T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2024/2798
KARAR NO: 2025/1159
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/05/2024
NUMARASI: 2023/366 E - 2024/328 K
DAVANIN KONUSU: Alacak
KARAR TARİHİ: 29/04/2025
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle, dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde;müvekkilinin kasap dükkanı olarak işlettiği "... Mahallesi, ... Caddesi No:... Dükkan ... Arnavutköy/İstanbul adresindeki iş yeri ile ilgili olarak ... sözleşme hesap numaralı abonelik sözleşmesi imzalandığını, davalı tarafça bu iş yerinde yapılan incelemeler sonucu Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği'nin 42/1-b maddesi gereğince kaçak elektrik kullanıldığı gerekçesi ile ... Seri nolu 17.01.2023 tarihli 291.566,99 bedelli TL ve ... seri nolu 17.01.2023 tarihli 95.868,57 TL bedelli faturaların tahakkuk ettirildiğini, müvekkilinin dava ve talep haklarını saklı tutup ihtirazı kayıtla bahse konu faturaları ödediğini, müvekkilinin 24.02.2023 tarihinde davalı şirkete başvuruda bulunarak kaçak elektrik kullanıma itiraz ettiğini, ayrıca yapılan ödemenin iadesini istediğini, ancak bu talebin kabul edilmediğini, davadan önce başvurulan ara buluculuk sürecinin de anlaşmalık ile sonuçlandığını beyanla müvekkilinin dava konusu faturalara istinaden yaptığı ödemeye karşılık fazlaya ilişkin hak ve talepler saklı kaymak kaydıyla şimdilik 10.000,00 TL'nin faiz, masraf ve tüm fer'ileriyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini ve talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; bu adreste "kasap" olarak faaliyet gösteren davacının esnaf ve vergilendirmeye tabi olduğunu, iş yerinin ticarethane olmadığını, işbu dava bakımından Ticaret Mahkemeleri'nin değil, Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olacağını, Söz konusu iş yerinde müvekkili şirket çalışanları tarafından yapılan 16.01.2023 tarihli kontrollerde; davacının EPDK tüketici hizmetleri yönetmeliğinin 42. Maddesinin 1/b bendine göre ilgili kullanım yerinde "dağıtım sistemine müdahale ederek ayrı bir hat çekmek suretiyle sayaçtan geç- meksizin mevzuata aykırı bir şekilde kaçak elektrik kullandığı"nın tespit edildiğini, iş bu tespitin ... seri numaralı 16.01.2023 tarihli kaçak elektrik tespit tutanağı, fotoğraf ve video görüntüsü ile kayıt altına alındığını, müvekkili şirket tarafından yapılan tespit tahakkuk ve faturalama işleminin tamamen hukuka uygun olduğunu, davacının iddialarının yasal dayanağının bulunmadığını, davacının kaçak tüketim faturalarından sorumlu olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur.İlk Derece Mahkemesi'nce: "Davanın KABULÜNE; 249.742,50 TL'nin 08.06.2023 tari- hinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine "karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: Hüküm davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; cevap dilekçesinde mahkemenin görevine itirazda bulunduklarını, ancak bu itirazlarının dikkate alınmadığını, görevsiz mahkemece yapılan usul işlem- lerinin geçersiz olduğunu, Eldeki davada 12.12.2023 ve 04.04.2024 tarihli olmak üzere 2 bilirkişi raporu alındı- ğını, her iki rapor ile davacı tarafından kaçak elektrik kullanıldığının tespit edildiğini, ancak müvekkili şirketin alacağının hatalı hesapladığını, kaçak tespit tarihi 16.01.2023 olduğu halde bilirkişi tarafından nedense kaçak kullanım süresinin 20.07.2022 ile 18.03.2023 tarihleri esas alınarak hesaplandığını, söz konusu bu tarihler arasındaki gün sayısı "241" olmasına rağmen bilirkişinin hesaplama yaparken söz konusu aralıkta geçen süreyi sehven "124" olarak kabul ettiğini, kaldı ki somut olayda hesaplama yapılırken "20.07.2022 – 16.01.2023" tarihleri arasındaki 180 günlük süre için hesap yapılmasının gerektiğini, Ayrıca kaçak tüketim hesaplamasında 3720 kWh in düşük kademeden hesaplanması gerektiğinin belirtildiğini, düşük kademe hakkı günlük 30 kW olduğundan ve tüketicinin bu hakkını sayaçtan geçen ve tedarik şirketi tarafından fatura edilen tüketimlerde