T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/3545
KARAR NO: 2025/2762
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/06/2023
NUMARASI: 2021/735 Esas - 2023/528 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/07/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirketin uzun yıllardır Türkiye'de ve Çin'de yeni inşa edilen gemilere veya tamirlerinde gözetim hizmeti veren bir firma olduğunu, bu amaçla ... Holding'in bünyesinde bulunan ... A.Ş. İzmir'i temsilen ... Ltd./Çin tersanesinde yaptırılacak olan ilk dört gemi için 4 x 25.000 TEU ve yine ikinci dört gemi için 4 x 3.100 TEU iki ayrı denetim sözleşmesi imzalandığını: ihtilafa konu olayın ortaya çıktığı sözleşmenin 22.09.2016 tarihli olduğunu ve Türk bayraklı inşa halindeki gemiye ait tekne numarasının 715 olduğunu, 715 numaralı teknenin inşa edildiği bayrak devleti Türk bayrağı kuralları gereği gemi inşasının klas denetiminde olması ve klaslanması zorunlu olduğundan ... tersanesi tarafından davalı ... AŞ.'nin yönlendirdiği ve ortağı olduğu Çin şubesi ile anlaşma yaparak, ilgili gemilerin kontrollerinin yapılması amacı ile atandığını; Davalı ...'nın ise davalı şirketin bu proje ile ilgili Çin'deki müdürü olduğunu; İlgili teknenin inşası sırasında ... uygulamaları sebebiyle ortaya çıkan problemlerden ve çatlaklardan müvekkili şirketin haberdar edilmeyerek, dava dışı tersane ile anlaşma sağlanarak geçiştirilmek ve gizlenmek sureti ile giderilmeye çalışıldığını, durumun öğrenilmesine mütcakip davalıların ikaz edildiğini ve geminin inşasını üstlenen tersaneye protesto mektubu gönderildiğini, bahse konu ikaz üzerine müvekkili şirketi korkutmak ve sindirmek amacıyla davalı şirketin istihdam ettiği davalı şahıs tarafından 31.10.2017 tarihinde gerçek dışı beyanlarla ve müvekkili şirketin onur, itibar ve saygınlığını zedeleyecek şekilde ... antedini taşıyan elektronik mektubu, ... Holding AŞ'nin 15'ten fazla çalışanına ve yaklaşık 100 kişilik ... İstanbul ofis çalışanına göndererek sirküle ettiğini, söz konusu 31.10.2017 tarihli haksız ve gerçek dışı ithamlara haiz e-postanın kısa sürede Türk denizcilik camiasına yayılması sebebiyle müvekkili şirketin Türkiye'deki ve Çin'deki müşterilerinin güvenini kaybettiğini ve itibarının zedelendiğini, yılda 100.000,00 USD civarında kazancı olan müvekkili şirketin bu olaydan sonra piyasadan yeni hiçbir müşteri alamadığını, dolayısı ile müvekkilinin ticari itibarının zedelenmesinden ötürü, maddi tazminat talebi yönünden belirsiz alacak davası olarak 50.000,00 USD maddi tazminat ve 30.000,00 USD manevi tazminat olmak üzere dava tarihinden fiili ödeme tarihine kadar en yüksek mevduat faizi ile birlikte davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili şirketin işbu davada pasif husumet ehliyetinin bulunmadığını, davacı ve müvekkili arasında davaya konu herhangi bir sözleşmesel ilişki bulunmadığını ve aynı zamanda aracılık ettiği bir sözleşmenin de olmadığını; müvekkili şirketin bir holding şirketi olup operasyonel faaliyet göstermediğini; dava dışı ... (...) Ltd.'nin grup şirketlerinden klas kuruluşu tarafında faaliyet göstermek üzere Çin Halk Cumhuriyeti'nde kurulu bir şirket olduğunu; dava dışı ...'ın başka bir şirketin acentesi veya şubesi olmadığını, grubun içinde faaliyet göstermekte olan 350 şirketten biri olduğunu; davacının itibar zedeleyici olduğunu iddia ettiği ifadelerin ... AS.'nin antetini taşıyan elektronik mektup ile gönderildiğini belirtmesine rağmen, davacının 5 numaralı eki altında sunduğu ... tarafından yazılan elektronik mektubun antetinin bulunmadığını, dosyaya sunulan özür mektubunun müvekkili şirket tarafından değil, dava dışı ... firmasınca gönderildiğini; bununla birlikte dava konusu ifadelerin davacının onur, itibar ve ticari saygınlığını zedeleyici olmadığını; gönderilen e-postadan görüldüğü üzere, kullanılan ifadelerin bir çalışanın, projede kendisi ile birlikte çalışan diğer şahıslara gönderdiği bir kendini açıklama e-postası olduğunu, söz konusu e-postadan dolayı davacının hiç iş alamamasının abes olduğunu; davacının işlerindeki düşüşü