T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1584
KARAR NO: 2023/1165
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 05/02/2020
NUMARASI: 2019/498 Esas - 2020/77 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Pay Defteri Kaydına İlişkin)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/11/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... Ltd. Şti. taraflar arasında 04.11.2014 tescil tarihi ile hisselerinin %50'si davacı ... %50'si ... ait olmak üzere müşterek yetkili olmak üzere kurulmuş bir tüzel kişiliktir. İş bu şirketin asıl amacı yine taraflar arasında kurulan ... Vakfı'nın kurucu üyesi olmak üzere, vakfın eğitim öğretim faaliyetlerini bu şirket üzerinden gerçekleştirmek amacı ile gönüllü hizmet vermek anlamında kurulmuş ticari bir şirkettir. ... Vakfı'nın kuruluş sermayesi olan 150.000,00-TL bedelin 50.000,00-TL'si kurucu üye ..., 50.000,00-TL'si kurucu üye ... Tic. Ltd.Şti, 50.000,00-TL'si de kurucu üye ... tarafından ödenerek kurulmuştur. ... Vakfı kurulması ile ... Üniversitesi adı altında bir üniversite kampüsü inşa edilerek 3 yıl içinde eğitim öğretim faaliyetlerine başlaması amaçlanmıştır. Müvekkil ..., ... Vakfı'nın 3 kurucu üyesinden biri olan ... Şti'nin 06.09.2017 tarihli karar alınıncaya kadar %50 ortak konumunda iken ekte sunulan Ticaret sicil gazetesinden de anlaşılacağı üzere, davalı, müvekkilimin iradesini sakatlayarak şirkete ait %1'lik hisseyi uhdesine alarak hakim ortak konumuna gelmiştir. Müvekkilimin davalı tarafından iradesinin sakatlanması sonucunda davacı müvekkilim %1'lik hissesini davalıya devretmek zorunda kalmıştır. Öncelikli olarak şirketin kuruluş amacı; ... Vakfı'ndaki faaliyetlerin yürütülmesi olmuştur. Vakfın amacı ise ...Üniversitesi'nin 3 yıl içinde inşa edilerek eğitim öğretim faaliyetine başlaması olmuş ve bu konuda maddi manevi tüm destek müvekkil ... tarafından karşılıksız, sorgusuz ve sualsiz verilmiştir. Ancak 3 yıl içinde faaliyete geçmesi planlanan ... Üniversitesi tamamlanarak faaliyete geçirilememiştir. Davalı taraf, ... Vakfı'nda ve iş bu vakıfta kurucu üye olan ... Ltd. Şti'nde %1'lik hisseye sahip olması ve yönetimdeki münferit yetkilerinde kendisinde olması durumunda işlemlerin hızlı yürüyeceğini gerekçe göstermiş , Üniversite'nin bir an önce faaliyete geçeceği yönünde vaatlerde bulunarak müvekkil davacıyı aldatmıştır. Müvekkil tarafından ... Üniversitesi'nin kurulması için gerek taşınmaz mal varlığını bağışlaması gerekse de nakdi bağış yapması sebebi ile başka bir şey düşünmeyerek hem abisi hemde ortağı olan davalıya inanarak talebini yerine getirmek zorunda kalmıştır. Bu devrin gerçek bir devir olmadığı ortadadır; ... Şti, 50.000-TL sermayesi olan bir şirket olup bu şirketteki %1'lik hissesini 500-TL gibi bir bedel ile devretmeye ihtiyacının olmadığı ve yapılan devrin gerçek bir devir olmadığı hususu ortadadır. Diğer taraftan iş bu şirketin kurucu üyesi olduğu vakfa değeri çok yüksek bir gayrimenkulü şartlı olarak bağışlaması diğer taraftan vakfın kuruluş amacına uygun bir şekilde faaliyet göstermesi şartı ile 3.000.000-TL gibi bir rakam bağışlayacağını vaat etmesinin ( şart yerine gelmediği için bağış gerçekleşmeyecektir. ) yanı sıra %1'lik hisseyi 500-TL karşılığında gerçekten satmayı düşünmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan iş bu şirketin kurucu üyesi olduğu vakfa değeri çok yüksek bir gayrimenkulü şartlı olarak bağışlaması diğer taraftan vakfın kuruluş amacına uygun bir şekilde faaliyet göstermesi şartı ile 3.000.000-TL gibi bir rakam bağışlayacağını vaat etmesinin ( şart yerine gelmediği için bağış gerçekleşmeyecektir. ) yanı sıra %1'lik hisseyi 500-TL karşılığında