlık mesleğini icra eden sanık Ö. O.'ın olay tarihinde Gebze Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2012/1253 sayılı soruşturma dosyasını incelemek üzere 18/07/2013 tarihinde gittiği savcılık kaleminde, ilgili Cumhuriyet savcısından havale işlemi yaptırması ve ayrıca vekaletname ibraz etmesi gerektiğini söyleyen zabıt katibi katılana hitaben, "O dosyayı bana getireceksin ben inceleyeceğim, ondan sonra vekaletname sunacağım, yoksa seni Başsavcıya şikayet ederim, ben sesimi yükseltirim ayaksan ayakçılığını bileceksin, o dosyayı çabuk getireceksin, ayakçısınız ayakçılığınızı bilin" şeklinde sözler söylediği iddiasıyla hakaret suçundan cezalandırılması istenmiş ise de, sanığın sarf etmiş olduğu "ayakçı" tabirinin Yargıtay kararlarına bir çok kez yansıdığı üzere daha çok getir-götür işleri yapan, belirli bir görev tanımı olmayan çalışan kişiler için de kullanıldığı, genellikle iş ya da hizmet akdinden kaynaklanan davalarda dile getirilmesi nedeniyle hukuki bir tabir kabul edilebileceği anlaşılmaktadır. (Örneğin Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 16.11.2015 Tarih, 2015/16287 Esas, 2015/19545 Karar sayılı kararı). Dolayısıyla avukat olan sanığın, yaptığı iş gereği vakıf olduğu bu tabiri içeren sözleri, katılanla aralarındaki çekişmeye konu olan dosyanın getirilip götürülmesi meselesinde, katılanın görevli olduğunu vurgulamak amacıyla defaten söylemesi, seçilen sözler kaba, nezaketsiz ve rahatsız edici sayılsa bile, yukarıda Yargıtay kararları ışığında ortaya konan ve hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturması açısından aranan "kişinin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek" nitelikte görülmediğinden, usul ve yasaya uygun düşmeyen Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/568 Esas, 2016/436 sayılı mahkumiyet kararının CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca kaldırılması suretiyle, CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince yasal unsurları oluşmayan suçtan sanığın beraatine dair karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-Usul ve yasaya uygun düşmeyen Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2015/568 Esas, 2016/436 sayılı kararının CMK'nın 280/2 maddesi uyarınca kaldırılmasına,
2-Sanığa yükletilen hakaret suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşıldığından CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince sanığın BERAATİNE,
Sanık kendisini müdafiyle temsil ettirdiğinden karar tarihinde geçerli tarifeye göre 990 TL maktu vekalet ücretinin, Hazineden alınarak sanığa verilmesine,
Sanığın Kocaeli Barosu'na 1770 sicil numarasıyla kayıtlı avukat olduğu anlaşılmakla kararın bir örneğinin gereği için Kocaeli Baro Başkanlığı'na gönderilmesine,
Yapılan yargılama giderlerinin Hazine üzerinde bırakılmasına,
Dair sanıkla sanık müdafileri Av. E. Y. ve Av. C. Y.'in yüzüne karşı, katılanın yokluğunda, Cumhuriyet savcısının talebine uygun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 286 ncı maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oybirliğiyle verilen karar açıkça ve usulen okundu, gerekçesi ana hatlarıyla açıklandı. 23.03.2017 (¤¤)