T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
3. HUKUK DAİRESİ
ESAS NO : 2026/259
KARAR NO : 2026/1282
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
K A R A R
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/10/2025
NUMARASI : 2025/756 E - 2025/719 K
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 30/04/2026
Yukarıda tarafları ve konusu yazılı bulunan dava ile ilgili olarak, ilk derece mahkemesince verilen kararın istinaf edilmesi sebebiyle , dava dosyası üzerinde yapılan inceleme sonunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili başlangıçta asliye hukuk mahkemesine verdiği dava dilekçesinde özetle;davalı/borçlunun kullanımında olan tesisatta Kurum çalışanları tarafından 16.09.2020 tarihinde yapılan kontrolde "Yapılan kontrolde S ve T fazlarına ait gerilim kablolarının sayaç üzerinde ters bağlı olduğu S fazı T fazına, T fazı S fazına tespit edildi. Bağlantı düzeltildi" şeklinde tespitte bulunulması üzerine zabıt tarihlerinde cari olan Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliği gereği ... seri numaralı Kaçak Elektrik Tespit Tutanağı tanzim edildiğini, davalı borçlu aleyhine düzenlenen tutanağa istinaden, tüketicinin kullandığı kaçak tüketim bedelinin zabıt tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri gereği hesap edildiğini, yapılan hesaplama karşılığı ... seri numaralı 30.641,60- TL tutarında ve ... seri numaralı 606,37-TL tutarında faturalar tahakkuk ettirildiğini, söz konusu kaçak elektrik bedeline gecikmiş gün faizi ve faizin KDV'si ilave edilerek 32.427,89 TL'nin tahsili amacıyla Küçükçekmece 1. İcra Dairesi ... E. sayılı takip dosyası ile ödeme emri gönderildiğini, borçlu tarafından borca itiraz edilmesi üzerine takibin durduğunu belirterek Küçükçekmece 1. İcra Dairesi ... esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu haksız ve yersiz itirazının iptali ile takibin devamına, davalı/borçlu aleyhine hükmolunacak meblağın % 20’sinden az olmamak kaydıyla icra inkâr tazminatı ödemeye mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkilinin bahsi geçen davacı kuruma ait sayacı işyerinde kullanmış olduğunu, aboneliğinin de kendisine ait olduğunu, pandemi döneminde müvekkilinin birkaç faturayı ödeyemediğini ancak daha sonra tüm faturaları ödediğini, kapatılan elektrik sayacını açmaya gelen davacı kurum görevlisinin elektrik fazlarının yanlış bağlandığını belirterek tutanak tuttuğunu, bunun üzerine müvekkilinin davacı kuruma itiraz dilekçesi yazdığını, itiraz dilekçesi üzerine müvekkiline davacı kurumca 30.000-TL'lik borç çıkarıldığını, müvekkilinin söz konusu borcu kaçak elektrik kullanmadığı için de ödemediğini, kendisinden kaynaklanmayan, tamamen davacı kurum görevlilerinin elektrik fazlarını yanlış bağlamasından dolayı ortaya çıkan bir zararı doğal olarak karşılamak istemediğini, müvekkilinin davacı kuruma herhangi bir borcu olmadığından açılan davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda; "Eldeki davanın, konusu bir miktar para alacağına ilişkin nispi ticari dava olması hasebiyle 6102 sayılı TTK' nın 5/A-1 fıkrası uyarınca arabuluculuk dava şartına tabi olduğu, 6325 sayılı Kanunun 18/A-2 fıkrası uyarınca arabuluculuk son tutanağının dava dilekçesine eklenmesinin zaruri olduğu, görevsizlik kararı ile mahkememize tevzi edilmiş olmasının dosyayı yeni bir dava haline getirmediği, bu itibarla dava tarihinin 18/07/2024 olduğu, davacı vekilinin 25/09/2025 tarihli dilekçesinin ekinde sunduğu Arabuluculuk Başvuru Formunda başvuru tarihinin 16/09/2025 olarak görüldüğü, arabuluculuğun sonradan ikmali mümkün olmayan dava şartı olduğu; her ne kadar görevsizlik kararından sonra arabuluculuğa başvurulmuş olmasının yeterli olduğu iddia edilmiş ise de bu görüşün kabul edilmesi halinde, uyuşmazlıkları sulhen, daha kısa sürede çözmeyi ve mahkemelerin iş yükünü hafifletmeyi hedefleyen arabuluculuk uygulamasının, salt anlaşamama tutanağını elde etmeye yönelik bir formalite işlemi haline getirileceği, bu durumun da düzenlemenin amacına uygun düşmediği, nitekim Yargıtayın güncel içtihatlarının da bu yönde olduğu göz önüne alınarak, dava tarihi itibariyle mevcut olmayan arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine karar verilerek aşağıdaki hüküm kurulmuştur.