kullandığı anlaşıldığından düşük kademe hakkı olmadığını, yerel mahkemece 30.01.2024 tarihli 1 numaralı celsede "Dosyanın itirazlar değerlendirilmek ve raporda 20.07.2022-18.03.2023 tarihleri arasının kabul edilmiş olmasına rağmen sürenin 124 gün hesaplandığı, burada bir maddi hata bulunduğu ayrıca davaya konu fatura tarihlerinin rapor hazırlanırken doğru şekilde gözetilmediği görüldüğünden rapordaki hesaplama hatalarının düzeltilerek ek rapor alınması amacıyla dosyanın bilirkişiye tevdine," karar verildiğini, ancak 0404.2024 tarihli ek bilir- kişi raporunda da hatalı hesaplama yapıldığını, davacının sayacının sözleşmeli ve kayıtlı olduğunu, bilirkişinin raporunda "sözleşmesiz kullanım" şeklinde tespitte bulunduğunu,Bundan başka bilirkişinin raporunda "mükerrer tutanak tutulduğu için EPTHY 46. maddesi 2. fıkra uyarınca, kaçak elektrik tüketim katsayısı 1,5 esas alınarak yapılmıştır" dediğini, mükerrer kaçak halinde katsayısının 1,5 değil de 2 olarak alınmasının gerektiğini, Bilirkişi raporunun hükme elverişli olmadığını, itirazlarının ve yeni rapor alınmasına ilişkin taleplerinin reddedildiğini, hukuki dinlenilme haklarının ihlal edildiğini, Ayrıca yargılama usullerine uyulmadığını, sözlü yargılama yapılmadığını beyanla kararın kaldırılmasını istemiştir. İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; Dava İİK 72. Maddesine dayalı menfi tespit ve istirdat talebine ilişkindir.
1. MAHKEMENİN GÖREVİ: Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı TTK. 4.maddesine göre bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan sayılması gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir" hükmünü içermektedir. 26.06.2012 tarihinde kabul edilen ve 30 Haziran 2012 tarihli Resmi Gazete'de yayın- lanan 6335 sayılı yasanın 2.maddesinde, "6102 sayılı Kanun'un 5.maddesinin başlığı" 2. ticari davalar ve çekişmesiz yargı işlerinin görüleceği mahkemeler" şeklinde, 1. fıkrasında yer alan "davalara" ibaresi ise davalar ve ticari nitelikteki "çekişmesiz yargı işlerine" şeklinde 3.ve 4. fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır". şeklinde düzenlenmiştir. TTK'nun 19.maddesinde "Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır. Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır" hükmü bulunmaktadır.Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup, taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak söz konusu olmaz. Mahkeme duruşma yapmadan, yani taraflara tebligat yapıp onları dinlemeden dosya üzerinden de görevsizlik kararı verebilir. Taraflar da yargılama bitinceye kadar görev itirazında bulunabilirler. Görev itirazı yapılmış ise veya yapılmamış olsa bile re'sen mahkeme, ilk önce görevli olup olmadığını inceleyip, karara bağlamalıdır. Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında ise; -Davanın kaçak elektrik tüketim bedelinden borca ilişkin menfi tespit ve istirdat talebiyle açıldığı, -Davacı ...'ın tüzel kişiliği haiz ticaret şirketi olduğu, ancak ...'nun kayıtlarının bulunmadığı, davalı tarafça cevap dilekçesinde açıkça görev itirazında bulunulmasına rağmen bu yönde bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca; mahkemece ilgili Vergi Dairesi'nden " davacının vergi mükellefi olup olmadığı, beyan ettiği matrah, tuttuğu defterler, vergi matrahına göre Bakanlar Kurulu'nca ilan edilen miktarlar itibarıyla tacir niteliğinde olup olmadığı", Ticaret Odası'ndan "tacir kaydı bulunup bulunmadığı", Esnaf ve Meslek odasından " yaptığı iş kolu ve esnaf kaydı bulunup bulunmadığı" hususunun sorulması, buna göre davacının tacir sıfatı taşıdığı ve davanın ticari dava niteliğinde olduğunun tespiti halinde Ticaret Mahkemesi'nce yargılamaya devam edilmesi ,davacının tacir sıfatının bulunmaması halinde uyuşmazlığın çözümünde Asliye Hukuk Mahkemesi'nin görevli olacağının gözetilmesi gerekirken , davalının cevap dilekçesindeki görev itirazı ve kamu düzenine ilişkin düzenlemeler dikkate alınmak- sızın görev hususu halledilmeden yargılamaya devam olunması doğru değildir.
