T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2022/796
KARAR NO: 2025/1112
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 13/01/2022
NUMARASI: 2020/544 Esas - 2022/19 Karar
DAVANIN KONUSU: Rücuen tazminat
KARAR TARİHİ: 08/07/2025
Yukarıda yazılı İlk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 05/06/2016 tarihinde davacı ... Sigorta AŞ'ye sigortalı, dava dışı sürücü ...'nün idaresindeki ... plakalı aracın yaptığı trafik kazası sonucu davacı şirket tarafından hak sahiplerine 06/12/2018 tarihinde 112.000 TL ve 07/01/2019 tarihinde 54.042,78 TL olmak üzere toplam 166.042,78 TL tazminat ödendiğini, trafik kazası tespit tutanağına göre sigortalı aracın sürücüsünün olay yerini terk ettiğini belirterek davacının ödediği tazminatın 06/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince: "Davacının davalı ... hakkında açmış olduğu davanın reddine, davacının davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi hakkında açmış olduğu davanın kabulü ile 166.042,78 TL toplam alacağın, 112.000 TL'lik kısmının temerrüt başlangıç tarihi olan 06/12/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine, 54.042,78 TL'lik kısmının temerrüt başlangıç tarihi olan 07/01/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi'nden alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili: Kazayı yapan ...'nün olay yerini terk ettiği iddialarını asılsız olduğunu, söz konusu kazada dava dışı sürücü ...'nün önündeki araçların aniden durması nedeniyle hemen önündeki araca çarpmamak amacıyla hafifçe sağdaki bankete birkaç cm girdiğini, somut olayda olay yerinin dava dışı sürücü tarafından terk edilmediğinin açık olduğunu, olaydan sonra düzenlenen polis tutanaklarındaki “olay yeri terk” beyanının gerçeği yansıtmadığını, dava dışı sürücünün olay yerini terk ettiği kabul edilse dahi bu durumun tek başına rücu sebebi olmayacağını, müvekkili şirketin kayden ... plakalı aracın maliki görünse de, fiilen söz konusu aracın işleteni ve sahibi konumunda olmadığını, dosyada mübrez sözleşmeden anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin söz konusu aracı kazayı yapan dava dışı ...’nün babası olan ... isimli şahsa 01/05/2012 tarihinde satmış olduğunu, bu tarihten beri aracın zilyedi, fiili işleteni ve sahibinin müvekkili şirket olmadığını, somut olayda davacı şirketin, hak sahiplerine 166.042,78 TL ödeme yaptığını kendi dilekçesinde açıkça yazdığı halde 25.000 TL üzerinden belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yararı bulunmadığını belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili ise: Davalı ...'in kazaya karışan aracın ZMSS poliçesinin kendi adına kayıtlı Kredi Kartı ile ödemekle sigorta ettireni sıfatı taşıdığını, dava dilekçesinde avans faizi talep edilmesine rağmen kararda yasal faize hükmedildiğini belirterek istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, ZMMS sigortacısının, akde aykırılık nedeniyle sigortalısından rücuen tazminat istemlidir. Yargıtay'ın yerleşik ve istikrar kazanmış kararlarında da açıklandığı üzere, davanın açıldığı tarihte alacak miktarının belirlenmesi imkansız ise belirsiz alacak davası açılabilir. Öte yandan alacaklıdan alacağın miktar veya değerinin tam olarak belirlenmesi beklenemez ise yine belirsiz alacak davası açılabilir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmektedir. Bu durumda davacının belirsiz alacak davası açmasında isabetsizlik yoktur. Somut olayda tartışılması gereken öncelikli hukuki sorun, KMAZMSSGŞ'de öngörülen sigortalıya rücu koşullarının oluşup oluşmadığına ilişkindir. ZMSS'de sigortacının rücu hakkı, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun (KTK) 95. maddesinin 2. fıkrası ile KMAZMSSGŞ'de düzenlemeye tabi tutulmuştur. Bu tür davalarda sigortacı KTK'nin 95. maddesinin 2. fıkrası gereğince tazminat yükümlülüğünün azaltılması veya kaldırılmasına ilişkin halleri üçüncü kişilere karşı ileri süremeyeceğinden zarar görene ödeme yaptıktan sonra sigorta sözleşmesine ve bu sözleşmeye ilişkin kanun hükümlerine göre kendi sigorta ettirenine rücu edebilir. Poliçenin akdedildiği tarihte yürürlükte bulunan KMAZMSSGŞ'nin, "Zarar Görenlerin Haklarının Saklı Tutulması ve Sigortacının İşletene Rücu Hakkı" başlıklı B.4. maddesinin 3. fıkrasının "f" bendi