(AİHS m. 6) (Çocuk Hakları Sözleşmesi m. 19, 31, 32, 36) (2709 S. K. m. 41, 50, 61) (5271 S. K. m. 34, 223, 230, 232, 280, 289) (5237 S. K. m. 53, 61, 62, 232, 233) (4721 S. K. m. 336, 339, 346) (YCGK 05.05.2015 T. 2014/8-145 E. 2015/145 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf kanun yoluna başvurulmakla; başvurunun süresi, kararın niteliği, suç tarihi ve inceleme raporuna göre dosya görüşüldü:
İstinaf isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Gerekçeli karar hakkı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 6/1. maddesi çerçevesinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin dinamik yorumla türettiği temel haklardandır. Gerekçe, davanın öznel koşulları içerisinde karara doğrudan etkili olabilecek konularda mahkemenin aydınlatma yükümlülüğünü kapsamaktadır.
"Anayasamızın 141 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının karşıoy da dahil olmak üzere gerekçeli olarak yazılması zorunlu olup, hüküm; başlık, sorun, gerekçe ve sonuç (hüküm) bölümlerinden oluşmalıdır. “Başlık” bölümünde, hükmü veren mahkemenin adı, mahkeme başkanının ve üyelerinin veya hakimin, Cumhuriyet savcısının ve zabıt katibinin, katılanın, mağdurun, vekilinin, kanuni temsilcisinin ve müdafiinin adı ve soyadı ile sanığın açık kimliği, beraat kararı dışında suçun işlendiği yer, tarih ve zaman dilimi, sanığın gözaltında veya tutuklu kaldığı tarih ve süre ile halen tutuklu olup olmadığı belirtilmeli, "sorun" bölümünde, iddia ve savunmada ileri sürülen görüşler ortaya konulmalı, "gerekçe" kısmında mevcut deliller tartışılıp değerlendirildikten sonra, hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirlenmeli, delillerle sonuç arasındaki bağ üzerinde durularak, niçin bu sonuca ulaşıldığı anlatılmak suretiyle hukuki nitelendirmeye yer verilmeli ve sonuç bölümünde açıklanan uygulamaların dayanaklarına değinilmeli, "sonuç (hüküm)" kısmında ise CMK’nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca aynı kanunun 223. maddesine göre verilen kararın ne olduğu, TCK’nun 61. ve 62. maddelerinde belirlenen sıra ve esaslara göre uygulanan kanun maddeleri ve hükmolunan ceza miktarı, yine aynı kanunun 53 ve devamı maddelerine göre, cezaya mahkûmiyet yerine veya cezanın yanı sıra uygulanacak güvenlik tedbiri, cezanın ertelenmesine, hapis cezasının adli para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesine veya ek güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına veya bu hususlara ilişkin taleplerin kabul veya reddine ait dayanaklar, kanun yollarına başvurma ve tazminat talep etme imkanının bulunup bulunmadığı, kanun yoluna başvurma mümkün ise kanun yolunun ne olduğu, şekli, süresi ve mercii tereddüte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmelidir.
