T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1255
KARAR NO: 2025/397
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/01/2023
NUMARASI: 2022/130 Esas - 2023/35 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 05/02/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353.maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili şirket, ... Grubuna bağlı olan ... logolu televizyon kanalının yayın hakkı sahibi olduğunu. davalı şirketin ise @... isimli 296.000 takipçi sayısına sahip twitter hesabının ve www...com.tr haber sitesinin sahibi olduğunu, dava konusu olayla ilgili olarak ... Genel Başkanı ...'in Elazığ ziyaretini takip eden muhabir ..., ...'in esnaf ziyareti yapacağı lokantada beklerken kendisinin muhabir olduğunu fark ederek yanına gelen ve şehit yakını olduğunu söyleyen bir şahıs kendisine "..." beyan ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirket muhabiri şahsa " Bir vatandaş olarak rahatlıkla soru sorabileceğini, kameraların kayıtta olduğu bir ortamda kendisine yönelik bir saldırı olamayacağını" söyleyerek istediği soruları sorabileceğini belirttiğini, ..., video da yer alan kişiyi daha önceden tanımadığını, şahsın yanına gelerek kendisine soru sorması üzerine şahısla muhatap olduğunu, olay anında orada bulunan bir şahıs tarafından bu durum gizli ve izinsiz bir şekilde kayda alındığını ve bu kayıt davalı tarafından konuşmanın sadece bir kısmı cımbızlanarak, ... muhabiri ilgili şahsı salona getirmekle, kışkırtmakla ve provokasyon kurgusu yapmakla itham ettiğini, davalıdan 50.000 TL manevi tazminatın 07.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, dava konusu iletinin hukuka aykırılığının tespiti ile masrafı davalıdan alınmak suretiyle kararın, tirajı en yüksek ulusal iki gazetede yayınlanmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davalı müvekkili ... A.Ş.'nin "...com" haber sitesinin ve @... twitter hesabının sahibi olmadığını, "...com" haber sitesinin künyesinin incelendiğinde, sitenin müvekkiliile bir ilgisinin olmadığının görüleceğini, bahsi geçen sitenin 13.04.2020 tarihli "alan adı satış sözleşmesi" ile ... A.Ş. Şirketine devredildiğini, davaya konu haberin yayın tarihi olan 07.11.2021 tarihinde devir işlemlerinin tamamlandığını, her türlü idari ve hukuki sorumluluğun devralan şirkete geçtiğini beyan ederek; Müvekkili yönünden davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğu ve dava şartı yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince; "...Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı sebebiyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; Toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da zorunluluktur. Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır. AİHM 22 Nisan 2013 tarihli ... başvuru no'lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, AİHS'nin 10. maddesinin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan "bilgi" ya da "düşünceler" için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, "demokratik toplumun" onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,...” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri ... ve ... başvuru no'lu kararlarında da tekrar etmiştir. Davaya konu edilen yayınlardaki açıklamalar incelendiğinde; Kullanılan ifadelerin toplumun bilgi edinme ve basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, haberlere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, söz konusu beyanların eleştirel özellik taşıdığı, davacı bankanın kişilik haklarına ve ticari itibarına saldırı niteliğinde olmadığı, dava konusu yayınların bütünü itibariyle eleştiri mahiyetinde olduğu, hakaret içermediği, anlaşılmakla 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunun 58. Maddesi gereğince manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla; Davacı tarafça davalı aleyhine açılan davanın REDDİNE, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla,davaya konu twıtter iletisinde davalının ifadelerinin, müvekkilini kamuoyu önünde küçük düşürme, itibar ve güvenirliliğini zedeleme ve yanlış bir algı oluşturma amacı güttüğünü,
davalı tarafından sarfedilen davaya konu beyanların basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici sebeplere, davaya konu söz ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dava konusu paylaşımda geçen ifadelerin ağır eleştiri niteliğinde olup hakaret niteliği taşımamasına,ifade ve bu kapsamda basın özgürlüğünün, sadece toplum tarafından kabul gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen bilgi ve fikirler için değil; İncitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olup, bu durumun demokratik toplumun gereği olmasına, dava konusu beyanların davacının kişilik haklarına saldırı boyutuna ulaşmamasına, somut olayda dava konusu beyanların basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp, Türk Borçlar Kanunu'nun 58. maddesindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmamasına, İlk Derece Mahkemesi kararında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından, yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/130 Esas 2023/35 Karar sayılı 17/01/2023 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 179,90 TL'nin mahsubuyla bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3- Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 05/02/2025