T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/3579
KARAR NO: 2024/3630
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/03/2023
NUMARASI: 2022/652 E - 2023/196 K
DAVANIN KONUSU: Alacak
KARAR TARİHİ: 30/12/2024
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından 10.01.2019 tarihinde, dava dışı borçlu ... San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibine girişildiğini, Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... Talimat sayılı dosyası üzerinden takip borçlusunun adresinde haciz işlemleri yapıldığını, bu arada borçlu şirket ile aynı binada faaliyette bulunan müvekkili ... San ve Tic. Ltd. Şti.'nin de mallarına - üçüncü şahıs olarak -istihkaklı haciz tatbik edildiğini, Müvekkili şirketin malları üzerinde tesis edilen haciz işlemi ile ilgili olarak İstanbul 29. İcra Hukuk Mahkemesi'nde açılan dava ile istihkak talebinde bulunulduğunu, söz konusu dava dosyasında yer alan bilirkişi raporunda; " haczedilen mahcuzların müvekkili şirkete ait olduğu ve borçlu ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. ile bir ilgisinin bulunmadığı"nın tespit edildiğini, İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2019/499 E. 2020/579 K. sayılı ilam ile "DAVANIN KABULÜNE" karar verildiğini, istinaf incelemesi sonucu kararının onandığını ve kesinleştiğini, İstihkak davası devam ederken ... A.Ş. tarafından, 21.02.2019 tarihinde Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... talimat sayılı dosyası uyarınca müvekkilinin iş yerine gelinerek 10.01.2019 tarihli haciz tutanağı ile haczedilen malların muhafazasına başlandığını, muhafaza yapılması halinde müvekkilinin ticari faaliyetini devam ettirme imkanı bulunmadığından , haciz ve muhafaza baskısı altında, haciz sırasında yapılan protokolün imzalandığını, dosya borcunun protokol uyarınca düzenlenen senetlere istinaden ödeyeceğinin taahhüt edildiğini, ancak haciz ve muhafaza baskısı ile alınan bu taahhüdün hukuken geçerli olmadığını, Senetlerin icra takibine konu edilmeye başlanması üzerine,müvekkilinin davalıya elden ve havale/EFT yoluyla olmak üzere, ihtirazi kayıt ile toplam 35.324,34 TL tutarında ödeme gerçekleş- tirdiğini, haciz ve muhafaza baskısı ile müvekkiline imzalattırılan senetler ve protokole istinaden yapılan ödemelerin iradi olmadığını ve meşru bir hak ve alacağa dayanmadığını, Davadan önce başvurulan arabuluculuk sürecinin anlaşmazlık ile sonuçlandığını beyanla; Davalının sebepsiz olarak zenginleşmesine neden olan 35.324,34 TL'nin arabuluculuk son tutanağının düzenlendiği 17.07.2020 tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkiline verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının " takip borçlusu değil, hacizde istihkak iddia eden 3. şahıs olduğunu ve haciz tehdidi altında kalarak ödeme yaptığını "beyan ettiğini, bu nedenle davanın istirdat davası olarak görülmesi gerektiğini, işbu davanın sebepsiz zenginleşme davası olarak görül- mesi halinde ise taraf sıfatlarının bulunmadığını, husumet itirazlarının olduğunu, davanın taraflarına değil icra takip borçlusuna yönlendirilmesi gerektiğini, Davacı ile İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yönelik karşılıklı anlaşmaya varılarak protokol imzalandığını, davacının işbu icra dosyası borcuna yönelik kendi rızası ile protokol ile senetler verdiğini ve ödeme yaptığını, haciz tarihlerinin 10.01.2019 ile 21.02.2019, ödeme tarihinin ise 01.07.2019 tarihi olduğunu, davacının protokoldeki ve senetlerdeki imzasına yönelik itirazının da bulunmadığını, davacının davasında, "haciz baskısı altında kalarak baskı senetler verdiğini ve akabinde de ödeme yaptığı" iddiasında bulunduğunu, ancak haciz tehdidi ve baskısı altında kalınarak senet imzalanması durumunda dahi TBK. 38. maddede yer alan korkutma sebebi sayılmadığını ve senetteki irade sakatlığını oluşturmadığını, ayrıca gerçekleştirilen haciz işleminin yasaya ve usule uygun olduğunu, borçlu ile davacı arasında fiili ve organik bir bağ bulunduğunu, kısaca davaya konu somut olayda sebepsiz zenginleşme koşulları oluşmadığını, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini beyanla; davanın usulden ve esastan reddini, vekalet ücreti ve yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi'nce: "İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında davalının alacaklı,dava dışı ... İnşaat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi ve ...'