T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/1597
KARAR NO: 2026/1723
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/04/2026
NUMARASI: 2026/351 E
DAVANIN KONUSU: Adi Ortaklık Fesih ve Tasfiye, Kar Payı
KARAR TARİHİ: 16/06/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak,ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle,dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili ..., yaklaşık 30 yıldır gümrük müşavirliği ve lojistik sektöründe faaliyet gösteren bir iş adamı olduğunu ,gümrük müşavirliği hizmetlerini...A.Ş. (“...”) üzerinden sürdürdüğünü,,2016 yılı başı itibariyle ... A.Ş'ye (“...”) hizmet vermeye başladığını, müvekkilinin başarılı operasyonları ve butik hizmet anlayışı ile ... ve ... arasındaki ticaret hacminin artmaya başladığını,
Müvekkilinin 2017 yılıyla birlikte % 100 pay sahibi ve tek yetkilisi olduğu .... A.Ş. (“...”) üzerinden ...'un ithal bira lojistik operasyonlarını devraldığını, yurt dışından gelen ithal biraların İzmir limanından antrepoya taşınması, gümrükleme işlemlerinin gerçekleştirilmesi, Tarım ve İl Müdürlüğü nezdindeki izin süreçlerinin takibi, emtianın antrepoda depolanması, biralara etiket ve bandrol yapıştırılması, ürünlerin lojistiğinin sağlaması gibi hizmetler ...tarafından ifa edilmeye başlandığını,
Davalı ile uzun yıllardır arkadaşlığı bulunan müvekkilinin ... ile artan iş hacmini ve operasyonel kabiliyetini davalıya anlattığını, davalnın o dönem ...'ta çalışmakta olan arkadaşı ... ile görüştüğünü ve taraflar aralarında bir adi ortaklık kurarak ...'un tüm lojistik operasyonlarını ...üzerinden gerçekleştirmeye başladığını,
Buna göre tarafların ...üzerinden ...'a verilecek tüm lojistik ve gümrükleme hizmetlerinden elde edilecek brüt kardan vergiler düşüldükten sonra elde kalan net karın % 50- 50 esasında paylaşılması, ...'ta konsolide edilmesi ve ayrı bir hesapta izlenmesi hususlarında muta- bık kaldığını, başka bir deyişle, davalının ...'un gizli ortağı haline geldiğini, taraflar ayrı bir adi ortaklık kurmak yerine adi ortaklığı ...'un enstrüman olarak kullanılması suretiyle gerçek- leştirdiklerini,
Taraflar arasındaki ilişkinin bu çerçevede güven esasında yürütüldüğünü, davalının bu süre zarfında müvekkilin uzun yıllardır başarıyla yürüttüğü ve uzmanlaştığı lojistik operasyonlarını ve gümrük süreçlerini öğrendiğini, müvekkilinin davalıyı ... operasyonunda kritik önemi haiz ...A.Ş. (“...”) gibi tedarikçilerle tanıştırdığını,
...'un 2024 yılı sonlarında finansal sıkıntılar yaşaması üzerine tarafların davalının % 100 pay sahibi olduğu ... A.Ş. (“...”) firmasının kurul- masına, müvekkilinin...'de gizli ortak olarak ...'taki kar paylaşımıyla paralel olarak % 50-50 esasında kâr payı almasına; başka bir deyişle adi ortaklığın faaliyetlerinin ...üzerinden devam ettirilmesine karar verdiğini,
Tarafların yeni mutabakatının,...'un lojistik ve gümrükleme süreçlerinin ...üzerinden gerçekleştirilmesi ve ...'un doğacak hakedişleri nisbetinde...'e fatura düzenlemesi üzerine olduğunu,
Ancak adi ortaklığın ...üzerinden devam ettirilmesine ilişkin anlaşmanın uzun sürmediğini, davalının müvekkile kâr payı ödemelerini yapmadığını,müvekkili alacaklarını uzun süre dostane yollarla tahsil etmeye çalışmışsa da davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığını, huzurdaki dava ikame edilmeden önce arabuluculuğa başvurulmuş ise de taraflar arasında anlasma sağlanamadığını beyanla;
-Müvekkili ile davalı arasında .... A.Ş. üzerinden kurulan, ... A.Ş. üzerinden devam ettirilen adi ortaklığın feshi ve tasfiyesine,
-Mahkemece TBK md. 644/11 uyarınca tasfiye memuru atanmasına,
