T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
40. HUKUK DAİRESİ
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
DOSYA NO: 2024/367
KARAR NO: 2026/728
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 12/09/2023
NUMARASI: 2018/580 (E) - 2023/658 (K)
DAVANIN KONUSU: Maddi ve Manevi Tazminat
KARAR TARİHİ: 08/05/2026
Yukarıda yazılı İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, Dairemiz Heyetince yapılan müzakere sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin elinde bisikletiyle yaya geçidinden yolun karşısına geçtiği sırada davalı... Şirketine Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasıyla (ZMSS) sigortalı, ... adına kayıtlı, ...'nın idaresindeki ... plakalı aracın müvekkiline çarparak yaralanmasına neden olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 200 TL tedavi ve yol gideri, 200 TL kazanç kaybı, 200 TL kaza sebebiyle çalışma gücünün yitirilmesinden doğan zararı, 200 TL ekonomik geleceğinin sarsılmasından doğan kaybı ve 200 TL bakıcı gideri olmak üzere toplam 1.000 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 02/05/2016 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte maddi tazminatın tüm davalılardan, manevi tazminatın ise sigorta şirketi hariç diğer davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 17/05/2022 tarihinde sunduğu bedel belirleme dilekçesiyle bakıcı gideri talebini 3.294 TL, tedavi gideri ve yol masrafını 3.200 TL, geçici iş göremezlik tazminatı talebini 10.696,64 TL, sürekli iş göremezlik tazminatı talebini ise 72.743,41 TL olmak üzere maddi tazminat talebini toplam 89.934,05 TL olarak belirlemiş; 31/01/2023 tarihli ıslah dilekçesi ile de sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 111.881,69 TL olarak ıslah etmiş ve toplam 129.072,33 TL maddi tazminatın davalı araç sürücüsü ve ruhsat sahibi yönünden kaza tarihinden, davalı sigorta şirketi yönünden yazılı başvuru tarihi olan 10/04/2018 tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.Davalı ... Şirketi vekili cevap dilekçesinde davanın reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince;
"1-Davanın maddi tazminat yönünden ilk talep artırım dilekçesi doğrultusunda kısmen kabulü ile 27.970,42 TL sürekli iş göremezlik, 2.674,16 TL geçici iş göremezlik, 1.623,50 TL bakıcı masrafı olmak üzere toplam 32.268,08 TL maddi tazminatın davalılar ... ve ... yönünden kaza tarihi olan 02/06/2016'dan itibaren; davalı sigorta şirketi yönünden poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere ve temerrüt tarihi olan 20/04/2018'den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine,
2-Davanın manevi tazminat talebi yönünden kısmen kabulü ile 20.000 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ...'dan kaza tarihi olan 02/06/2016'dan itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvuran davacı vekili dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesinin kazanın oluş şekli açısından delil olmadığından bahisle Adli Tıp Kurumunun ihtimalli hazırladığı kusur raporundan davalı lehine olan ihtimali kabul ederek hüküm kurduğunu, ancak kusur yönünden bu değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, dosyadaki olay yeri fotoğraflarından anlaşılacağı üzere orta refüjün bulunduğu yerin bisikleti sürerek geçmeye fiziken uygun olmadığını, orta refüjde yükselti bulunduğunu, bu sebeple müvekkilinin bisikleti elinde geçtiği apaçık ortada olup aksinin kabulünün müvekkilinin yaşında birisi için fizik kurallarına aykırı olup hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalı sürücünün olay yerinden sebepsiz yere kaçması ve delillerin toplanmasına engel olması, ağır yaralı müvekkilini olay yerinde bırakıp hastaneye dahi götürmemesi sebebiyle ispat külfetinin davalı tarafta olduğunu, orta refüjde yükseklik olması nedeniyle bisiklet sürerek geçmeye fiziken mümkün olmaması, davalı sürücünün olay yerini terk ederek delillerin toplanmasına engel olması, davacı müvekkilinin kaza anında orta refüje kadar gelerek neredeyse yolu tamamlamak üzere olduğu göz önünde bulundurularak davalının %100 kusurlu olduğunun kabul edilmesi gerekirken %25 kusurlu kabul edilerek hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu, yanlış yönetmelik esas alınarak maluliyet raporunun hazırlandığını, kaza tarihi itibarıyla Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği çerçevesinde düzenlenmiş sağlık kurulu raporunun esas alınması gerektiğini, hesap bilirkişisi tarafından daha yüksek ve son rapor olan ikinci maluliyet raporunun esas alınması gerekirken ilk maluliyet raporu üzerinden hesap yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarının az olduğunu, sürücü ve araç sahibi yönünden 02/06/2016, sigorta yönünden ise 20/04/2018 tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, 31/01/2023 tarihli ıslah dilekçeleri olmasına rağmen ıslah dilekçesinin dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, gerekçeli kararda 17/05/2022 tarihli ilk talep artırım dilekçesi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne karar verildiği belirtilse de gerekçeli kararın hüküm kısmında yargılama giderleri ve avukatlık ücreti hesaplanırken gerekçe kısmında hükme esas alınmayan ıslah dilekçesi (31/01/2023 tarihli) dikkate alınarak davanın kabul ve ret oranlarının hesaplandığını, bu nedenle yargılama giderleri ve avukatlık ücretlerinde davacı aleyhine hesap yapıldığını, bu durumda hükmün her durumda kendi içerisinde çelişkili olduğunu, davanın reddedilen kısmı yönünden vekalet ücretine hükmedilirken AAÜT'nin 13/3 maddesinin gözardı edildiğini ve aleyhe hükmedilen vekalet ücretinin yanlış hesaplandığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.HMK'nin 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda: Dava, trafik kazasından kaynaklanan yaralanma nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
