T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2281
KARAR NO: 2024/60
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/07/2020
NUMARASI: 2018/262 Esas - 2020/378 Karar
DAVA: Rekabet Yasağına İlişkin Cezai Şart İstemi
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 18/01/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin ısı, ses, mekanik tesisat, yalıtımında kullanılan her türlü malın imalatı alımı satımı toptan ve perakende satımı ithalat ve ihracatı konusunda faaliyet gösteren bir şirket olduğunu, davalıdan şirketin de 2013-2017 yılları arası Ticari Ürünler Takım Lideri olarak görev yaptığını, ancak taraflar iş sözleşmesini 22/10/2017 tarihinde fesh ettiğini, davalının firmayla aynı konuda iştigal eden ... Firmasında Ürün Müdürü olarak çalışmaya başladığını, yanlar arasındaki sözleşmeye göre davalının 2 yıl aynı iş konulu işyerlerinde çalışmamayı taahhüt ettiğini, bu durum haksız rekabet koşullarını ihlal niteliğinde olduğunu, ileri sürülen nedenle, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak koşulu ile 9.042,00-TL‘nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava zaman aşımına uğradığını, dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini yanlar arasındaki sözleşmede haksız rekabet nedeniyle cezai şart içeren sözleşme imzalamak istenilmediğini ancak davacı bu sözleşme imzalanmadan işe başlamayacağını bildirince rızası dışında imzalamak zorunda kaldığını, davalı davacı firmanın İzmir bölgesinde satış temsilcisi olarak çalışmaya başladığını 2 yıl içeresinde İstanbul’a gelerek Temmuz 2014 tarihinde çalışmaya başladığını, davalının söz konusu sözleşmenin birinci sayfasında imzası olmadığın bu nedenlerle davanını reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Dava dosyası incelemelerimizde davca şirket ile davalı arasında 17.12.2013 tarihlî belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalanmıştır. Yine sözleşmeye ek olarak 17.12.2013 tarihli rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi başlıklı sözleşme imzalanmıştır. Bu anılan taahhütnameye göre; "...davalının işveren ile arasındaki hizmet akdinin devamı boyunca ve iş akdini haksız olarak feshetmesi veya istifa etmesi veya işi bırakması veya iş akdinin işveren tarafından haklı olarak feshedilmesi hallerinde yasanın 2 yıl süre ile devam edeceğini davalının işverenin faaliyet alanına giren aynı veya benzer bir işle iştigal eden ve işverenle rekabet edebilecek nitelikte bir işi kendi namına yapamayacağı, böyle bir şirket kurum ve kuruluşa doğrudan veya dolaylı olarak malik olamayacağı, yönetemeyeceği, işletemeyeceği, kontrol edemeyeceği, katılmayacağı, danışmanlık vermeyeceği, çalışmayacağı veya sair sıfatla alakadar olmayacağını kabul ve taahhüt ettiğini, yine Marmara bölgesi içerisinde faaliyet gösteren yalıtım malzemecisi üreticisi, satıcısı ve dağıtıcısı firmalar ile bunların devamı ve bu firmalar tarafından kontrol edilen yönetilen, kısmen veya tamamen hissesine sahip olunan veya birlikte hareket ettikleri firmalar, dağıtıcılar, satıcılar ile sınırlanmış olunduğundan bu sayılanlar ile rekabet yasağı süresi boyunca yukarıda açıklaması yapılan şekilde ilişkiye girilmeyeceği" taahhüt edilmiştir. Türk Borçlar Kanununda fahiş cezai şartın hâkim tarafından tenkis edilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Dava konusu edilen rekabet yasağı sözleşmesi, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin emsal kararları uyarınca, kelepçeleme sözleşmesi olarak değerlendirilmiştir. Sözleşmenin 4. maddesinde: bu sözleşmenin ihlali halinde son aylık brüt aylık ücretin 12 katı tutarında tazminatın işverene ödeneceği belirlenmiştir. Davacı tarafından 22.10.2017 tarihinde davalı yanın "Ticari Ürünler Bildirimin kapatılacağı sebebiyle 4857 Sayılı İş Kanunun 17. ve 18. Maddelerine istinaden iş akdi fesih edilerek" işten çıkarılmış olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafından davalı yana ait son çalıştığı dönem olan 2017 Ekim Ücret Bordrosu dosyaya İbraz edilmiş olup, davalı yanın son aylık brüt ücretinin 9.042,00 TL olduğu tespit edilmiştir. Davalı yanın davacı şirkete rakip olan ... San. ve Tic. A.