T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/3196
KARAR NO:2025/2141
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:21/06/2023
NUMARASI:2023/265 Esas - 2023/584 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Rekabetten Kaynaklanan)
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalıya ait sitede davacıların ticari itibarlarına saldırıldığını, davalının gerçek dışı haberler yaptığını, isnat edilenlerin haksız ve mesnetsiz olduğunu, hukuka aykırı olduğunu beyan ederek her bir davacı için 20.000 TL olmak üzere toplam 80.000 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Avada arabuluculuk görüşmelerinin gerçekleşmediğini, davanın öncelikle usulden reddi gerektiğini, davacıların taleplerinin zamanaşımına uğradığını, haberlerin gerçekliğe uygun olduğunu,yapılan haber sebebiyle basının sorumlu tutulamayacağını beyan ederek haksız davanın reddini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Dosyanın yapılan incelemesinde, arabuluculuk davet mektubunun davalının kep adresine gönderilmesi sebebiyle davalının bu yöndeki itirazlarının yerinde olmadığı, duruşmanın yapıldığı zamanda haberin halen internet sitesinde yayında olması sebebiyle zamanaşımı süresinin henüz başlamadığı dolayısı ile süreninde dolmayacağı, yayınlanan haberin içeriğine ilişkin davalı dışındaki başka haber kaynaklarının düzeltme/ özür yazılarının dava dilekçesi ile dosyaya ibraz edildiği, benzer nitelikli uyuşmazlığa ilişkin Bakırköy 7 ATM'nin 2019/861 esas 2020/843 karar sayılı dosyasında verilen kararda "haberin yapılmasında basın özgürlüğü sınırlarının aşıldığı, yayının gerçek olmadığı, kamu yararının bulunmadığı, konunu güncelliğinin gözetilmediği, objektif sınırlar içerisinde kalınmadığı, asılsız bir haberin yapıldığı, olayın doğru olup olmadığının basit bir araştırma ile elde edilebilecek iken hiçbir araştıram yapılmadan görünür gerçekliğe aykırı yayın yapıldığı, yayında yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, vb..." tespitleri le haksız rekabetin gerçekleştiği tespit edilerek manevi tazminata karar verildiği, bu kararın İstanbul BAM 4 HD'nin 2021/591 esas 2022//2637 karar sayılı ilamıyla denetimden geçerek kesinleştiği, bu emsal kararın davacıların aynı zamanda Mahkememiz dosyasında da davacı olduğu, davalısının ise başka kişi olduğunu, bununla birlikte benzer konudaki habere ilişkin değerlendirme yapıldığından iş bu kararın Mahkememiz dosyası yönünden kesin delil mahiyetinde olduğu, Bakırköy 4 ATM'nin 2019/786 esas 2022/333 karar sayılı dosyasındaki davacıların ve dava konusunun iş bu dosya ile benzer olduğu, davalısının farklı kişi olduğu, söz konusu kararda da yayınlanan haber içeriğinin haksız rekabet kapsamında değerlendirilerek manevi tazminatın kısmen kabulüne karar verildiği, bu kararın istinaf edildiği ancak henüz kesinleşmediği, yayınlanan haberin içeriği, halen yayında olması, bu habere ilişkin özür /düzeltme yazılarının olması, haberin içeriği hakkında basit bir araştırma ile bilgi sahibi olunabilmesi, haberin içeriğinin gerçek olay ve olgulara dayanmaması, görünür gerçekliğe uygun olmaması, iddiaya dayalı haberin hukuka uygun kabul edilemeyeceği, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu, bu haliyle basın özgürlüğü kapsamını aştığı, doğrudan davacıların kişilik haklarına saldırının amaçlandığı ve davalının, davacıları ve faaliyetlerini kötüleyen yayınının haksız rekabet teşkil ettiği bu durumda davacı yararına uygun bir miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi hükmü, 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karar gerekçesi , tarafların sosyal ve ekonomik durumları, olayın meydana geliş biçimi, davalının eylemi, eylemin davacılar üzerindeki etkisi, olay tarihi ve haberin halen yayında olması hususları da birlikte değerlendirildiğinde her bir davacı yönünden davanın kabulü ile her bir davacı için 20.000,00'er TL olmak üzere toplam 80.000,00 TL manevi tazminatın 29/08/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacılara verilmesine, ..." karar verilmiştir.Verilen karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Haksız rekabet fiilinde rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırılık oluşturan davranış ve ticari uygulamalarda bulunmak haksız rekabete konu fiilinin oluşması için şart olarak arandığını, bu sebeple, dava konusu ifadelerin gerçek olup olmadığının araştırılması gerektiğini, davanın zaman aşımına uğradığını, davaya konu haberin görünür gerçekliğe uygun olduğunu,basın ve ifade özgürlüğü sınırları kapsamında kaldığını, eldeki davada tazminat koşullarının oluşmadığını beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava;Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1.ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır.Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur.Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır.Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır.Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir.Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Hâl böyle olunca,Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Handyside, parag. 49, başvuru no: 5493/72, 07.12.1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: 35839/97, 22 Şubat 2005).İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir:1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi:AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (AssociationEkin/Fransa, başvuru no: 39288/98; Ürper ve diğerleri/Türkiye kararı, başvuru no: ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ..., 20 Ekim 2009).2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu: Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması,kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/ Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir.Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, Ankara 2013, s. 232).3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu:AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lingens/Avusturya, başvuru no: ..., 08 Temmuz 1986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama sebebi ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (..., ... Serisi no: ..., başvuru no: ..., ...).Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.; 30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır.Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık ..., Başvuru No: ..., ..., ... Stefano/İtalya, Başvuru No: ..., ...).Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir.Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür.Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları). Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz.Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir.Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır.Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir.Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu yayın ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde; Dava konusu haberin gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, yayının toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı ve davacı tarafın kişilik haklarına bir saldırıda bulunulmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir (Aynı doğrultuda Dairemizin 2023/376 E. - 2024/4279 K-,2023/568 E-2024/46798 K. Sayılı ilamları).
Yukarıda açıklanan hususlar gereğince davalı vekilinin istinaf talebinin kabulüne ilk derece mahkemesi kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına ancak bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, davanın reddi yönünde yeniden karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile;Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2023/265 Esas 2023/584 Karar sayılı 21/06/2023 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda; 2- Davacılar tarafından davalı aleyhine açılan tazminat davasının REDDİNE,3- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;3/a-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 1.366,20 TL'nden mahsubuyla fazla alınan 750,80 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacılara iadesine,3/b-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,3/c-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,3/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). ve 10/(3). maddelerine göre 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... Şirketi'nden tahsiliyle davalıya verilmesine, 3/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). ve 10/(3). maddelerine göre 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... Şirketi'nden tahsiliyle davalıya verilmesine,3/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). ve 10/(3). maddelerine göre 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... Şirketi'nden tahsiliyle davalıya verilmesine, 3/f-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 2/(3). ve 10/(3). maddelerine göre 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacı ... Şirketi'nden tahsiliyle davalıya verilmesine, 4- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 4/b-İstinaf yargılaması için davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına, 4/c-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 738,00 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcının davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalıya verilmesine,4/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 28/05/2025