T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2229
KARAR NO: 2023/1327
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/10/2020
NUMARASI: 2019/9 Esas - 2020/470 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/11/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Bankası tarafından borçlu aleyhinde İstanbul ...İcra Müdürlüğünün (eski ... Y. esas ...) sayılı dosyası ile Genel Kredi Sözleşmesi, Zeytinburnu ....Noterliğinin 01.09.2009 tarih, ... yevmiye no.lu 29.12.2009 tarih,... yevmiye sayılı İhtarname banka defter ve kayıtları dayanak alınmak sureti ile icra takibi başlatıldığını, daha sonrasının da takip konusu alacak ... Bankası tarafından davacı ...’a 21.11.2012 tarihinde temlik edildiğini, takip dosyası ile ilgili borçlu ...’e ödeme emri tebliğ edildiği, takibin kesinleştiği, akabinde takip borçlusu adına kayıtlı ... ..., ... Mah ... Ada, ... Parsel, ... Blok ...Kat ... nolu bağımsız bölüm nolu taşınmaz kaydı üzerine haciz konulduğu ve satış işlemlerine başlandığı, bu kapsamda borçlu adına kayıtlı hacizli taşınmaz ile ilgili kıymet takdiri işlemleri yapıldığı, bu işlemler sırasında davalı borçlu tarafından İstanbul 18.İcra Hukuk Mahkemesinin 2013/1081 esas sayılı dosyası ile usulsüz tebligat iddiası ile şikayette bulunulduğu, 29.07.2013 tarihinde takip dosyası alacak ile ilgili borca ve yetkiye dair itirazda bulunulduğu, İstanbul 18.İcra Hukuk Mahkemesince 2013/1081 esas sayılı dosya üzerinden ilk aşama da şikayetin reddine karar verildiği, davalı borçlu yanca yapılan temyiz itirazı sonrasında Yargıtay 12.HD 2015/2055 E, 2015/10266 K sayılı ilamı ile yerel Mahkeme kararı bozulduğu ve bozma sonrası 2015/261 e sayılı dosyası üzerinden davalı borçlu yanın usulsüz tebligat iddiası ile yapmış olduğu şikayet kabul edildiği, 26.07.2013 tarihi takipten haberdar olduğu olarak kabul edildiğini, karar Yargıtay HK Mahkeme Kararını 03.07.2018 tarihinde onandığını, takip dosyasına konu genel kredi sözleşmesi incelendiğinde ve takip borçlularının birden fazla oluşu da dikkate alındığında yetkili İcra Dairelerinin İstanbul İcra Daireleri olduğu ve yetkili İcra Müdürlüğünde takibin başlatıldığının görüleceği, ileride telafisi imkansız zararlara mahal verilmesini ve alacağın semeresiz bırakılmaması için Yozgat Merkez Aşağı Nohutlu bağımsız bölüm üzerine tedbiren ihtiyati haciz Şerhi Konulmasına karar verilmesi ile davalı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesi ile davalıların % 20 den az olmamak üzere İcra inkar tazminatına mahkum edilmesi talep edilmiştir.
CEVAP: Davalı tarafa yapılan tebligata rağmen süresi içerisinde cevap dilekçesi sunmadığı anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Toplanan deliller, icra dosyası ve düzenlenen bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında dava dışı borçlu şirket ile davacı arasında ticari kredi sözleşmesinin varlığı ve davalı borçlunun bu kredi sözleşmesini müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı hususunda ihtilaf olmayıp, ihtilafın davalının müteselsil kefil sıfatıyla takibe konu borçtan sorumlu olup olmadığı hususundan kaynaklandığı anlaşılmıştır. Dava konusu alacağa ilişkin taraflar arasında akdedilen kredi sözleşmesinin ticari kredi olması ve dava dışı şirketin ve davalının davacı bankanın ticari müşterisi olması nedeniyle her iki tarafın ticari işiyle ilgili olması nedeniyle dava konusu ihtilafı çözmeye mahkememiz görevlidir. Davalı tarafından takibe itirazında borca ve faize yönelik itirazda bulunarak borçlu olmadığını ileri sürmüşse de, dava dışı borçlu şirketin asıl borçlu olarak davalının dava konusu kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, kredi ve kefalet ilişkisinin kurulduğu açık olup, takip konusu borcun davalı yönünden kefil sıfatıyla Genel Kredi Sözleşmesinden kaynaklandığı, davalının kefil olarak attığı imzaya yönelik itirazının bulunmadığı, müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan ve hesaplanan kefalet tutarı kapsamında borçtan sorumlu olduğu davacı tarafın dosyaya sunduğu genel kredi sözleşmesi, ticaret sicil kayıtları ve yapılan bilirkişi incelemesi ile sabit olmakla davalı tarafın itiraz ettiği