Ş. firmasında "Ürün Müdürü" olarak çalışmaya başladığı anlaşılmış olup davalı işçinin 17.12.2013 tarihli rekabet vaşağı ve gizlilik taahhütnamesine aykırı davrandığı kanaatine varılmıştır. Davacı yanın davalı yandan talep edebileceği tazminat tutarının akdedilen sözleşmenin 4. maddesi gereği (9.042,00 TL x 12 =) 108.504,00-TL olduğu belirlenmiştir. Ancak dava ıslah edilmediğinden mahkememizce tenkis edilmesi gereken miktar belirlenmemiştir. Mahkememizde açılan davanın kabulü ile 9.042.00-Tl nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, işbu asıl ve ıslaha açılan davanın kabulüne" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme tarafından dava konusu rekabet yasağı sözleşmesinin Yargıtay kararları uyarınca kelepçeleme sözleşmesi olarak değerlendirildiği belirtilmesine rağmen çelişkili gerekçelerle sözleşmenin geçersiz sayılmadığını, davacı lehine hüküm kurulduğunu, davacı şirketin işbu davasında kötü niyetli olduğunu, hem müvekkilinin çalıştığı birimin kapatılması ve kendisine şirkette teklif edilecek başka bir görev bulunmaması nedeniyle müvekkilinin işten çıkartıldığını, hem de müvekkilinin yeni firmada çalışmaya başlamasının rekabet yasağına aykırılık oluşturduğunu iddia ederek cezai şart talep edildiğini, davalı müvekkilinin iş akdine, müvekkilinin çalıştığı bölümün kapatılması nedeni ile son veren tarafın davacı şirket olduğunu, müvekkilinin başka bir iş yerinde çalışmaya başlaması nedeni ile müvekkilinden cezai şart talep eden tarafın da yine davacı şirket olduğunu, bu haliyle Türk Borçlar Kanunun'nun 447. maddesi gereğince rekabet yasağının sona erdiğini, davacı şirketin hukuken cezai şart talep etme hakkının bulunmadığını, davaya konu edilen rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi’nde rekabet yasağının düzenlendiği ilk sayfada müvekkilinin herhangi bir paraf ve imzası bulunmadığını, davaya konu edilen rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi’nde rekabet yasağının düzenlendiği ilk sayfada yer alan 1.2 maddede , davacı şirket tarafından müvekkilinin işe giriş tarihinde değil, sonradan el yordamıyla davacı şirket tarafından doldurulduğunu, davacı şirketin ilgili taahhütnamedeki rekabet yasağının geçerli olacağı bölgeyi, kendi lehlerine olacak şekilde müvekkilinin ilk çalışma yerine göre değil, son çalışma yeri olan İstanbul yani Marmara Bölgesi olarak sonradan doldurulduğunu ve taahhütnamenin geçersizliğinin diğer bir ispatı olduğunu, davacı şirket ile davalı müvekkilinin çalışmakta olduğu şirketin rakip olduğunun ispatına dair dosya kapsamında herhangi bir delil bulunmamakta iken yerel mahkeme kararında davalı müvekkilinin davacı şirkete rakip firmada çalışmaya başladığının belirtildiğini, dava konusu olayda davalı müvekkilinin rekabet yasağına aykırı davrandığını gösteren herhangi bir somut delilin bulunmadığını, sözleşme ile belirlenen cezai şartın tek taraflı olarak sadece işçi aleyhine kararlaştırılmış olduğunu, cezai şartın işçi ve işveren hakkında ve iki tarafları olarak düzenlenmediğinden yerel mahkeme kararında bu yönden de usül ve yasaya aykırılık bulunduğunu, kabul mahiyeti taşımamakla birlikte, Türk Borçlar Kanunu'nda fahiş cezai şartın Hakim tarafından tenkis edilmesi gerektiğinin düzenlenmiş olduğunu, ancak yerel mahmekece herhangi bir tenkisin uygulanmadığını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının bozulması gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında 4857 sayılı İş Kanunu'ndan doğan iş ilişkisi, müvekkili şirkete yüklenebilen bir neden olmaksızın davalı işçi tarafından sona erdirildiğini, davalı işçinin iş sözleşmesi sona ermesinden sonra müvekkili şirket ile akdetmiş olduğu rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesinde öngörülen süre ve yer kısıtlanmasına aykırı bir şekilde rakip firmada aynı görevli çalışmaya başlayarak rekabet yasağı taahhüdüne aykırı davrandığını, bu sebeple yerel mahkemece gerek ilgili mevzuat hükümlerinde gerekse yerleşik Yargıtay içtihatlarında öngörülen esaslar dikkate alınarak hüküm kurulduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep ve beyan etmiştir.