söz konusu e-postaya bağlamasının mantıklı olmadığını; davacının mahkemeyi yanıltarak haksız kazanç sağlamaya çalıştığını; Davacının ekte sunduğu Çin ilk derece mahkemesi kararında Çin mahkemesinin davacıyı kötü niyetli bulduğunu beyan ederek davanın reddine, davacı aleyhinde 5.000,00TL disiplin para cezasına hükmedilmesine karar verilmesi gerektiğini beyan etmiştir. İlk Derece Mahkemesince; "...Somut olayda dosyanın bilirkişilere tevdi edildiği, bilirkişilerin düzenlediği 12/01/2023 tarihli 12 sayfadan ibaret raporunda özetle; Mahkemece incelenmesi istenen hususlarda yapılan inceleme tespit ve değerlendirmeler sonucunda aşağıdaki görüş ve kanaatler oluşmuştur: Tarafların ticari defterlerini ibraz etmemesi hakkında hukuki yorum ve takdirin Mahkemeye ait olduğu, Ticari defterlerinin sunulmaması sebebiyle, davacının olası tazminat alacağına konu somut zararı, davacının ticari defterleri yönünden kaydi olarak izaha ve ispata muhtaç görünmekte olup, bu hususun hukuki yorum ve takdirinin Mahkemeye ait bulunduğu, 2 Nolu Davalı ...'nın, kendi başına verdiği kararla, daha sonra yanlış olduğunu fark edip, pişmanlık duyarak geri çektiği yazısının öncelikle çalıştığı şirkete/işverenine karşı bir görev kusuru olduğu; huzurdaki davaya konu edilen, 2 Nolu Davalı ...'nın ifadelerinin, Davacının onur, itibar ve saygınlığını zedeleyecek şekilde ifadeler olup olmadığının ve dolayısıyla davacının manevi tazminat alacağın doğup doğmadığının takdirinin Mahkemeye ait bulunduğu, Müşteri çevresindeki kayıptan kaynaklanan maddi tazminat talebine ilişkin olarak, nihai takdir Mahkemeye ait olmak, somut uyuşmazlıkta dosya kapsamından davalılar tarafından 2 Nolu davalının gönderdiği e-posta postanın denizcilik camiasında yayıldığının anlaşılamaması ve dolayısıyla sorumluluk şartlarının gerçekleşmediği sonucuna varılarak maddi tazminat alacağının doğmadığı, sonucuna varılmıştır.Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; Öncelikle ... Hizmetleri Ltd Şti davadaki durumunun tespitinin gerektiği, davada sıfat, dava konusu subjektif hak(dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi davanın taraflarının kişilikleri ile ilgili olduğu halde, taraf sıfatı (husumet) dava konusu subjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ile davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açısından) o davanın taraflardır. Ancak mahkemenin bu taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat (husumet) yokluğundan reddedilir." (Prof. Dr. Baki Kuru-Hukuk Muhakemeleri Usulü-Altıncı Baskı-Cilt 1- İstanbul 2011-Sayfa 1157) Davada sıfat dava şartlarından değildir, çünkü davada sıfat bir usul hukuku konusu değil, doğrudan doğruya maddi hukuk konusudur. Sıfat bir dava şartı olmamasına rağmen, davanın her aşamasında ileri sürülebilir veya mahkemece kendiliğinden (resen) göz önüne alınır. (Prof. Dr. Ejder Yılmaz, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi-Genişletilmiş 2. Baskı-Ankara 2013-Sayfa 557-558) Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04/11/1998 tarih ve 6/757 Esas 793 karar sayılı kararı da aynı yöndedir. (Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2020/9199 Esas 2021/5598 Karar) Somut olayda davacı tarafından, dava dilekçesinde davalı olarak ... (... - ...) - Norveç gösterildiği, bu şirkete temsilen ve izafeten ... Limited Şirketi'ne dava yöneltildiği, her iki şirketin ayrı ayrı tüzel kişiliklerinin olması sebebiyle birbirlerini davada temsil etmelerinin mümkün olamayacağı, davacının da dava dilekçesinde ... Hizmetleri Limited Şirketini davalı olarak numaralandırmadığı değerlendirildiğinde davalı olarak değil ... (... - ...) - Norveç'i temsilen belirttiği anlaşıldığından ... Limited Şirketi'nin davada taraf sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından, dava dışı ... Holding'in bünyesinde olan ... AŞ İzmir'i temsilen ... Ltd/Çin tersanesindeki tekne inşası sırasında NDT uygulamaları sebebiyle ortaya çıkan problemlerden ve çatlaklıklardan davacı şirketin haberdar edilmediği, durumun anlaşılması üzerine davalı tarafça olayın üstünün kapatılmaya