2. YARGILAMA USULÜ: HGK'nun 2013/21-1655 Esas- 2014/558 Karar nolu 30.04.2014 tarihli ilamında belirtil- diği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)’nda iki temel yargılama usulü düzenlenmiştir. Bunlar; yazılı (m.118-186) ve basit (m.316-322) yargılama usulleridir. Davanın açıldığı mahkemeye veya uyuşmazlığın niteliğine göre uygulanacak yargılama usulü farklılık göstermektedir. Örneğin, Asliye Hukuk mahkemelerinde kural olarak yazılı yargılama usulü uygulanırken, Sulh Hukuk Mahkemelerinde basit yargılama usulü uygulanır. A.) Yazılı usule tabi davalar yönünden; 6100 sayılı Yasa’nın 184. maddesine göre, hakim tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, duruşmada hazır bulunan taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabil- meleri için söz verir. Mahkeme tarafların tahkikatın tümü hakkındaki açıklamalarından sonra, tahkikatı gerek- tiren bir husus kalmadığını görürse, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim eder. Tahkikatın bittiğinin tefhiminden sonra, sözlü yargılama aşamasına geçileceği konusunda şüphe yoktur. Burada açıklığa kavuşturulması gereken husus, tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği celseden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için yeni bir gün tayini- nin zorunlu olup olmadığı hususudur. Sözlü yargılama 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 186. maddesinde düzenlen- miştir. Bu madde, "Mahkeme, tahkikatın bitiminden sonra, sözlü yargılama ve hüküm için tayin olacak gün ve saatte mahkemede hazır bulunmalarını sağlamak amacıyla iki tarafı davet eder. Taraflara çıkartılacak olan davetiyede, belirlenen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde yokluklarında hüküm verileceği hususu bildirilir. Sözlü yargılamada mahkeme, taraflara son sözlerini sorar ve hükmünü verir." hükmünü amirdir. Bu maddede, taraflara davetiye çıkarılacağı belirtilmiş ise de, HMK'nın 184. maddesine uygun olarak, tarafların tamamının hazır olduğu yargılama sırasında, hâkim, tarafların iddia ve savunmalarıyla toplanan delilleri inceledikten sonra, taraflara tahkikatın tümü hakkında açıklama yapabilmeleri için söz verip, tarafların bütün tahkikat hakkındaki açıklamalarını dinleyip, tahkikatı gerektiren bir hususun kalmadığını belirledikten sonra, yüzlerine karşı tahkikatın bittiğini tefhim etmişse, sözlü yargılama hakkında da görüşlerini sorması gerekir. Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, taraflardan bir kısmının hazır olmaması veya hazır olan taraflardan biri ya da tamamının, mahkemeden sözlü yargılama için duruşma günü tayin edilmesini istemeleri halinde, sözlü yargılama için HMK'nın 186. maddesine uygun olarak duruşma günü belirlenmesi ve bu durumun duruşmada olmayan taraflara meşruhatlı davetiye ile tebliğ edilmesi gerekir.Tahkikatın bittiğinin tefhim edildiği duruşmada, tarafların tamamının hazır ve sözlü yargılama için yeni duruşma günü verilmesini istemediklerini beyan etmeleri halinde, bu husus duruşma tutanağına yazıldıktan sonra, sözlü yargılamaya geçilir, taraflara HMK'nın 186/2. maddesine göre son sözleri sorulur, son sözleri dinlendikten sonra, mahkeme hükmünü verir. B.) Basit usule tabi davalar yönünden; 6100 sayılı HMK’nun “Basit Yargılama Usulüne Tabi Dava Ve İşler” başlıklı 316. maddesinin (g) bendi düzenlemesi uyarınca; “Diğer kanunlarda yer alan ve yazılı yargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava ve işler” basit yargılama usulüne tabidir. Bu aşamada öncelikle belirtilmelidir ki, TTK 'nun 4/2 maddesinde "(Değişik: 28/2/2018- 7101/61 md.) Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muha- kemeleri Kanunu hükümlerine tabidir; miktar veya değeri beş yüz bin Türk lirasını geçmeyen ticari davalarda basit yargılama usulü uygulanır." denilmiştir. Dava tarihi olan 04.11.2021 itibariyle de Ticaret Mahkemele- rinde basit usul/ve tek hakimle görülme sınırı 500.000,00 TL 'dir. Dava dilekçesinde belirtilen ve ıslah ile artırılan dava değeri bu sınırın altında kalmakla davanın basit usule tabi olduğu tartışmasızdır. 