GEREKÇE: Dava; rekabet yasağı sözleşmesinin ihlali iddiasına dayalı cezai şartın tahsiline ilişkin alacak davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf kanunu yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; rekabet etme yasağı kaydının geçerli olup olmadığı ve davalının eylemlerinin rekabet yasağını ihlal niteliğinde olup olmadığı noktasındadır.Davacı şirketin ısı, ses, mekanik tesisat, yalıtımında kullanılan her türlü malın imalatı alımı satımı toptan ve perakende satımı ithalat ve ihracatı konusunda faaliyet gösterdiği, davalının davacı şirkette 17/12/2013-22/10/2017 tarihleri arasında "Ticari Ürünler Takım Lideri" olarak çalıştığı, taraflar arasında 17.12.2013 tarihlî belirsiz süreli iş sözleşmesi ve 17.12.2013 tarihli rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesi başlıklı sözleşmelerin imzalandığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesinin 1. maddesi ile iş akdinin sana ermesinden itibaren 2 yıl süreyle Marmara Bölgesi'nde yalıtım malzemesi üreticisi satıcısı ve dağıtıcıları firmalar ile ... Rekabet yasağı boyunca böyle bir şirket kurum veya kuruluşta malik olmayacağı, yönetmeyeceği, danışmanlı vermeyeceği, çalışamayacağı yahut başka bir sıfatla alakadar olmayacağı taahhüt edilmiş 4. Maddesi ile de: bu sözleşmenin ihlali halinde son bürüt aylık ücretin 12 katı tutarında tazminatın işverene ödeneceği kararlaştırılmıştır. İş sözleşmesinin davacı tarafça davalıya gönderilen 20/10/2017 tarihli fesih bildirimi ile sonlandırıldığı anlaşılmaktadır. Fesih bildiriminde; "firmamız iş süreçlerini daha verimli bir yapıya kavuşturmak amacıyla organizasyonel bir değişikliğe gitmektedir. Bu amaçla, görev yapmakta olduğunuz satış departmanındaki ticari ürürler yönetimi işi bölge satış kadrolarında yürütülecek olup ticari ürünler birimi kapatılmıştır. Gerekli değerlendirme yapılmış ancak size önerilebilecek, niteliklerine uygun farklı bir görev de bulanamamıştı. Bu nedenli iş sözleşmeniz tüm yasal haklarınız ödenmek suretiyle 22.10.2017 tarihi itibarıyla 4857 sayılı iş kanunun 17. ve 18. maddesine göre feshedilmiştir." şeklindeki fesih sebebi bildirilmiştir. Davalının davacı firmayla aynı konuda iştigal eden ... Firmasında 06/11/2018 tarihinde Ürün Müdürü olarak çalışmaya başladığı anlaşılmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir. Davalının işten ayrılış bildirgesine göre, işten ayrılış nedeni (kodu) 04 olarak belirtilmiştir. SGK Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Bağımsız ve Hizmet Akdiyle Çalışanlar Tescil ve Hizmet Daire Başkanlığı'nın 22/2/2013 tarih ve 2013/11 sayılı genelgesine göre 04 nolu işten ayrılış kodu belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshini ifade eder. Ayrıca davacı tarafça davalıya gönderilen fesih bildiriminde iş yerinde yeni organizasyon nedeniyle davalıya uygun iş bulunmaması nedeniyle iş akdine son verildiği bildirilmiştir. TBK'nın 447/2. Maddesi, sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse, rekabet yasağı sona erer şeklindedir. İşten ayrılış bildirgesine ve davalıya gönderilen fesih bildirimine göre iş akdi davacı iş veren tarafından sona erdirildiğinden, davacı iş verenin sözleşmenin haklı bir sebeple feshedildiğini ispatlaması gerekir. Davacı taraf kendisi tarafından SGK'ya bildirilen resmi kaydın aksini ispatlayabilmiş değildir. Taraflar arasındaki iş sözleşmesinin davacı iş veren tarafından sona erdirilmesi karşısında 17/12/2013 tarihli Rekabet yasağı ve gizlilik taahhütnamesinde düzenlenen rekabet yasağının iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte sona erdiğinin kabulü gerekir. Yargıtay 11. HD.'nin 18/09/2019 Tarih, 2018/4426 Esas ve 2019/5555 sayılı Kararında, TBK 447/2 hükmünde de belirtildiği gibi; işverene yüklenebilen nedenlerle iş akdinin son bulması halinde rekabet yasağı hükümleri son bulacağı, Yargıtay 11. HD.'nin 13/12/2017 Tarih, 2016/5412 Esas ve 2017/7227 sayılı Kararında ise, işverenin işçinin rekabet yasağına aykırı davranmasından dolayı cezai şartı isteyebilmesi için TBK m.447/2 uyarınca sözleşmenin işçi tarafından haksız olarak feshedilmesinin gerektiği vurgulanmıştır. Davaya konu olayda işçinin rekabet yasağı sona erdiğinden davacının rekabet yasağının ihlali nedenine dayalı cezai şart talep etmesi mümkün değildir. Bu haliyle istinaf incelemesine konu Mahkeme kararı isabetli değildir. Dairemizin bu gerekçesine göre davalı vekilinin diğer istinaf sebepleri inceleme konusu yapılmamıştır. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce esas hakkında yeniden karar verilmek suretiyle davanın kabulüne karar verilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın reddine, 2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 154,42 TL harcın mahsubu ile bakiye 273,18 TL harcın davacı taraftan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Yargılama sırasında davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Yargılama sırasında davalı tarafından yargılama gideri sarf edilmediği anlaşılmakla; bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, 5-Davalı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 9.042,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. Maddesi uyarınca, artan gider avansının davacıya; davalının yatırdığı avanstan artan kısmın kendisine iadesine, 7-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak; a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine, b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta gideri 37,00 TL olmak üzere toplam 185,60 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, c-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.18/01/2024