-Müvekkilin adi ortaklıktaki payı nispetinde tahakkuk eden ve davalı tarafından öden- meyen kâr payı alacağının HMK md. 107/1 uyarınca belirsiz alacak olarak görülmek üzere şimdilik 100.000-TL'sinin davalıdan tazminine,
- Adi ortaklığın tasfiyesi ile sermaye payının müvekkile ödenmesine,
- HMK md. 389 uyarınca adi ortaklığın tasfiyesi gerçekleşene kadar ...hisselerinin 3. kişilere devrini önleyici mahiyette ihtiyati tedbir kararı verilmesine,
-HMK md. 389 uyarınca adi ortaklık malvarlığını azaltıcı işlemlerin önüne geçilmesi amacıyla tedbiren...'e denetim kayyumu atanmasına,
Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar veril- mesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde;Davacı tarafın, iddialarını temellendirirken dava dışı ... A.Ş. üzerinden bir adi ortaklık yürütüldüğünü öne sürerek bu şirketin hisselerine tedbir konulmasını, şirkete denetim kayyumu atanmasını ve şirket üzerinden elde edildiği iddia olunan kâr paylarının tahsilini talep ettiğini, ancak davacı tarafın iddialarının .... A.Ş. üzerinden yürütüldüğü ileri sürülen ticari faaliyetlere ve bu şirket kayıtlarına dayandığını, sürülen alacak veya ticari ilişki iddiası mevcut olsaydı dahi, davanın davacı gerçek kişi ... tarafından değil, ilgili tüzel kişilik olan .... A.Ş. tarafından açılmasının gerektiini, davada aktif ve pasif aktif husumet ehliyetinin bulunmadığını,
Adi ortaklığın Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlendiğini, tarafların tacir sıfatı da bulunmadığından görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu,
Davacı yan, müvekkil ile arasında adi ortaklık bulunduğunu iddia etmiş ve bu soyut iddiasını tanık beyanları ve birtakım ... yazışmaları ile ispatlamaya çalışmış ise de, 6100 sayılı HMK madde 200 uyarınca, dava değeri dikkate alındığında adi ortaklık ilişkisinin varlığının mutlaka yazılı delille (senetle) ispat edilmesinin gerektiğini,davacı tarafın dayandığı faturalar, banka dekontları veya yazışmaların yazılı delil başlangıcı niteliğinde dahi olmadığını, delil başlangıcı bulunmayan hallerde tanık dinlenemeyeceğini,
Davacı taraf, dava dilekçesinde müvekkilden kâr payı alacağı için şimdilik 100.000,00 TL talep etmiş ve talebini belirsiz alacak şeklinde ileri sürmüş ise de , öncelikle taraflar arasında yazılı veya sözlü şekilde kurulmuş herhangi bir ortaklık sözleşmesi bulunmadığını, ayrıca davacı taraf alacağını belirleyebilecek durumda olduğundan belirsiz alacak davası olarak açılmasında hukuki yarar bulunmadığını
Davacı taraf, dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulduğunu ve anlaşma sağlana- madığını belirtmiş ise de, arabuluculuk sürecinde müzakere edilen uyuşmazlık konusu ile dava dilek- çesinde ileri sürülen taleplerin aynı olmadığını, arabuluculuk son tutanağında uyuşmazlık konusunun “adi ortaklığın haksız feshinden kaynaklı tazminat” olarak belirtilmiş ise de , dava dilekçesinde, bu konu- nun kapsamını aşacak şekilde kâr payı alacağı, sermaye payı alacağı, adi ortaklığın feshi ve tasfiyesi, tasfiye görevlisi atanması, ihtiyati tedbir ve denetim kayyumu atanması gibi taleplerin ileri sürüldü- ğünü, özellikle kâr payı alacağı ve ticari şirketlerden kaynaklandığı ileri sürülen sermaye payı alacağı, tasfiye, tasfiye görevlisi atanması, ihtiyati tedbir ve denetim kayyumu taleplerinin de arabuluculuk sürecinde uyuşmazlık konusu olarak ele alınmadığını,