6100 sayılı Kanun’da yazılı yargılama usulü ayrıntılı olarak düzenlenmiş, basit yargılama usulü ise temel özellikleri ve farklı noktalarıyla belirtilmiş, hüküm bulunmayan hallerde yazılı yargılama usulüne ilişkin hükümlerin uygulanacağı ifade edilmiştir (m. 322/1). Basit yargılama usulü, daha çabuk sonuçlandırılması gereken, daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş daha basit, daha seri bir yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde, dava ve davaya cevap verilmesi yazılı yargılama usulünde olduğu gibi dilekçe ile olur (m. 317/1). Ancak dava ve cevap dilekçeleri, yönetmelikte belirlenecek formun doldurul- ması suretiyle de verilebilir (m.317/4). Burada amaç, basit işlerde avukat tutamayanlara kolaylık ve böyle bir durumda dahi dava ve cevap dilekçelerinin bir düzen içinde mahkemeye verilmesini sağlamak, ayrıca hak kayıplarının önüne geçmektir.Basit yargılama usulünde cevap süresi, dava dilekçesinin davalıya tebliğinden itibaren iki hafta- dır. Ancak, mahkeme duruma göre, bu sürede cevap dilekçesi verilmesi zor ise, bu süre içinde başvurulmak kaydıyla bir defaya mahsus olarak ve iki haftayı geçmeyecek ek bir süre verebilir (m. 317/2). 6100 sayılı HMK'nun 317. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, basit yargılama usulünde, dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçesi verilemez. Bu çerçevede, taraf- lar dilekçeleriyle birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek, elle- rinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de, bunların bulunabilmesini sağlayacak bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadırlar. Dilekçe sayısı, bu usul- de görülecek işlerin basit olması ve kısa sürede karara bağlanmasını sağlamak amacıyla sınırlandırıldığından, birer defa dilekçe vermek durumunda olan tarafların daha dikkatli davranmaları gerekmektedir.Basit yargılama usulünde iddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı, yazılı yargılama usulünden farklı olarak dava açılmasıyla ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlar (m. 319).6100 sayılı HMK’nun basit yargılama usulünde “Ön İnceleme ve Tahkikat” başlıklı 320. Mad- desi uyarınca; “Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder.” Görüldüğü üzere basit yargılama usulünde, yazılı yargılama usulünden farklı olarak ön ince- leme ve tahkikat işlemleri de basitleştirilmiştir. Bu kapsamda eğer, dosya üzerinden karar verilmesi mümkünse (örneğin, geçici hukuki korumalarda), taraflar duruşmaya çağrılmadan sadece dilekçe ve delilleri dikkate alınarak karar verilebilir. Buna göre; HMK’nun 320. maddesinin açık düzenlemesi karşısında mahkeme, basit yargılama usulüne tabi dava ve işlerde, dava şartları yoksa davayı usulden reddedilebilir; ilk itirazlar hakkında karar verilebilir ya da dilekçelere eklenen deliller yeterli görülürse davanın esası hakkında karar da verilebilir. Dilekçeler aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafların dilekçelerine ekledikleri ya da ilgili yerlerden getirtilmesini istedikleri delillerin toplanması ile mahkemece tarafların iddia ve savunmaları ile delilleri incelenmiş olacaktır. Bu nedenle ön inceleme duruşması yapılmadan dosya üzerinden, mevcut deliller ile dava şartları ve ilk itirazlardan başka, davanın esası hakkında da karar verilmesi mümkündür. Bu şekilde dosya üzerinden karar verildiğinde, taraflara dava ve cevap dilekçesinin tebliği ile bu dilekçelerinde bildirdikleri deliller toplanmış olacağından, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğinden de söz edilemeyecektir. Yukarıda açıklandığı üzere, dosya üzerinden karar verilemiyorsa, bu durumda mahkeme ön inceleme yapar. Burada da, mahkeme dava şartları ve ilk itirazların varlığını inceleyerek, hak düşürücü süreler ve zamanaşımı süreleri hakkında tarafları dinler. Bundan sonra hakim, tarafların iddia ve savunmaları çerçe- vesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit ederek, tarafları sulhe teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları; sulh olmamışlarsa anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır ve tutanak hazır bulunanlarca imzalanır. Tahkikat bu tutanağa göre yürütülür (m. 320/2). Yukarıda belirtilen ön incelemeden sonra mahkeme, tarafların dinlenmesi, delillerin ince- lenmesi ve tahkikatın yürütülmesi için en fazla iki duruşmada yargılamayı tamamlamak zorundadır ve duruşmaların arası da en fazla bir ay olmalıdır (m. 320/3-c.1). Basit yargılama usulünde tahkikat tamamlandıktan sonra, yazılı yargılama usulünde olduğu gibi sözlü yargılama için ayrı bir kesit öngörülmemiştir; bunun için ayrıca süre verilmez. Hakim tahkikatın tamamlandığı duruşmada, tarafların son beyanlarını alır ve yargılamanın sona erdiğini belirterek hükmünü tefhim eder (m. 321/1). Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.03.2014 gün ve 2013/10-777 E. 2014/396 K. ile 26.06.2013 gün ve 2013/18-18 E. 2013/891 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir. Eldeki davada, mahkemenin görevi yönünden bir tespit yapılmadığından davanın Asliye Hukuk Mahkemesin'ce yazılı usulde tabi olarak mı, yoksa Ticaret Mahkemesi'nde (dava değerine göre) basit usule tabi olarak mı görüleceği hususunda bir sonuca ulaşılamamıştır.