gerçekten satmayı düşünmesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ortaya koymaktadır. Davalı iş bu hisseyi devir alır almaz 22.09.2017 tarihinde aldığı ortaklar kurul kararı ile müştereken yönetilen şirketi münferiden yönetmeye başlamıştır. Diğer taraftan %1'lik hisseyi ve yönetimi ele geçirmekle birlikte kurucu üyesi olduğu vakıf senedindeki "mütevelli heyetin toplantı zamanı ve karar nisabı başlıklı 10. maddesi yönetim kurulu başlıklı 11. maddesi gibi önemli maddelerin hakimiyetini de eline geçirmiş olduğu hususunu ... Şirketi'nin 24.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan " ... Şti'nin, ... Vakfı tarafından alınan vakıf üyeliğinden çıkarılma kararının onaylanması" kararı ile aldatılarak hataya düşürüldüğünü anlamış bulunmaktadır. Bu durum bile başlı başına %1'lik hisseyi müvekkilimden alış amacını açıklamaktadır. Türk Borçlar Kanunun 26.ve devamı maddeleri uyarınca müvekkil ... tarafından davalı ... yapılan %1 lik hisse devri sözleşmesi hükümsüzdür. TBK 27.madde gereğince kanunun emredici hükümlerine ahlaka, kamu düzenine kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmer hükümsüzdür. Bu nedenle Borçlar kanunun 26.ve devamı maddeleri uyarınca hisse devrinin iptali gerekmektedir. Müvekkil ... davalı tarafın hileli hareketleri sonucu hataya düşmesi ve hisse devrini gerçekleştirmesi HMK md 203.hükmü uyarınca tanıkla ispat edebilecek hisselerdendir. Bu konuya ilişkin tanıklarımız bilahere bildirilecektir. Davalı, müvekkilimin %49 hisseye sahip olduğu ... Şti'nin kuruluş amacı olan vakıf üyeliğini sonlandırmış ... Vakfı'ndan da iş bu şirketin üyeliğine son vererek vakıftaki hakimiyetini daha da arttırmıştır. TBK Aldatma başlıklı 36.maddesi "Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir." şeklindedir. Müvekkili aldatmasına sebebiyet olan olaylardan bir diğeri de ... olarak ... ve ... Tic.A.Ş aleyhine Gaziosmanpaşa ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Ve ... E. Sayılı dosyaları ( Ek: 4 icra dosyaları celp edilecek ) ile ilamsız icra takibi başlatması ve iş bu dosyalardan gönderilen tebligatında ... şahıs firmasının çalışanı olan ... tarafından alınarak takibin kesinleştirilmesidir. Müvekkilim tarafından iş bu haciz tehdidinden kurtulmak amacı ile ... Şti'nin %1'lik hissesini de aynı şekilde devir etmek zorunda kalmış diğer taraftan davaya konu ... Şti'ndeki hisselerin %1'lik hissesini devretmesini sağlamıştır. Bunun tek sebebinin ortak oldukları şirketlerin çoğunluk hissesini kendi uhdesinde bulundurup; davalının, müvekkil ... şirketler üzerindeki haklarını en az seviyeye düşürmek amacından ibaret olduğu ortaya konulmaktadır. Aynı zamanda %51 hisse ve yönetim kurulu üyeliği ile şirketi 24.04.2019 tarihinde genel kurula çağırmış ve müvekkil yokluğunda genel kurul toplantısını yaparak %49 hisse ile oy kullanmadığı gündem maddelerinde toplantıya katılanların oybirliği ile tek başına karar almıştır. Buna ilişkin olarak İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/478 E. Sayılı dosyası ile gene kurul iptal davası açılmıştır. Bu durum ile sabit olmuştur ki; davalı ... %51 hissesi ile müvekkil ... maddi manevi olarak zarar vermeye devam etmektedir. Aynı doğrultuda davalı ..., kardeşi ve şirket ortağı olan ... vesayet altına alınması talebiyle İstanbul 2. Sulh Hukuk Mahkemesi 2018/916 E. Sayılı davayı açmıştır. Bu davanın açılması da kuşkusuz kötü niyetlidir. ... İ.T.