T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1266
KARAR NO: 2023/366
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/12/2018
NUMARASI: 2016/76 Esas - 2018/499 Karar
DAVA: Deniz Ticaret (Deniz Taşımacılığı Kaynaklı)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 06/04/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı arasında akdedilen navlun sözleşmesinin vergi incelemesine konu edildiğini, inceleme sonucunda davalı adına vergi ve vergi ziyaı cezalarının tarh ve tahakkuk ettirildiğini, davalı şirketin kesilen cezalara karşı İstanbul 4 Vergi Mahkemesinde dava açtığını, müvekkilinin de davaya müdahil olduğunu, davalının kendi adına kesilen vergi ve cezayı müvekkilinin hak ediş alacağından mahsup ettiğini, alacaktan kesinti yapılan tutarın iadesi için müvekkili tarafından davalıya yazılı başvuruda bulunulduğunu, Vergi Mahkemesi tarafından davanın reddine ilişkin verilen kararın Danıştay incelemesinde bozulduğunu, davalı idarenin karar düzeltme talebinin de reddedildiğini, davalı şirketin standart sözleşmeler ile işi yürüttüğünü, standart metinlerde yer alan damga vergisinin istekliye yani somut olay açısından davacıya ait olduğuna dair hükmün müvekkili şirket bakımından değiştirilmesi gerekirken aynen muhafaza edildiğini, 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu gereği müvekkiline ait gemi ile yapılacak taşıma işinden elde edilecek navlunun damga vergisinden muaf olduğunu, ancak sözleşmeyi hazırlayan davalının bu muafiyeti sözleşme hükümlerine yansıtmadığını, bu şekilde vergi tahriyatı ve vergi cezasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle müvekkilinin hak edişinden yapılan kesintinin iade edilmesi gerektiğini, ihtarnameye rağmen iade yükümlülüğünün yerine getirilmediğini ileri sürerek 428.982,29 TL 'nin 02/03/2007 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın öncelikle zamanaşımından reddi gerektiğini, taraflararasında 28/01/2004 tarihinde zaman esaslı gemi kiralama sözleşmesi akdedildiğini, sözleşmenin navlun sözleşmesi niteliğinde olup, sözleşmeye konu geminin de Türk Uluslararası Gemi Siciline kayıtlı olmasından dolayı 4490 sayılı Kanun ve ilgili yönetmelik hükümlerine göre müvekkili şirkete damga vergisi tahakkuku yapılamayacağını, ancak 2004 yılında müvekkilinin bağlı olduğu Ulaştırma Vergi Dairesine sunulan damga vergisi beyannamelerinin gelirler kontrolörlüğü tarafından incelenmesi sonucunda damga vergisi ve cezası kesildiğini, müvekkili tarafından bu idari işlemin iptali için İstanbul 4 Vergi Mahkemesinde dava açıldığını, 05/01/2016 tarihinde davacıya gönderilen yazı ile de damga vergisi ve cezası için dava açıldığının bildirildiğini, bu nedenle müdahillik konusunda dava dilekçesinde ileri sürülen hususların gerçeği yansıtmadığını, ayrıca Vergi Mahkemesinin vermiş olduğu kararın da 26/01/2007 tarihinde davacıya gönderildiğini, aynı yazıda müvekkilinin kararı temyiz edeceğini, temyiz neticesinde dava aleyhe sonuçlanacak olur ise dava konusu vergi ve giderlerin taraflararasında akdedilen sözleşmenin 8.maddesi hükmüne göre davacıdan tahsil edileceğini, bu nedenle davacının müvekkili şirketteki teminat mektubunun dava konusu tutarındaki kısmının dava sonuçlanıncaya kadar teminat olarak tutulduğunun da bildirildiğini, davacının 09/01/2007 tarihli cevabi yazı ile teminat mektubunun tutulmasına itiraz