( Yargıtay 11. Hukuk Dairesi' nin 2024/3170 Esas 2025/1085 Karar sayılı Kararı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi' nin 2023/526-583 E.K.sayılı kararı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 53. Hukuk Dairesi' nin 2024/1311-1147 E.K.sayılı kararı ) " gerekçeleriyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Karara karşı davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı vekili istinaf başvurusunda önceki iddialarını tekrarla birlikte özet olarak; kararın hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisi ilkesinin ihlali mahiyetinde olduğunu, müvekkilinin alacağını tahsil amacıyla 18.07.2025 tarihinde ilk olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde itirazın iptali davası olarak açıldığını, 11.09.2025 tarihinde İstanbul 44. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından davanın ticari nitelikte olduğu gerekçesiyle Asliye Ticaret Mahkemesi’nin görevli olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verildiğini, görevsizlik kararı sonrasında, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A maddesi uyarınca arabuluculuğun dava şartı olması nedeniyle, henüz dosya görevli mahkemeye gönderilmeden önce 16.09.2025 tarihinde usul ekonomisi gereği arabuluculuğa başvurulduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
Dava, kaçak elektrik kullanım faturasının tahsili talebiyle başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
İstinafa gelen uyuşmazlık ise görevsizlik kararı sonrası arabuluculuğa başvurma halinde arabuluculuk dava şartının sağlanıp sağlanmadığı noktasındadır.
Somut olayda, davanın görevsiz mahkemede açıldığı, görevsizlik kararı sonrası dosya görevli mahkemeye gönderilmeden önce arabuluculuğa başvurulduğu noktasında ihtilaf yoktur.
07.06.2012 tarih ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bazı hukuki uyuşmazlıklar yönünden, bir yandan tarafların iradeleriyle kendi çözümlerini üre- tebilmeleri ve daha hızlı sonuç elde edilebilmeleri, öte yandan da mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla yine mahkemeler aracı kılınarak bazı tür hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak “Arabuluculuk” müessesesi benimsenmiştir.
Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Kanun’da 06.12.2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. Bu bağlamda aynı kanun ile 6102 sayılı TTK’nın 5/A maddesi ile getirilen düzenlemede, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması bir dava şartı olarak kabul edilmiştir.
6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır.
Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebe- biyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır.
Yargıtay 17. HD'nin 2020/3187 E., 2021/762 K. Nolu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/8400 E- 2023/1200 K. ve 2022/573 E- 2022/7275 K. Nolu ilamlarında " görevli mahkemede davanın esasına girilmeden arabuluculuk işlemi tamamlandığından dava şartı yokluğundan red kararı verilmesinin doğru olmadığı" husununa işaret edilmiştir.
Somut olayda, Asliye Hukuk mahkemesi'nin 11.09.2025 tarihli görevsizlik kararının 16/10/2025 tarihinde kesinleştiği, davacının 16.09.2025 tarihinde tarihinde arabulucuya başvurulduğu anlaşılmaktadır.
Buna göre mahkemece, davanın esasına girilerek taraflarca gösterilen delilerin toplanması, yapılacak yargılama sonunda hasıl olacak sonuç dairesinde karar tesisi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar tesisi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.
Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, HMK 353/1-a-6 md gereğince tespit edilen eksiklikler yeniden yargılama gerektirdiğinden dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
K A R A R : Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Davacının istinaf başvurusunun kabulü ile, kararın, HMK 353/1-a-6 maddesi uyarınca kaldırılmasıyla, yeniden yargılama yapılıp bir karar verilmek üzere dosyanın ilk derece mahkemesine geri gönderilmesine,
Peşin alınan istinaf karar harcının istinaf edene isteği halinde iadesine,
İstinaf sebebiyle yatırılan gider avansı bakiyesi varsa karar kesin olmakla istinaf edene ilk derece mahkemesince iadesine,
Dair dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda HMK 353/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.30/04/2026