(5237 S. K. m. 7, 37, 39, 53, 66, 67, 282) (5271 S. K. m. 223, 280, 289) (4208 S. K. m. 2, 7, 8) (5549 S. K. m. 26) (7. CD. 26.01.2007 T. 2006/7636 E. 2007/270 K.)
Yerel mahkemece verilen hükme karşı katılan vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf dilekçesi içeriğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
I- Sanıklar hakkında suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklamak suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 7/2, 37/1, 39/1 maddeleri delaletiyle Türk Ceza Kanunun 282/1-3, 53 maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda; İlk derece mahkemesince sanıklar hakkında ki davanın TCK'nın 66/1-e, 67/4 ve CMK'nın 223/8 maddeleri uyarınca zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine ilişkin hüküm kurulmuştur.
II-Söz konusu suçun, suç tarihinin ve bu kapsamda zamanaşımı süresinin oluşup oluşmadığının tespiti için uyuşmazlık konusuna ilişkin yasal düzenlemeler incelenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
Kara paranın tanımı ve kara para aklama fiillerinin suç olarak düzenlenmesi hukukumuza ilk olarak 19 Kasım 1996 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4208 sayılı Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine dair Kanun ile girmiş, anılan Kanunun 2. maddesinde kara para ve kara para aklama suçunun tanımı yapılarak, 7. maddesinde yaptırım öngörülmüştür.
18.10.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkındaki Kanunun 26. maddesi ile 4208 sayılı Kanunun 2 ve 7. maddeleri de dahil olmak üzere bir çok maddesi yürürlükten kaldırılmış, kanunun adından da anlaşılacağı üzere kara para terimi yerine suçtan kaynaklanan mal varlığı değerini ifade eden "suç geliri" terimi kullanılmış, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin aklanması anlamına gelen "aklama suçunun" 5237 sayılı TCY'nın 282. maddesinde düzenlenmiş olan suçu ifade ettiği belirtilmiş, 5549 sayılı Kanunun 26. maddesinin üçüncü fıkrasında “Diğer mevzuatta yer alan ‘kara para’ ibaresinden ‘suçtan kaynaklanan mal varlığı değeri’, ‘kara para aklama suçu’ ibaresinden ‘aklama suçu’ anlaşılır” düzenlemesine yer verilmiştir.
5549 sayılı Kanunun yollamada bulunduğu 5237 sayılı TCY'nın “Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” başlıklı 282. maddesinde, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerinin, yurt dışına transfer edilmesi veya bunların gayrimeşru kaynağını gizlemek ve meşru bir yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak maksadıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması ayrı bir suç olarak tanımlanmıştır.
III- Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi bakımından işlendiği iddia olunan suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4208 sayılı Kanunun konuyla ilgili bölümlerinin incelenmesi gereklidir.
4208 sayılı Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde kara para;
“1. 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanundaki,
2. 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar Hakkında Kanundaki,
3. 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli hakkında Kanundaki,
4. 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunması Hakkında Kanundaki,
5. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 344'üncü maddesinin 2 ve 3 numaralı bentlerindeki,
6. 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki Devletin Şahsiyetine Karşı İşlenen Cürümler ve aynı Kanunun 179, 192, 264, 316, 317, 318, 319, 322, 325, 332, 333, 335, 339, 341, 342, 345, 350, 403, 404, 406, 435, 436, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 504 ve 506'ncı maddelerindeki, fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen para veya para yerine geçen her türlü kıymetli evrakla, mal veya gelirleri veya bir para biriminden diğer bir para birimine çevrilmesi de dahil, sözü edilen para, evrak, mal veya gelirlerin birbirine dönüştürülmesinden elde edilen her türlü maddi menfaat ve değeri”, (b) bendinde ise kara para aklama suçu;
“Türk Ceza Kanununun 296'ncı maddesinde belirtilen haller haricinde, bu maddenin (a) bendinde sayılan fiillerin işlenmesi suretiyle elde edilen kara paranın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen kara paranın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması; elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya kara paranın tespitini engellemeye yönelik fiilleri” ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.
Kara para aklama suçu kendisine kaynaklık eden “öncü suçtan” bağımsız ve ayrı bir suç tipidir. Kara para aklama suçunun varlığı için, “öncü suç” olarak adlandırılan ve 4208 sayılı Kanunun 2. maddesinde sayılan suçlardan birinin işlenmesi, aklamaya konu değerlerin de “öncü suç” olarak adlandırılan bu suçlardan elde edilmiş olması ve belirtilen öncü suçların işlenmesi suretiyle elde edilen parada dahil olmak üzere her türlü maddi menfaat ve değerin, elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen kara paranın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, öncü suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi ya da transfer yoluyla aklanması veya kara paranın tespitini engellemeye yönelik fiillerin yapılması gerekmektedir.
