T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2006
KARAR NO: 2023/1368
KARAR TARİHİ: 07/12/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/07/2020
NUMARASI: 2018/243 Esas - 2020/295 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/12/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ‘nin 14/09/2007 tarihinde İstanbul ili Orhanlı şubesi ve 31/04/2014 tarihinde İstanbul İli Derisan şubesi ile acentelik sözleşmesi imzalayarak davalı taraf ile hukuki ilişki kurduğunu, davalı tarafın sözleşmenin kurulduğu sırada tanzim ve vade tarihi boş olan malen kaydı içeren 50.000.00 USD bedelli teminat amaçlı olarak olarak düzenlenmiş bonoyu müvekkillere imzalattığını, müvekkili şirketin edimlerini yerine getirdiğini, davalı tarafın edimlerini yerine getirmediğini, bunun üzerine müvekkilinin İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ve İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyaları ile takip başlattıklarını borçlarını ödemeyen davalının teminat olarak verilen senedi tanzim ve vade tarihini doldurarak kötü niyetle İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası ile takip başlattığını müvekkilinin davalı ile sözleşme imzaladığı sırada unvanının ... Ltd. Şti olduğunu, 20/03/2014 tarihinde unvan değiştirerek ... Tic. Ltd. Şti olarak değiştirildiğini, bononun unvan değişikliğinden sonra 01/04/2015 tarihli olarak davalı tarafından doldurulduğunu iddia ederek müvekkilinin borçlu bulunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; tarafların sözleşmesinin 01/04/2015 tarihinde sona erince müvekkili şirketin acenta adına yaptığı diğer ödemeler için davacı acentenin müvekkiline dava konusu senedi verdiğini, senet üzerinde teminat senedi olduğuna dair herhangi bir ibare bulunmadığını, acentelik sözleşmesinin 14/09/2007 iken senedin düzenleme tarihinin 01/04/2015 olduğunu iddia ederek davacının ihtiyadi tedbir talebinin ve davanın reddini karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı ve davalı tarafın ibraz ettikleri ticari defterlerinde dava konusu senede ait kayıt bulunamamıştır. her iki tarafında dava konusu senetleri kayıtlarına almadıkları görülmüştür. Davacı taraf dava dilekçesinde Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyaları ile takip başlattıklarını, beyan etmiş, dosyada Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası uyap ekleri görülmüştür. Davalı ... Kargo 14/11/2015 tarihinde İstanbul .... İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası ile ... Ltd. ... aleyhine 49.932,00 TL Asıl Alacak, 1.592.35 TL İşlemiş faiz, 149.80 TL Komisyon olmak üzere toplam 51.674.15 TL için takip başlatmıştır. Dosyada tebliğ alındı parçaları görülmemiş, Bankalara ve gerekli yerlere sorgulama için yazı gönderildiği görülmüştür.Taraf defter ve belgeleri incelemesinde dava konusu senet için kayıt görülmediği, Sözleşme tarihinin 14/09/2007 ve 31/01/2014 olduğu, davacının 14/03/2014 tarihinde unvan değişikliği yaptığı, Senet tanzim tarihinin 01/04/2015 olduğu, ödeme tarihinin 01/05/2015 olduğu, senetteki kaşenin ... Ltd. Şti olduğu (Unvan değişikliğinden önceki kaşe) anlaşılmıştır. Senet bedelinin 50.000.00 USD olduğu halde davalı ... tarafından 17.100 .00 USD 'lik kısmı için talep açıldığı, taraflar arasındaki 14/09/2007 tarihli sözleşmenin 5. maddesinin acente bu yükümlülüklere uyacağının garantisi olarak 50.000.00 USD tutarında banka teminat mektubu veya ipotek rehini vereceği şeklinde olduğu hususları tespit edilerek senedin unvan değişikliğinden önce imzalandığı, senette teminat senedi olduğuna dair bir kayıt görülmediği tespit edilmiştir. Davalı vekiline 29/06/2020 tarihli duruşmada senet aslını sunması için süre verilmiş, davalı vekili tarafından dava konusu senet 02/07/2020 tarihinde mahkememize sunulmuştur. Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli 2017/1140 Esas 2018/563 karar sayılı kararına göre; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 776 ncı maddesine göre bononun senet metninde “bono” veya “emre yazılı senet” kelimesi ve senet Türkçe’den başka bir dille yazılmışsa, o dilde bono veya emre yazılı senet karşılığı olarak kullanılan kelime, kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödemek vaadi, vade, ödeme yeri, kime veya kimin emrine ödenecek ise onun adı, düzenlenme tarihi ve yeri ile düzenleyenin imzası bulunmalıdır. Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. ...’ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi “şart kabul etmeyen” bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. b., Ankara 1997, s.451). Nitekim Türk Ticaret Kanunu’nun 777 nci maddesi zorunlu unsurları taşımayan senedin bono niteliğinde olmadığını belirttikten sonra vade, keşide ve ödeme yeri konusunda da yedek hukuk kuralı getirerek oluşabilecek boşlukları doldurmuş ve belirlilik ilkesini bu şekilde desteklemiştir. Avizo, bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de, illetten mücerretlik veya muayyenlik vasfını ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konması, onun kambiyo senedi vasfını ortadan kaldırır. Yukarıda yapılan açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;Takipte dayanılan 01/05/2015 vade tarihli ve 50.000,00 USD tutarlı bononun arka yüzünde “teminat senedidir” ibaresi bulunmaktadır. Bonoda teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu ibare bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz.Bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge (İİK’nun 169/a maddesinde öngörülen) ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. Taraflar arasındaki 14/09/2007 tarihli sözleşmenin 5. maddesinde; acentenin bu yükümlülüklere uyacağının garantisi olarak 50.000.00 USD tutarında banka teminat mektubu veya ipotek rehini vereceği kararlaştırılmış ise de takipte dayanılan 01/05/2015 vade tarihli ve 50.000,00 USD tutarlı bononun arka yüzünde “teminat senedidir” ibaresi bulunsa da Bonoda teminat kaydı varsa da neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu ibare bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmayacağından mahkememiz dosyasındaki bilgi, belgeler ve Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli 2017/1140 Esas 2018/563 karar sayılı kararı göz önüne alındığında davanın reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; teminat senedinin 31/01/2014 tarihli sözleşmeye istinaden verilmiş olmasına rağmen bilirkişinin yaptığı incelemenin hatalı olduğunu, bono üzerinde malen kaydının bulunduğunu, somut olayda ise acentecilik sözleşmesinin kurulması aşamasında sözleşmenin 5. ve 36. maddelerinde belirtilen miktarlarda teminat senedinin verildiği ve senet üzerindeki tarihlerin sonradan eklendiği açıkça anlaşılmasına rağmen Mahkemece tüm savunmaların ve itirazların göz ardı edilmiş ve eksik bilirkişi raporuyla hüküm kurulduğunu, davacı şirketin 14/03/2014 tarihinde unvan değiştirmiş olmasına rağmen 01/04/2015 tarihinde eski unvanıyla iş bu senedi düzenlemesi mümkün olmayıp mahkemece taraflarca getirilme ilkesinin dışına çıkarak tarafların iddia ve savunmalarından uzak bir karar kurulduğunu, HMK 186. maddesinde yer alan usule riayet etmemiş; hukuki dinlenilme hakkını ihlal etmiş, dilekçeler teatisinde taraflarınca sunulan dilekçelere bakıldığında; anılan senedin teminat senedi olduğu, davalı yana borcu bulunmadığı, tarih alanının sonradan doldurulduğu; davalı yanın bu aşamada sunduğu cevap dilekçesinde ise kabul etmemekle beraber, davacı şirketin kendilerine borçlu olması ve uğranılan zarar nedeniyle bononun da tanzim tarihiyle aynı olan sözleşmenin feshedildiği 01/04/2015 tarihinde verildiğini ileri sürdüğünü, davacının savunmasında borç ilişkisine dayandığını, yargılama aşamasında tarafların defter ve belgelerine başvurulmuş; anılan senede dair bir kayıt bulunamadığı gibi; borçluluk durumu da tespit edilmediğini, esasen Davalının kendini bağlamış olan savunmasında "borç ilişkisi"ne direkt atıf yaptığını, burada HMK 25. ve 26. Maddelerine bakmak gerekeceğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; senette tanzim tarihinin sonradan doldurulabileceği hususunda birden çok yargıtay kararı olmakla tanzim tarihi boş olarak imzalanan senedin tanzim tarihinin sonradan yazılması mümkündür şeklindedir, taraflar arasında aktedilen acentelik sözleşmesinde dava konusu senede atıf dahi olmadığını, hal böyle iken teminat senedi iddiasının dinlenilebilirliği olmadığını, kanunun ve Yargıtay uygulamasının cevaz verdiği teminat senedi olması şartlarının hiçbirinin dava konusu senette mevcut olmadığını, senede vurulan kaşenin inisiyatifinin davacıda olduğunu, acentenin borcuna karşılık verdiği senete vurduğu kaşedeki unvanının doğru olması gerektiği de davalı şirket açısından hayata olağan akışına uygun bir durum teşkil ettiğini, dolayısı ile davacının ''inisatif sahibi'' olduğu kaşenin unvan doğruluğunun sorumluluğunun da kendisine ait olduğunu, senetteki keşide tarihi ile acentelik sözleşme tarihinin uyuşmadığı gibi acentelik sözleşmesinde takip konusu senede atıf dahi olmadığını, istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, kambiyo senedine(bono) dayalı olarak başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit) davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, dava konusu bononun teminat olarak verilip verilmediği, sonradan doldurulup doldurulmadığı ve bu bono nedeniyle davacı tarafın borçlu olup olmadığı noktasındadır.Davacı ... Ltd. Şti.(... Ltd. Şti.) tarafından davalı ... Kargo lehine 01/04/2015 tarihinde, 01/05/2015 vade ve 50.000,00 USD bedelli bono keşide edilmiştir. Bu bonoda malen kaydı bulunmakta olup, diğer davacılar ... ve ... konumundadırlar. Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçluları hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, bonoya dayalı olarak 49.932,00 TL asıl alacağın 1.592,35 TL işlemiş faiz ve 149,80 TL komisyon alacağıyla birlikte tahsili istemiyle 11/11/2015 tarihli takip talebi ile kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatılmıştır. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.İİK'nın 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.).İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir.Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir.Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının hem borçlu hem de alacaklı tarafından talil edilmesi hâlinde ispat yükünün hangi tarafta olduğu hususu da üzerinde durulması gereken önemli bir konudur. Bonodaki bedel kaydının her iki tarafça talil edilmesi hâlinde ispat yükü borçlu üzerindedir. Diğer bir ifade ile bu durumda ispat yükü yer değiştirmez. HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir.Somut olayda, davacı bononun teminat senedi olduğunu, davalı ise davacı adına yapılan ödemeler nedeniyle alındığını iddia ettiğine göre, her iki taraf da senet metnini talil etmiş olup, bu durum karşısında ispat yükü yer değiştirmemiş olup halen davacı üzerindedir.Davacı taraf, dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia etmektedir. Teminat bonosundan söz edilebilmesi için, ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması, ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Bir borç ilişkisi gereği taraflardan biri lehine bir para alacağı doğacağı kesin ise ve bu sözleşmede doğacak alacakların tahsili için bir kambiyo senedi verileceği öngörülmüş ise bu kambiyo senedinin teknik anlamda teminat gayesiyle değil, ifa uğruna (ifa amacıyla) verildiğinin kabulü gerekir. Çoğu hâlde, alacaklı, temel ilişkiden doğan alacağının ifası uğruna, kambiyo senedine dayalı alacağın takibi daha kolay olduğu için ya da senedi iskonto ettirerek vadeden önce alacağına kavuşmak olanağını elde etmek için borçludan bir kambiyo senedi vermesini ister. Bu senet ifa uğruna, temel borcun ifasını teminen düzenlenmiş olduğundan, alacaklı öncelikle bu senede dayanarak icra takibi yapmak isteyecektir. Teminat senedi verilmesi durumunda ise, ya temel ilişkide bir alacağın doğup doğmadığı kesin değildir, ya da senedi düzenleyen kişinin borcu, paradan başka bir edimdir.Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar sayılı kararlarında da benimsendiği üzere bonoda teminat kaydı var ise de neyin teminatı olduğu belirtilmediğinden bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz.Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 Esas, 2010/99 Karar; 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 Esas, 2018/563 Karar; 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 Esas, 2020/129 Karar ile 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 Esas, 2020/591 Karar sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir.Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılamıyor ise bononun sözleşme ile bağlantısı kanıtlanmalıdır. Sözleşmede senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıf bulunmalıdır.Somut olayda, bonoda geçerli bir teminat kaydı bulunmadığı gibi davacının dayandığı sözleşmelerde de dava konusu bonoya ilişkin açık bir atıf bulunmamaktadır. Davalının ticari defterlerinde de bonoya ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Bu haliyle, dava konusu bononun teminat bonosu olduğu iddiası ispatlanabilmiş değildir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 778/2-f maddesinin atfı ile bonolar hakkında da uygulanacak olan TTK'nın 680. Maddesine göre, tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun. Buna göre, bononun keşideci tarafından bazı unsurları eksik olarak düzenlenmesi ve bu eksikliklerin bonoyu elinde bulunduran kişi tarafından doldurulması mümkündür. Davacı keşideci olarak imzalayıp verdiği bononun sonradan anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu iddiasını kanuni delillerle (kesin delillerle) ispatlamak zorundadır. Davacı tarafça, davalının ticari defterlerinde bir borçluluk durumu tespit edilemediğini ileri sürmüş ise de, davalının ticari defterlerinde bonodan kaynaklı alacağına ilişkin bir kayıt olmaması, bonodaki açık borç taahhüdünü hükümden düşürecek nitelikte değildir. Zira bonodaki kayıtların aksinin yazılı delille ispatlanması gerekir. Bu haliyle davacı taraf, dava konusu bononun anlaşmaya aykırı doldurduğunu da ispat edememiştir. Bonodaki yazılara ilişkin Adli Tıp Kurumunda inceleme yaptırılmasının sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 778/3. Maddesinin atfıyla bonolar hakkında da uygulanan TTK'nın 702/1. Maddesine göre, aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre ise, aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Bu nedenle avalist olan davacıların keşidecinin defilerine dayanma olanağı yoktur. Davacı tarafça, dava dilekçesinde dava değeri bildirilmemiş ve maktu harç yatırılarak dava açılmıştır. 30/04/2018 tarihli dilekçede ise ihtiyati tedbir istemine ilişkin olarak 49.932,00 TL alacak üzerinden teminatın hesaplanması istenmiştir. Buna göre dava değerinin icra takibinde talep edilen 49.932,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu miktar ve karar tarihi itibariyle dava basit yargılama usulüne tabi olup, yazılı yargılama usulüne ilişkin HMK'nın 186. Maddesinin eldeki davada uygulanma olanağı yoktur.Sonuç olarak, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacılar tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/12/2023