T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/622
KARAR NO: 2025/3186
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/10/2023
NUMARASI: 2021/392 Esas - 2023/1058 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 17/09/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davacı tüzel kişiliğin Bakırköy ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası üzerinden haksız hacze maruz bırakıldığını, icra dosyasının borçlusu olunmadığını haciz ve muhafaza tatbik edildiğini, muhtelif tarihlerde toplam 109.560,00 TL değerinde menkul malların haczedilerek muhafaza altına alınması sonrasında yediemine teslim yapıldığını, Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/1322 - 2019/674 E.K sayılı kararı ile menkul malların davacı şirkete iadesine karar verildiğini ve istinaf mahkemesince kararın onandığını, haciz muhafaza işlemi ile dava tarihi arasında 5,5 yıl geçtiğini, tekstil ürünlerinin piyasa değerinin kalmadığını, tarafların birbirini sektörde tanıdıklarını davacı şirketin icra dosyası borçlusu ... Tekstil ile hiçbir bağının bulunmadığı bilindiği halde davacı şirket yetkilisi ...'in ... Tekstil ortaklığından 09/11/2010 tarihinde kavgalı bir şekilde ayrılarak küçük bir mağazada geçimini sağladığını bilinmesine rağmen davalı şirketin söz konusu ... Tekstilin borcunu haciz baskısı ile davacı tüzel kişiliğe ödettirme kastı ile haksız icra işlemi yapıldığını, davacı şirket ortağı ...'in 5 yıl önce ortağı bulunduğu bir şirket sebebi ile hacze maruz bırakıldığını, ...'in sahibi olan ...'in ortaklıktan ayrıldığı esnada piyasaya herhangi bir borcunun bulunmadığını, bu nedenlerle haksız haciz uygulaması neticesinde maddi ve manevi zararlara uğradıklarını maddi zararın bilirkişi marifetiyle tespit edilerek ticari faizi ile hüküm altına alınması aksi halde 109.560,00 TL nin yediemine teslim tarihinden itibaren ticari faizi ile birlikte ödenmesine hükmedilmesini ayrıca 100.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile hüküm altına alınmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Bakırköy ...İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası üzerinden 12.11.2015 tarihinde tarafımızca mezkur adreste gerçekleştirilen hacizde, davacı üçüncü şahıs çalışanı tarafından istihkak iddiasında bulunulduğunu, ancak, davacı ile dosya borçlusu (...) şirket arasında organik bağın olduğunu, davacı şirket yetkilisi ... ile borçlu şirketin yetkililerinin kardeş olması, aynı zamanda ...'in kendisinin de borçlu şirketin eski ortağı ve yetkilisinin olması sebepleriyle söz konusu haczin taraflarınca gerçekleştirildiğini, işbu hacizde, davacı üçüncü şahsın çalışanı tarafından istihkak iddiası üzerine gerçekleştirilen evrak araştırmasında “... - ...” yazılı fatura bulunduğunu, davacı üçüncü şahsın çalışanının evrak araştırmasına engel olmaya çalışan davranışlarıyla ilgili haciz tutanağına şerh düşüldüğünü, tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, somut emareler neticesinde söz konusu haczin gerçekleştirildiğini, talepleri üzerine esas icra müdürlüğünün dosyayı inceleyerek, İİK madde 96 ve madde 97 gereğince karar verilmek üzere mahkemeye gönderdiğini, Bakırköy 2.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 03.12.2015 tarih 2015/1211 Esas 2015/1245 K. sayılı ilamıyla “haciz sırasında istihkak iddiasında bulunan 3.