çalışıldığı, bu hususta davalılar ikaz edilerek, merkezin de katılımı ile bir toplantı yapılmasının talep edildiği ve geminin inşasını üstlenen tersaneye de protesto mektubu gönderildiği, bu ikaz üzerine davacıyı korkutmak ve sindirmek amacıyla davalı ... çalışanı olan davalı ... tarafından gerçek dışı beyanlarla, davacının onur, itibar ve saygınlığını zedeleyecek, ... antetini taşıyan elektronik mektubun ... Holding AŞ'nin çalışanlarına ve ... ofis çalışanlarına gönderildiği, bu nedenle davacı şirketin müşterilerinin güvenini kaybettiği ve ticari itibarının zedelendiği ileri sürülerek, davalıların kınanmasına, kınama kararının yayınlanmasına ve bu eylem sebebiyle uğranılan maddi ve manevi zararın davalılardan tahsiline karar verilmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. Derdestlik itirazı yönünden; Aynı davanın birden fazla Türk mahkemesi önünde görülmesi halinde ne yapılması gerektiği HMK m. 114 ve 115’te düzenlenmiştir. Derdestlik halinde dava şartı eksikliği sebebiyle ikinci dava usulden reddedilecektir. Ancak aynı uyuşmazlığın hem bir Türk mahkemesi hem de yabancı bir mahkeme önünde görülmesi halinde ne yapılması gerektiğine ilişkin ne Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda ne de Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun’da doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Hukukumuzda hakim görüş, Türk mahkemelerince milletlerarası derdestliğin dikkate alınamayacağı yönündedir. Buna dayanak olarak iç hukukta kabul edilen derdestlik itirazının yabancı mahkemelerde görülen davalar açısından da tanınmasının, yabancı mahkemeler lehine Türk mahkemelerinin yetkisinden feragat neticesini doğuracağı ve bu nedenle egemenlik ilkesinin zedeleneceği belirtilmiştir(Nomer, s. 85; Sargın, Fügen; “Milletlerarası Usul Hukukunda Yetki Anlaşmaları, Ankara 1996, s. 188; Nomer, Ergin; “Milletlerarası Yetki Alanında Derdestlik İtirazı”, İHFM 1959, s. 368 vd.; Seviğ, Muammer R.; Türkiye Cumhuriyeti Kanunlar İhtilafı Kaidelerinin Sentezi, İstanbul 1941, s. 72.). Somut olayda Çin mahkemesindeki dava yönünden derdestlik itirazının, yabancı mahkeme lehine Türk mahkemelerinin yargılama yetkisinden feragat neticesini doğuracağı ve bu nedenle egemenlik yetkisinin ihlali niteliğinde olduğundan derdestlik itirazının reddine karar verilmiştir. Davalı ...'nın davaya konu maili ... (...@... net), ... (...@...com.tr) ve kutay.turhan (...@...com.tr olmak üzere 3 mail adresine gönderdiği, davacının maddi tazminat talebi yönünden eylemin haksız rekabet teşkil edebilmesi için, eylemin dürüstlük kuralın aykırı olması yetmez, aynı zamanda iktisadi rekabetin kötüye kullanılması niteliğine taşıması gerekir (bkz. Poroy/Yasaman.Ticari İşletme Hukuku, İstanbul 2022, s.372) Somut uyuşmazlıkta, davacının talebine konu olan maddi vakıalar incelendiğinde, iktisadi rekabeti kötüye kullanıcı bir nitelik taşımadığı tespit edilmiştir. Nitekim davacı ve davalı firmanın, ayrı sektörlerde (klaslama ve denetim) faaliyet gösterdiği, haksız rekabetin rakipler arasındaki rekabeti esas aldığı anlaşıldığından haksız rekabet şartlarının oluşmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafından dava konusu e-postanın denizcilik camiası içinde sirküle ettirilmesinin Müşteri çevresinde azalmaya yol açtığı, bu nedenle de maddi zarara uğradığı iddia edilmiş ise de davalı Erkan tarafından gönderilen 31.10.2017 tarihli e- postanın üç kişiye gönderildiği, birisinin davacının kendisi olduğu nazara alındığında e-postanın yalnızca ... ve ...'a gönderildiği, e-postanın denizcilik camiasında yayıldığının ispatlanamadığı, e postanın davalılar tarafından başkaca yöntemle yayıldığının ispatlanamadığı, davalı ... tarafından daha sonra özür yazısı yazıldığı anlaşılmakla yazının davalılar tarafından yayılmadığı kanaatine varıldığı, e-postanın muhatabı olan dava dışı ... ve ... tarafından yayılması ihtimalinde ise davalılara bu hususta kusur atfedilemeyeceği oluşacak zarar ile eylem arasında illiyet bağının kopmuş olacağı anlaşıldığından bu hususta davalıların sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Manevi