ettiğini, daha sonra davacıya gönderilen 26/02/2017 tarihli yazı ile de "İstanbul 4 Vergi Mahkemesi kararının yürütmenin durdurulması talepli olarak temyiz edildiği, ancak kararın temyiz edilmesinin ödemeyi durdurmadığı, vergi dairesi tarafından 29/01/2007 tarihli ceza ihbarnamesi gönderildiği, ihbarnameye konu olan 428.982,29 TL 'nin 30 gün içerisinde ödenmesinin istendiği, taraflararasındaki sözleşmenin 8.maddesi hükmü gereğince bu meblağın müvekkili şirketin banka hesabına ödenmesi gerektiği, aksi halde davacının hakedişinden kesinti yapılacağının bildirildiği", davacının ise 02/03/2007 tarihli cevabi yazı ile ödeme yapmayacağını beyan ettiğini, ancak sözleşmenin 8.maddesine göre damga vergisinin davacıya ait olacağının tartışmasız olduğunu, davacının ödemeden kaçınması sebebiyle müvekkili tarafından sözleşmenin 8.maddesine göre davacının hakedişinden kesinti yapılarak vergi dairesine yatırıldığını, vergi davasının müvekkili lehine sonuçlanması halinde itirazı kayıtla yapılan bu ödemenin iade alınarak davacıya ödeneceğini, dolayısıyla açılan davanın haksız ve mesnetsiz olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Yapılan yargılama, toplanan deliller ve bilirkişi raporlarına göre, taraflararasında gemi kiralama sözleşmesi konusunda 27/04/2004 tarihli zaman esaslı tanker kiralama sözleşmesi düzenlendiği, işbu sözleşme nedeniyle Ulaştırma Vergi Dairesi tarafından davalı adına 428.982,29 TL tutarında damga vergisi ve cezasının kesildiği, davalının vergi borcunu itirazi kayıt ile ödedikten sonra yapılan idari işlemin iptali için İstanbul 4 Vergi Mahkemesinin 2008/2380 esas sayılı dosyasında idare aleyhine dava ikame ettiği, davanın reddine ilişkin verilen kararın Danıştay tarafından bozulmasından sonra işlemin iptali yönünde verilen hükmün onanarak kesinleştiği, davalının vergi dairesine ödediği 428.982,29 TL tutarınca davacının hakediş alacağına bloke koyduğu, eldeki dosyada ise davacı tarafından damga vergisi borcundan dolayı alacağına bloke konulmak suretiyle ödeme yapılmamasının haksız olduğunu ileri sürülerek 428.982,29 TL hakediş alacağının blokenin konulduğu 02/03/2007 tarihinden itibaren faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, davalı taraf ise sözleşmenin 8.maddesinde damga vergisinin yüklenici tarafından ödeneceğine dair hüküm bulunduğundan bahisle davanın haksız olduğunu savunduğu, yargılamanın ilerleyen aşamasında da vergi mahkemesine açılan davanın lehe sonuçlanıp, daha önce vergi dairesine ödenen 428.982,29 TL 'nin 14/04/2016 tarihinde davalıya iade edilmesi nedeniyle bu tarihten itibaren işleyen ticari faizi ile birlikte toplam 520.769,80 TL 'nin 06/06/2018 tarihinde davacıya ödendiği, bu nedenle davanın konusuz kaldığının ileri sürüldüğü anlaşılmıştır. Taraflar arasında yapılan zaman esaslı tanker kiralama sözleşmesinin 8.maddesine göre vergi yükümlülüğünün davacı kiracıya ait olduğu, sözleşmenin 13.1.maddesinde de "...işbu sözleşme hükümleri dolayısıyla meydana gelmiş veya ödenmesi kuvvetli olasılık kazanmış ancak henüz tahsil edilmemiş idare alacakları ve idare tarafından ödenmiş olan bedeller yüklenici tarafından idareye belgenin ibrazında ödenebileceği gibi idare gerektiğinde bu alacaklarını kira bedeli ödenirken yasal gecikme faizi ile birlikte tenzil/bloke edebilir" hükmünün düzenlendiği, bu düzenlemeye göre davalının henüz daha doğmamış