Kara para aklama suçu açısından varlığı gerekli olan öncü suçun işlenme tarihi, kara para aklama suçunu hukukumuza sokan 4208 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 19.11.1996 tarihinden önceki bir tarihe tekabül etmekte ise, artık kara para sayılan bir değerden ve kara para aklama suçunun konusunu oluşturan "kara para", ancak anılan Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işlenen öncü suçlardan dolayı bu niteliği taşıyacaktır. Başka bir anlatımla, kanunda belirtilen öncü suçların işlenmesi sonucu suçun konusu olarak ortaya çıkan "kara para" ya bu niteliğini veren 4208 sayılı Kanun olmuştur.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Masak raporları, bilirkişi raporları, İstanbul 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 gün ve 2005/123 esas, 2010/158 kararı, Yargıtay 5.Ceza Dairesinin 28.09.2011 gün ve 2011/7664 esas ve 2011/21268 sayılı kararı, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/02/2006 gün ve 2004/1 esas ve 2006/17 sayılı kararı, Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 26.01.2007 gün ve 2006 esas ve 2007/270 sayılı kararı, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2013 gün ve 2008/10 esas ve 2013/11 sayılı kararı, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 28.01.2015 gün ve 2014/12969 esas ve 2015/1341 sayılı kararı, dekontlar, belgeler ve tüm dosya kapsamına göre;
Sanıklardan T. İmar Bankası ortağı, yönetim kurulu başkanı ve .............na ait 264 şirketin doğrudan/dolaylı hakim hissedarı olan K. U., ............. firmaları hakim hissedarı olan C. C. U. banka ortağı, yönetim kurulu başkan vekili ve .............na ait 264 şirketin doğrudan/dolaylı hakim hissedarı olan olan Y. U., ............. şirketlerinin ortağı olan M. U., ............. şirketlerinin doğrudan/dolaylı ortağı olan M. H. U. ve ............. şirketlerinin doğrudan/dolaylı ortağı olan A. U. (A.) olduğu, diğer sanıklardan banka yönetim kurulu üyesi ve genel müdürü olan H. B., banka genel müdür yardımcısı olan M. K. Ö., banka genel müdür yardımcısı olan T. P., ............. şirketlerinde ortaklığı bulunan ve bankada mali kontrol müdürü olan Y. Ö., banka mevduat ve bankacılık hizmetleri müdürü olan N. Ç., ............. şirketlerinden bir kısmının ortağı ve idarecisi, kısmen de yurt dışı temsilcisi olan A. L. B., mali koordinatör A. C. E., T. Mobil Telekomünikasyon Hizmetleri A.Ş. Icra kurulu üyesi olan H. E. S., ............. şirketlerinin Ürdün’ deki firmalarının koordinatörü olan A. C. T., banka yönetim kurulu üyesi olan E. H., banka yönetim kurulu üyesi olan B. Ç., banka yönetim kurulu üyesi olan Y. A. G., bankanın bütçe bilanço ve raporlama müdürü Ç. K. ve bankanın iç kontrol merkezi başkanı M. B., N. C., Ş. A., R. A., M. D. ve R. Ö. olduğu, bu sanıkların başta Türkiye İmar Bankası ve İmar Off - Shore Bank A. Ş.’de görev aldıkları ve diğer ............. şirketlerinde üst düzey yöneticilik yaptıkları, yukarıda belirtilen U. Ailesinden olan sanıklardan bizzat almış oldukları talimatlar doğrultusunda nitelikli dolandırıcılık ve nitelikli zimmet sonucu elde edilen suç gelirlerinin aklanması eylemine katıldıklarının iddia edilmiştir.
Dava dosyasında yer alan bir kısım sanıkların öncül suç olan cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak, nitelikli dolandırıcılık ve nitelikli zimmet suçunu işleyerek, gerek Türkiye İmar Bankası mevduatından elde ettikleri, gerekse İmar Off - Shore’ dan elde ettikleri suç gelirlerini, şahsi malvarlığı olarak edindikleri ve kendilerine ait olan şirketlere kredi gibi göstererek aktarmak suretiyle akladıkları kesinleşen mahkeme kararları ile sabittir.
Sanıklara yüklenilen eyleme ilişkin olarak, teselsülün son bulduğu Frequency ve Airwaves isimli yatlara Cayman Adalarında ipotek koydurma işleminin yapıldığı 26/11/2004 tarihinin suç tarihi olduğu anlaşılmıştır.
IV- Suç tarihinin tespitinden sonra söz konusu suça ilişkin olarak zaman aşımı müddetine yönelik olarak yasal mevzuatın incelenmesi önem taşımaktadır.