5271 sayılı CMK'nun 230 ve 232. maddeleri uyarınca hüküm fıkrasında; “223. maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, tayin olunan ceza miktarının ve kanun yollarına başvurmanın mümkün olup olmadığının” hiçbir tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, öncelikle denetime imkan verecek şekilde, diğer taraftan kesinleştiğinde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte bir hüküm kurulmalıdır." (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/8-145 Esas 2015/145 karar sayılı ilamı)
İncelenen dosyada;
Yargıtay 18. Ceza Dairesi'nin inceleme konusu eylemle ilgili 2015/23410 esas, 2016/9982 karar sayılı ilamında "Anayasa'nın 41. maddesinde ailenin ve çocukların korunması için devletin gereken tedbirleri alacağı, 50. maddesinde kimsenin yaşına ve gücüne uygun olmayan işlerde çalıştırılamayacağı ve küçüklerin özel olarak korunacağı, 61/4. maddesinde de korunmaya muhtaç çocuklarla ilgili tedbirlerin devlet tarafından alınacağı hükümleri yer almaktadır. TBMM tarafından 09.12.1994 tarihinde 4055 sayılı Kanunla onaylanarak kabul edilen ve 27.01.1995 tarihli 22184 sayılı Resmî Gazete ile yayımlanarak yürürlüğe giren ve iç hukukumuzun bir parçası haline gelen Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin 19. maddesinde; çocuğun yanında bulunduğu kişinin suistimal, ihmal ya da ihmalkar muamelesine karşı devletin gerekli tedbirleri alacağı açıklanmış, 32. maddesinde ise çocuğun ekonomik sömürüye ve her türlü tehlikeli işte ya da eğitimine zarar verecek ya da sağlığı veya bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ya da toplumsal gelişmesi için zararlı olabilecek nitelikte çalıştırılmasına karşı taraf devletlerin koruma sağlaması ve bu maddenin etkili biçimde uygulanmasını sağlamak için ceza veya başka uygun yaptırımların uygulanabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, sözleşmenin 36. maddesinde, taraf devletlerin, esenliğine herhangi bir biçimde zarar verebilecek başka her türlü sömürüye karşı çocuğu koruyacakları hükmü yer almış, yine sözleşmenin 31. maddesinde çocukların dinlenme, boş zamanlarını değerlendirme, oyun oynama, kültürel ve sanatsal etkinliklere katılma haklarının bulunduğu belirtilmektedir. Mevcut düzenlemeler nazara alındığında, dava konusu olayda, suç tarihinde 14 yaşında olan mağdurun, sokakta kağıt mendil sattığının güvenlik birimlerince düzenlenen tutanakla saptandığının anlaşılması karşısında, sanığın, mağdurun kağıt mendil sattığından haberdar olmadığı biçimindeki soyut savunmasına itibar edilerek .................." şeklinde bir değerlendirme yapıldığı görülmektedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun;
336. maddesine göre, evlilik devam ettiği müddetçe anne ve baba velayeti birlikte kullanır.
339/1. maddesinde "Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar " şeklinde düzenleme bulunmaktadır.
346. maddesinde ise "Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır." şeklinde düzenlenme yer almaktadır.
Çocuk olan katılanın, açıkta mendil sattığı iddiasıyla açılan kamu davasında sanık hakkında, TCK'nın 232/1. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle açılan kamu davasında suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle sanığın beraatine karar verilmiş ise de Yargıtay 18. Ceza Dairesinin yukarıda yer verilen 2015/23410 esas, 2016/9982 karar sayılı ilamında belirtilen ilkelerin gözetilmemesi, eylemin TCK'nın 233/1. maddesinde yer alan suç kapsamında tartışılmaması, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 339/1 ve 346. maddelerinde yer alan düzenlemelerin dikkate alınmaması ve mağdur çocuğun evlilik birliği içerisinde doğduğu ve babasının hayatta olduğunun nüfus kayıtlarından anlaşılması karşısında, velayet hakkını eşiyle birlikte kullanan babası hakkında suç ihbarında bulunulması, dava açıldığı ve koşulları bulunduğu takdirde davaların birleştirilmesi, sanığın ve mağdurun sosyal ve ekonomik durumlarına ilişkin araştırmaların yapılması, toplumun geleneksel aile yapısı içerisinde anne ve babanın çocuklar üzerindeki gözetim ve denetime ilişkin rolleri de suç bağlamında dikkate alınarak, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden ve bu hususlar denetime olanak sağlayacak şekilde tartışılmadan, yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,
Yasaya aykırı, katılan vekilinin istinaf iddiaları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün Ceza Muhakemesi Kanununun 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca BOZULMASINA,
Kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine,
Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, KESİN olmak üzere 21/06/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)