T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2043
KARAR NO: 2023/1451
KARAR TARİHİ: 21/12/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/02/2020
NUMARASI: 2018/216 Esas - 2020/99 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/12/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirket tarafından davacı tarafa İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasıyla 200.000,00 TL değerinde ve işleyecek faizlere ilişkin ilamsız icra takibi başlatıldığı, icra takibinin dayanağı olarak taraflar arasında akdedilen sözleşmenin gösterildiği; ancak icra takibine dayanan ödeme emrinin davacı tarafa usulsüz tebliğ edildiği; davacı şirketin icra takibini ödeme emrinin tebliğ edildiği görülen 01/02/2018 tarihinde değil davalı tarafın haciz işlemi için davacı tarafın işyerine geldiği 01/03/2018 tarihinde öğrendiği; icra takibine konu olan sözleşmenin acentelik sözleşmesi olduğu; bu sözleşme gereği davacı şirketin tedarik ettiği ürünleri, davalı şirketin Türkiye pazarında satmakta ve bundan kaynaklı tüm para ve ürün akışını yürütmekte olduğu, davacı şirketin Türkiye'de işlerini tek elden ve rahatlıkla yürütebilmesi amacıyla acente olan davalı şirketin de aynı zamanda çalışanı ve ortakları olan kişilere davacı şirket tarafından vekâletname gönderildiği; bu nedenle davacı ve davalı şirketlerin iç içe geçmiş şekilde ve aynı iş yerinde iş yaptıkları, davalı şirketin davacı şirket hakkında tüm bilgilere haiz olduğu; dolayısıyla ödeme emrinin tebliğ edildiği adresin alacaklı olduğunu iddia eden davalı firmanın da bildiği üzere davacı şirketin Türkiye şubesini yönetmek amacıyla kağıt üzerinde gösterilen e-adres niteliğinde olduğu; davalının tamamen kötü niyetli olarak bu adrese tebligat gönderdiği ve borcun kesinleşmesini sağladığı; çünkü e-adres, yabancı şirketler için öngörülmüş adresler olup her yıl e-adres şirketi ile sözleşme yapılmakta olduğu; bu durumun davalı şirketi temsil eden yöneticiler tarafından bilinmekte olduğu, davalı şirketin, davacı şirketinin e-adres sözleşmesini 2016 yılı sonu itibarı ile yenilemediği ve bu durumun davacı şirkete iletilmediği; bu hususu bilen davalı tarafın tebligat çıkarılan adreste olmayacağını bildiği ve Tebligat Kanunu 35. Maddesini kullanarak takibi kesinleştirdiklerinin farkında olduğu, bu sebeple davalı tarafın kötü niyetli ve usulsüz olarak icra takibini kesinleştirdiği ve davacı şirketin tüm malvarlığına haciz koydurduğu, bu konu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na müracaat edildiği, davalı şirketin birçok kez davacı şirketin tebligata yarar adresine ihtarname göndermesine karşın icra takibini faaliyette olmayan kağıt üzerindeki adrese gönderdiği; ayrıca davalı şirket, davacı şirketin acentesi olduğundan aralarındaki sözleşmenin 2.5 maddesi gereği tüm tebligatları ve sair bildirimleri yapmakla da mükellef olduğu, bu sebeple bu bildirimleri ayrıca davalı tarafın davacı şirkete bildirmesi gerektiği; davalı tarafın taraflar arasındaki acentelik ilişkisi devam ederken kötü niyetli olarak icra takibi yaptığı ve bu takibi usulsüz bir şekilde kesinleştirdiği; davalı şirketin davacı şirketten herhangi bir alacağı bulunmadığı; tam aksine davacı şirketin davalı şirkete karşı alacaklı bulunduğu; bu hususa ilişkin 07/11/2017 tarihinde davalı şirkete karşı icra takibi başlatıldığı; davalı şirketin taraflar arasındaki ticari ilişkinin bozulmasını fırsat bilerek ve kendi borçlarını bertaraf etmek maksadıyla dava konusu icra takibini başlattığı; davalı şirketteki bazı şüphelilerin davacı şirketin nam ve hesabına yapılmış olan tahsilatlar sonucu elde ettikleri meblağların bir kısmını uhdelerinde tutarak sözleşmeye ve kanuna aykırı şekilde hesaplarına para geçirdiklerinin tespit edildiği; bu durumun ortaya çıkmasından sonra davacı şirket ve davalı taraf ilişkilerinin devamı