T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/184
KARAR NO: 2024/407
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/10/2020
NUMARASI: 2018/325 Esas - 2020/476 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/03/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilini Muris ... tarafından ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... pafta ... ada, ... parsel de bulunan taşınmaz üzerindeki ... hissesi ... ve ...'nın müvekkili ... Tic. A.Ş lehine aldığı yada alacağı ticari emitalardan kaynaklanan borç için yıllık %75 vade farkı ile 12.000 TL teminat ipoteği tesis edildiğini, bugüne kadar bu ipotek alacağı ödenmemekle, ipotek veren ... da vefat ettiğinden borcun halen ödenmediğini, bu halde ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla Muris ... varisleri aleyhine takip başlatıldığını, iş bu takibe tüm borçlular tarafından itiraz edildiğini, itirazın haksız ve mesnetsiz olduğunu beyan etmiş, Anadolu .... İcra Müdürlüğü'nün ... E sayılı dosyadaki davalıların itirazların tümden iptaline ve takibin devamına karar verilmesini, davalıların %10 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı tarafça süresince cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, davalı borçlu tarafça ipoteğin üst sınır ipoteği olduğu, borcun bir kısmının ödendiği ve faizin yasal olmadığından bahisle itirazda bulunulduğu görülmüştür. Davacının, davalılardan alacağının bulunup bulunmadığı, varsa anapara ve faiz miktarının belirlenmesi için dosyada bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ise de davacı vekilinin ticari defterlerini incelemeye sunmaması, dosya kapsamında cari hesap ekstresinin bulunmaması, davalılara gönderilmiş herhangi bir ihtarname bulunmaması, dosyada borç miktarını belli eden bir belge olmaması, ipotek belgesinden de anlaşılacağı üzere ipoteğin doğmuş ve doğacak alacakların teminatı için verilen üst sınır ipoteği olması nedeniyle davalıların murisinin davacı şirkete borcunun bulunup bulunmadığının şirkete ait ticari defter kayıtlarının incelenmesi ile anlaşılabileceği, davacı vekilinin defterlerin saklama süresinin dolduğundan ibraz edilemediği savunmasının kabul edilemeyeceği, davacının alacağının varlığını ortaya koyma yükümlülüğünde olduğu, ancak borcun bulunduğunun tespit edilmesi halinde davalıların borcunu ödeyip ödemediklerinin tartışılabileceği, davacının alacaklı olduğu tespit edilen tutar kadar davalıların murisinin ipotek verdiği taşınmazın teminat teşkil edeceği, alacak tutarının ipotek akit tablosunda gösterilen limitle sınırlanabileceğinden TMK madde 875 de belirtilen ve ipotekle teminat altına alınan ana borç, gecikme faizi, icra takip giderleri ve taraflarca kararlaştırılan eklentilerden oluşan borcun toplam miktarının 12.000,00 TL'lik bu limiti aşmamak kaydı ile davalıların sorumlu olacakları, ipotek belgesinin tek başına alacağın varlığını kanıtlamadığı, mevcut hali ile davacının davalılardan olan alacağını ispat edemediği anlaşılmakla davanın reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davalıların borcun bir kısmını kabul etmelerine rağmen alacağın ispat edilemediği gerekçesi ile davayı tamamen reddetmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, ispat külfetinin yer değiştirmesi durumunun söz konusu olduğunu, davalıların borca itiraz dilekçelerinde ödedik dedikleri hususlarda da ayrıca bir belge veya bir kanıtı da sürebilmiş değilken yerel mahkemenin davayı ispat edemedikleri hususundaki gerekçesinin hukuken yerinde olmadığını, açmış oldukları işbu davanın tesis edilmiş olan ipotek akit tablosunda akde göre kesin borç ipoteği midir yoksa üst sınır ipoteği midir