T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO: 2026/919
KARAR NO: 2026/1062
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/01/2026
NUMARASI: 2025/693 E - 2026/42 K
DAVANIN KONUSU: Ticari Şirket
KARAR TARİHİ: 14/04/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Taraflar arasında adi ortaklık esasına dayalı sözlü mutabakat sağlandığını, mutabakatın sonradan sözleşmeler, faturalar, banka hareketleri ve e-mail yazışmalarıyla somutlaştırıldığını, ortaklık yapısında ..., ... A.Ş.'nin proje kredilerinin denetim ve raporlama sürecini koordine ederken, müvekkilinin müşteri şirketlerle doğrudan sözleşme imzalayarak denetim hizmeti sunduğunu, gelir dağılımı, hizmetlerin davacı tarafından yürütülmesi nedeniyle %75 Davacı - %25 davalı İnspire şeklinde belirlendiğini, sonradan ... projelerinde bu oran %50-%50 olarak uygulandığını, 2024 yılı sonlarında davalıların, davacıyı devre dışı bırakarak: ... Santrali ile olan sözleşmeyi yenilemek yerine, ...'e 22.11.2024'te 4.139.904,00 TL ve 23.12.2024'te 29.568.000,00 TL tutarında doğrudan fatura kestiklerini, aynı tarihte davacı ile Soma arasındaki sözleşmeyi feshettiklerini, ... işlerini ise ... Denetim gibi firmalara yönlendirdiklerini, bu davranışların Adi ortaklık ilkelerine rekabet yasağına, özen ve sadakat yükümlülüklerine aykırı olduğu iddia ederek, İİK m. 257 vd. uyarınca, dava konusu para alacakları yönünden (şimdilik 200.000 TL ve yargılama sırasında netleşecek bakiye ile sınırlı olmak üzere) uygun teminat karşılığında davalıların menkul/gayrimenkul malları ve üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına, HMK m. 389 vd. uyarınca, rekabet yasağının ihlâlinin sürmesinin önlenmesi ve belge ibrazının sağlanması yönünde ihtiyati tedbir tesisine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacının aynı iddialarla belirsiz alacak davası açtığını, davalı vekili olarak öncelikle belirsiz alacak davasının şartlarının oluşmadığını, Yargıtay içtihatlarına göre ihtarnamede talep tutarı belirtilmişse belirsiz alacak davası açılamayacağını, Davacının mali müşavir olarak alacak miktarını belirleyebilecek bilgiye sahip olduğunu, bu davanın az harç ödemek amacıyla kötü niyetle ikame edildiğini savunduğunu, ayrıca davanın İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu zira yetkili mahkemenin Gaziosmanpaşa Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu belirttiğini, Davacı tarafın adi ortaklık iddiasını senetle ispat kuralına uymayarak takdiri delillerle ileri sürdüğünü, sunulan delillerin hukuka aykırı yoldan elde edildiğini, ... ve ...'ın pasif husumet ehliyeti bulunmadığını, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi kurulmasını gerektirecek nitelikte bir irade uyuşmasının mevcut olmadığını, davacının iddia ettiği gibi "müşterek amaç uğruna birlikte çaba (affectio societatis)", "müşterek amaç", "katılma payı" ve "sözleşme bağı" unsurlarının bulunmadığını, adi ortaklıkta, ortakların müşterek amacı gerçekleştirmeye yönelik faaliyetlere katılmayı, işbirliği yapmayı ve birlikte çaba sarf etmeyi üstlenmiş olmaları gerektiğini, ancak Inspire'ın Malitürk'ü şirketlerle tanıştırmak veya önermek konusunda bir taahhütte bulunmadığını, ayrıca, Inspire'ın sadece Malitürk ile değil, ... Danışmanlık, ... Bağımsız Denetim gibi birçok farklı denetim ve raporlama şirketiyle de aynı ticari ilişki içinde olduğunu ve davacının da mali müşavir olarak bu durumu bildiğini, davacının müşterek amaç olarak belirttiği "bankalarca kredilendirilen projelerde kredilerin amaca uygun kullanımın denetlenmesi ve raporlanması suretiyle gelir elde edilmesi ve paylaşılması" ifadesinin, her ticari şirketin doğal kar amacından öteye geçmediğini ve adi ortaklığın temel unsuru olan müşterek amaca uymadığını, davacının amacının kredi kullanan şirketlerin kendisini tercih etmesi ve denetim/raporlama yapması olduğunu, Inspire'ın amacının ise şirketleri tanıştırmak suretiyle ücrete hak kazanmak olduğunu, 29.09.2019 tarihinin, aslında Inspire ile Malitürk arasında akdedilen SMMM Hizmet Sözleşmesi'nin tarihi olduğunu ve bu sözleşmenin sadece mali müşavirlik ilişkisinine dayalı olduğunu, adi ortaklığın unsurlarının yanı sıra, birlikte yönetim, yıllık hesap verme zorunluluğu ve kar paylaşımı gibi adi ortaklığa özgü yükümlülüklerin de taraflar arasında bulunmadığını, taraflar arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmadığından, bu ilişkiden kaynaklanan sadakat ve rekabet etmeme yükümlülüğünün de olmadığını, Soma ile konsorsiyum bankaları arasında finansal yeniden yapılandırma sözleşmesi akdedildiği iddiasının gerçek dışı olduğunu, Soma sözleşmesinin sona erme sebebinin, Soma'nın krediyi ödemesi ve böylelikle krediyi kapatması olduğunu, bu durumun müvekkilleri ile bir alakasının olmadığını, Soma ile davacı arasındaki sözleşmede denetim hizmetlerinin "kredilerin vade sonuna dek" yapılacağının ve "Kredi Verenlerin oy birliği ile alınan karar doğrultusunda" sonlandırılacağının hüküm altına alındığını, bu sürecin müvekkillerinin müdahalesiyle gerçekleşmediğini, ... ile davacı arasındaki sözleşmenin, 11 adet raporlamanın tamamlanmasıyla kendiliğinden sona ereceğinin hüküm altına alındığını ve davacının 11 adet raporu tamamlayıp ödeme aldığını, dolayısıyla, sözleşmenin kendiliğinden feshedildiğini ve davalıların bu konuda bir müdahalesinin bulunmadığını, Kalyon ile akdedilen sözleşmenin ise, yatırım sona erdiği için sona erdiğini ve davalıların bu konuda bir tasarrufunun bulunmadığını, müvekkili şirket Inspire'ın faaliyetinin sadece şirketleri tanıştırmakla sınırlı olduğunu ve sözleşmelerin hüküm ve koşullarına müdahale etme yetkisinin bulunmadığını savunarak, davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; "Somut olayda, eldeki davanın adi ortaklıktan kaynaklı para alacağına ilişkin olup uyuşmazlık konusu TTK’da düzenlenmediğinden mutlak ticari dava niteliğinde değildir, ancak taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. Davalı ... Şirketinin tacir olduğu sabit ise de; davalılar ... ve ...'