için bir protokolün imza edildiği; bu protokol ile şüphelilerin haksız ve mesnetsiz şekilde hesaplarına geçirdikleri tahsilatları geri ödemeyi beyan ve taahhüt ettiği, yapılan incelemeler sonucunda davalı tarafın 231.431,29 TL fatura ve cari hesap borcu olduğunun tespit edildiği ve bu borca istinaden İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile davalı tarafa karşı icra takibi başlatıldığı, bunun üzerine davalı tarafın kimsenin olmadığını bildiği bir adrese tebligat göndererek İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... Esas sayılı dosyası ile 200,000,00 TL değerinde icra takibi başlattığı; ayrıca davalı acentelik sözleşmesi devam ederken uhdesinde bulunan 75,000,00 TL değerindeki davacı şirkete ait malların da akıbeti hakkında bilgi verilmediği öne sürülerek davanın kabulü ile, müvekkilinin takipten ve takip dayanağı sözleşmeden dolayı davalı yana borçlu olmadığının tespiti ve alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına, yargılama masraflarının ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin 24.1 maddesinde tahkim şartı olup, davanın tahkim ilk itirazı neticesinde usulden reddedilmesinin gerektiği; taraflar arasında 06/10/2014 tarihinde münhasır acentecilik sözleşmesinin akdedildiği; ilk etapta davacının ürünleri tüm Türkiye piyasasında tanındığı için çok iyi ciro sağladığı; ancak kişisel bakım ürünlerinde piyasa rekabetinin yüksek olduğu; yeni bir ürünün piyasaya girmesi ile bütün dengelerin değiştiği; 2016 yılında rakip firmaların yeni ürünlerinin piyasaya girmesi ile satış fiyatlarında gerileme olduğu; davacının yeni ürününü piyasaya sokacağına ilişkin haber verdiği; ancak davacının yeni ürününü piyasaya sokmaması nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği; satışların düşmesinin ardında davacının Türkiye pazarından çekilme kararı almış olması ve denkleştirme tazminatı ödememek için fesih iradesini ortaya koymamasının yattığı; bu kapsamda davacının fiili olarak sözleşmeyi feshetmiş sayıldığı; ancak bu hususu davacının kabul etmediği takdirde sözleşmenin davalı şirketçe haklı nedenle feshedildiğinin davacı şirkete bildirilmiş olduğu; sözleşmenin feshini takiben TTK 120/b maddesi gereğince hak kazanılan portföy tazminatının davacıdan talep edildiği, davalı şirketin davacı şirketten talep ettiği portföy tazminatının hukuka uygun olduğu, davacı tarafından tazminat ödenmeyince de tazminat alacağının bir kısmı için haklı icra takibine geçildiği, Sayın Mahkeme huzurunda ikame edilen davanızı menfi tespit davası olduğu, davacı şirketin icra takibinin usulsüz kesinleştirildiğine ilişkin iddiası mahkemenin inceleme yetkisi dışında olduğu, davacı şirketin ikame ettiği İstanbul 22. İcra Hukuk Mahkemesi 2018/207 Esas sayılı dava dosyası ile iddia etmiş olduğu usulsüz tebligata ilişkin davanın derdest olduğu; davacının hem İcra Hukuk Mahkemesinde şikâyet, hakkını kullanıp hem de huzurda tebligat meselesini gündeme getirmesinin, davacının kötü niyetli olduğunu gösterdiği; şirketin yasal adresine, ticaret sicil adresine, tebligatın çıkarıldığı; davalı şirketin hiçbir hukuki sorumluluğu bulunmadığı, davacının bu adrese gönderilen Beyoğlu ... Noterliğinin 15/12/2017 tarihli ... yevmiye numaralı ihtarnameye cevap verdiği; davacının basiretli bir tacir olması halinde bu ihtarnameyi aldıktan sonra ticaret sicil adresini değiştirebileceği ve davalı tarafa yeni adreslerine ihtarnameyi göndermelerini bildirebileceği; taraflar arasında imzalanan sulh protokolü davalı şirket tarafından ifa edildiği halde davacının dava dilekçesinde bu protokolü öne sürmesinin kötü niyetli olduğunu gösterdiği öne sürülerek davanın reddine ve alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Taraflar arasında akdedilen (davacı tarafından 06.10.2014 tarihinde, davalı tarafından 22.09.2014 tarihinde