hususunda yerel mahkemece hukuki ihtilafı çözme noktasında bu noktada değerlendirme hatası yapıldığını, ipotek akit tablosunun açık ve net olduğunu, %75 faiz işletilerek 12.000,00 TL borcu teminat altına almak için ipotek tesis edilmesi hususunda bir akit bahsinin söz konusu olduğunu, bu konuda tarafların hangi ipoteği tesis etmek istedikleri hususunda iradelerini incelemek gerektiğini, Yargıtay’ın bu konuda açık içtihatlarının da bulunduğunu, tarafların açıkça bir faiz şartı koymaları ve “ %75 vade farkı - faiz işletilerek 12.000,00 TL kesin borcu teminat altına almak için ipoteği tesis edilmesi..,” şartından kesin borç ipoteği olduğunun anlaşılacağını, tarafların iradelerinin bu yönde olduğunu, davalıların ödeme itirazında da bulunduklarını ama ödeme yapılmadığını, karşı tarafın ödeme yapıldığına dair yazılı herhangi bir delil sunmadıklarını, varsa bir ödeme dekontunun ibraz edilerek ispat edilmesi gerektiğini, aksi halde bu iddianın reddinin gerektiğini, ortada geçerli ve resmi bir ipotek akit tablosu varken işbu ipotek akdine dayanarak alacaklarının varlığını ispat edemedikleri gerekçesinin anlaşılır ve kabul edilebilir haklı bir hukuki gerekçe olmadığını, davalıların kısmi borç ikrarı yapmış olmasına rağmen alacaklarının ispat edilemediği gerekçesinin kabul edilebilir olmadığını, tarafların %75 faiz işletilmesi şartı koymaları ile iradelerinin bu meblağın ödenmemesi halinde bu faiz miktarının işleyeceğinin açık ve net olduğu halde aksi yönde görüş ve kanaate varılmasının hukuken hatalı bir karar doğmasına neden olduğunu, ipotek tarihinden itibaren faizlerin düşmesi nedeniyle %75 faiz şartının güncel faizlere göre düşürülmesi gerektiğinin belki kabul edilebileceğini, fakat hem alacağın ispat edilemediği hem de faiz şartının tamamen geçersiz olduğunun kabul edilemeyeceğini, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalılar üzerinde bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
GEREKÇE: Dava; ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, davacı vekilince süresinde istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı şirket tarafından İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı takip dosyasında; davalı aleyhine 12.000,00 TL ipotek alacağı ve 148,487,67 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 160,487,67 TL alacağın tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığı, takip dosyasında ödeme emrinin tebliği ile davalıların süresinde takibe itiraz ederek murisleri ...'nın alacağa dayanak yapılan ipotek belgesinden dolayı 12.000,00 TL borçları bulunmadığını, 5.700 TL borçlarının bulunduğunu, 6.300,00 TL'lik kısmının ödendiğini bildirdikleri, görülmüştür.Takibe dayanak ipotek belgesinin davalıların murisi ... ile davacı şirket arasında imzalanan davalı ... ve ... davacı şirketten aldığı yada alacağı ticari emtialardan davacının doğmuş, doğacak borçları ile cari hesap alacaklarının teminatı olmak üzere düzenlenmiş olup, 12.000 TL bedelli üst sınır ipoteği olduğu görülmüştür.İpotek akit tablosu incelendiğinde ... ili, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... pafta ... ada, ... parsel de bulunan taşınmaz üzerine tesis edildiği, taşınmaz üzerinde davacı lehine 12.000 TL bedelli birinci derecede %75 faizle limit ipoteği tesis edilmiş olduğu anlaşılmıştır. Taşınmaz rehninin bir çeşidi olan ipotek, Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 881 ilâ 897. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Söz konusu maddelerde ipoteğin tanımı yapılmaksızın, ipoteğin amacı ve niteliği (m. 881), kurulması ve sona ermesi (m. 882- 887), hükümleri (m. 888- 891) ve kanuni ipotek hakları (m. 892- 897) ile ilgili hususlar ele alınmıştır. Doktrinde ipotek kavramı, kişisel bir alacağı güvence altına alma amacını güden, kıymetli evraka bağlı olmayan ve bir taşınmazın değerinden alacaklının alacağını elde etmesi olanağını sağlayan sınırlı ayni hak olarak tanımlanmaktadır (Akipek, J.G/Akıntürk,T.: Eşya Hukuku, 2009, s. 786; Gürsoy, K./Eren, F./Cansel, E.: Türk Eşya Hukuku, 1984, s. 1032).4721 sayılı TMK'nın 851/1. maddesi, "Taşınmaz rehni, miktarı Türk parası ile gösterilen belli bir alacak için kurulabilir. Alacağın miktarının belli olmaması hâlinde, alacaklının bütün istemlerini karşılayacak şekilde taşınmazın güvence altına alacağı üst sınır taraflarca belirtilir." şeklinde düzenlenmiştir. TMK'nın 881/1 maddesinde ise, hâlen mevcut olan veya henüz doğmamış olmakla beraber doğması kesin veya olası bulunan herhangi bir alacağın, ipotekle güvence altına alınabileceği düzenlenmiştir. TMK'nın 851. maddesindeki düzenlemeden de anlaşıldığı üzere ipotek, güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarının belirli olup olmamasına göre iki şekilde kurulabilir. Buna göre, ipotekle güvence altına alınması düşünülen alacağın miktarı belirli ise anapara ipoteği, belirli değilse üst sınır ipoteği kurulur. Başka bir anlatımla mevcut alacağı temin eden ipoteğe “mevcut alacaklar ipoteği, adi ipotek, ana para ipoteği”, ileride vücut bulacak alacakları temin eden ipoteğe ise “üst sınır ipoteği, maksimal ipotek” denir. (Gürsoy, K.T./ Eren, F./Cansel, E., Türk Eşya Hukuku, Ankara 1978, s.1100) İpoteğin kuruluşu sırasında, teminat altına alınacak olan alacağın doğmuş ve miktarının belirli olması halinde, söz konusu alacak tutarının tapuya tescil edilmesiyle kurulan ipotek anapara ipoteğidir. Anapara ipoteği, sadece alacak miktarının belirli olması halinde tesis edilebilirken; üst sınır ipoteği, her türlü alacak için söz konusu olabilecek genel ipotek türüdür. Alacağın, bir borç ilişkisi gereği doğmuş; fakat miktarının belirli olmaması ya da henüz doğmamış olması halinde de ipotek tesis edilebilir. Ayrıca henüz doğmamış bulunan alacağın, doğmasının kesin ya da sadece ihtimal dâhilinde olması mümkün olduğu gibi şarta bağlanmış bulunan alacaklar da teminat altına alınabilir. Bu şekilde miktarı belirli olmayan alacakları teminat altına almak üzere kurulan olan ipoteğe, üst sınır ipoteği adı verilir.
TMK m. 851 hükmünde, alacak miktarının belirli olmaması halinde, alacaklının bütün taleplerini karşılayacak şekilde, taşınmazın teminat altına alacağı üst sınırın, taraflarca belirtileceği öngörülmüştür. Buna göre, üst sınır ipoteğinin kurulmasında, teminat sağladığı en yüksek sınır belirlenerek tapu kütüğüne tescil edilir. İpoteğin tesis edilmesine ilişkin olarak, alacağın taşıması gereken nitelik bakımından anapara ve üst sınır ipoteğinde görülen farklılık, teminat kapsamında bulunan alacak yönüyle de kendisini göstermektedir. Anapara ipoteğinde, yan alacaklar tapuda belirtilen anapara miktarını aşmış olsa da aşan kısım ile birlikte teminattan faydalanmakta ve teminatın kapsamı, anapara, takip giderleri, gecikme (temerrüt) faizi, iflasın açıldığı veya rehnin paraya çevrilmesinin istendiği tarihe kadar muaccel olmuş üç yıllık faiz ile son vadeden başlayarak işleyen faiz ve taşınmazın korunması için yapılan zorunlu masraflar ile ödenmiş bulunan sigorta primlerinden oluşmaktadır (TMK m. 875-876). Üst sınır ipoteğinde ise, tapu kütüğünde gösterilmiş bulunan, üst sınır (TMK m. 851), teminat altına aldığı tüm alacak kalemleri için talep tutarının ulaşabileceği en yüksek miktarı tayin eder. Diğer bir ifade ile alacaklının tüm talepleri (anapara, faiz, takip gideri), tapu kütüğünde