Ü - Makine Mühendisliği Fakültesi mezunu olup, yıllardır şirkette yöneticilik yapmış ve sektörün içinde bir kişidir. Davalı ... yegane amacı şirket ortağı ve kardeşi olan müvekkil ... ortak oldukları şirketten hisselerinin azalması, şirket üzerinde hak ve söz sahibi olmasını engellemektir. Müvekkil tarafından 24.04.2019 tarihli genel kurul toplantısın da alınan karar ile müvekkil şirketinde ortağı olduğu şirketin vakıf üyeliğinden çıkarılma kararının onaylanması yönündeki kararı ile hataya düşürüldüğünü öğrenmiştir. Davalı tarafından şirketin %51 hissesine sahip hakim ortağı aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olarak vakıf tarafından alınan bu çıkarılma kararına itiraz hakkı bulunmasına rağmen itiraz etmeksizin 24.04.2019 tarihli genel kurulda bu kararı onaylayarak ... Şti'ni içi boş tabela şirketi haline getirmiştir. Buradaki asıl amaç müvekkilimin %49 hisseye sahip olduğu gerçekte %50 hisseye sahip olduğu ... Şti'ni ... Vakfı üyeliğinden çıkarmak ve yine davalının yönetim kurulu başkanı aynı zamanda 1/3'lük kurucu üyeliğe sahip olduğu ... Vakfı'na müvekkil ... ile hiç bir bağlantısı olmayan gerçek ya da tüzel kişiliği vakıf üyeliğine almayı amaçlamıştır. Böylelikle davacı ... ... Vakfı'ndaki söz hakkı, emek ve sermayesi elinden alınmıştır. Görüldüğü üzere davalının hisse devrini talep etmesi ve müvekkilimin iradesi sakatlamak sureti ile hileli davranışlarıyla, hisse devri sözleşmesinin yapılmış olması, davalının kötüniyetli davranışlarından kaynaklıdır. Açıklanan nedenlerle davalı tarafından ... Vakfı ve ... Şti'ndeki işleyişinin daha hızlı olması amacı ile verilmiş olmasına rağmen gerçekte müvekkil ... şirket ve vakıftan dışlamak amacı ile aldatmak sureti ile alınan hisse devirlerinin hata-hile nedeniyle iptaline ve kuruluş ana sözleşmesindeki %50 oranında müvekkillimizin hissedar sayılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın işbu iddiası yerinde ve haklı değildir. Tarafların hür iradeleriyle 06.09.2017 tarihli sözleşme hiçbir vaade bağlanmadığı gibi sözleşme içeriğinden de anlaşılacağı üzere taraflar bu sözleşmeden doğan hak ve alacaklarını teslim aldıklarını beyan ederek birbirlerini ibra etmişlerdir. Müvekkil tarafların hür iradeleriyle karşılıklı müzakere edilerek imza edilen 06.09.2017 tarihli sözleşmede davacı tarafa sözleşmede yazılı olan hususlar dışında hiçbir vaatte bulunmadığı gibi davacı tarafın "Aldatma" olarak saydığı durumları da meydana getirmemiştir. Aldatma haline sokulmak istenilen genel kurul Türk Ticaret Kanunu'nu uygulayan her şirket için yapılması gerekli kılınan bir toplantıdır. Davacı tarafın da anılan sözleşme kurulduktan sonra bir (1) yıl içinde sözleşmenin iptalini talep etmediği, sözleşmeden dönmediği açıktır. Her şeyden evvel huzurdaki davanın zaman aşımı sebebiyle reddini talep ederiz. Davacı taraf dava dilekçesinde taraflar arasındaki 06.09.2017 tarihli sözleşme esnasında iradesinin sakatlandığını iddia etmekte ise de bu irade sakatlığının hangi yolla olduğunu açık bir şekilde belirtmemiştir. TBK düzenlenmesinde "İrade Bozuklukları" sınırlı sayıda durumlar için öngörülmüş olup bu durumlar kanunda "Yanılma" "Aldatma" "Korkutma" "Gabin" olarak ayrı ayrı sınıflandırılmıştır. Davacı taraf ise iddiasında bütün bu halleri toplu olarak beyan etmiş ancak sözleşme kurulurken bu durumlardan hangisinin ne şekilde gerçekleştiğini açık bir şekilde saymamıştır. Bu hususun davacı tarafça açıklanması gerektiği izaha muhtaçtır. Kaldı ki esasen işbu dava ile iptal konusu edilen sözleşme, tarafların hür iradeleri ile vuku bulduğundan dilekçemizin devamında detaylarına yer verilecek somut olayda "Yanılma" "Aldatma" "Korkutma" "Gabin" olarak sınıflandırılabilecek hiçbir hal mevcut değildir. TTK kapsamında Şirketlerde hisse devri herhangi bir şekil kuralına tabi değil iken, somut olayda taraflar aralarında 06.09.2017 tarihinde hür iradeleriyle gerçekleştirdikleri