uyarınca; ödemede bulunan sigortacı bedeni hasara neden olan trafik kazalarında sigortalının veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin, tedavi veya yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme, can güvenliği nedeniyle uzaklaşma gibi zorunlu haller hariç olmak üzere, olay yerini terk etmesi veya kaza tutanağı, alkol raporu vb. kazanın oluş koşullarına ilişkin gereken belgelerin düzenlenmesi yükümlülüğüne aykırı davranması halinde, kazaya sebebiyet veren sigortalıya rücu edebilir. Düzenlemeye konu rücu nedeni sırf bedensel yaralanmayla sonuçlanan trafik kazalarıyla sınırlı olmayıp maddi hasarla sonuçlanan trafik kazalarını da kapsamaktadır. Poliçenin tanzim tarihinde ve olayın meydana geldiği günde yürürlükte bulunan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 1409. maddesi uyarınca sigortacı geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikonun gerçekleşmesinden doğan zarardan veya bedelden sorumlu olduğu gibi aynı maddenin 2. fıkrası hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışında kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanmalıdır. Olayın sigortalının ihbar ettiği şekilde değil de sigortacının iddia ettiği şekilde gerçekleşmesi halinde ise, bu oluş şeklinin KMAZMSSGŞ'nin, A.6. maddesinde sayılan teminat dışında kalan haller ile B.4. maddesinde sayılan zarar görenlerin haklarının saklı tutulması ve sigortacının sigortalıya rücu hakkı kapsamında olması gerekmektedir. İlkeler yukarıda anlatılan şekilde olmakla birlikte sigortalı, KMAZMSSGŞ'nin, A.6. ve B.4. maddeleri ve TTK'nin 1446. maddesinin 2. fıkrası uyarınca rizikonun gerçekleştiğine dair doğru ihbar yükümlülüğünü kasten yerine getirmez veya iyi niyet kurallarına açıkça aykırı şekilde sigorta teminatı dışında kalan bir hususu sanki bu oluşan riziko teminat içindeymiş gibi ihbar ederse ispat yükü yer değiştirir. Bu durumda oluşan rizikonun teminat içinde kaldığını ispat yükü sigortalıya geçer. Somut uyuşmazlık yukarıda yapılan açıklamalar ışığında değerlendirildiğinde; dosya kapsamında polis memurları tarafından düzenlenen Kaza Tespit Tutanağında; ... plakalı aracın sürücüsünün firar ettiği, firar eden sürücünün kusurlu olduğu, dava dışı sigortalı araç sürücüsünün olayın ardından hastaneye veya emniyete gittiğine dair kayıt bulunmaması nedeni ile oluşan kaza yerini terk sebebinin ZMSS Genel Şartları B.4/f bendi kapsamında "tedavi" veya "yardım amaçlı sağlık kuruluşuna gitme", "can güvenliği nedeniyle uzaklaşma" gibi zorunlu hallerden olmadığı, bu nedenle rücu koşullarının oluştuğu anlaşılmıştır. Bununla beraber, söz konusu aracın poliçesine göre sigortalısının (sigorta sizleşmesinin tarafının) davalı şirket olduğu, böylece davalı şirketin ZMSS poliçesinin sigortalısı olması nedeniyle Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının B.4. maddesi gereğince açılan rücu davasında taraf sıfatını haiz olduğu, davalı Hüseyin'in sözleşmenin tarafı olmaması sebebiyle, bu kişiye karşı açılan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Yine, sigortalı araç "hususi" kullanıma tabi olduğundan ve davacının rücuya konu tazminat için avans faizi ödediği ispat edilmediğinden yasal faize hükmedilmesinde de dosya içeriği ile usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin ve davacı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nin 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine,2-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,7 TL istinaf karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Harçlar Kanununa göre alınması gereken 11.342,38 TL istinaf karar ve ilam harcının davalı ... Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinafa başvuranlar tarafından istinaf başvurusu nedeniyle sarf ettiği yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 6-İstinaf yargılama giderleri için yatırılan gider avansından artan kısmın yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nin 361. maddesi uyarınca gerekçeli kararın tebliği tarihinden itibaren iki haftalık süre içerisinde, dairemize ya da bulunulan yer bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine veya ilk derece mahkemesine verilecek dilekçeyle Yargıtayda temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.08/07/2025