T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2021/1650
KARAR NO: 2024/1508
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 20/04/2021
NUMARASI: 2019/606 (E) - 2021/249 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi Tazminat
KARAR TARİHİ: 31/10/2024
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... AŞ'ye ZMSS poliçesiyle sigortalı ... plakalı araç sürücüsünün sebebiyet verdiği trafik kazasında davacının eşi ...'in vefat etmesi nedeniyle, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkili için 5.000 TL destekten yoksun kalma tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiş; 04/03/2021 tarihli bedel artırım dilekçesiyle maddi tazminat talebini 256.931 TL'ye yükseltmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın reddini savunmuştur.İlk derece mahkemesince, davanın kabulü ile 256.931 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihi olan 06/11/2019 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; tazminat hesaplamalarında ücret kamu düzenine ilişkin olup kesin hüküm verilinceye kadar her aşamada resen dikkate alınması gerektiğini, tazminat hesaplamasında hüküm tarihine en yakın güncel asgari ücret üzerinden yapılan hesaplamanın kamu düzenine ilişkin olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müteveffanın alt ve üst soy bilgisini içerir nüfus kayıt örneği istenerek destekleri hayatta iseler annesi, babası ve çocuklarının talebi olsun olmasın yerleşik Yargıtay kararları gereği onların paylarının da hesaplamaya dahil edilmesi gerektiğini, teminat limiti dahilinde olan bu durum gözetilmeden hüküm kurulduğunu, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranının fahiş ve hatalı olduğunu, bilirkişi mütalaasında sigortalı araç sürücüsüne en fazla %65 kusur atfedilebileceğinin belirtildiğini, raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve kusur oranlarının tespiti için Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyetinden seçilecek kusur konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğini, müvekkili açısından hükmedilen faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazası sebebiyle destekten yoksun kalma tazminatı talebine ilişkindir.Somut olayda, İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 2019/390 (E) sayılı dosyası kapsamında alınan 02/12/2019 tarihli kusur bilirkişi raporunda destek yayanın asli, dava dışı sürücünüm tali kusurlu olduğu bildirilmiştir. İlk Derece Mahkemesince alınan 18/06/2020 tarihli kusur raporunda dava dışı araç sürücüsü %100 oranında kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Ancak, dosya içeriğinden İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/390 (E) sayılı dosyasının kesinleşip kesinleşmediği anlaşılamamaktadır. Bu durumda aynı olay nedeniyle ceza yargılama aşamasında alınan kusur bilirkişi raporları ile İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan kusur raporu arasında kusur oranlarında çelişki ortaya çıktığı halde İlk Derece Mahkemesince kusur oranları bakımından bilirkişi raporları arasında oluşan çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu (ATK) Trafik İhtisas Dairesi'nden, İTÜ Makine Mühendisliği bölümünde görevli akademisyenlerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan veya Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti gibi kurumlardan seçilecek uzman bilirkişi kurulundan çelişkiyi giderecek şekilde kazanın oluşumunda kusur dağılımını belirleyen gerekçeli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi doğru olmamıştır. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf itirazı yerindedir. Destekten yoksun kalınacak sürenin, çocuklar için, yaşları, okuldaki eğitim durumları, içinde yaşadıkları sosyal ve ekonomik koşullar değerlendirilerek ayrı ayrı belirlenmesi, yüksek öğrenim yapacaklar ise, öğrenimlerinin sona erdiği tarih, yapmamakta ise yerleşik ve kabul gören uygulamaya göre, erkek çocukları için 18 yaşın, kız çocukları için 22 yaşın desteğin sona ereceği yaş olarak kabulü gerekmektedir. Somut olayda desteğin kızı ...'in kaza tarihinde 20 yaşında olduğu halde tazminat hesabına dahil edilmediği anlaşılmaktadır. Bununla beraber UYAP nüfus kayıtlarından desteğin anne babasının öldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacı eşin yanı sıra, desteğin kızı ... için destekliğin sona erme yaşı belirlenerek usulü kazanılmış haklara da riayet edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi doğru olmamıştır. O halde, yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde öncelikle İlk Derece Mahkemesince ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden, İTÜ Makine Mühendisliği bölümünde görevli akademisyenlerden oluşturulacak bilirkişi kurulundan veya Karayolları Genel Müdürlüğü Fen Heyeti gibi kurumlardan seçilecek uzman bilirkişi kurulundan çelişkiyi giderecek şekilde kazanın oluşumunda kusur dağılımını belirleyen gerekçeli rapor alınması ardından, davalı sürücüye kusur atfedildiği takdirde; desteğin kızı ...'in 22 yaşına kadar annesinden destek göreceğinin kabul edilmesi ile usulü kazanılmış haklara da riayet edilerek yeniden aktüerya hesap uzmanından tüm destekten yoksun kalanların paylarının belirlendiği rapor alınması için dosyanın mahkemesine iadesine karar vermek gerekmiştir. Kabule göre; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 99. maddesine göre, ZMSS Genel Şartları ile belirlenen belgeler ile birlikte sigorta kuruluşuna başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içinde sigortacının tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüdün gerçekleştiği ve davalının temerrüt faizinden sorumlu olduğunun kabulü gerekir.Somut olayda; dava tarihinden itibaren faize hükmedilmiştir. Bu nedenle ayrıca ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi talebi yerinde değildir. Kaldırma kararı içeriğine göre davacı vekilinin istinaf itirazı değerlendirilmemiştir.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere: 1-Davacı vekili ile davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulüne, yukarıda esas ve karar numarası belirtilen ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6. maddesi uyarınca kaldırılmasına,2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine,3-İstinaf başvurusu için yatırılan istinaf karar ve ilam harcının, istekte bulunulması durumunda ilk derece mahkemesince yatıran taraflara geri verilmesine,4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından, vekâlet ücretine hükmedilmesine yer olmadığına, 5-İstinaf kanun yolu başvurusundan ötürü davacı ve davalı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin, ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda gözetilmesine, 6-İstinaf kanun yolu incelemesi için yatırılan gider avansından artan tutarın, HMK'nin 333. maddesinin, 1. fıkrası uyarınca ilk derece mahkemesince kendiliğinden yatıran taraflara geri verilmesine, 7-İstinaf kanun yolu incelemesinin sonucuna göre icranın geri bırakılması kararı kapsamında davalı tarafından İstanbul Anadolu 2. İcra Dairesinin ...(E) sayılı takip dosyasına verilen 405.079,06 TL tutarındaki nakit teminatın 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 36. maddesinin 5. fıkrası uyarınca geri verilmesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2024