şahısla takip borçlusunun mahcuz mallara birlikte zilyet bulundukları anlaşıldığından” takibin devamına karar verdiğini, bunun üzerine müvekkil şirketin ilgili icra müdürlüğü ve mahkemenin usul ve yasaya uygun kararları çerçevesinde yasal haklarını kullandığını, davacının doğduğunu iddia ettiği zararlar da müvekkil şirketin hiçbir kusuru bulunmadığını, davacı taraf kanundan doğan haklarını kullanmayarak şu anki durumunu fırsata çevirme çabası içerisinde olduğunu, davacı tarafın yanlış, yanıltıcı ve lüzumsuz beyanlarda bulunarak sayın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, sayın mahkemenizce icra dosyası incelediğinde tespit edileceği üzere; 12.11.2015 ve 24.12.2015 tarihlerinde gerçekleştirilen hacizlerde söz konusu mallar yediemin olarak üçüncü şahıs çalışanına bırakıldığını, bu hususun haciz tutanaklarında sabit olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği gibi menkul mallar icraen muhafaza altına alınmadığını, davacı tarafın kötü niyetli bir şekilde 12.11.2015 ve 25.12.2015 tarihlerinde gerçekleştirilen hacizlerde kendilerine yediemin olarak bırakılan menkul malları satılmış gibi göstererek, sayın mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, taraflarınca gerçekleştirilen 22.02.2016 tarihli hacizde, haczedilen menkul mallara ilişkin Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesi 2016/149 E. ve 2017/384 K. sayılı ilamıyla malların değerinin 19.812,00-TL olduğu tespit edilmiş olup satış işlemlerinin de bu değer üzerinden yapılmasına karar verildiğini, nitekim, 22.06.2016 tarihinde gerçekleştirilen hacizde muhafaza altına alınan menkul mallar, 22.08.2017 tarihinde satılmış olup söz konusu bedel de icra dosyasında olduğunu, davacı tarafın, kötü niyetli olduğu ve haksız kazanç sağlama saikinde olduğu ortada olduğunu, davanın belirtilen nedenlerle reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "... Dosya kapsamında davacıya ait iş yerinde sadece 22.02.2016 tarihli hacizde (1404x30) 1404 Ad. Muhtelif Renk te Sweat tişörtlerin (hiç kullanılmamış ( 1898x30) 1898 adet muhtelif renklerde kısa kollu sıfır tişörtlerin) haczedilerek muhafaza altına alındığı, haczedilen malların mahkeme ilamı ile değerinin 19.812,00 TL olarak belirlendiği ve bu mahcuzların satışa çıkartılarak 10.110,00-TL bedelle ihale edildiği, davacının zararının kıymet takdiri ile belirlenen bedel ile ihale bedeli arasındaki fark kadar olacağı, bu rakamın 9.702,00-TL olduğu, davacının iş yerinde 22.02.2016 tarihinde yapılan haciz dışındaki tüm hacizlerde menkul malların haczedilerek iş yeri çalışınına yediemin olarak teslim edildiği, yani bu malların muhafaza altına alınmadığı ve davacının hakimiyeti altında yediemin olarak işçisine bırakıldığı, aradan geçen süre zarfında hacizlerin de düşmüş olacağı birlikte değerlendirildiğinde bu mallar yönünden davacı nezdinde bir zararın oluşmayacağı kanaatine varılmakla, davacının maddi zararının 9.702,00-TL olduğu, Manevi tazminat yönünden yapılan incelemede ise, Haksız hacze dayalı manevi tazminat istemi 6098 sayılı TBK'nun 58. maddesinden kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Haciz işleminin borçlu olmadığını bildiği kişiye veya borçluya ait olmadığını bildiği eşyaya yönelik yapılması durumunda haksız haciz söz konusu olur. Haksız haciz sebebiyle manevi tazminata hükmedilebilmesi için davalının kötüniyetinin ve ağır kusurunun varlığı gereklidir (Aynı doğrultuda Yargıtay 4. HD nin 06.07.2020 gün ve 2019/2535 E -2020/2544 K sayılı ilamı). Eldeki davada davacının mallarının haczedilip satılmasından zararının oluştuğu ancak davalının davacıya yönelik haciz işlemini gerçekleştirilmesinde davalının ağır kusurlu ve kötü niyetli olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği anlaşıldığından manevi tazminat şartları gerçekleşmemiş olduğu kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davanın kısmen kabulü ile; 9.702,00-TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek olan ticari faizi ile davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat talebinin reddine 2-) Davacının manevi tazminat talebinin