hisse devrini herhangi bir şarta bağlamamışlardır. Bunun ötesinde bahse konu devri yönetim kurulu kararı ile de karara bağlamış ve bu hususu şirketin pay defterine işletmiştir. TTK ve diğer ilgili tüm mevzuat kapsamında taraflar basiretli tacirdir; yaptıkları tüm işlemlerin tamamının neticelerini öngörmek ve buna göre davranmak mecburiyetindelerdir. Taraflar arasında gerçekleşen hukuki işlem yasa ve usule uygun olup iptalini gerektirir hiçbir sebep mevcut değildir. Taraflar arasındaki hisse devri defalarca belirttiğimiz üzere 06.09.2017 tarihinde gerçekleşmiştir. Davacı tarafın iddiası ise bu tarihten sonra dava dışı ... Vakfı'nın üç yıl içinde üniversite kurmasında hız kazanmak için hisse devri gerçekleştirdiği yönündedir. Ancak davacı taraf hiçbir şekilde bahsetmemiştir ki, kardeş olan taraflar ... Vakfı'nın kurucu üyeleri olup zaman zaman birçok konuda anlaşmazlıklara düşmüşlerdir. Bu anlaşmazlıkların ilkinde davacı taraf bizzat kendi eylemleri ile üniversite kurulması amacını önce 21.07.2017 tarihinde YÖK nezdinde yapılan toplantıda sabote etmiş, üniversite kuruluşunu geciktirmiş akabinde tavır değiştirerek müvekkilimden özür dilemiş ortak olunan şirketlerde karar alma mekanizmalarının kitlenmemesi adına hisse devirlerini rızasıyla beheri bedeli karşılığında yasaya uygun gerçekleştirmiştir. Daha sonra ise yine davacı kurucu üyesi olduğu ... Vakfı'na bağladığı üç yıl içinde üniversite kurulması şartlı bağış beyanlarını 10.11.2017 tarihinde hür iradesiyle; süresiz olarak değiştirmiş; bu bağışını ancak ve ancak vakfın mütevelli heyeti kararı ve yönetim kurulu kararı ile üniversite kurulmayacağına dair bir karar alması şartıyla iadesini talep edebileceğini; bir diğer deyişle taşınmaz hisselerini vakfın üniversite kurulması amacını gerçekleştirebilmesi adına süre şartı koymaksızın bağışladığını kabul etmiş ve beraberinde vakıf üyeliğinden istifa etmiş ve bu durum vakıf mütevelli heyeti ile yönetim kurulu tarafından kabul edilmiştir. Davacının iddiasındaki gibi müvekkil ... dava konusu hisse devrinin temelinde "dava dışı ... Vakfı vasıtasıyla üç (3) yıl içinde üniversite kurulması amacının hızlandıracağı" yönünde bir vaadi bulunsaydı davacının hisse devrinden yalnızca iki ay sonra dava dışı ... Vakfı'ndaki üç yıl içinde üniversite kurulması şeklinde olan şartlı bağışlarını süresiz hale getirmesi ve vakıf üyeliğinden istifa etmesi beklenmez idi. Görüldüğü üzere müvekkilin hisse devrinden evvel iddia edildiği gibi vaatlerinin bulunmadığı sabittir. Nihayetinde davacı tarafın dava dilekçesinde belirttiği tarihsel sıralamanın aksi yazılı deliller ile mevcuttur. Bununla birlikte huzurda iptal konusu yapılan sözleşme, ... Eğitim'in %1 hissesine ilişkin devri kapsıyorsa da müvekkil ... ile davacı ... 2018 yılının Ocak ayından itibaren husumetlidir. Davacı tarafından başlatılan husumet, müvekkil ile olan tüm ortaklıklara yansıdığından müvekkil ... ortak olunan şirketlerin ayakta kalması adına son derece üstün bir çaba sarf etmiş ve davacının katılmaktan imtina ettiği yönetim kurulu toplantıları vesilesiyle genel kurullar yapılamadığı için hukuk yolu ile ortak olunan şirketlerde genel kurul toplantılarını gerçekleştirebilmiş, davacının kötü niyetli tutumuna engel olabilmiştir. Davacının huzurdaki davayı açmaktaki esas gayesi müvekkil ile ortak olunan şirketlerin, işler yönde yeni yönetim kurulu teşkil edilmesini engellemek; böylece şirketlerin organsız kalmasını ve tasfiyesini amaçlamasıdır. Öyle ki davacı müvekkil ile ortak olduğu bir diğer şirket olan ... A.