miktar yönünden borcunun bulunmadığına ilişkin soyut iddia dışında takip konusu borcun doğmadığına ve itfa edildiğini ilişkin her hangi bir ispata yarar delil ibraz edememiştir. Bu haliyle davacı tarafın takip konusu genel kredi sözleşmesinden dolayı davalıdan bilirkişi tarafından tespit edilen miktar ve faiz oranı yönünden alacaklı olduğunu ispat ettiği anlaşılmakla, düzenlenen uzman bilirkişi raporunun da mahkememizce dosya kapsamına uygun olması ve denetime elverişli bulunması nedeniyle hükme esas alınarak davacı tarafın davalıdan takip konusu genel kredi sözleşmesinden dolayı davacının dava dışı banka ile düzenlediği temlik sözleşmesi uyarınca temlik aldığı 149.838,00 TL olduğundan bu tutar üzerinden 149.838,00 TL asıl alacağına taksitlerin ödenmeye başlandığı 13.04.2012 tarihinden itibaren yıllık % 72 temerrüt faiz oranı üzerinden temerrüt faizi işlemesi gerektiği, davacı taraf banka ve finans kurumu olmadığından gider vergisi olan banka sigorta muamele vergisinin mükellefi olmadığı bu nedenle BSMV talep edemeyeceği anlaşıldığından düzenlenen bilirkişi raporu dosya kapsamına uygun ve denetime elverişli olduğundan davacı tarafın davalı borçlu hakkında başlattığı icra takibi haklı olup, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla davanın kısmen kabulü kısmen reddi ile; davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın kısmen iptali ile, takibin 149.838,00 TL asıl alacak üzerinden taksitlerin ödenmeye başlandığı 13.04.2012 tarihinden itibaren yıllık % 72 temerrüt faiz oranı üzerinden aynen devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, asıl alacağın %20'si (29.967,60 TL) oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine ve davanın kısmen kabul kısmen reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın kendisi hakkında itirazın iptali davası açabilmesi için hakkında yasal olarak yetkili ve görevli icra müdürlüğünde icra takip dosyası açması gerektiğini, kendisi hakkında dava konusu edilen alacak miktarı yönünden herhangi bir yetkili ve görevli icra müdürlüğünde açılmış bir icra takibi bulunmadığını, bu bağlamda hakkındaki davada yetkili olmadığı için yetki itirazında bulunduğunu, bu davada yetkili ve görevli mahkemenin Yozgat Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, o nedenle dosyanın yetkili ve görevli mahkeme olan Yozgat Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, hakkında davacı alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında ... Bankası şubesinden kullandırılan kredi de kendisinin kefalet durumu müteselsil olsa bile kefalet miktarının belirtilmediği için ne kadar borçtan kefil olarak sorumluluğunun belirtilmediği için adi kefalet olarak kabul edilip davacının kendisiyle birlikte diğer kefillere müracaat hakkının olması gerekirdi, davacı alacaklının kefil olarak ödediği miktarı rücuen alacak şeklinde kendisinden tahsil etmek için hakkında dava açmış ise de bu durumda da davacı alacaklının kötü niyetli olduğunu, rücuen alacak yönünden davacının talebinin zaman aşımına uğradığını, çünkü davacının temlik tarihinin 2012 yılı olduğunu, kefillerin tamamının kredi sözleşmesinden mütevellit bildiğini, rücuen alacak için müracaat süresinin çoktan geçtiğini, bankanın yaptığı işlemin temlikname değil rücu işlemi olduğunu, kendisinin krediye borçlu olmadığı gibi kefil olarak da imza atmadığını, kredi kullandıran banka yetkilisinin her nasılsa o anki kendi dalgınlığından ve gerçek iradesi olmamasına rağmen kendi iradesi dışında hileli bir şekilde bu krediye borçlu veya kefil olarak kredi sözleşmesindeki sayfaların çokluğunu da kullanarak kendisine imza attırdıklarını, kendisinin kefil veya borçlu olmak gibi bir niyetinin bulunmadığını, kendisine imzalattırılan bu kredi sözleşmesinin de kendi açısından hata nedeni ile banka açısından ise hile nedeni ile geçersiz olduğunu, ayrıca yerel mahkemece reddedilen kısım üzerinden talebi olan %20 icra inkar tazminatı ile ilgili olarak kendi lehine hüküm tesis edilmediğini, oysa ki yerel mahkeme kararında kısmen kabul kısmen red kararı verildiğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürmüştür.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı tarafın itirazın iptali davasının açıldığı mahkeme ve icra takibinin başlatıldığı icra dairesi için yetki ve görev itirazının yerinde olmadığını, mahkemenin yetkisine itiraz eden davalı tarafın dava süresince süresi içinde cevap dilekçesi sunmadığı anlaşıldığından yetki itirazında bulunamayacağının açık olduğunu, dava konusu ihtilafı çözmeye İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin görevli olduğunu, davalı tarafın kefil olarak attığı imzaya herhangi bir itirazda bulunmadığını, davalının genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, dosyaya sunulan genel kredi sözleşmesi, ticaret sicil kayıtları ve yapılan bilirkişi incelemesi ile istinafa başvuran davalının müteselsil kefil ve müşterek borçlu olduğu hususunun sabit olduğunu, borçlu ve davalı ...'in icra inkar tazminatına hükmedilmesine rağmen yargılamayı sürüncemede bırakmak için haksız ve hukuki dayanaktan yoksun bir şekilde istinaf başvurusunda bulunduğunu, yargılama sürecini yersiz bir şekilde uzatma amacı güttüğünü, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
GEREKÇE :Dava; genel kredi sözleşmesine istinaden başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazının iptali davasıdır.İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafça yukarıdaki nedenler ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; icra dairesinin de itirazın iptali davası görülen mahkemenin yetkili olup olmadığı, davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığı, kefaletin adi kefalet olup olmadığı, davalının 3. kişi olarak değil kefil olarak borcu ödediği iddiası ile takip hakkının bulunup bulunmadığı noktalarındadır. Davalı ve diğer dava dışı borçlular hakkında İstanbul ... İcra Müdürlüğün ... esas sayılı takip dosyası ile kullandırılan krediler nedeni ile toplam 197.288,99 TL alacağın tahsili için takip başlatılmış, davacı dışındaki diğer borçlulara tebligat yapılmış, borçlular takibe itiraz etmişler, bilahare icra dairesine gelerek takiplerinden feragat edip ödeme taahhüdünde bulunmuşlar, daha sonra da davacı ... alacaklı ... Bankası ile alacağın temliği sözleşmesi yaparak dosyaya ibraz etmiştir. Bu aşamadan sonra temlik alacaklısı eldeki davanın davacısı ... tarafından yenileme talebinde bulunulmuş, dosya 2012/ 25771 esas numarasını almış, davacıya gönderilen ödeme emri 24 Aralık 2012 tarihinde tebliğ edilmiş, borçlu vekili 29/07/2013 tarihinde usulsüz tebligat ile birlikte yetkiye ve borca itiraz etmiş, aynı zamanda yetkili icra dairesinin Yozgat İcra Dairesi olduğunu bildirmiş, takipten 26/07/2013 tarihinde haberi olduğunu bildirmiş, İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesine şikayet yolu ile başvurmuş, şikayeti reddedilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2015/2055 E - 2015/10266 K. sayılı ilamıyla kararın bozulması üzerine İstanbul 18. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/1262 e. 2016/914 k sayılı ilamıyla tebligatın usulsüzlüğüne, takibin durdurulmasın karar verildiği anlaşılmıştır.Dava, itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir. İİK. 67/1 maddesi "Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak genel hükümler dairesinde alacağın varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir" düzenlemesini getirmiştir. Bu yasal düzenleme doğrultusunda yapılan icra takibine borçlunun itiraz etmesi halinde davanın bir yıllık süre içinde açılması zorunludur. Bu süre hak düşürücü süredir. Ne var ki, bu sürenin başlaması için itirazın alacaklıya tebliği zorunludur. Yasada bu sürenin itirazın alacaklıya tebliğinden başlayacağı açıkça vurgulanmıştır. Yasa koyucu bu sürenin hak düşürücü süre olması, bu bağlamda hakkı söndüren bir süre olması nedeniyle alacaklının borçlunun itirazlarına tam olarak muttali olması, bunun da ancak itirazın tebliği yoluyla olacağını öngördüğünden sürenin tebligatla başlayacağını kabul etmiştir. Davacının yaptığı icra takibine itiraz edildiğini öğrenmesi de itirazın içeriğini tam olarak öğrendiğini göstermez. Bu nedenle 1 yıllık bu süre borçlunun itirazının alacaklıya tebliğ tarihinden itibaren başlayacaktır. Somut uyuşmazlıkta; davacı borçlunun