reddine, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Satışı yapılan malların icra dosyasında durmasının davalı şirketin hakimiyet alanında olduğunu, talep ettiğinde davalı şirkete ödeneceğini, İcra dairesinden davacı şirkete gelen bir bildirim olmadığını, ihale bedelinin halen icra dosyasında durmasından davalı şirketin sorumlu olduğunu, maddi ve manevi tazminatın talepleri gibi kabul edilmesi gerektiği sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Tazminata hükmedilebilmesi için zarar oluşması gerektiğinden zararı mevcut olmayan davacı lehine kısmen kabul kararı verilmesi hukuka aykırı olduğunu, maddi tazminat koşullarının oluşmaması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Haksız haciz iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Haksız takip ve haciz, haksız fiil niteliğindedir. Uyuşmazlığa, olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 Sayılı TBK'nun 50. maddesi uygulanmalıdır. Belirtilen hükümler gereğince; Haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında kural olarak gerçek zarar ilkesi geçerli olup zararın kanıtlanması davacı tarafa, hükmedilecek tazminatın miktarının belirlenmesi ise hakime aittir (Yargıtay 4 HD'nin 2021/17980 E. - 2022/9874 K. Sayılı ilamı). Haciz isteminin dayanağının bir hak veya alacak olması ve haciz tarihinde mevcut bulunması gerekir. Aksi halde, haksız bir haciz ve buna bağlı olarak da sorumluluk söz konusudur. Eylem ile zararlı sonuç arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerek ve yeterlidir.Haciz isteyen alacaklı haksız çıktığı takdirde, borçlunun ve üçüncü şahsın bu yüzden uğrayacakları bütün zararlardan kusursuz olarak sorumludur. Ancak bu durumda dahi uğranılan maddi zararın ispatı zorunludur (Yargıtay 4 HD'nin 2016/14413 E. - 2019/483 K. Sayılı ilamı). Haksız icra takibi veya hacze dayalı manevi tazminat istemi ise, 818 sayılı BK.'nun 49. maddesinden (6098 sayılı TBK'nun 58. maddesi) kaynaklanan bir sorumluluk olup, kusura dayanan bir sorumluluk türüdür. Bu sebeple de takip (haciz) yaptıran kişinin takipte veya haciz işleminde kötü niyetli ve ağır kusurlu olduğu olgusu gerçekleşmedikçe ve ağır bir zarar da doğmadıkça manevi tazminatla sorumlu tutulamaz.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. Yine ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Somut olayda; Bakırköy 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/1322 Esas, 2019/674 Karar sayılı kararıyla davacının esas ve mahkememizin 2016/142 birleşen davasının kabulü ile; 12/11/2015, 24/12/2015 tarihlerindeki haczedilen menkuller ile birleşen dosyadaki 22/02/2016 tarihindeki haczedilen menkullerin davacıya ait olduğunun tespitine karar verildiği, davacının ihale ile satılan menkullerde zarar ettiğinin bilirkişi raporuyla tespit edildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetime elverişli olduğu, davalının haciz işleminde organik bağ iddiasının bulunduğu, haciz esnasında tutanağa, "..."-... isimli fatura örneği görüldü şeklinde yazılmış ise de icra dosyasına örneği alınan belgenin fatura değil, bilgisayar çıktısı ya da fotokopi mahiyetinde olduğunun bilirkişi raporuyla tespit edildiği ve bu sebeple davalının kötü niyetli ve ağır kusurlu olmadığı anlaşıldığından davacı vekilinin maddi manevi tazminat talebine dair istinaf isteminin ile davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin istinaf sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/392 Esas 2023/1058 Karar sayılı 23/10/2023 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 662,74 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 235,14 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,4-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 17/09/2025