ın borçlu, davacı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nin ise 3. kişi konumunda olduğu, sebepsiz zenginleşme ve istirdat davalarının sebepsiz zenginleşen,dosya borçlusuna karşı açılabileceği, davacı her ne kadar icra dosyasındaki borcu cebri icra tehdidi altında ödediğini ileri sürse de eldeki davayı icra takip alacaklısına karşı açmış olduğu nazara alındığında; alacaklının alacağını tahsil etmesinden dolayı sebepsiz zenginleşmediği yani sebepsiz zenginleşme davası yönünden pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı" gerekçesi ile "Davanın husumet nedeniyle REDDİNE" karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: Hüküm davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun E: 2022/3-80 K: 2022/107 sayılı kararı somut olay ile birebir örtüşmekte olup kararın gerekçe bölümünün 34. Maddesinde '' Davacının icra dosyasına haciz tehdidi altında yatırmış olduğu parayla kim menfaat temin ediyorsa onun sebepsiz zenginleşme davasının muhatabı olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır'' denildiğini, somut olayda, müvekkili tarafından açılan istihkak davasının davalı aleyhine sonuçlandığını, davalının müvek- kilinden haciz baskısı altında para tahsil ettiğinin da açık olduğunu, sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davasının söz konusu parayı tahsil eden takip alacaklısına karşı açılabileceğini, söz konusu ödemelerin zaten borca batık olan asıl borçludan tahsil edileceği yönündeki görüşün hukuk mantığı ile örtüşmediğini, bu şekildeki bir yaklaşımın, faktoring, banka ve varlık yönetim şirketlerinin asıl borçlular dışında dosya ile ilgilisi bulunmayan üçüncü şahıslar nezdinde haksız işlemler tesis etmesine ve bu haksızlığa hukuki güvence sağlamalarına sebebiyet verdiğini beyanla kararın kaldırılmasını istemiştir. İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konu ile ilgili kavramların ve yasal mevzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır. Davacının istinaf başvurusuna dayanak yaptığı HGK'nun 2022/3-80 E. 2022/107 K. Nolu 10.02.2022 tarihli ilamında da vurgulandığı üzere; Türk Hukuk Lûgatında istirdat (geri alma) davasız; 1-Haklı bir neden olmaksızın mal ediniminden doğan ve bu yolla edinilen malın geri alınmasını içeren dava (TBK m. 77-82, TMK m. 122), 2- Hakkında yapılan ilamsız icra takibine süresinde itiraz etmediği ya da itirazın kaldırılması nedeniyle gerçekte borçlu olmadığı parayı ödemek zorunda kalan borçlunun ödediğini geri almak amacıyla açtığı dava. " şeklinde tanımlanmaktadır: (İİK m.72)” (Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara 2021, s. 414). Lûgatta istirdat davası başlığı altında yapılan ilk tanım Borçlar Hukuku'nda yerini bulan sebepsiz zenginleşme davasına karşılık gelmekte olup bu davanın ikinci tanımda açıklanan ve icra iflas hukukuna özgü bir eda davası olan istirdat davası ile benzer yönleri bulunmaktadır. İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/1. maddesi “Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir” hükmünü içermektedir. Aynı maddenin 7. Fık- rasında ise “Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tama- men ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını isteyebilir” düzenlemesi mevcuttur. Borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş veya itiraz etmiş olup da itirazının icra mahkeme- since kaldırılmış olması nedeniyle kesinleşen icra takibine rağmen, borçlu olmadığı kanısında bulu- nabilir. Böyle bir borçlu, borçlu olmadığını tespit ettirmek için menfi tespit davası açabilir ve bu davada hiç değilse icra dairesinin banka hesabına yatan paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı alarak (İİK m. 72/III/2.c.) aleyhine yapılmakta olan icra takibinin durdurulmasını ve davayı kazanınca da takibin iptalini sağlayabilir. Borçlu, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise, ödemiş olduğu paranın kendisine geri verilmesi için istirdat davası açabilir (İİK m. 