olsa bile doğması kuvvetli olasılık kazanmış ve kendisi tarafından ödenen idare alacakları için davacının hakediş alacağına bloke koyabileceği değerlendirilmiştir. Bu durumda, sözleşmenin 8.maddesinde de vergi ödeme borcunun davacının yükümlülüğünde olduğunun düzenlendiği, bu durumda şayet iptal edilmemiş olsa idi sözleşmenin 8.maddesine göre davacının sorumlu olacağı damga vergisi ve cezasından dolayı sözleşmenin 13.1.maddesinde yer alan düzenleme gereğince davacının hakediş alacağına davalı tarafından bloke konulmasında sözleşmeye aykırılık bulunmadığı, davalının vergi borcuna karşılık olarak idareye ödediği 428.982,29 TL 'nin idare tarafından kendisine iade edildiği 14/04/2016 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davacıya ödemesi gerektiği, bu kapsamda davalının 06/06/2018 tarihinde davacıya 520.769,80 TL ödeme yaptığı, 428.982,29 TL 'nin 14/04/2016 tarihinden hakedişin ödendiği 06/06/2018 tarihine kadar ki ticari faizinin ikinci ek raporda 85.373,51 TL olarak hesaplandığı, buna göre 06/06/2018 tarihinde davacıya ödenmesi gereken meblağın 428.982,29 TL + 85.373,51 TL = 514.355,80 TL olarak tespit edildiği halde davalının bu tutardan daha fazla yani 520.769,80 TL ödeme yaptığı, yapılan ödeme ile birlikte davanın konusuz kaldığı kanaatine varıldığından, bu kanaat ışığında konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davacının dava açmakta haklı olmadığı anlaşıldığından davalı lehine vekalet ücreti ve yargılama giderine hükmedilmesi yönünde, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ile akdedilen sözleşmenin başlığında her ne kadar davalının hatası nedeniyle kira sözleşmesi yazılmışsa da söz konusu sözleşme'nin içeriğinin navlun sözleşmesi olduğunu, davacının söz kounus sözleşmenin hazırlanmasında herhangi bir şekilde rol almadığını, kamu ihale kanunu kapsamında davalı tarafından hazırlanmış olan sözleşmeyi akdettiğini, kanun ve mevzuatta yer alan ilkeler ve ilgili kanun hükümleri ışığında akdedilen sözleşmenin değerlendirildiğinde davacının sözleşmenin hazırlanmasında yada sözleşme maddelerinin değiştirilmesinde rolü olmadığını, ihtilafın davalı tarafın hatasıyla meydana geldiğini, sözleşmenin navlun sözleşmesi olduğunu, davalının haksız ve hukuka aykırı surette davacının hakedişinden kestiği vergi, ceza ve faizini vergi mahkemesinde yargılama süreci devam ederken dava dışı idareden iade aldığını, davacının parasını önce haksız olarak kendi kusuru ile meydana gelen bir sebebe dayanarak kestiğini, sonra kendisi bu parayı devletten geri aldığı halde yıllarca ödememiş daha sonra kendi uygun bulduğu bir zamanda ödemiş ve buna rağmen mahkemece haklı bulunduğunu, yapılan kesintinin haksız olduğunu, davacının fazlaya ilişkin talebinin mahkemece değerlendirilmediğini, davalı idarenin işbu hukuka aykırı davranışının hem taraflar arasındaki akdi ilişkiye aykırılık teşkil etmekte hem de haksız fiili niteliğinin haiz olduğunu, sözleşme kapsamında sözleşmenin akdedildiği tarihte davacının hakediş alacağının Amerikan Doları cinsinden olduğu hususunun göz önünde bulundurulmadığını, davalı lehine tesis edilen karşı vekalet ücretinin hukuka aykırı olduğunu, davacının vergi mahkemesinde görülen davasında davaya müdahilliğinin dahi davalı tarafından engellenmek istendiğini, vergi mahkemesinde görülen davanın lehe sonuçlandığını, beyanla ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davacı tarafından iş bu davaya konu yargılamaya davalı şirketin haksız bloke işleminden kaynaklı kusurlu davranışı sonucunda sebebiyet verildiği iddia edilmişse de iş bu iddiaların tamamen asılsız ve gerçek dışı olduğunu, davalı şirket tarafından gerek bu sözleşmenin niteliği itibariyle navlun sözleşmesi olması gerekse bu sözleşmeye konu geminin Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı bulunması nedeniyle 4490 sayılı kanun ve ilgili yönetmelik hükümleri gereği damga vergisi tahakkuku yapılmamış olup, tarhiyatın yapılmasında davalı şirketin sorumluluğunu doğuran herhangi bir ihmali bulunmamakla birlikte yine davalı şirkete atfedilebilir herhangi bir kusurun bulunmadığını, idarenin hatalı tarhiyatının sorumluluğunun davalı şirkete yüklenemeyeceğini, bu itibarla davacının iş bu haksız tarhiyat nedeni ile bir zarara uğradığı ve kaybı yaşadığı iddiasında ise iş bu taleplerini idareye karşı ileri sürmesi gerektiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 13.1 ve ilgili maddeleri uyarınca davacıya ait hakediş yine davacı tarafından iradi olarak imzalanarak uygunluk verilen sözleşme maddelerine dayanılarak haklı sebeple usule ve yasaya uygun olarak bloke edildiğini, davacı hakedişinden yapılan kesintinin insiyatifle ve keyfi olarak değil sözleşme hükmüne dayanılarak yapıldığını, vekalet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğunu istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, haksız kesilen hakedişin faiziyle birlikte tahsili davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, vergi idaresi tarafından tahsil edilen damga vergisinden davalının sorumlu olup olmadığı noktasındadır. Taraflar arasında, "... Zaman Esaslı Tanker Kiralama Sözleşmesi- Götürü Bedel Hizmet Alımı Sözleşmesi" başlıklı, gemi teslim ve işe başlama tarihi 02/03/2004 olar 36 ay süreli bir sözleşme imzalanmıştır. Zaman Esaslı Kiralama Sözleşmesi ile ilgili vergi dairesince 30/06/2005 tarih ve ... sayılı vergi inceleme raporuna istinaden Ocak/2004 dönemi için vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatı yapılmıştır. Davalı tarafça, 25/04/2007 tarihli yazı ile, İstanbul 4 nolu Vergi Mahkemesinin 20/12/2006 tarih ve 2005/2630 E. -2006/ 3150 K. Sayılı kararı kapsamında 428.982,65 TL'nin vergi dairesine ödendiği bildirilmiştir. Davacı tarafından, hakedişin haksız yere bloke edildiği ve damga vergisinden sorumlu olmadığından bahisle hakedişten kesilen 428.982,65 TL'nin kesintinin yapıldığı 02/03/2007 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte tahsili istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı tarafından damga vergisi ve vergi ziyaı cezasının iptali için açılan davada, 29/12/2015 tarih ve 2015/1862 E. - 2015/2882 K. Sayılı kararı ile, Danıştay 7. Dairesinin 26/03/2012 tarih ve 2010/1912 E. - 2012/1016 K. Sayılı bozma kararına uyularak dava konusu cezalı damga vergisinin iptaline karar verilmiştir. Bu karar Danıştay 9. Dairesinin 25/09/2017 tarih ve 206/16166 E. - 2017/6398 K. Sayılı kararı ile onanmış ve 29/12/2017 tarihinde karar düzeltme talebinin reddiyle birlikte karar kesinleşmiştir. Mahkemesince 05/06/2018 tarihinde kararın kesinleştiği şerh edilmiş ve sonrasında 06/06/2018 tarihinde 428.982,29 TL ana para ve 91.787,51 TL faiz davacıya ödenmiştir. Davacı taraf ise, faizin 02/03/2007 