imzalanmış bulunan) uluslararası ticari temsilci sözleşmesinin konusunun Türkiye Cumhuriyeti Bölgesinde davacı şirketin ürünlerinin satışını desteklemek üzere davalı şirketi ticari temsilcisi olarak görevlendirdiği bir münhasır acentelik sözleşmesi olduğu, davalı şirketin yükümlülüklerinin sözleşmede mutabık kalınan şartlara uygun olarak Türkiye'de söz konusu ürünlerin tanıtılması ve satışının desteklenmesine ilişkin olduğu, işverenin yükümlülüğünün ise bu sözleşmede kararlaştırılan ücretin davalı şirkete ödenmesi olduğu; taraflar arasında 2017 yılına kadar sorun yaşanmadığı, sözleşmenin her iki tarafın katkısı ile diğer bir deyişle 2016 yılında hazırlığı yapılan 2017 dönemi davalı ... şirketinin siparişlerinin karşılanmaması ve karşılanmaması ile aynı döneme denk gelen davalı şirketin sulh protokolüne konu Mart 2017 itibari ile tespit edilen tutarları uhdesine geçirmesi, 2017 yılının 7. Ayında bu tutarlar protokole bağlanarak ödenmesinin kararlaştırılmasına rağmen ve bu durumun davacı ... şirketi tarafından derhal haklı fesih sebebi olarak ileri sürülerek sözleşmenin feshi yoluna gidilebilecekken 23.02.2018 tarihinde fesih yoluna gidilmesi, davacı şirket tarafından sözleşmenin 2017 yılı 12. Ayında askıya alınması hususları birlikte değerlendirildiğinde sözleşmenin 2017 Aralık ayında fiilen feshedilmiş olduğu ( aksi kabul Türk Medeni Kanunu madde 2 dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacaktır); tarafların sözleşmenin feshinde eşit kusurlu oldukları; Türk Ticaret Kanununun 122 ve devamı maddelerinde düzenlenen portföy (denkleştirme) tazminat şartlarının davalı lehine oluştuğu; sözleşmenin feshi konusunda her iki tarafı eşit kusurlu bulunmuş olmasına göre davalı acentenin 142.228,51 TL portföy tazminatı talep edebileceği, takip dosyasında ise 200.000,00 TL tazminat talep edildiğinden takip dosyasında davacının borçlu olmayacağı kısmın 57.771,49 TL olacağı sonuç ve kanaatine ulaşılarak davanın kısmen kabulüne, fazlaya dair istemin reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; denkleştirme (portföy) tazminatının istenebilmesi için sözleşmenin fesih tarihinin doğru olarak belirlenmesi gerektiğini, mahkemece sözleşme fesih tarihi hatalı olarak 2017 aralık olarak belirlendiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşme fesih tarihinin 23.02.2018 olup, bu tarihten önce sözleşmenin feshedilmediğini, nitekim Acentalık sözleşmesinin sona erme sebeplerinin TTK'nin 121. Maddesinde düzenlenmekle acentalık sözleşmesi sürenin dolması, taraflardan birinin ölümü iflası ve kısıtlanması halinde kendiliğinden sona erdiğini, ayrıca Sözleşmenin taraflarının birinin iradesiyle sona erdirilmesinin fesih ile mümkün olduğunu, Fesih noter aracılığı ile taahhütlü mektupla, telgrafla, elektronik imza kullanılarak, kayıtlı e-posta sistemi ile yapılabilecek olup (TTK 18/3) fesih bildirimin karşı tarafa ulaşması ve fesih süresinin dolması ile sözleşmenin sona erdiğini,. (6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun Acentalık Kısmında Getirdiği Yenilikler Yard. Doç. Dr. Özge AYAN), fesih, sözleşme ilişkisini ileriye dönük sona erdirmeye yönelik bozucu yenilik doğuran bir hak olduğunu bu hakkın tek taraflı varması gerekli bir irade beyanı ile kullanıldığını, taraflar arasında bulunan acentalık sözleşmesinin nasıl fesih edileceği ortada olup, fiilen fesih şeklinde bir hukuki düzenleme kanunlarda olmadığını, dolayısıyla davalı tarafın yaptığı icra takibinden önce sözleşmeyi yasal düzenlemeler çerçevesinde fesih ettiğine dair hiç bir delil olmadığını, nitekim davalı tarafın aslında fesih iradesini gösterir bir delili dosya içerisinde mevcut olmadığını, açık ve net olarak davalı tarafın fesih iradesini ortaya koyan hiçbir ibarenin bu ihtarnamede olmadığını, aksine davalının "sözleşmeyi fesih etmeyip" beyanı ile sözleşmenin