Davacı taraf, dava dilekçesinde müvekkil ... ile arasında önce .... A.Ş. üzerinden kurulan, daha sonra ise ... A.Ş. üzerinden devam ettirildiği iddia edilen bir adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu ileri sürmüş ise de, bu iddianın taraflar arasındaki fiili ilişkiyle ve ticari hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığını, taraflar ara- sında hiçbir zaman adi ortaklık kurma iradesi oluşmadığını, kar ve zararın birlikte paylaşılacağı, ortak sermaye konulacağı, ortak yönetim veya ortak malvarlığı oluşturulacağı yönünde açık ya da örtülü herhangi bir mutabakat tesis edilmemiştirdiğini,uyuşmazlığın doğru değerlendirilebilmesi için önce- likle ... operasyonunun hangi şartlarda başladığının ortaya konulmasının gerektiğini, davacı tarafın dava dilekçesinde ileri sürdüğünün aksine, ... ile yürütülen ithal bira lojistik ve gümrük operasyonlarının başlaması, davacının tek başına yarattığı bir iş hacminin veya davacının operasyonel kabiliyetinin sonucu olmadığını, bilakis ... nezdindeki iş ilişkisinin kurulmasında belirleyici olan unsurun müvekkilin lojistik sektöründeki uzun yıllara dayanan tecrübesi, kurumsal itibarı, referans gücü ve ... nezdindeki kişisel bağlantıları olduğunu, ...’ta üst düzey görev yapan ve müvek- kilinin üniversite yıllarından arkadaşı olan ... vasıtasıyla, davacının ... ile tanıştı- rıldığını, müvekkilinin davacıya duyduğu güven ve işlerin sağlıklı yürütülebileceği yönündeki iyi niyetli kanaati nedeniyle davacıyı bu operasyona dahil ettiğini, davacının ... nezdinde iş yapabil- mesinin önünü açtığını,bu kapsamda, " ... operasyonlarının davacının münhasır çabasıyla kazanıldığı veya müvekkilin bu sürece sonradan dahil olduğu" yönündeki anlatımın gerçeği yansıtmadığını, somut olayda müvekkil ile davacı arasında bu nitelikte bir ortaklık iradesi hiçbir zaman oluşmaıdğını, taraflar arasında yazılı, sözlü, açık veya zımni şekilde kurulmuş bir adi ortaklık sözleşmesi bulunmadığını, davacı tarafın iddia ettiği ilişki, en fazla belirli iş ve operasyonlar kapsamında yürütülen ticari iş birliği ve müvekkilin uzmanlığına dayalı sınırlı hizmet ilişkisi olarak değerlendirilebileceğini, müvekkilinin, kendi sektörel tecrübesi, bilgi birikimi ve davacının talebi doğrultusunda belirli ticari süreçlerde yol gösterdiğini, davacının da bu hizmet ve katkılar karşılığında müvekkiline ödeme yapmayı taahhüt ettiğini, bu ilişkinin ortak sermaye koyma, zarar riskine katlanma, ortak karar alma, ortak yönetim, ortak hesap ve kâr-zarar iştirakine ilişkin unsarları içermediğini,
Davacı, müvekkil ile .... A.Ş. üzerinden kurulduğunu ve ... A.Ş. üzerinden devam ettiğini iddia ile adi ortaklığın feshini ve tasfi- yesini talep etmiş ise de. müvekkilinin ...’ta herhangi bir pay sahipliği, yönetim yetkisi, temsil yetkisi, imza yetkisi veya sermaye koyma ilişkisi bulunmadığı gibi; davacının da ...nez- dinde herhangi bir pay sahipliği, yönetim yetkisi, temsil yetkisi, imza yetkisi veya sermaye katkısının bulunmadığını, davacının, müvekkilinin kendisine yönelik sınırlı hizmet ve ticari katkısını adi ortaklık görünümüne sokmaya çalıştığını,
Kaldı ki adi ortaklıktan söz edilebilmesi için yalnızca kâr iddiası yeterli olmayıp, zarara katılma iradesinin de bulunmasının gerektiğini,davacı tarafın hiçbir aşamada zarar paylaşımından söz etmediğini, ...’un zarar ettiği iddia edilen dönemlerde müvekkilinden ödeme talep edilmediğini, müvekkiline herhangi bir borç yüklenmediğini,, sermaye tamamlama çağrısı yapılmadığını ve şirketin ticari risklerine katılmasının istenmediğini, ...’a ilişkin vergi, SGK, ticaret sicili, banka hesap- ları ve şirket kayıtlarının davacının kontrolünde yürütüldüğünü, şirketin yönetimi ve imza yetkisinin davacıda olduğunu, müvekkilin bu kayıtların tutulmasına, şirket defterlerinin düzenlenmesine veya şirket hesaplarının yönetimine herhangi bir dahilinin olmadığını,