1-Kusura yönelik istinaf itirazının incelenmesi;İlk derece mahkemesince kusur tespitine ilişkin alınan 26/12/2018 tarihli bilirkişi raporunda; kazanın oluşumunda davacı ...'nun %62,5 oranında, davalı sürücü ...'nın %37,5 oranda kusurlu olduğu tespit edilmiş,Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 30/06/2016 tarihli bilirkişi raporunda ise kazanın oluşumunda sürücü ...'nın kusurunun olmadığı, sürücü ...'nun asli kusurlu olduğu tespit edilmiş, Elbistan Cumhuriyet Başsavcılığınca 2016/3044 soruşturma numaralı dosyası ile şüpheli ... hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan kusursuz olması nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.Mahkemece Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan 30/06/2020 tarihli raporda; kazanın davacı ...'nun olay mahalli yaya geçidinde yaya olarak bisikleti elinde iterek yolun karşısına geçtiği sırada mı meydana geldiği yoksa kazanın davacı ...'nun olay mahalli yaya geçidinde bisiklet üzerinde bisikleti sürerek yolun karşısına geçtiği sırada mı meydana geldiği hususunda kesin kanaate varılamadığı belirtilerek alternatifli kusur dağılımı yapılmış, 1.durum; kazanın davacı ...'nun olay mahalli yaya geçidinde yaya olarak bisikleti elinde iterek karşıdan karşıya geçtiği sırada meydana geldiğinin kabulünde, davalı sürücü ...'nın %100 oranında kusurlu olduğu, davacı ...'nun kusursuz olduğu, 2.durum; kazanın davacının olay mahalli yaya geçidinde bisiklet üzerinde bisikleti sürerek karşıdan karşıya geçtiği sırada meydana geldiğinin kabulünde, davalı sürücü ...'nın %25 oranında kusurlu olduğu, davacı ...'nun %75 oranında kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır.Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen rapordaki 2. alternatif uyarınca davalı sürücünün kazanın meydana gelmesinde %25 oranında kusurlu kabul edilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.
2-Maluliyet raporuna yönelik istinaf itirazının incelenmesi;6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 54. maddesi kapsamında açılan davalarda, maddede öngörülen meslekte kayıp oranının belirlenmesinde yargısal uygulamalarda, kaza tarihi itibarıyla ayırım yapılarak kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015 tarihinde yürürlüğe giren genel şartlardaki atıf gereğince 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak maluliyet raporu alınması gerektiği kabul edilmektedir.Somut uyuşmazlıkta ATK 2. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 26/02/2020 tarihli raporda; Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerinden yararlanılarak davacının tüm vücut engellilik oranının %22 olduğu, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren (9) aya kadar uzayabileceği; 26/02/2021 tarihli raporda ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinden yararlanılarak davacının % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme süresinin olay tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği tespit edilmiştir.Mahkemece, davacının maluliyetinin belirlenmesinde Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre düzenlenen Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 26/02/2020 tarihli raporundaki %22 engellilik oranı ve 9 ay iyileşme süresi dikkate alınarak düzenlenen aktüer raporunda hesaplanan tazminat miktarı benimsenerek karar verilmiştir. Eldeki davada olduğu gibi, TBK'nin 54. maddesi kapsamında çalışma gücünün azalmasından doğan kayıp nedeniyle açılan davalarda, beden ve ruh tamlığı ihlallerinin, zarar görenin sanatına veya mesleğine yapmış olduğu etkinin ve bunun oranının gözetilmesi ile belirlenmesi gerekir. 