Ş. hakkında sahip olduğu %1 hisseyi, yine müvekkilimden özür dileyip şirket işlerinin aksamaması istediğini beyan ettiğinde hür iradesiyle 25.07.2017 tarihinde devretmiş olmasına rağmen 2018 yılında yeniden başlattığı husumet neticesinde bir şekilde müvekkilin hukuki çabalarını sonuçsuz bırakabilmek adına İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/1042 E. Sayılı dosyası ile iptal davasına dayanaksız sebeplerle konu etmiş, bu iptal talebi mahkeme heyeti tarafından oybirliği ile reddedilmiştir. Davacı ... , 2017 yılının Haziran ayından sonra müvekkil ... ve ortak olunan şirket çalışanlarına karşı aşağıda detaylandırılacak husumeti başlatmış, ortak olunan şirketleri karar alamayacak şekilde iş ve işlemlerde kitlemiştir. Bunun üzerine müvekkilin İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/725 E. Sayılı tasfiye davasını ikame etmiştir. Hemen akabinde davacı ..., yaptıklarından pişman olduğunu beyan ederek müvekkilden özür dilemiş, şirketi artık işlemez hale getirmeyeceğine dair söz vermiştir. Daha sonrasında davacı kendi rızası ve beyanı ile müvekkile %1 hisse devrini bedelini almak suretiyle gerçekleştirmiş. Bu işlem de ... şirketinin pay defterine davacının ve müvekkilin rıza ve imzalarıyla işlenerek usulüne uygun olarak tamamlanmıştır. Ancak davacı 2018 yılında yeniden karar alma organlarını kitlemek istediğinde müvekkil bu kez İstanbul 18. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/565 E. Sayılı "Genel Kurul İzni" talep etmiş, geçen süreçte ortak olunan şirketi kayyımlar yönetmiş nihayetinde müvekkil hukuki mücadelesinden haklı çıkmış ve işleri işler hale getirebilmiştir. Bir an için düşünülürse davacının iddiasındaki gibi müvekkil hisse devrinin akabinde üç (3) yıl içinde üniversite kurulması işlemini hızlandıracağını beyan etmiş olsa idi basiretli bir tacir olan davacı tarafın devir sözleşmesinden yalnızca iki (2) ay sonra bizzat şahsına ait bağış beyanlarından üç (3) yıl içinde üniversite kurulması şartını kaldırması ve süresiz bağışlarda bulunması vakıf üyeliğinden istifa etmesi beklenmez idi. Dava dilekçesinde yer alan iddialar ticari hayatın doğasına aykırıdır. Bu durum somut delilleri ile sabittir. Davacı taraf iddiasında iyi niyetli olmamakla birlikte dürüst de davranmamaktadır. Davacı tarafın 2017 yılının Haziran ayından itibaren tek amacı, müvekkil ile olan ortaklıklarına son verip bu ortaklıktan gelen müşteri portföyünü alarak yola tek başına devam etmektir. Bu yoldaki fikrinden vazgeçtiğini ifade ederek, yalnızca 2017 yılının Temmuz ayları ile Aralık ayları arasında esasında müvekkili bizzat kendisi aldatmıştır. İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1042 E. Sayılı dosyasında oldukça detaylı izah edilen davacının "komplolar yoluyla ortaklıkları bitirme" amacı davacı tarafça açık bir şekilde "Ben kendim şirket kurucam, kızım Makine Mühendisliği bölümünden mezun olacak benimle birlikte çalışacak, müşterileri de alıcam, ... şirketi kapanacak, ben izin vermeden sevkiyat dahi yapılamaz bu işçiler çalışamaz.” olarak defalarca müvekkile mesaj atması suretiyle yazılı ve şirket çalışanlarının önünde de sözlü olarak ortaya konulmuştur. Müvekkil tarafından ortaklığın ve şirket çalışanlarının korunması adına her yol denenmiş ve hatta davacının kızları mezun olduklarında fabrikada çalışmak istemeleri halinde kendilerine fabrika içinde rahat bir şekilde çalışabilecekleri ofis odaları dahi yaptırılmısa da müvekkilin iyi niyetli tutumu her defasında davacı nezdinde kavgayla karşılık bulmuştur. Davacı hiçbir şekilde şirket ve çalışanlar aleyhine gerçekleştirdiği fiillere son vermemiş olup her geçen gün şirkete, fabrikadaki makinelere, müvekkile, müvekkilin ailesine ve çalışanlara verdiği maddi – manevi zararları arttırmıştır. Davacı ..., YÖK nezdinde yapılan 