gösterilmiş bulunan üst sınıra kadar teminat kapsamında yer alır. (HGK’nun 1989/11-294 E, 1989/378 K.ve 24.05.1989 tarihli kararı) Somut uyuşmazlıkta davaya konu takipte davalı tarafın ödeme emrine itirazında teminat ipoteğinin 6.300,00 TL lik kısmını ödediklerini, 5.700,00 TL borçları kaldığını belirtmiş olmaları karşısında ispat külfeti artık davalı yana geçmiştir. Ancak dosya kapsamında davalı taraf ödeme iddiasına ilişkin herhangi bir delil sunmadığı dolayısıyla ispatlayamadığı anlaşılmıştır. Davaya konu ipoteğin, ipoteğin kuruluşu sırasında doğmuş ve miktarı belirli bir alacağa ilişkin olmayıp, davacı şirket lehine aldığı yada alacağı ticari emtialardan doğmuş ve doğacak borçları ile cari hesap alacaklarının teminatına ilişkin olduğundan üst sınır ipoteği niteliğindedir ve ipotek bedeli kadar davalıların sorumluluğu doğacağı açık olup ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Ayrıca davacı takip talebinde alacağının ipotek limitiyle sınırlı 12.000,00 TL ipotek alacağını talep ettiği gibi takip tarihinden itibaren yıllık % 75 oranında faiz istemiştir. Oysa üst sınır ipoteğine dayalı takipte alacaklı gerek asıl alacağını gerek bunun faiz, gider vergisi, takip masrafı gibi fer’ilerini ancak ipotek limiti dahilinde talep edebilir. Bunu tek istisnası İİK.nun 150 ve 67. maddelerinde yasal dayanağını bulan icra inkar tazminatıdır. Dolayısıyla davacı alacaklı takip talebinde alacak tutarı üst sınırı, ipotekteki limiti aşmamak şartıyla talep edebilir. Asıl alacak miktarı ile üst sınır limiti olduğundan takip tarihinden itibaren faiz isteyemez. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu üst sınır ipoteğine dayalı alacağın likit (belirlenebilir) olduğu hükme esas alınan miktar üzerinden davacı yararına ayrıca icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekmiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KISMEN KABULÜ İLE, 2-Davalıların İstanbul .... İcra Müd. ... esas sayılı dosyasında yürütülen icra takibine vaki itirazlarının 12.000,00 TL asıl alacak yönünden ipotek limitiyle(12.000,00 TL) sınırlı olmak üzere İPTALİNE, takibin 12.000,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, 3-Kabul edilen 12.000,00 TL asıl alacak üzerinden takdiren %20 oranında hesaplanan 2.400,00 TL inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,4-Alınması gerekli 819,72 TL harçtan başlangıçta davacı tarafından peşin olarak alınan 1.938,29 TL harcın mahsubu ile fazla alınan 1.118,57 TL'nin karar kesinleştiğinde ve istem halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafından yargılama sırasında yapılan başvuru harcı 35,90 TL, posta ve tebligat gideri 466,30 TL olmak üzere toplam 502,20 TL yargılama giderinin kabul/red oranına göre belirlenen 83,70 TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, kalan yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davacı tarafından yatırılan 819,72 TL peşin harcın davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 6-Davalı taraflar yargılama sırasında yapmış olduğu yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 12.000,00 TL avukatlık ücretinin davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine, 8-Davalı taraflar yargılama sırasında kendilerini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 17.900,00 TL avukatlık ücretinin davacı taraftan alınarak davalılara verilmesine, 9-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalılar tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 10-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 48,00 TL olmak üzere toplam 210,10 TL yargılama masrafının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.14/03/2024