Davacının, kendi kontrolünde tuttuğu ticari defter ve kayıtlarda müvekkilinin bilgisi, onayı ve dahli olmaksızın oluşturduğu alacak-borç kalemlerine dayanarak hak iddia edemeyeceğini, bu kayıtların müvekkilin ortaklık iradesini, kâr payı taahhüdünü veya herhangi bir borç üstlendiğini göstermeyeceğini, fiili olarak da taraflar arasında kâr payı paylaşımı yapılmadığını
Davacı tarafın ...bünyesinde ... dışındaki firmalarla da ticari faaliyet yürüt- mesine rağmen, bu faaliyetlerden müvekkiline herhangi bir kar payı tahakkuk ettirilmediğini, bu durumun taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığını açıkça gösterdiğini, davacı ...’un farklı firmalarla yürüttüğü ticari faaliyetleri ve bu faaliyetlerden doğan finansal sonuçları müvekkili ile ilişkilendirmezken, yalnızca müvekkilin ... operasyonundaki referans gücü ve iş takibinden kaynaklanan ödemeleri “kâr payı” gibi göstermeye çalıştığını,
Başka bir ifadeyle, müvekkilinin ... operasyonu bakımından ödeme almasının sebebi ...’un ortağı olması değil ,... işinin kurulması, fiyatlandırılması, operasyonel takibi ve müşteri nezdindeki ilişkinin sürdürülebilmesi bakımından sağladığı somut hizmet ve katkı oldu- ğunu, ...’un ... dışındaki ticari ilişkilerinde müvekkilin herhangi bir rolünün, bağlantısının veya müdahalesinin bulunmamasının da taraflar arasındaki ilişkinin şirket ortaklığı değil, parça başı iş niteliğinde olduğunu ortaya koyduğunu, bu nedenle davacının, ...’un genel ticari faaliyet- lerinden bağımsız olarak yalnızca ... operasyonuna ilişkin bazı ödeme ve yazışmaları seçerek adi ortaklık iddiası ileri sürmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini, somut olayda müvekkiline yapılan ödemelerin, ortaklık kârı değil; belirli bir müşteri ve belirli bir operasyon kapsamında sunulan profesyonel hizmet karşılığında doğan hak ediş niteliğinde olduğunu,
Davacı yan, ... şirketinin ...ile aynı adreste kurulu olduğunu ve iddia olunan adi ortaklık ilişkisinin müvekkili tarafından haksız şekilde feshedildiği tarihe kadar bu adreste devam ettiğini ileri sürmüş ise de, Ticaret Hukuku bakımından iki ayrı şirketin aynı adreste faaliyet göster- mesinin teknik olarak mümkün olduğunu, şirketlerin aynı adreste bulunmasının tek başına adi ortaklık ilişkisinin varlığını göstermeyeceğini,
Davacı yanca her ne kadar bir kısım ... yazışmaları sunulmuş ise de bu duru- mun, müvekkili ile ...arasında gerçekleşen, münferit operasyonel süreçlere ilişkin iletişimler olduğunu, müvekkilinin ... operasyonlarında bir dönem danışmanlık ve koordinasyon sağladığını bu kapsamda şirket çalışanlarıyla iletişim kurduğunu,. bu tür yazışmaların, bir adi ortaklık ilişkisinin varlığını değil, olağan ticari ilişkiler ve iş akışını gösterdiğini, sunulan ... kayıtlarındaki fatura taslakları ve operasyonel yönlendirmelerin de müvekkilinin davacıya danışmanlık yaptığı hususlardan ibaret olduğunu, bu yazışmalardan ortaklık görüntüsü yaratılmaya çalışıldığını,
Davacı yan, ...'nin ikame ettiği işçilik alacaklarına ilişkin davada dinlenen tanığın taraflar arasında ortaklık ilişkisini vurguladığını beyan etmekte ise de, bu durum, tanığın subjektif beyanlarından ibaret olduğunu,
Davacı yan, müvekkile yapıldığı iddia edilen ödemelerin kar payı niteliğinde olduğunu ve adi ortaklığın varlığını gösterdiğini ileri sürmüş ise de, bu iddianın gerçeği yansıtmadığını, ödeme belgelerinde de bu yönde bir açıklama bulunmadığını, müvekkiline yapılan ödemelerin, davacının bizzat taahhüt ettiği ödemelerden olup esasen borçlu olmasından kaynaklandığını.