21.07.2017 tarihli son hazırlık toplantısında nedeni anlaşılamaz bir şekilde vakıftan desteğini geri çektiğini beyan etmekle üniversite kurma sürecini engellemiştir. YÖK davacının desteğini geri çektiğine dair beyan üzerine kurulumu gerçekleştirememiştir. Bu olayın akabinde davacı taraf husumetini dindirip tavır değiştirdiğinde üniversite kurulumunda şart olarak yer alan 3 yıl sınırını 10.11.2017 tarihinde "süresiz" olarak değiştirmiştir. Ancak davacı taraf yine sonradan vakfın üniversite kuruluşunu gerçekleştirmesini engelleyebilmek adına bizzat imza attığı ruhsat - yapı izinleri belgelerini adeta yok sayarak Gaziosmanpaşa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2018/287 E. Sayılı dosyası ile tapu iptal davası açmıştır. Bu hukuki ilişkide de davacı ... sonradan verdiği süresiz şartsız bağış beyanlarını yok saymakla mahkemelere bu beyanını bildirmemekle; vakfa üniversite kurulumu için bağışladığı mal varlığı değerlerinin salt önceki bağış beyanında yer alan 3 yıl süre şartına istinaden iadesini haksız davalar yolu ile talep etmektedir. Ayrıca anılan bu davalarda vakfın iş ve işlemlerinin durdurulması yönünde verilmiş bir karar yok iken belediye memurlarına yanıltıcı beyanlarda bulunarak üniversite inşaatı binasını hukuksuz bir şekilde durdurmaya çalışmaktadır. Nihayetinde davacı ... müvekkille ortak olunan şirket ve müvekkille üye olunan vakıf işlemlerinde kendi hür iradesiyle gerçekleştirdiği işlemleri sonradan anlaşılmaz bir şekilde kötü niyetli olarak yargıya taşımakta, iradesini etkileyen herhangi bir durum olmaksızın sonradan kendi fikrini değiştirmesi nedeniyle türlü ilgisiz konu ve bahanelerle yahut kendisine ait yazılı beyanları gizlemekle bu işlemlerin iptalini istemektedir. Ancak hukuk düzeni bu ilgisiz ve genel talepleri karşılamayacaktır. Kişinin sözleşme serbestisi kapsamında hür iradesiyle bir sözleşmenin tarafı olmasının akabinde keyfi olarak fikir değiştirmesiyle mesnetsiz olarak işlemin iptalini talep etmesinin hiçbir hukuk sisteminde karşılığı yoktur. Nihayetinde davacı taraf ... Sicil no.lu “...San. ve Tic.” unvanlı şirketini yine Çerkezköy'de ... Tic. A.Ş. Unvanlı şirketi de örtülü olarak ticaret sicile kaydettirmiştir. Bu şirketlerin sicil kayıtları ve SGK dökümleri celp edildiğinde davacı ... dava dışı ... şirketinin eski çalışanları ile birlikte kendi şirketinde faaliyete devam ettiği beyanlarında samimi olmadığı, huzurdaki davanın temelinde davacı tarafın müvekkile karşı yargı yollarıyla baskı kurmaya çalıştığı açıkça görülecektir. Sonuç olarak; Bu bağlamda tüm dilekçe içeriğinden anlaşılacağı üzere; Somut uyuşmazlıkta davacı taraf ... şirketinin %1 hissesini hiçbir kayda bağlı olmaksızın hür iradesiyle müvekkile devretmiştir, bu durumu pay defterine işletmiştir. Davacı taraf, iradesini sakatlayan hukuki bir neden olmaksızın keyfi kararı ile bu beyanından dönmek istemektedir. Davacı taraf ortak olunan şirketlerin tasfiyesi uğrunda kötü niyetli olarak işlemleri kitlemektedir, Genel Kurul İptali davasında yanıltıcı beyanlarda bulunmak maksadı ile ikame ettiği işbu davasında bizzat kaldırdığı süre şartını dava konusu ile ilgili kılmaya çalışmaktadır. Müvekkilin haklı alacak takiplerinin işbu hisse devri ile alakası yoktur. Davacı şirket ortaklığının dışında vakıf bünyesinde şahsi kurucu üye iken üniversite kurulması için bağladığı üç (3) yıl süre şartını bizzat süresiz olarak değiştirmiştir. Davacı tarafın aksi yöndeki iddiaları yazılı delil ile kanıtlanmalıdır. İşbu davada davacı iddialarının tanıkla kanıtlanması talebine muvafakatimiz yoktur. Davacının hisse devri sözleşmesinin imzalanmasından sonraki süreçte gerçekleştirdiği eylemleri