itirazının davalıya tebliğ edildiğine dair icra dosya içerisinde evrak bulunmadığı gibi davacının böyle bir iddiası da bulunmamaktadır. Bu durumda eldeki davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığına ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir. (Emsal Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2016/26669 E. - 2019/12168 K. sayılı karar) Davalının İcra Dairesinde mahkemenin yetkisi bulunmadığına yönelik istinaf talepleri yönünden yapılan incelemede takibe dayanak sözleşmede sözleşmeyi yapan banka şubesinin yetkili olduğu düzenlemesi bu şubenin de İstanbul Topkapı Şubesi olması ve birden fazla borçlunun bulunduğu takipte borçlardan birisinin bulunduğu yerde takip ve dava açılabileceği, ayrıca Türk Borçlar Kanunu 89 maddesi gereği para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ödeneceğine ilişkin düzenleme ve 6100 sayılı HMK 10. maddesindeki sözleşmeden doğan borçların sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de görülebileceğine ilişkin düzenleme ve bu kuralların icra takiplerinde de kıyasen uygulanabileceğine dair İİK 50. maddesi gereğince İstanbul İcra Dairelerinin ve mahkemelerinin yetkili olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yönlere ilişen istinaf taleplerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Takibe dayanak sözleşme ve icra takibi incelendiğinde alacağı temlik alan davacı ...'ın kefil sıfatı ile imzasının bulunmadığı, bu şahsın ortağı ve yetkilisi olduğu ... Ltd. Şti'nin kefil olarak sözleşmeye katıldığı ve hakkında takip yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda sözleşmeye kefil olarak katılan ... Ltd. Şti'nin ayrı bir tüzel kişiliği bulunması karşısında davalının, davacının takibi borcu ödeyen kefil sıfatıyla takip ettiği, bu sebeple takip hakkı bulunmadığına ilişkin istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalının sözleşmeye iradesi dışında imzaladığına yönelik herhangi bir delil ileri sürülmediği, bu konuda herhangi bir ispatın da bulunmadığı anlaşıldığından bu yöne ilişen istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. Davalı-kefilin takibe konu sözleşmeye ek müşterek borçlu ve müşterek müteselsil kefalet şerhi başlıklı ek belgede isim, adres ve imzasının bulunduğu, sözleşmede kredi limitinin 1.000.000,00 YTL olarak yazılmış olduğu görülmektedir. Sözleşme 818 sayılı B.K döneminde imzalanmıştır. Buna göre kefaletin geçerli olabilmesi için;1) Yazılı şekilde yapılması, 2) Kefilin sorumlu olacağı belirli bir miktarın açıkça gösterilmesi, 3) Kefalet edilen borcun geçerli bir borç olması, 4) Kefilin medeni hakları kullanma ehliyetinin bulunması icap gerekmektedir. Somut olayda Genel Kredi Sözleşmesinde kredi limiti 1.000.000,00 YTL olarak belirlenmiş, sözleşmeye ek müşterek borçlu ve müşterek müteselsil kefalet şerhi başlıklı beyanda "yukarıda yazılı sözleşmeyi okuduk, anladık, kabul ettik. Sözleşmenin bütün hükümlerinin yerine getirilmesi için borçlu gibi borçlanmak kaydıyla... Kredi için borçlu ile birlikte müşterek müteselsil kefil ve müşterek müteselsil borçlu sıfatıyla kefil ve sorumlu olduğumuzu kabul ve beyan ederiz." kaydının bulunduğu, bu durumda davacının sorumlu olduğu miktarın da sözleşmede yazılı kredi limiti olduğu anlaşılmakla şeklen ve hukuken geçerli bir kefalet sözleşmesi bulunduğu kaldı ki bir an için kefalet limiti gösterilmemiş olsa kredi limitinin aynı zamanda kefalet limitini de içerdiği yerleşik Yargıtay kararlarıyla sabittir. (Emsal Yargıtay 11....26.12.1991 tarih 1990/3181 Es. ve 1991/6874 K. Sayılı Kararı) bu durumda mülga B.K'nu ile Yargıtay emsal içtihat kararlarına göre Genel Kredi sözleşmesinde mülga: BK 484 ve 485.m. öngörülen “Muayyen bir limit şartının teşekkül etmiş olduğu açıkça anlaşıldığından dolayı, geçerli bir kefaleti mevcut olduğunun kabulü gerekebileceği kanısına varılmaktadır. Bu durumda davalının kefalete ilişkin istinaf talepleri de yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 10.235,43 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 2.559,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 7.676,43 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.30/11/2023