72/VII). Borç- lunun menfi tespit davası açmış olması hâlinde, menfi tespit davası sonuçlanmadan önce borcun öden- mesi üzerine de menfi tespit davasına istirdat davası olarak devam edilmelidir (İİK m. 72/VI). İstirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası olup, bununla icra takibi sırasında sebepsiz olarak ödenmiş olduğu iddia edilen bir paranın geri verilmesi istenir. Yalnız, davanın şartı icra hukukuna dayanmaktadır: Borçlunun, borcu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olması(Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı,) İcra ve İflas Kanunu’nda yerini bulan istirdat davasından sonra sebepsiz zenginleşme kavramına ilişkin açıklama yapmak yerinde olacaktır. Borcun kaynaklarından biri olarak öngörülen sebepsiz zenginleşme, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 61 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Benzer hükümler 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 77 ve devamı maddelerinde de yer almaktadır. BK’nın 61. maddesi; “Haklı bir sebep olmaksızın aharın zararına mal iktisabeden kimse, onu iadeye mecburdur. Hususiyle muteber olmayan veya tahakkuk etmemiş bulunan bir sebebe yahut vücudu nihayet bulmuş olan bir sebebe müsteniden ahzolunan şeyin, iadesi lazımdır” hükmünü haizdir. Haklı bir neden olmaksızın başkasının mal varlığından ya da emeğinden zenginleşen kimse bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür (TBK 77). Bu yükümlülük özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan ya da gerçekleşmemiş veya sona ermiş bir nedene dayanması durumunda doğmuş olur. Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlakî bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez (Türk Hukuk Lûgatı, s. 962).Buna göre borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun neden- sellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir.Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için diğer şartların yanında en önemlisi zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Zira zenginleşmeyi doğuran sebep, kazandırma veya zenginleşenin müdahalesi ya da umulmayan bir olay olabilir. Nitekim BK’nın 61. maddesinde özellikle “haklı bir sebep olmaksızın” ifadesine yer verilmiş ve haklı olmayan sebep teşkil edecek hususlar örnek olarak sayılmıştır. Bu durumda kazandırmaya (edime) dayanan sebepsiz zenginleşme; “geçerli olmayan sebebe” veya “gerçekleşmemiş sebebe” veyahut “sona ermiş sebebe” dayalı olarak gerçekleşebilir.Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğmakta olup, bu borcun konusu mal varlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. Sebepsiz zenginleşmede sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Görüldüğü gibi, sebepsiz zenginleşme, ikincil (talî) niteliktedir ve mal varlığındaki azalmanın başka aslî nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Başka bir anlatımla aynı olayda, aynî haktan (istihkak davası), zilyetlikten, sözleşmeden, sözleşme benzeri hukukî ilişkiden veya haksız fiilden kaynaklanan bir talebin ileri sürülmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme hükümleri uygulama alanı bulamayacaktır. Nitekim aynı ilkelere Hukuk Genel Kurulu'nun 09.12.2021 tarihli ve 2017/(23)6-868 E., 2021/1646 K. sayılı kararında da değinilmiştir. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin alacaklı sıfatıyla dava dışı borçlu ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibine giriştiği, Küçükçekmece ... İcra Müdürlüğü'nün ... Talimat sayılı dosyası üzerinden takip borçlusunun adresine hacze gelindiği, 10.01.2019 tarihli haciz tutanağı incelendiğinde ; alacaklı vekilinin K: 2 deki ... san. Ve Tic. LTd. Şti'ne gidi- lerek haciz yapılmasını istediği, K: 2'ye çıkıldığında burada kendilerini ...'nun karşıladığı ,vergi levhasını gösterdiği, alacaklı vekilinin "sunulan vergi levhasında kapı no: ...