zaten kendisinin müvekkil tarafından bir inanca sürüklenmediğini, basiretli bir tacire uymayacak davranışlar sergilediğini, suç örgütleriyle işbirliği yapmakla yüksek okul mezunu birine yakışmayacak ilişkiler kurduğunu, öz abisine karşı akıl almaz bir kin güttüğünü göstermektedir. Huzurdaki haksız davanın öncelikle zaman aşımı nedeniyle reddini, devamında esastan reddini talep eder; yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Dava, tarafların ortağı olduğu ... Tic. Ltd. Şti.'nin davacıya ait %1'lik hissenin irade fesadı sonucu davalıya devredildiği iddiasıyla bu hisse devir işleminin iptali ile davacı adına tescili istemine ilişkindir. Yapılan incelemede davacı ile davalı eşit hisse sahibi iken 06.09.2017 tarihli noter senedi ile davacının hissesinin 25.000'lik kısmının 500'lük kısmını davalıya devrettiği ve aynı gün yapılan Genel Kurul Toplantısında tasdik edilerek tescil edildiği, daha sonra davacının 22.09.2017 tarihinde şirket yönetiminden istifa ettiği, davacının ... Vakfı yönetim kurulu üyeliğinden de 30.11.2017 tarihinde istifa ettiği, mütevelli heyet kararı alınarak davacının da kararı imzaladığı, Yüksek Öğretim Kurumuna yapılan vakıf üniversitesi kurulması talebine ilişkin YÖK nezdinde yapılan 24.08.2017 tarihli toplantıda davacının üniversite kurulmasına karşı çıktığı, desteğini geri çektiği, kararda davacının söz alarak bu hususu beyan ettiğinin karara geçtiği ve davalının itham edildiği, böylece davacı ile davalı arasında husumet doğduğunun anlaşıldığı, her ne kadar davacı taraf hileli davranışları sonradan öğrendiğini ileri sürmüş ise de, sunulan resmi kayıtlardan davacının iddiasının yersiz olduğu, 2017 yılından beri davacının yapılan hisse devrine ilişkin ve şirket yönetimi ile vakıf üniversitesi kurulması konusunda davalı ile sorun yaşadığı, bu nedenle bir hile var ise bunun 2017 yılından itibaren davacı tarafından bilindiği, davacının davasını TBK 39.maddesinde belirtildiği gibi 1 yıl içerisinde açması gerektiği ve bunu yapmadığı, bu durumda hile nedenine dayalı talep hakkının yersiz olduğu ve davanın reddine" karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin ortağı olduğu ... Ltd. Şti'nin yarı ortağı olarak kurulduğunun ticaret sicil kayıtları ile sabit olduğunu, ancak zaman içerisinde davalının müvekkilinin iradesini sakatlayarak şirkete ait %1'lik hisseyi uhdesine alarak hakim ortak konumuna geldiğini, dosya kapsamında müvekkilinin davalı tarafından iradesinin sakatlanması sonucunda davacı müvekkilinin %1'lik hissesini davalıya devretmek zorunda kaldığının ortada olduğunu, bu devir işleminin gerçek bir devir olmadığını, işbu şirketin kurucu üyesi olduğu vakfa değeri çok yüksek bir gayrimenkulü şartlı olarak bağışlamasının diğer taraftan vakfın kuruluş amacına uygun bir şekilde faaliyet göstermesi şartı ile 3.000,00 TL gibi bir rakam bağışlayacağını vaat etmesinin yanı sıra %1'lik hisseyi 500,00 TL karşılığında gerçekten satmayı düşünmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu ortaya koyduğunu, davalı tarafın işbu hisseyi devir alır almaz 22/09/2017 tarihinde aldığı ortaklar kurul kararı ile müştereken yönetilen şirketi münferiden yönetmeye başladığını, müvekkili ...'nin davalı tarafın hileli hareketleri sonucu hataya düşmesi ve hisse devrini gerçekleştirmesi HMK md 203 hükmü uyarınca tanıkla ispat edebilecek hisselerden olmasın rağmen yerel mahkeme tarafından bu yöndeki taleplerinin kabul edilmeksizin davanın reddine şekilde hüküm kurulduğunu, davalı tarafın müvekkilinin %49 hisseye sahip olduğu ... Şirketi'nin kuruluş amacı olan vakıf üyeliğini sonlandırdığını, ... Vakfı'ndan da işbu şirketin üyeliğine son vererek vakıftaki