T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
4. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/3666
KARAR NO: 2024/3872
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/10/2022
NUMARASI: 2019/407 Esas - 2022/803 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine yapılan ön inceleme sonucunda; Davacılar vekili dava dilekçesinde; Davalılardan ... tarafından kaleme alınan ve 04/04/2019 tarihli ... Gazetesi’nin 1. sayfasında “...” başlığı ile yayımlanan köşe yazısında yer alan ifadeler sebebiyle davalıların kişilik haklarına basın yoluyla saldırıda bulunulduğunu, söz konusu yazısının müvekkil şirketlerin kişilik haklarını ağır surette ihlal etmesi sebebiyle davalı taraftan her bir müvekkili için 100.000,00 TL olmak üzere toplam 200.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, dava konusu ifadelerin hukuka aykırılığının tespiti ve masrafı davalıdan alınmak suretiyle kararın tirajı en yüksek ulusal iki gazetede yayınlanmasını talep etmiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; Davanın reddini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince; "... Davalılardan ...'nun iddiaya konu yazıyı kaleme aldığı çekişmesizdir. Uyuşmazlık; söz konusu yazının davacıların kişilik hakkını ihlal edip etmediği ve yazının basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kalıp kalmadığı noktalarında toplanmaktadır. Basın özgürlüğü Anayasanın 28. Maddesinde düzenlenmiştir. Böylece hem basının haber verme hakkı hem de toplumun haber alma hakkı güvence altına alınmıştır. Tabiidir ki, her özgürlük gibi basın özgürlüğünün de sınırları bulunmaktadır. Bununla beraber, günlük yaşamda sıradan bir kişinin sarf ettiği sözler kişilik hakkının ihlali anlamına gelebilirken, basının ayrıcalıklı konumu gereği, aynı ifadeler kişilik hakkının ihlali sonucunu doğurmayabilecektir. Davaya konu yazıda; davacıları rahatsız edecek minvalde ifadelerin kullanıldığı sabit ise de "..." tabirinin yazı tarihi itibari ile gündemde olan bir tabir olduğu, bu tabirin başka haber mecralarında da yer aldığı, bazı siyasi kişiliklerin de bu ifadeyi telaffuz ettikleri, davacıların ülkenin büyük medya kuruluşları arasında yer aldıkları, bu nedenle kendilerine yönelik olumsuz ifadelere karşı normal kişilere nazaran daha hoşgörülü yaklaşmaları gerektiği, tarihi itibari ile yazının güncellik ilkesine uygun olduğu, mevcut dosya durumuna göre basın özgürlüğü ile toplumun haber alma hakkına öncelik tanınması gerektiği anlaşılmakla, davacıların kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat talep etmelerini haklı kılacak düzeyde olmadığı kanaatine varıldığından (İstanbul BAM 4. Hukuk Dairesi'nin 2020/1920 E. 2022/1503 Karar sayılı ilamı), Davanın tüm talepler yönünden REDDİNE, ..." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde; Dava dilekçesindeki beyanlarını tekrarla,davaya konu haberin basın ve ifade özgürlüğü sınırlarını aştığını, açmış oldukları davada tazminat koşullarının oluştuğunu beyanla Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; İhtiyari dava arkadaşı olan her iki davacı yönünden de davanın reddine karar verilmiş olduğundan, lehlerine her bir davacıdan ayrı ayrı tahsil edilmek üzere iki ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini beyanla, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap ve takdir olunan 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacı ... A.Ş.'den, 9.200,00 TL vekalet ücretinin davacı ... A.Ş.'den ayrı ayrı alınıp davalılara verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Basın özgürlüğü, Anayasa'nın 28. maddesi ile Basın Kanunu'nun 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir.Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum, halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın; olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu sebeple ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp yayınlarında Anayasa'nın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanunu'nun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması ve hukuki bir zorunluluktur.Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi birçok kararında; “...Sözleşme’nin 10/1. fıkrasında güvence altına alınan ifade özgürlüğünün, demokratik toplumun ana temellerinden birini ve yine bu toplumun gelişmesi ve her bireyin kendini geliştirmesi için esaslı şartlarından birini oluşturduğunu hatırlatarak ifade özgürlüğünün, Sözleşme’nin 10/2. fıkrasının sınırları içinde, sadece lehte olan veya muhalif sayılmayan veya ilgilenmeye değmez görülen "haber" veya "fikirler" için değil, ama aynı zamanda muhalif olan, çarpıcı gelen veya rahatsız eden haberler veya fikirler için de uygulandığını, bunun, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olduğunu, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olamayacağını ...” belirtmiştir.İfade özgürlüğü ve bu bağlamda basın özgürlüğünün asıl, sınırlamanın ise istisna olduğu unutulmamalıdır. Sınırlamanın kanuni olması, meşru amaca dayanması ve demokratik toplumda gerekli ve orantılı olması da gözetilmelidir.Bu açıklamalar ışığında somut olayda; Davalının twitter sosyal medya platformu üzerinden dava konusu paylaşımlarda yer alan isnadın dayanağının bulunmadığı ve görünür gerçekliğe uygun olmadığı, bu haliyle davacının kişilik haklarının hedef alındığı ve ifade özgürlüğünden bahsedilmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.Bu çerçevede kişilik haklarına saldırılan davacı lehine manevi tazminat şartları oluşmuştur.Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, davaya konu yayın bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davaya konu haberde Fetö terör örgütü kastedilerek davacı tarafa bu terör örgütüne benzer paralel bir yapılanma içerisine girdiği, davacı şirketlerin sahibinin yasa dışı bir terör örgütünün lideri olduğu ve bu örgütü yönettiği, davacı şirketlerin gayrı meşru ve usulsüz ihalelerle edinilen paralarla iktisap edildiği şeklindeki ifadelere yer verilmiş olup, davalıların davacılara karşı açıkça suç isnadında bulunmuş olduğu, doğrudan olgu isnadı biçiminde kesin yargı içeren haberlerin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyeceği gibi, davalı tarafça dosyaya isnadını ispata yarar kesin ya da kanaat uyandırıcı somut bir delil sunulmadığı, haberde yer alan ifadelerin küçük düşürücü nitelikte, ağır ve rencide edici olduğu, bu itibarla yayının basın özgürlüğü kapsamını aştığı ve doğrudan kişilik haklarına saldırı mahiyetinde bulunduğu anlaşılmaktadır (Dairemizin benzer mahiyette 2021/1386 Esas- 2023/422 Karar,2022/1520 Esas-2023/3659 Karar sayılı ilamları). Buna göre yukarıdaki ilkeler nazara alındığında davacılar yararına uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmiş olması doğru olmamıştır. Bu sebeplerle davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.6100 sayılı HMK’nın “İhtiyari dava arkadaşlığı” başlıklı 57. maddesinde; birden çok kişinin kanunda sayılan hallerde birlikte dava açabilecekleri gibi aleyhlerine de birlikte dava açılabileceği düzenlenmiş, "ihtiyari dava arkadaşlarının davadaki durumu” başlıklı 58. maddesinde ise ihtiyari dava arkadaşlığında, davaların birbirinden bağımsız olduğu,dava arkadaşlarından her birinin, diğerinden bağımsız olarak hareket edeceği düzenlenmiştir. Somut davada, davacılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olup, vekalet ücretinin her bir davacı aleyhine ayrı ayrı takdir edilmesi gerektiğinden davalılar vekilinin istinaf istemi yerindedir (Aynı doğrultuda Yargıtay 4. HD'nin 2021/14532 E-2021/8367 K sayılı ilamı). Bu sebeplerle davalılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.Yukarıda açıklanan hususlar gereğince taraf vekillerinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince kaldırılmasına, davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan manevi tazminat davasının kısmen kabulüne, Türk Borçlar Kanunu 58. maddesinde yer verilen hak ve nesafet kuralları çerçevesinde takdiren 20.000,00 TL manevi tazminatın 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacı ...ne, 20.000,00 TL manevi tazminatın 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacı ...ne verilmesine, fazlaya dair istemin ve ilan talebinin reddine yönelik yeniden hüküm kurulması gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacılar vekili ve davalılar vekilinin istinaf başvurularının KISMEN KABULÜ ile; İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/407 Esas - 2022/803 Karar sayılı 05/10/2022 günlü kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden bu kapsamda; 2- Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ İLE; 2/a-Davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminatın 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle işbu davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine, 2/b-Davacı ... yönünden 20.000,00 TL manevi tazminatın 04/04/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiliyle işbu davacıya verilmesine, fazlaya dair istemin reddine, 2/c-Yayın (ilan) talebinin reddine, 3- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 3/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 2.732,40 TL nispi karar ve ilam harcının peşin yatırılan 3.415,50 TL'den mahsubuyla fazla alınan bakiye 683,10 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacılara iadesine, 3/b-Davacı tarafça yapılan 44,40 TL başvurma harcı, 2.732,40 TL peşin harç, 6,40 TL vekalet harcı ile müzekkere, posta ve tebligat gideri 2.783,20 TL olmak üzere toplam 5.566,40 TL yargılama giderinden davanın kabul ret oranına göre 1.113,28 TL'sinin davalılardan müteselsilen tahsiliyle davacılara verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, 3/c-Davalı tarafça yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 3/d-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13/(2). maddelerine göre 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiliyle ...' ne verilmesine, 3/e-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10. ve 13/(2). maddelerine göre manevi tazminat talebi yönünden 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davalılardan müteselsilen tahsiliyle ...' ne verilmesine, 3/f-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/1-2 ve 13/(2) maddelerine göre reddedilen manevi tazminat yönünden 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalı ....' ye verilmesine, 3/g-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/1-2 ve 13/(2) maddelerine göre reddedilen manevi tazminat yönünden 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalı ...' na verilmesine, 3/h-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 10/1-2 ve 13/(2) maddelerine göre reddedilen manevi tazminat yönünden 20.000,00 TL nispi vekalet ücretinin davacılardan müteselsilen tahsiliyle davalı ...'na verilmesine, 4- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 4/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davacılar ve davalılar tarafından yatırılan istinaf harçlarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde kendilerine iadesine, 4/b-İstinaf yargılaması için taraflarca yapılan yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,4/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 6-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2024