2918 sayılı KTK'nin 90. maddesinde zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamındaki tazminatların bu Kanunda öngörülen usul ve esaslara tabi olduğu belirtilmiş, ayrıca bu Kanunda düzenlenmeyen hususlarda TBK'deki haksız fiillere ilişkin hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.Davacının meslekte kazanma gücü kaybı oranının belirlenmesi bakımından (somut olayda) kaza tarihi itibarıyla yargısal uygulamalarda uygulanması kabul edilen Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğu gibi, Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği de yürürlüktedir. Bu yönetmeliğin (Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği) "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde; 5510 sayılı Kanunun 107. maddesi hükmüne dayanılarak hazırlandığı belirtilmiş; "Kapsam" başlıklı 2. maddesinin (1) nolu bendinde de yönetmeliğin, "5510 sayılı Kanunun 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri kapsamındaki sigortalıların iş kazası ile meslek hastalığı sonucu sürekli iş göremezlik hâllerinin meslekte kazanma gücünü ne oranda azaltacağına," ilişkin usul ve esasları kapsadığı belirtilmektedir.Buna karşılık Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmeliğin "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde bu Yönetmeliğin, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanun, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu ile 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Özürlüler ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 5. maddesine dayanılarak hazırlandığı, yine anılan yönetmeliğin 2. maddesinde Yönetmeliğin, özürlülere sağlanan haklardan ve verilecek hizmetlerden yararlanmak üzere istenilen özürlü sağlık kurulu raporları ile özürlü sağlık kurulu raporu verebilecek yetkili sağlık kurumlarını ve özürlülerle ilgili sınıflandırma ve ölçütleri kapsadığı düzenlenmiştir. Buna göre -adli tıp öğretisinde de kabul edildiği üzere- Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, amaç ve kapsam olarak tazminat hukuku ilkeleri bağlamında hükümler içerip haksız fiile maruz kalan kişideki travmatik lezyonlar ile birlikte meslek veya iş türü, meslek grup numaraları, iş kolları ve kişilerin yaşlarına yönelik ayrı ayrı cetveller içermekte ve bu itibarla tıbbi kıyas/takdir metoduna elverişli olması nedeniyle bilirkişinin/adli tıp uzmanının yorumuna olanak vermektedir. Buna karşılık Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik ise kişinin maruz kaldığı haksız fiil ve bunun sonucu olarak mesleğinde kazanma gücünü hangi oranda kaybettiğini belirlemekte yeterli olmayıp daha ziyade kişide bulunan sistematik hastalıkları ön plana çıkarmakta, malulen emeklilik, vergi indirimi, bakım ücreti, özel eğitim ve özel donanımlı araç kullanımına yönelik olup tazminat hesabında asıl önem arz eden yaş, sanat, meslek, meslek grubu gibi faktörlerin hesaplamada değerlendirilmemesinden dolayı tazminatın unsurlarını ve hak edilen tazminatın belirlenmesinde yeterli ve gerekli parametreleri içermediği için yeterli olmamaktadır.Bu durumda somut olayda, dosyada bulunan ve Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre düzenlenen Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunun 26/02/2021 tarihli raporunda, davacının kaza nedeniyle % 32.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve iyileşme (iş göremezlik) süresinin kaza tarihinden itibaren 6 aya kadar uzayabileceği tespit edildiğine göre, bu rapordaki maluliyet durumu göz önüne alınarak daha önce rapor düzenleyen aktüer bilirkişiden ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
3-Faiz başlangıç tarihine yönelik istinaf itirazının incelenmesi;
Davacı tarafça 10/04/2018 tarihinde davalı sigorta şirketine başvurulduğu, 8 iş günü sonrası olan 24/04/2018 tarihi itibarıyla davalı sigorta şirketinin temerrüde düştüğü, bu tarihten itibaren faize karar verilmesi gerekirken 20/04/2018 tarihinden itibaren faize karar verilmesi doğru değil ise de istinaf edenin sıfatına göre kararın kaldırılma nedeni yapılmamıştır.Davalı sürücü ve malik yönünden kaza tarihi olan 02/05/2016 tarihinden itibaren faize karar verilmesi gerekirken 02/06/2016 tarihinden itibaren faize karar verilmesi doğru olmamıştır.
4-Islah yönünden istinaf itirazının incelenmesi;Belirsiz alacak davasında davacı, alacağının tam ve kesin olarak belirlenmesinden sonra HMK'nin 107. maddesine dayalı olarak bir kez alacağını artırabilir. Ayrıca davasını HMK'nin 176. ve devamı maddelerine göre bir kez de ıslah edebilir.Somut davada, maddi tazminat davası belirsiz alacak davası olarak açılmış olup davacı vekilinin 17/05/2022 tarihinde sunduğu dilekçesi HMK'nin 107. maddesine göre bedel artırım dilekçesi ve 31/01/2023 tarihli dilekçesi ise HMK'nin 176. maddesine göre ıslah dilekçesi niteliğinde olduğu ve ıslah dilekçesi verilerek 2. kez artırım istenebileceği gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bu yöne ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmüştür.
Kararın kaldırılma nedenine göre diğer istinaf itirazları bu aşamada inceleme dışı bırakılmıştır.
KARAR: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a/6. maddesi uyarınca kaldırılmasına,
2-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
3-Adli yardımdan yararlandırılmasına karar verilen davacı tarafından istinaf karar ve ilam harcı ödenmediğinden bu konuda karar verilmesine yer olmadığına,
4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti hükmedilmesine yer olmadığına,
5-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,
6-İstinaf talep eden tarafından istinaf aşaması için yatırılan gider avansının yatıran tarafa iadesine,
Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nin 353/1-a maddesi uyarınca kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.08/05/2026