-... olaark gözükmekte olup tüm binayı kapsamaktadır. Kaldı ki borçlu ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. de her ne kadar ticaret sicilinde 3. Katta gözükse de birinci katta faaliyetini sürdürmektedir. Apartman girişindeki levhada boydan boya büyük harflerle ve tüm binayı kapsayacak şekilde ... İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti. Levhası bulunmaktadır. Mahalde haciz talebim vardır" şeklinde beyanda bulunduğu, kararın esas icra dairesi tarafından değerlendirilmesi kaydıyla; borçlu şirket ile aynı binada faaliyette bulunan davacı ... San ve Tic. Ltd. Şti.'nin mallarına da haciz işlemi yapıldığı, davacı şirket temsilcisi tarafından "borçlu firma ile organik bağlarının bulunmadığı,haczi yapılan malların kendilerine ait olduğu" beyan edilmesine rağmen alacaklı davalı vekilinin talebi doğrultusunda haciz işlemi yapıldığı, mahcuz maların yedi emin olarak ...'ya bırakıldığı, Bilahare davacının İcra Hukuk Mahkemesi'nde açtığı istihkak davasında "davacı şirket ile takip borçlusu arasında organik bağın bulunmadığı, haciz işlemi yapılan dava konusu malvarlığının davacıya ait olduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği ve bu kararın istinaf incelemesinden geçerek kesinleştiği, Bundan başka, 21.08.2019 tarihli protokol gereğince, dava dışı kişinin İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası üzerinden takibine girişilen borcuna mahsuben davacı şirket tarafından 6 adet senet düzenleyerek davalıya verildiği, daha sonra bu senetlerin takibe konulduğu ve davacı tarafça ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır. Gelinen noktada, icra takibinin davacı şirket adına yapılmamış olması, başka bir deyişle davacının icra dosyasının borçlusu konumunda bulunmaması davanın istirdat davası olmaması yönünden ayırıcıdır. Çünkü yukarıda da izah edildiği üzere, istirdat davalarında icra takibinin borçlusu, borçlu olmadığını düşündüğü bir parayı mallarının muhafaza altına alınmasını engellemek adına dosya borcunu ödemek durumunda kalmıştır. O hâlde, eldeki davanın sebepsiz zenginleşme hukuksal nedenine dayalı olduğu kabul edilmelidir. Bu durumda uyuşmazlığın çözümü açısından sebepsiz zenginleşenin kim olduğunun tespiti önem kazanmaktadır. Davacının icra dosyasına haciz tehdidi altında yatırmış olduğu parayla kim menfaat temin ediyorsa onun sebepsiz zenginleşme davasının muhatabı olacağı hususunda kuşku bulunmamaktadır. İİK’nın 12. maddesine göre icra dairesi takip edilen para alacağına mahsuben üçüncü şahıs tarafından ödenen paraları kabule mecburdur. Bununla borçlu bu miktar kadar borcundan kurtulur. Somut olayda da, yapılan ödemeyle, ilk bakışta icra dosyasının borçlusunun ödeme tutarı miktarınca borcunun söndüğü, bu nedenle menfaat temin edenin dava dışı asıl borçlu şirket olduğu, sebepsiz zenginleşme davasının muhatabının da anılan şirket olması gerektiği düşünülebilirse de; davacı bu ödemeyi asıl borçlunun borcundan kurtulması amacıyla kendiliğinden değil, haciz tehdidinden korunmak amacıyla yapmış, sonuçta yatırılan para davalı alacaklının mal varlığına dâhil olmuştur. Davacının istemi, kendisinden haksız şekilde tahsil edilerek davalının mal varlığına giren paranın iadesi olduğuna göre muhatap da davalı olmalıdır. Aksinin kabulü, davacıyı muhatabı olmayan, borcu ödeme kabiliyetinin olup olmadığı belirsiz dava dışı borçluya yönelmeye zorlayacaktır ki, bu tür bir riskin davacıya yüklenmesi adil olmaz. Öyle ise, dava konusu olayda sebepsiz zenginleşenin davalı olduğunun kabulü gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nda yapılan görüşmeler sırasında; davacının icra dosyasına parayı yatırmasıyla zenginleşenin dava dışı asıl borçlu olduğu, davalı alacaklının zaten varolan alacağını aldığı, bu sebeple sebepsiz zenginleşme davasının davalısı olamayacağı, direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.Bu bilgiler ışığında, sebepsiz zenginleşmeye dayalı olarak açılan davada, sebepsiz zenginleşenin takip alacaklısı durumundaki davalı olduğu ve davalıya husumet düştüğü tartışmasızdır.Buna göre , taraflarca gösterilen tüm delillerin celbi, yapılacak yargılama sonunda dosya kapsamına göre hasıl olacak sonuç doğrultusunda karar tesisi gerekirken davanın husumet yönünden reddi isabetsiz olmuştur.Açıklanan nedenlerle,davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK 353/1-a-6 md gereğince tespit edilen eksiklikler yeniden yargılama gerektirdiğinden dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi 30/12/2024