ın celp edilen vergi kayıtlarına göre İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün yazı cevabında davalıların gerçek kişi ticari işletme kaydının bulunmadığını, Küçükköy Vergi Dairesinin yazı cevabında ...'ın vergi mükellefi olduğunu, vergi levhasının olmadığını, ve defter tutma yükümlülüğü bulunmadığını, ...'ın ise vergi mükellefi olduğunu, vergi levhası olmadığını, defter tutma yükümlülüğü bulunmadığın bildirilmiştir. TTK'da yer alan mutlak ticari davalardan olması için her iki tarafın tacir olması ve her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi gerektiğinden somut olayda davalılar ... ve ...'ın tacir olmadığı anlaşılmakla ve iddia olunan adi ortaklık sözleşmesine konu işin bir ticari işletme faaliyetini gerektirmediği anlaşılmakla görev bakımından yapılan inceleme bakımından malvarlığı haklarına ilişkin olan davaya bakma görevi genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olup, Mahkememizin görev alanında değildir. " gerekçesiyle ;
Davacı tarafça açılan DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince Usulden Reddi ile, Mahkememizin Görevsizliğine, şeklinde hüküm kurulmuştur.
Mahkemece verilen kararı, davalılar vekili istinaf etmiştir.
Davalılar vekilince verilen istinaf dilekçesinde özetle; Davalı taraf sıfatının, tüzel kişi olarak ... Şirketine ait olduğundan uyuşmazlığın taraflarının tacir olduğu ve Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli mahkeme olduğu, davalı gösterilen ... ve ...'ın somut uyuşmazlık bakımından pasif husumet ehliyetini haiz olmadıkları, anılan kişiler yönünden davanın, taraf sıfatı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği,bununla birlikte, uyuşmazlığın esası bakımından herhangi bir talebin kabulü anlamına gelmemekle birlikte, davalı Şirket bakımından ileri sürülen iddia ve taleplerin , tarafların hukuki konumu ve uyuşmazlığın kaynağı itibarıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu nezdinde Ticari Dava olduğu, ayrıca uyuşmazlık, TTK m. 19 hükmü uyarınca, bir tacirin borçlarının ticari olmasının asıl olduğu, açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğinde; tarafların tacir sıfatını haiz olmaları ve uyuşmazlığa konu işlemin her iki taraf bakımından da ticari iş niteliği taşıması karşısında, uyuşmazlığın TTK nezdinde nisbi ticari dava ve dolayısıyla ticari dava kapsamında kaldığ,bu itibarla, görevli mahkemenin genel görevli mahkeme değil, özel görevli mahkeme sıfatıyla asliye ticaret mahkemesi olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu sebeplerle kararın usul ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek,kaldırılması istenmiştir.
...nun 355. maddesi uyarınca, kamu düzeni yönünden ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda;
Dava ,Adi ortaklık ilişkisinden doğan kâr payı alacağı ile haksız fesih/rekabet yasağı ihlali nedeniyle yoksun kalınan kazancın davalılardan tahsiline ilişkin açılan dava olup bir miktar para alacağına ilişkindir.
Eldeki dava, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre; bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin, taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Yine, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. 6335 sayılı Kanun'un 2. maddesi ile değişik 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5. maddesi uyarınca, ticari davalar Asliye Ticaret Mahkemelerince görülerek karara bağlanır. Diğer taraftan aynı madde gereğince, Asliye Ticaret Mahkemeleri ile diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki (6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’ndan ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 6335 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki halinden farklı olarak) iş bölümü ilişkisi değil, görev ilişkisidir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olduğundan, mahkemelerce resen dikkate alınması gerekmektedir.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraf konumundaki şirketlerin yasa gereği tacir olduğu açık ise de, davalı gerçek kişilerin tacir olduklarına ilişkin bir iddia ve delil bulunmamaktadır.
Davalı gösterilen kişilere davada husumet düşüp düşmediği ,esasa ilişkin bir konu olup,görevin tesbitinde etkili bir husus değildir.
Buna göre davanın nisbi ticari dava niteliğinde olup olmadığı ve davada mahkemenin görevli olmadığı genel mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olduğundan görevsizlik-dava şartı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde usul ve hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı tarafın istinaf talebinin HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine karar verilmesi gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davalıların istinaf başvurusunun HMK 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddine,
Alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,
İstinaf masrafının istinaf eden davalılar üzerinde bırakılmasına,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 14/04/2026