tarihinden itibaren işletilmesi gerektiğini ileri sürmektedir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 8. Maddesinde, taahhüdün yerine getirilmesine ilişkin olarak sözleşme damga pulunun yüklenici tarafından ödeneceği düzenlenmiştir. Yine aynı sözleşmenin 13.1 maddesinin 5. Paragrafı, varsa, Yüklenici adına yapılmış ödemeler, diğer masraflar işbu sözleşme hükümleri dolayısıyla meydana gelmiş veya ödenmesi kuvvetli olasılık kazanmış ancak henüz tahsil edilmemiş İdare alacakları ve İdare tarafından ödenmiş olan bedeller Yüklenici tarafından İdareye belgenin ibrazında ödenebileceği gibi İdare gerektiğinde bu alacaklarını kira bedeli ödenirken yasal gecikme faizi ile birlikte tenzil/bloke edebilecektir, şeklindedir. Ulaştırma Vergi Dairesinin 29/01/2007 tanzim tarihli vergi/ceza ihbarnamesi, davalının davacıya gönderdiği 26/02/2007 tarihli yazıdaki beyana göre 08/02/2007 tarihinde davalıya tebliğ edilmiştir. Her ne kadar, Danıştay kararında da belirtildiği gibi 4490 sayılı Türk Uluslararası Gemi Sicili Kanunu ile 491 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 12'nci maddesiyle damga vergisinden istisna tutulan navlun sözleşmesi nedeniyle davacı adına tarh edilen damga vergisi ile kesilen vergi zıyaı cezasında hukuka uyarlık bulunmasa da vergi dairesi tarafından damga vergisi ve cezasına ilişkin tarhiyat yapılması karşısında, bu tutarlardan sözleşmenin 8. maddesi uyarınca iç ilişkide davacı sorumludur. Vergi dairesince 30/06/2005 tarih ve ... sayılı vergi inceleme raporuna istinaden Ocak/2004 dönemi için vergi ziyaı cezalı damga vergisi tarhiyatı yapılması ve İstanbul 4 nolu Vergi Mahkemesinin 20/12/2006 tarih ve 2005/2630 E. -2006/ 3150 K. Sayılı kararı kapsamında vergi dairesince yapılan bildirim üzerine 428.982,65 TL 16/03/2007 tarihinde vergi dairesine davacı tarafından ödenmiş olmasına göre , kesintinin yapıldığı 02/03/2007 tarihi itibariyle davalının sözleşmenin 13.1 maddesinin 5. Paragrafında düzenlenen "sözleşme hükümleri dolayısıyla meydana gelmiş" idare alacağı olduğunun kabulü gerekir. Buna göre davalının idare tarafından iade olunsa dahi davacının hakedişinin Danıştay kararının kesinleştiği 29/12/2017 tariihine kadar tutma hakkı bulunmakla birlikte bilirkişi heyetinin de belirttiği gibi davalı taraf 14/04/2016 tarihinden itibaren faiz işleterek ana parayı davacıya iade ettiğine göre bu tarihten itibaren hakedişi bloke etmekten vazgeçtiği kabul edilmelidir. Davalının hakedişi bloke etmekten vazgeçtiği tarihten itibaren davalının ödeme yaptığı tarihe kadar ana paraya işleyecek faiz bilirkişi heyetince hesaplanmış ve faizin yapılan ödeme içerisinde kaldığı tespit edilmiştir. Ana para ve faizi dava açıldıktan sonra ödendiğinden dava konusuz kalmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 331/1. Maddesi, davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder, şeklindedir. Davanın açıldığı 17/02/2016 tarihi itibariyle yukarıda açıklandığı gibi davalının hakedişi bloke etme hakkı bulunduğundan davanın açılmasında davacının haklılığı bulunmadığından yargılama masraflarından ve vekalet ücretinden davacı tarafın sorumlu tutulması gerekir. Hal böyle olunca, mahkemece konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek yargılama masrafı ve vekalet ücretinden davacının sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 06/04/2023