3. ESASA İLİŞKİN OLARAK; Dosya kapsamına göre; Davacı borçlunun "kasap" olarak faaliyet gösterdiği "... Mahallesi, ... Caddesi No:... Dükkan ... Arnavutköy/İstanbul adresindeki iş yerinde davalı ... çalışanları tarafından 16.01.2025 tarihinde yapılan denetimler sonucu EPTHY'nın 42/1-b maddesi gereğince tesisatta sözleşmeli ve kayıtlı ... nolu ... marka sayaç haricinde hat çekmek suretiyle kaçak enerji tüketildiği tespit edilerek borçlu adına ... seri numaralı kaçak tespit tutanağı düzenlendiği, tutanakta harici hattan beslenen cihazların cins ve güç bilgilerine ait döküm yapıldığı, tespit anının ayrıca video görüntüsü ile kayıt altına alındığı, tespit anında borçlunun mahalde hazır bulunduğu, ancak imzadan imtina ettiği, ayrıca hattın düzetildiği, İş bu tutanak gereğince 180 günlük süre için harici hatta bağlı cihazların gücüne göre 46224 kWh karşılığı 291.566,99 TL bedelli kaçak faturası ve 124 günlük süre için 31843 kWh karşılığı 95.868,57 TL tutarında ek tüketim faturası tahakkuk edildiği, Davacı tarafça iş bu faturalar karşılığında son ödeme tarihi olan 27.01.2023 günü 387.435,56 TL tutarında ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.1.)Kaçak kullanım olgusu: davacı borçlu kaçak elektrik kullanmadığını ve düzenlenen tutanağın kaçak kullanımı ispata elverişli olmadığını iddia etmektedir.Kaçak tespit tutanakları özel hukuk tüzel kişisi olan ... çalışanlarınca düzen- lenmiş olup aksi sabit oluncaya kadar geçerli belgelerden değildir. Ancak borçlu şirketin harici hat ile elektrik kullandığı hususu söz konusu tutanak dışında, dosyaya ibraz olunan video görüntüsü ve fotoğraflar ile de kayıt altına alınmış olup bu husus tutanağa derc edilmiştir. Bu durumda, kaçak tespit tutanağı ile video görüntüsünün tespit anındaki mevcut durumu yansıttığı kabul edilmelidir. Dosya kapsamından borçlunun dava konusu eylemi abonelik mevcut iken kayıtlı sayaç- tan harici hat ile elektrik kullanımı şeklinde olup bu kullanım şekli tutanak tarihinde yürürlükte olan EPTHY'nin 42/1-b maddesinde "kaçak kullanım" olarak tanımlanmıştır. Bilirkişinin kök ve ek raporunda, dava konusu harici hat ile tüketimin EPTHY'nin 42/1 md. gereğince "kaçak tüketim" olduğu tespit edilmesine rağmen ayrıca sözleşmesiz kullanımdan bahsedilmiştir. Dosya içeriğinden ve tarafların beyanlarından dava konusu mahal için abonelik sözleşmesinin bulunduğu hususu ihtilafsız olup bu yöndeki bilirkişi görüşü yerinde görülmemiştir. 2.)Hesaplamalar yönünden; a.)Davacı şirket fatura tanziminde tesisattaki sayacın sözleşmeli ve kayıtlı olduğundan hareketle; borçlunun abone grubunu ticarethane, günlük ortalama çalışma saatini 8 saat ve tespit anında harici hattan beslenen cihazların gücünü (32,1 kw) esas alarak, 180 gün x 32,1 kw x 8h= 46224 kw üzerinden kaçak bedeli, 124 gün x 32,1 kw x 8= 31843 kwh üzerinden de ek tüketim tahakkuku yapmıştır. Bilirkişi kök raporunda hesaplama yapılırken 20.07.2022- 18.03.2022 dönemini kapsa- yan süre 241 gün olarak yazılmış ise de mahkemece verilen ara karar üzerine düzenlenen ek rapordan bu durumun maddi hata nedeniyle sehven 241 gün olarak yazıldığı hesaplamanın 124 gün üzerinden yapıldığı anlaşılmakla bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. b.)Davalı