Davacı yanın, müvekkilin ihtarnameye verdiği cevapta, ...'un iç işleyişini bilme- sinden yola çıkarak adi ortaklığı tevil yoluyla ikrar ettiği iddiasını ileri sürdüğünü, bu yorumun dava- cının kendi lehine yaptığı sübjektif bir çıkarım olduğunu ve hukuki bir dayanağının bulunmadığını,... globalin davacının iddia ettiği gibi adi ortaklığın devamı değil, davacının ticari güven kaybı ve ...’un sürdürülemez hale gelmesi üzerine müvekkilinin kurduğu bağımsız bir şirket olduğunu,Savcılık dosyası ile de sabit olduğu üzere, müvekkilinin...’i kurması ve aynı sektörde faaliyet göstermesinin haksız rekabet veya hukuka aykırı bir eylem teşkil etmediğini, müvekkili hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini,Davacı taraf, dilekçesinde adi ortaklığın varlığına ve müvekkilinin haksız eylemlerine delil olarak eski çalışanı ...'nin ...bünyesine geçmesini göstermiş ise de. ...'nin savcılık tarafından aranıp yasa dışı bahis siteleri ile ilgili sırf ... yüzünden ifadeye çağrılmasından kaynaklı olarak işten ayrıldığını,davacının kendi kusurlu ve hukuka aykırı eylemleriyle işten ayrılmasına sebep olduğu bir çalışanın durumunu, huzurdaki davada müvekkil aleyhine "adi ortaklığın ispatı" veya "haksız rekabet" argümanı olarak sunamayacağını,
Davacı tarafın dosyaya sunduğu deliller arasında yer alan yazışmalardan da anlaşılacağı üzere, ...’e ait ticari bilgi ve kayıtların, müvekkilinin bilgisi ve izni olmaksızın temin edilmeye çalışıldığını, müvekkili aleyhine delil olarak değerlendirilemeyeceğini,
ihtiyati tedbir, denetim kayyumu, tasfiye görevlisi atanması, kâr payı ve sermaye payı talepleri ispatlanmamış adi ortaklık iddiasına dayandığından tümüyle reddinin gerektiğini beyanla davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi'nce 29.04.2026 tarihli arar karar ile: Somut olayda, ... A.Ş. hisseleri dava konusu olmadığından bu hisselerin devrinin önlenmesine yönelik tedbir talebinin reddine,dava dışı ... A.Ş. Gelirlerinin başka şirkete aktarıldığı adi ortaklık gelirlerinin ortaklık dışına çıkarıldığı yolundaki iddiaların yapılacak yargılama sonucunda belirleneceği bu aşamada yaklaşık ıspatın sağlanamadığı anlaşıldığından davacının hisselerin devrinin önlenmesine yönelik tedbir talebi ile denetim kayyumu atanması talebinin reddine karar verilmiştir.
İstinaf Başvurusu: Hüküm davacı tarafından istinaf edilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde: davalı tarafından ...hisselerinin yargı- lama sırasında 3. kişilere devri halinde, hisselerin devredildiği 3. Kişi tarafından genel kurul toplantısı düzenlenerek kar dağıtımı kararı alınması ve bu suretle şirkette biriken -aslında adi ortaklığın taraf- larına ait olan- karın şirket dışına çıkarılması son derece muhtemel olduğunu, bu durumda ise müvek- kilinin ancak adi ortaklığın diğer tarafı olan davalıya karşı nispi bir hakka sahip olduğundan kâr payının 3. kişiden tazminini talep edemeyeceğini, ...'e yargılama boyunca denetim kayyumu atanması talebinin de hisselerin 3. kişilere devrinin önlenmesi talebi ile paralel olduğunu, davalı yanca şirket hisseleri 3. Kişilere devredilmemesine rağmen şirket operasyonunun başka bir şirkete kaydırı- larak şirketin içinin boşaltılabileceğini, müvekkilin kâr payı alacağına kavuşmasının engellene- bileceğini, denetim kayyımı atanmasının gerektiğini beyanla ara kararın kaldırılmasını istemiştir.
