T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/2410
KARAR NO:2025/168
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:06/04/2023
NUMARASI:2022/9 Esas - 2023/300 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:15/01/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı gazetede 05.10.2019 tarihinde yayınlanan "..." başlıklı yazısında "..." ifadesi ile gerçeğe aykırı şekilde davacı şirkete ... toplumda müvekkillere karşı infial uyandırılmış, yaptığı projeler ve sonucundaki başarılan ile halkın gurur kaynağı olmuş müvekkillerin kişilik haklarına saldırıldığını, yazı ile hedeflenen unsur bilgi vermek ya da basın özgürlüğü kapsamında haber yapmak olmayıp, yaptıkları ile devlete, millete ne kadar katkı sağlamış olursa olsun, adını yurt içi ve yurt dışında yaptığı başarılı işlerle halkın gözünde ne kadar yüceltmiş olursa olsun dikkate alınmaksızın yalan ifadelerle halkın gözünden düşürmek amaçladığını, yazı içeriğindeki iftira ve karalama kastının açıklığı hiçbir şüpheye yer vermeyecek ve herhangi bir özgürlük biçimi ile açıklanamayacak kadar aşikâr olduğunu, davacı ... (.... A.Ş.) söz konusu Proje Bazlı Teşvik Sistemi kapsamındaki proje için nakit hibe almaksızın tamamen kendi öz sermayesi ile 600 milyon liralık yatırım yapacağını, yatırım kapsamında şimdiye kadar terörle mücadelede başarısı kanıtlandığını, ... ve ... kurulacağını, ...(.... A.Ş.) ürettiği yüksek teknoloji ile ... de ...'yı ihraç ederek bu alanda Türkiye'nin ilk ihracatını gerçekleştirdiğini, ... sisteminin başarısı sayesinde ise Cumhuriyet tarihinde ilk kez gelişmiş bir hava aracı, 2018'de havacılıkta 100 yıllık bir geçmişe sahip olan ve dünyanın en büyük uçaklarını üreten Ukrayna'ya ve Katar'a ihraç edildiğini, Türk Havacılık tarihinde' ... 'aracı unvanı alarak rekor kırdığını,... ve ... (...) sistemini geliştirip, üreten ve ihraç eden müvekkil şirket yöneticisinin ... dayalı olarak kurulmak istenen bağlantıyı iyi niyetle bağdaştırmanın mümkün olmadığını, yapılan haber ile davacıların kişilik haklarının çiğnendiğini, toplumdaki saygınlığına zarar verildiğini, gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yaran bulunmasını, toplumsal ilginin varlığınığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de koruması gerektiğini, basının objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapması gerektiğini, yapılan haberle kişilik hakları zedelenen davacılara manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep ettiklerini, bu sebeple davacılardan ... için 40.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL, ... için 30.000,00 TL olamak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın, yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsil edilerek davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde; Davalı ... A.Ş.’nin sahibi olduğu ... Gazetesi Birgün ulusal çapta günlük yayın yapan, günlük, siyasi bir gazete olduğunu, aynı zamanda müvekkile ait, (...) adlı İnternet sitesi üzerinden, Birgün gazetesinde yayımlanan haber, köşe yazısı ve içerikler internet üzerinden yayımlandığını, davalıya ait gazete ve İnternet sitesinde dünya ve Türkiye’den haberlere yer verilmekte ve köşe yazıları yayımlandığını, davacıların ise insansız hava aracı üreten bir şirket, bu şirketin yönetim kurulu başkanı ve teknik müdürü olduğunu, davalı gazetede anılan şirketle ilgili bir haber yayınlandığını, anılan haber 05.10.2019 tarihli gazetede “İhacı Damada...” şeklinde birinci sayfada kutu haber, “...” başlığıyla da on birinci sayfada yine kutu haber şeklinde yayınlandığını, davacı şirkete ait iha üretim tesisinin Cumhurbaşkanlığı kararı ile özel endüstri bölgesi ilan edilmesi ile ilgili olduğunu, anılan haberin..’ndan alınmış olup haber içeriği ajansın haberiyle birebir aynı olduğunu, nitekim davacı şirkete ait tesisin Cumhurbaşkanı kararıyla özel endüstri bölgesi ilan edildiği dava dilekçesinde de belirtildiği gibi gerçek bir haber olduğunu, gerçek bir haber ile ilgili olarak manevi zarar uğranıldığı iddiasında bulunulmasının hukuken olanağı bulunmadığını, tacirler Arasında Görülen Davalarda Görevli Mahkemenin Ticaret Mahkemesi olduğunu, davacının haber sebebiyle herhangi bir zarara uğradığını ispatlayamadığından davanın reddi gerektiğini, davacıların bahsi geçen süreçte itibarının ve kişilik haklarının zarar gördüğünün somut verilerle ve delillerle ortaya konulması halinde dahi, bu zararın yapılan haber sebebiyle oluştuğu da ayrıca kanıtlanmaya muhtaç olduğunu, iddia olunan zararın varlığının kanıtlanmasının yeterli olmayıp, anılan zararın davalının eyleminden kaynaklandığının da davacı tarafından ayrıca kanıtlanması gerektiğini, böylesi bir tespitin gelinen aşamada ve tüm yargılama açısından kanıtlanması olanaklı olmaması da göz önünde bulundurularak, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, ifade özgürlüğü bağlamında eleştiri hakkının kullanılması hukuka uygunluk sebebi olduğunu, talep edilen 100.000-TL manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu, öncelikle görevsizlik kararı verilerek dosyanın görevli ticaret mahkemesine gönderilmesine, yönetim kurulu başkanı ve teknik müdür olan gerçek kişi davacıların davalarının taraf ehliyeti noksanlığı sebebiyle husumetten, tüzel kişi davacının davasının ise esastan olmak üzere huzurdaki davanın tümüyle reddine karar verilmesini talep etmiştir.İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/691 Esas - 2020/698 Kararı İle "... Aş yönünden davanın reddine, ... yönünden davanın reddine, ... yönünden davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 10.000 TL manevi tazminatın yayın tarihi olan 05/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacı ...'a ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine... " karar verilmiştir.Kararın istinaf edilmesi sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi 2021/874 E., 2021/1236 K. Sayılı ilamı ile ''..Somut olayda; dava, basın yoluyla davacı şirketin ticari itibarına ve gerçek kişi davacıların kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Bu durumda ilk derece mahkemesince ihtiyari dava arkadaşı olan davacı ... A.Ş. yönünden davanın görev yönünden tefrik edilerek, görevsizlik kararı verilmesi diğer gerçek kişi davacılar yönünden ise davaya devam edilip karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde davanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır... ilk derece mahkemesi kararının HMK' nun HMK 353/1-a.3 maddesi gereğince görev yönünden kaldırılmasına...'' karar verilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda; İlk Derece Mahkemesince; "...ifade ve basın özgürlüğünün sınırlarının aşıldığı kişilik hakkına saldırının davacı şirketin onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyuta ulaştığı anlaşılmakla, olayın mahiyeti, saldırının ağırlığı, haberinin herkese açık yayınlanmış olması, tarafların sıfatı, sosyo-ekonomik gelir durumları,paranın alım gücü, manevi tazminat miktarının zenginleştirici ve fakirleştirici nitelikli tayin olunamayacağına dair ilkeler İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4 Hukuk Dairesi 2021/786 Esas 2021/1862 karar sayılı ilamı ve İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4 Hukuk Dairesi 2021/401 Esas 2021/1967 karar sayılı ilamları ve örnek Yargıtay ilamları ve tüm yasal mevzuat dikkate alınarak davanın kısmen kabul kısmen reddi ile takdiren 25.000,00-TL manevi tazminatının ilk yayım tarihi olan 05/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmesi gerekmiştir.Davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. Davacı ... A.Ş. nin açtığı davanın KISMEN KABULÜNE; 25000,00 TL (YİRMİBEŞBİNTL) manevi tazminatın 05/10/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine FAZLAYA İLİŞKİN TALEBİN REDDİNE, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Manevi tazminat miktarının düşük olması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Manevi tazminat koşullarının oluşmaması ve miktarının yüksek olması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Basın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat talebine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; Toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; Hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi sebebiyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları).Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir.Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar.Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir.Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır.Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında dava konusu yayın ve ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, kullanılan ifadeler basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalmayıp doğrudan davacının kişilik haklarına saldırı mahiyetinde bulunmadığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulduğu anlaşıldığından davalı velilinin istinaf istemleri yerinde değildir. Manevi tazminatın miktarı yönünden yapılan istinaf istemine gelince; 6098 sayılı TBK’nın 58. maddesi hükmüne göre hâkimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır.Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan sebepleri karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Somut olayda; Konuşmanın içeriği, yayında kullanılan ifadelerin ağırlığı,haberin davacı üzerindeki etkisi, haber tarihi, talep miktarı, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın alım gücü ve yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacı yararına hükmedilen manevi tazminat miktarı yerindedir. Manevi tazminatın miktarına ilişkin istinaf istemi bu sebeple yerinde değildir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, İlk Derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/9 Esas 2023/300 Karar sayılı 06/04/2023 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 179,90 TL'nin mahsubuyla bakiye 435,50 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,3- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 1.707,75 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,30 TL'nin mahsubuyla bakiye 1.280,45 TL istinaf karar ve ilam harcının istinaf eden davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4- İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,7-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 15/01/2025