tazminat talebi yönünden; 6098 sayılı TBK'nun 58. maddesinde "Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir." hükmüne yer verilmiştir. Bazı fiiller hedef olarak kişinin ekonomik faaliyetlerini çok aşarak ekonomik içerikli olsalar dahi, doğrudan doğruya kişinin kendisine yönelmektedir. Bu fiillere örnek olarak kişinin kara listeye alınması, farklı sektörde çalışan bir kimse tarafından malların kötülenmesi ya da kişinin ödeme güçlüğü içinde olduğunun yayılması verilebilir (Mustafa Dural/ Tufan Öğüz, Türk Özel Hukuku, Cilt II, Kişiler Hukuku, 11. Bası, İstanbul, 2011, s. 134). Somut olayda yukarıda da belirtildiği üzere e- postanın üç kişiye gönderildiği, birisinin davacının kendisi olduğu nazara alındığında e-postanın yalnızca ... ve ...'a gönderildiği, davalı ... tarafından sonradan özür yazısının gönderildiği, fiilin hedefi, ağırlığı ve niteliği itibariyle manevi tazminat koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından, Davanın reddine, ..." karar verilmiştir.Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesi ve aşamalardaki beyanlarını tekrarla,hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, sundukları mali kayıtlardan da anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin Türkiye'deki tüm faaliyetlerinin sona erdiğini ve davalıların büyük maddi kayıplara uğramasına sebebiyet verdiğini, mahkemenin gerekçesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Aş vekili katılma yoluyla sunduğu istinaf dilekçesinde; Haksız fiil Çin'de gerçekleştiğinden MÖHUK uyarıncı Çin mahkemelerinin yetkili olduğunu, müvekkili şirketin Norveç'teki arabuluculuk görüşmelerine çağrılmadığını,davacı kötüniyetle dava açtığından disiplin para cezasına hükmedilmesi gerektiğini beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Ticari itibarının zedelenmesi sebebiyle maddi ve manevi zararların tazmini istemine ilişkindir.TBK.m.49 gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Madde 50 gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur.Yine ispat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Dosyada mevcut delil durumuna göre; İspat yükü kendisine düşen davacının, haksız fiilin varlığı ve dava konusu eylem sebebiyle maddi zarara uğradığı iddiasını ispat edemediği,davaya konu e-postada yer alan "tersane ile birlikte oynama çabaları içinde olduğu", "politik ayak oyunları yapıldığı", "yetersizlik", "gerekli özenin gösterilmediği", "bilgilerin sızdırıldığı", "etik olmayan davranışların yapıldığı", "yapılan toplantıların art niyetle ve abesle iştigal olduğu" ,"... Ofisin bu yöndeki yaklaşımı ve teknik konulardaki duruşunu gözden geçirmesi gerektiği" şeklindeki beyanların ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, alanında uzman bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen 12/1/2023 tarihli bilirkişi raporunun dosya kapsamındaki diğer delillerle örtüştüğü ve denetime elverişli olduğu, uzman heyet raporunda belirtilen tespitlerin hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmadığı, buna göre Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın ve 49. maddesinde yer alan maddi tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı, elektronik yazışmaların davacı şirketin Türkiye'deki müşterilerine gönderilmesi sebebiyle fiil Türkiye'de gerçekleşmiş olduğundan, Türk Mahkemelerinin yetkili olduğu,arabulucuk görüşmelerinin usulüne uygun şekilde gerçekleştirildiği, HMK’nun 329. maddesi gereğince davacının eldeki davayı kötü niyetle açmış olduğu hususunun ispatlanamadığı anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/735 Esas 2023/528 Karar sayılı 20/06/2023 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 269,85 TL'nin mahsubuyla bakiye 345,55 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 269,85 TL'nin mahsubuyla bakiye 345,55 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalı Davalı... Aş'den tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,4- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,7- Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 09/07/2025