İstinaf sebepleri ve 6100 sayılı HMK'nun 355 md. ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre;İhtiyati tedbir talebi reddedilmiş ve söz konusu ara karar istinaf edilmiş olmakla bu aşamada uyuşmazlık ihtiyati tedbir koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Davanın açılması ile hüküm arasında geçen zaman içinde müddeabihin çeşitli şekil- lerde istenmeyen değişikliklere maruz kalması veya maruz bırakılması mümkündür. Bu değişiklikler sonucu davanın sonunda elde edilecek hükmün icrası, mümkün olmayabilir veya çok güçleşebilir. İşte ortaya çıkan bu tehlikeyi bertaraf etmek amacıyla ihtiyati tedbir müessesesi kabul edilmiştir. (Pekcanıtez H.; Atalay O.; Özekes M., Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, 13. Basım, Ankara 2012, S. 873)HMK’nun 389. maddesinde ihtiyati tedbirin şartları düzenlenmiş olup, söz konusu maddede; meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorla- şacağı ya da tamamen imkânsız hâle geleceği veya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hâller, genel bir ihtiyatî tedbir sebebi ve şartı olarak kabul edilmiştir. Mahkemece, ihtiyatî tedbir yargılamasının gerektirdiği inceleme ve ispat kuralları dikkate alınarak, yapılan incelemeden sonra, bu sakınca veya zararı ortadan kaldıracak tedbire karar verilmesi mümkün olacaktır.
İhtiyatî tedbirde asıl olan ihtiyatî tedbire esas olan bir hakkın bulunması ve bir ihtiyatî tedbir sebebinin ortaya çıkmasıdır. Bunlar ihtiyatî tedbirin temel şartlarını oluştururlar. Maddede bu iki hususa yer verilmiş ihtiyatî tedbire ilişkin hak ve özellikle ihtiyatî tedbir sebebi genel olarak belirtilmiştir. Tedbir talebinin kabulü veya reddi bir kısım genel ilkeler konularak hakime bırakılmış, ancak ihtiyati tedbirin uyuşmazlık konusu hakkında verileceğini düzenlemiştir.
İhtiyati tedbire esas olan hakkın iyi belirlenmesi gerekir. Taraflar arasında çekişmeli olan şey veya yargılama konusunu oluşturan hak, aynı zamanda tedbirin konusu hakkı da oluştu- racaktır. Kanun, "uyuşmazlık konusu hakkında" diyerek bu hususa vurgu yapmıştır (m. 389/1). Ancak, özellikle dikkat edilmesi gereken husus, diğer geçici hukuki korumaların alanına giren konularda ihtiyati tedbire karar verilmemesidir. Bu sebeple, para alacakları konusunda özel ve istisnai durumlar dışında asıl geçici hukuki koruma ihtiyati hacizdir. Keza, diğer özel hükümlerde açıkça farklı bir geçici hukuki korumadan bahsedilmişse, bu durumda da o çerçevede bir karar verilmeli, ihtiyati tedbir kararı verilmemelidir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, a.g.e., s. 877).
Somut olay gelince; davacı , taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunduğunu bayan ve iddia ile, ortaklığın fesih ve tasfiyesi, kar payı alacağı, dava dışı şirketin hisselerinin üçüncü kişilere devrinin önlenmesini, şirkete denetim kayyımı atanmasını istemiştir.
Taraflar arasında "adi ortaklık" hükümlerini ihtiva eden bir ilişkinin varlığına dair yazılı bir sözleşme sunulmamıştır. Delil olarak bir kısım ödeme dekontları , ticaret sicili kayıtları , ... mesajları vs dayanmaktadır.
Davalı taraf, adi ortaklık ilişkisini reddetmektedir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde ... yazışmalarının müvekkili ile ...arasında gerçekleşen, münferit operasyonel süreçlere ilişkin iletişimler olduğunu, müvekkilinin ... operasyonlarında danışmanlık ve koordinasyon sağladığını, bu nedenle şirket çalışanlarıyla iletişim kurduğunu, bu tür yazışmaların, ... kayıtlarındaki fatura taslaklarının ve operasyonel yönlendirmelerin de müvekkilinin davacıya danışmanlık yaptığı hususlardan ibaret olduğunu savunmaktadır.
Dava dilekçesinde yer alan adi ortaklık ilişkisinin varlığı , ortakların kim olduğu, sermaye, kar ve zarara katılım, ortak amaç vs unsurlar yargılamaya ve ispata muhtaç olup , mevcut delil durumu ve yargılamanın bulunduğu aşamaya göre "yaklaşık ispat " ile diğer ihtiyati tedbir koşulları oluşmamıştır.
Açıklanan nedenlerle, ilk derece mahkemesince verilen kararda vakıa ve hukuki değer- lendirme noktasında, usul ve esasa aykırılık tespit edilmediğinden, davacının 29.04.2026 tarihli ara karara ilişkin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 md gereğince reddine karar vermek gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,
Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
İstinaf yargılama giderlerinin istinaf eden üzerinde bırakılmasına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-f maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 16/06/2026