fesih edilmediğini açıkça ortaya koyduğunu, davacı tarafından Beyoğlu ... Noterliği ... yevmiye numaralı 23.02.208 tarihinde gönderilen ihtarname de açık ve net olarak 06.10.2015 tarihli acentelik sözleşmesinin fesih edildiği belirtilmiş olup bundan dolayı sözleşmenin davacı tarafından 23.02.2018 tarihinde haklı olarak fesih edildiği açıkça ortada olup, bu tarihten önce taraflar arasında yapılmış hiç bir sözleşme feshi bulunmadığını, dolayısıyla Mahkemenin 2017 aralık tarihinde sözleşmenin fiilen fesih edildiğine karar vermesi yerinde olmamış olup, sözleşme fesih edilmeden portföy tazminatının davalı tarafından icraya konmasının TTK'nın 122. maddesi gereğince mümkün olmadığını, mahkemece kararda TTK madde 122'de yer alan diğer maddi şartların sağlanıp, sağlanmadığının da hiç bir şekilde incelenmediğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 15. maddesi de hatalı ve eksik incelendiğini, sözleşmenin 15. maddesinde yer alan hususun iyi niyet tazminatını düzenlemekte olup, dava konusu olan denkleştirme tazminatı ile ilgisi bulunmadığını, yerel mahkeme kararında davalı tarafça yapılan haksız ve kötü niyetli takibe ilişkin hiç bir değerlendirme yapılmamasının da eksik bir raporun düzenlendiğini gösterdiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesi davacı tarafından fiili olarak fesih edilmiş ancak fesih iradesi yalnızca davalıya tazminat ödememek için açıkça ortaya konmamış olduğundan sözleşme davalı tarafça haklı nedenle fesih edildiğini, yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda davalının haklılığı ispat edilmiş olup açılan davanın hukuka aykırılığı ve dayanaktan yoksunluğu ortaya konulmakla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın tümden reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle denkleştirme tazminatının tahsili istemiyle başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespiti(menfi tespit) davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, sözleşmenin kim tarafından feshedildiği ve fesihte acentenin kusurunun bulunup bulunmadığı, denkleştirme(portföy) tazminatı şartlarının bulunup bulunmadığı noktasındadır.Taraflar arasında 06/10/2014 tarihinde acentelik sözleşmesi imzalanmıştır. Davalı tarafından davacı muhatabına çekilen Beyoğlu ... Noterliğinin 14/12/2017 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, sözleşmenin hukuka aykırı sona erdirilmesi nedeniyle denkleştirme tazminatının 5 iş günü içinde ödenmesi ihtar edilmiştir. Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı takip borçlusu hakkında, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, "acentelik sözleşmesinden kaynaklı portföy tazminatı alacağı" sebebine dayalı olarak 200.000,00 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 16/01/2018 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmıştır. Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatının tahsili istemiyle başlatılan icra takibi nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 121/1. maddesine göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Taraflar arasındaki sözleşmenin 14.1 maddesinde olağan fesih, 14.2 maddesinde ise olağanüstü fesih düzenlenmiştir. Taraflar arasında 27/07/2017 tarihinde, davacının yazılı ve sözlü onayı alınmadan banka hesabından çekilerek davalının hesabına transfer edilen 500.000,00 TL ve 20.000,00 TL faizinin geri ödenmesine ilişkin protokol imzalanmıştır.Davacı tarafça 27/11/2017 tarihinde, davalı acentenin davacıya ait malları haber vermeksizin sattığı, bunların gelirlerini bildirmediği, davacıya ait parayı kendi defterlerine aktif olarak yazdığı, 27/07/2017 tarihli protokolle 500.000,00 TL 'lik ödemenin takvime bağlandığı; bu aşamada davalı acentenin katılımıyla tüm alacakların tespiti için Yeminli Mali Müşavir ... tarafından 15/08/2017 tarihli denetim raporu düzenlendiği, bu rapora göre davalı acentenin 229.777,06 TL daha borçlu olduğu düşüncesiyle Beyoğlu ... Noterliğinin 11/10/2017 tarihinde ... yevmiye numaralı ihtarname gönderildiği, ancak davalı yanın Beyoğlu .... Noterliğinin 13/10/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı cevabi ihtarıyla talebe itiraz ettiği; bu ihtara rağmen alacağın alınamaması üzerine İstanbul .... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosyasında takip başlatıldığı, ancak davacının takibe itiraz ettiği gerekçesiyle İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açılmıştır. İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/600 esas sayılı dosyasında ise, davacı 28.06.2018 tarihli dava dilekçesi ile, uzman görüşüne istinaden davalı acentenin davacıya borcunun tahmin edilenden daha fazla olduğunun anlaşıldığı ve 11/06/2018 tarihinde davacı şirketin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasında 18.788,98 TL'nin tahsili için icra takibi başlatıldığı, borçlunun haksız nedenle borca itiraz ettiği iddiasıyla itirazın iptali davası açılmış ve bu dava İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 Esas sayılı dosyasında görülen dava ile birleştirilmiştir. Davalı tarafından davacı muhatabına çekilen Beyoğlu .... Noterliğinin 27/11/2017 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, Türkiye pazarına ilişkin planların açıklanması ve sözleşme feshedilmemiş ise son bütçede yer alan siparişlerin yerine getirilmesi, aksi halde zararın tazmini için hukuki yollara müracaat edileceği ihtar edilmiştir. Davacı tarafça, davalı muhatabına çekilen Beyoğlu .... Noterliğinin 15/12/2017 tarih ve ... YN'lu cevabi ihtarnamesi ile, sözleşmenin feshedilmemesinin sebebinin ... neden olduğu zararların tespit edilmek istenmesi olduğu, zarar tespitine göre Türkiye pazarındaki durumun değerlendirileceği, ... hukuka aykırı eylemlerde bulunması nedeniyle geçici olarak ürünlerin lansmanının durdurulduğu ve stok seviyesinin aza indirildiği, zararın tespiti için son 1 yıldır rapor istendiği ancak geçerli bir cevap alınamadığı, bu nedenle taraflar arasındaki ticari ilişkinin durduğu ve uygulanamaz hale geldiği bildirilmiştir. Davacı tarafça, davalı muhatabına 12/01/2018 tarih ve ... YN'lu ihtarnameye cevaben çekilen Beyoğlu .... Noterliğinin 17/01/2018 tarihli cevabi ihtarnamesi ile, aynı hususlar tekrar edilerek ... tazminat talep etme ve sözleşmeyi haklı nedenle feshetme yetkisi bulunmadığı ihtar edilmiştir. Davacı tarafça, davalı muhatabına çekilen Beyoğlu .... Noterliğinin 23/02/2018 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, ... A.Ş.'nin yükümlülüklerini yerine getirmemesi ve alacakların hukuksuz olarak gönderilmemesi ve kötü niyetli hareket etmesi nedeniyle sözleşmenin haklı nedenle feshedildiği ihbar ve ihtar edilmiştir. Davalı taraf ise, davacı şirketin, 12 Aralık 2017 tarihli e-posta ile müvekkili şirket ile arasındaki işlemleri belirsiz bir süre için askıya almaya karar verdiğini ve konunun avukatlara devredildiğini bildirdiğini, bu beyanın açıkça sözleşmenin feshi iradesini ortaya koyduğunu ve davacının sözleşmeyi feshettiği şeklinde yorumlandığını, feshetmedi ise de bu aşamadan sonra sözleşmeye devam etmenin mümkün olmaması gerekçesi ile sözleşmenin feshedilmiş sayıldığını bildirilerek 14 Aralık 2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile davacıdan feshi takiben denkleştirme tazminatı talep edildiğini beyan etmiştir. Davalının sözünü ettiği e-posta tarihi itibariyle davacı tarafından İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açılmış bulunmaktadır. Davalı bu dosyada, portföy tazminatı icraya koymayarak talep haklarını saklı tuttukları kısım olan 138.647,00 TL'lik alacak iddiası yönünden takas mahsup define dayanmıştır. Davacı tarafından İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 