vekili bilirkişi raporuna itirazında ve istinaf dilekçesinde; davacının 3270 kwh tüketiminin düşük kademeden hesaplanmasına itiraz etmiş ise de, bilirkişinin kök ve ek raporunda bu husus "2022 yılından itibaren ticarethaneler için tüketimin günlük 30 kwh 'lık kısmının düşük kademe 30 Khw üzerindeki tüketimlerin ise yüksek kademe olarak değerlendirildiğini" beyan etmiş olup bu görüş usul ve mevzuata uygundur.c.)Mükerrer kaçak ile ilgili olarak; EPTHY'nun 46. maddesinde; "(2) Kaçak elektrik enerjisi tükettiği tespit edilen tüketicinin, 44 üncü madde çerçevesinde hesaplanan tüketimi, dahil olduğu tüketici grubuna kaçak elektrik enerjisi tükettiği dönemde uygulanmakta olan ve birinci fıkrada kapsamı belirtilen tarifenin 1,5 katı ile çarpılarak, kaçak enerji tüketim bedeli hesaplanır ve bu bedel fatura edilir.(3) Tüketicinin aynı veya başka bir kullanım yerinde mükerrer kaçak elektrik enerjisi tükettiğinin tespiti edilmesi durumunda, kaçak elektrik enerjisi tüketiminin tespit edildiği tarihte yürürlükte olan ve birinci fıkrada kapsamı belirtilen tarifenin 2 katı göz önüne alınarak hesaplama yapılır. " denilmiştir.Bu düzenlemeye göre, mükerrer kaçak halinde ceza katsayısı 1.5 değil 2 olarak alınacaktır. Eldeki dosyaya sunulan hesap bülteninde davacının kaçak tüketimine ilişkin tutanak bilgisi bulunmadığı gibi böyle bir iddia ve delil de bulunmamaktadır. Dolayısıyla mükerrer kaçak tüketimden bahsedilemez. Bilirkişi her ne kadar mükerrer kaçak durumundan bahsetmiş ise de, neticede hesap- lamasını 2 katsayı değil, 1,5 kat sayı üzerinden yapmıştır. Bilirkişinin ek raporu ile karışıklık ve çelişki giderilmiş olup bu raporda; davacının kaçak ve ek tüketim nedeniyle ödemesi gereken bedel: 137.693,06 TL + 188,688,40 TL= 326.382,46 TL, davacı tarafça yapılan ödeme tutarı 387.435,56 TL, buna göre iadesi gereken tutar 387.435,56 TL - 326.382,46 TL = 61.054,10 TL olarak hesaplanmıştır. Davacı vekili değer artırımına ilişkin 17.04.2024 tarihli dilekçesinde; bilirkişinin kök ve ek raporu ile müvekkiline iadesi gereken tutarın 249.742,50 TL olduğundan bahisle bu rakam üzerinden istirdat hükmü kurulması talep edilmiş, mahkemece talep artırım dilekçesi doğrultusunda hüküm oluşturulmuş ise de, mahkemece istirdatı gereken miktar yönünden varılan sonuç hatalıdır. Hal böyle olunca, mahkemece yukarıda belirtilen esaslar dahilinde görevli mahkemenin ve uygulanacak yargılama usulünün belirlenmesi, daha sonra tüm dosya kapsamına göre hasıl olacak sonuç dairesinde karar tesisi gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırıdır. Açıklanan nedenlerle; davalının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca kabulü ile kararın kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının mahke- mesine gönderilmesi gerektiği anlaşılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
K A R A R: Yukarıda açıklanan nedenlerle; Davalının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla,yukarıda izah edilen şekilde, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine, Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine, İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine, Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 29/04/2025