Buna göre;
A- 4208 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca asli zaman aşımı süresi 10 yıl, olağanüstü zaman aşımı süresi ise 15 yıldır. Anılan maddede yer alan "on" ibaresi 12.12.2003 kabul tarihli, 26.12.2003 tarih ve 25328 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 5020 sayılı Kanunun 16. maddesine ile "onbeş" şeklinde değiştirilmiş olup, olağanüstü zaman aşımı süresi 22,5 yıla çıkmaktadır. Anılan tarihten önce işlenen suçlar bakımından asli zaman aşımı süresi yine 10 yıl olarak uygulanacaktır.
B- 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK 282/1. maddesindeki cezanın türü ve üst sınırı nazara alındığında ise 5237 sayılı TCK'nın 66/1-e maddesi gereğince ise asli zaman aşımı süresi 8 yıl, olağanüstü zaman aşımı süresi ise 12 yıldır.
C- 26.06.2009 tarih 5918/5. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 282/1. maddesi gereğince ise asli zaman aşımı süresi bu kez 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d maddesi gereğince yeniden 15 yıl olarak belirlenmiş, buna göre olağanüstü zaman aşımı süresi ise 22,5 yıl olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sanıklar H. B., T. P., Y. Ö B. U. ve M. A. hakkında suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak ve ihtilasen zimmet suçlarından 03.07.2003 suç tarihi olarak kamu davası açılmış, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/02/2006 gün ve 2004/1 esas ve 2006/17 sayılı kararı ile verilen mahkumiyet hükmü Yargıtay 7.Ceza Dairesinin 26.01.2007 gün ve 2006 esas ve 2007/270 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşmiştir.
Sanık C. C. U. hakkında cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından 26.11.2004 suç tarihi olarak kamu davası açılmış, İstanbul 7.Ağır Ceza Mahkemesinin 15.04.2010 gün ve 2005/123 esas, 2010/158 kararı ile verilen mahkumiyet hükmü Yargıtay 5.Ceza Dairesinin 28.09.2011 gün ve 2011/7664 esas ve 2011/21268 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.
Sanıklar C. C. U., R. A., O. U. ve U. U. hakkında nitelikli zimmet ve bu suça iştirakten suçlarından 03.07.2003 suç tarihi olarak kamu davası açılmış, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.03.2013 gün ve 2008/10 esas ve 2013/11 sayılı kararı ile sanıkların mahkumiyetine dair hüküm, Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 28.01.2015 gün ve 2014/12969 esas ve 2015/1341 sayılı kararı ile düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
Bu durumda kara para aklama suçu açısından varlığı gerekli olan öncü suçun (cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, nitelikli dolandırıcılık, nitelikli zimmet,) işlenme tarihi, kara para aklama suçunu hukukumuza sokan 4208 sayılı Kanunun yürürlük tarihi olan 19.11.1996 tarihinden sonraki bir tarihe tekabül etmekte ve lehe kanun gereği zaman aşımı müddetinin yukarıda bahsi geçen kanun hükümleri incelenerek bir neticeye ulaşılmasını zorunlu kılmaktadır.
Bu durumda suç tarihi ve zaman aşımı süreleri nazara alındığında;
Sanıklar hakkındaki incelemeye konu kamu davalarının öncül suçunun; cürüm işlemek amacıyla teşekkül oluşturmak, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak, nitelikli dolandırıcılık ve nitelikli zimmet suçu olması nedeniyle 5237 sayılı TCK’nın 282. maddesinin 4. fıkrasında yer alan “Bu suçun, suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, verilecek ceza bir kat artırılır. ” hükmü uyarınca 5237 sayılı TCK’nın 66/l-d, 66/3 ve 67/4. maddelerinde öngörülen 15 yıllık asli ve 22,5 yıllık olağanüstü dava zamanaşımına tabi olduğu, suçların niteliği gereği son aklama işleminin, teselsülün son bulduğu Frequency ve Airwaves isimli yatlara Cayman Adalarında ipotek koydurma işleminin yapıldığı 26.11.2004 tarihi olarak kabul edilmesine göre 4208 sayılı Kanun’un 8. ve 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d, 66/3 ve 67/4 maddelerinde öngörülen 15 yıllık asli ve 22,5 yıllık olağanüstü dava zamanaşımının uygulanacağı cihetle;
Sanıklar hakkındaki asli zamanaşımı sürelerinin zamanaşımını kesen işlemlerden (bir kısım sanıkların sorgularının yapıldığı ve bir kısım sanıklar yönünden de yakalama kararları tarihlerinden) sonra asli zamanaşımı süresinin yeniden işlemeye başlayacağı ve zamanaşımı sürelerinin dolmadığı gözetilmeden, zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle yazılı şeklide kamu davalarının düşmesine karar verilmesi,
Usule aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin istinaf nedenleri yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMK'nın 289/1-g ve 280/1-b maddeleri uyarınca başkaca yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE kesin olmak üzere 06/07/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)