Esas sayılı dosyasında, acentelik sözleşmesinin davacı tarafından haklı sebeple feshedilmiş olması sebebiyle, davalı'nın portföy tazminatı alacağı bulunmadığı ve bu nedenle ileri sürdüğü takas definin sonuç doğurmaması gerektiği kabul edilmiştir. Davalının cevap dilekçesinde denkleştirme tazminatı hesabı için belirttiği dönem 2017 yılı için Ocak-Ekim dönemidir. Dosyada yapılan bilirkişi incelemesinde ise davalının defterlerine göre son komisyon faturasının 30/09/2017 tarihli olduğu belirtilmiştir. Buna göre taraflar arasındaki acentelik ilişkisinin esasen Ekim 2017 döneminde fiilen sona erdiği anlaşılmaktadır. TTK'nın 122/1 ve 3. maddesine göre, müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmesi veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmesi halleri saklı kalmak kaydıyla sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. Davalı acente tarafından davacının yazılı ve sözlü onayı alınmadan 500.000,00 TL'nin banka hesabından çekilerek davalının hesabına transfer edilmesi, bunun yanı sıra İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1068 Esas sayılı dosyasında davalı acentenin davacıya ait malları haber vermeksizin sattığı ve bunların gelirlerini bildirmediği iddiasıyla ilgili olarak anılan dosyada alınan bilirkişi raporunda tarafların birbirini teyit eden ticari defterlerindeki kayıtlara göre davacının, davalı acenteden 227.417,06 TL alacaklı olduğunun tespit edilmesi hususları nazara alındığında taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği anlaşılmaktadır. Davalı acentenin, sözleşmenin 14.2.1 maddesinde düzenlenen ağır ihmal ve kasıtlı suiistimal olarak nitelendirilebilecek anılan eylemleri nazara alındığında davacının, acenteye yeni ürüne ilişkin siparişleri vermemesi haklı bir sebebe dayanmaktadır. Bu doğrultuda taraflar arasındaki acentelik sözleşmesinin davalının iddia ettiği gibi davacı şirketin 12 Aralık 2017 tarihli e-postası ile veya davalının 14 Aralık 2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile feshedildiği kabul edilse dahi, sözleşmenin feshine acentenin eylemleri neden olmuş olup, sözleşme acentenin kusuru ile sona erdiğinden, davalı acentenin davacı müvekkilinden denkleştirme tazminatı talep etmesi mümkün değildir. Hal böyle iken, ilk derece mahkemesince davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davanın kabulüne karar verilen kısım yönünden ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; buna karşın ilk derece mahkemesince; sözleşmenin feshinde tarafların eşit kusurlu oldukları portföy tazminat şartlarının davalı lehine oluştuğu kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KABULÜNE,2-Davacının, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasında yürütülen icra takibi nedeniyle davalıya borçlu olmadığının TESPİTİNE, 3-Davacının şartları oluşmayan kötüniyet tazminatı talebinin reddine,4-Başlangıçta peşin olarak alınan 3.415,5 TL harcın alınması gerekli olan 13.662 TL harçtan mahsubu ile bakiye 10.246,5 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,5-Davacının yargılama sırasında yapmış olduğu başvuru harcı 35,9 TL, peşin harç 3.415,5 TL, posta ve tebligat gideri 125,00 TL, bilirkişi ücreti 2.700,00 TL, olmak üzere toplam 6.276,4 0 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 32.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine, 8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 987,00 TL harcın, alınması gerekli olan 3.946,37 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.959,37 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,c-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 148,60 TL, posta ve tebligat gideri 28,50 TL olmak üzere toplam 177,10 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,9-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 21/12/2023