hakimiyetini daha da arttırdığını, davacı müvekkilinin iradesinin sakatlandığı hususunun bu tarih itibari ile öğrenilmiş olmasına rağmen yerel mahkeme tarafından 2017 tarihinde taraflar arasında husumet hasıl olduğu bu tarih itibari ile bir hile var ise bilmeleri gerektiği TBK 39 madde doğrultusunda 1 yıllık zaman aşımı süresi içinde dava açılmadığı gerekçesi ile esasa girilmeden zaman aşımı nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasalara aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; somut uyuşmazlıkta davacı tarafın ... Şirketi'nin %1 hissesini hiçbir kayda bağlı olmaksızın hür iradesiyle müvekkiline devrettiğini, bu durumun pay defterlerine işlendiğini, davacı tarafın iradesini sakatlayan hukuki bir neden olmaksızın keyfi karar ile bu beyanından dönmek istediğini, davacı tarafın ortak olunan şirketlerin tasfiyesi uğrunda kötü niyetli olarak işlemleri kitlediğini, genel kurul iptali davasında yanıltıcı beyanlarda bulunmak maksadı ile ikame ettiği işbu davasında bizzat kaldırdığı süre şartını dava konusu ile ilgili kılmaya çalıştığını, müvekkilinin haklı alacak takiplerinin işbu hisse devri ile alakasının bulunmadığını, davacı tarafın şirket ortaklığının dışında vakıf bünyesinde şahsi kurucu üye iken üniversite kurulması için bağladığı üç yıl süre şartını bizzat süresiz olarak değiştirdiğini, davacı tarafın aksi yöndeki iddialarının yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, işbu davada davacı iddialarının tanıkla kanıtlanması talebine muvafakatlerinin bulunmadığını, davacının hisse devri sözleşmesinin imzalanmasından sonraki süreçte gerçekleştirdiği eylemleri zaten kendisinin müvekkili tarafından bir inanca sürüklenmediğini, basiretli bir tacire uymayacak davranışlar sergilediğini, suç örgütleriyle işbirliği yapmakla yüksek okul mezunu birine yakışmayacak ilişkiler kurduğunu, öz abisine karşı aklı almaz bir kin güttüğünü gösterdiğini, belirtilen sebepler neticesinde davacı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
GEREKÇE: Dava; Limited şirket hisse devir sözleşmesinin hile hukuksal nedenine dayalı olarak iptali istemine ilişkindir.Davacı, davalı ile dava dışı ... Ltd.Şti.'nin %50 oranında ortakları olduklarını, " Davalı taraf, ...'nda ve iş bu vakıfta kurucu üye olan ... Ltd. Şti'nde %1'lik hisseye sahip olması ve yönetimdeki münferit yetkilerinde kendisinde olması durumunda işlemlerin hızlı yürüyeceğini gerekçe göstermiş, Üniversite'nin bir an önce faaliyete geçeceği yönünde vaatlerde bulunarak müvekkil davacıyı aldattığını" abisi ve ortağı olan davalıya güvendiğini, şirketin %1 lik hissesinin 500 TL ye devredilmesine davacının ihtiyacı olmadığı gibi belirlenen rakamında hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının bu duruma; davacının %1 lik hisseyi ve yönetimi ele geçirmekle birlikte kurucu üyesi olduğu vakıf senedindeki mütevelli heyetin toplantı zamanı ve karar nisabı başlıklı 10. maddesi yönetim kurulu başlıklı 11. maddesi gibi önemli maddelerin hakimiyetini de eline geçermiş olduğu hususunu ...Ltd. Şti.'nin 24/04/2019 tarihli genel kurulunda alınan " ... Şti'nin, ... Vakfı tarafından alınan vakıf üyeliğinden çıkarılma kararının onaylanması" kararı ile aldatılarak hataya düşürüldüğünü anladığını" iddia etmiştir. Davalı ise hisse devrinin herhangi bir şarta bağlanmadığını, davacının hür iradesi ile bedelini almak suretiyle hissesini devrettiğini savunmuş; ilk derece mahkemesince yukarıda açıklanan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. Dava dilekçesinin sonuç ve istem bölümünde ( hata,hile, gabin) hukuksal nedenlerinin tamamına dayanılmış ise de, HMK 33.maddesi uyarınca hukuki nitelendirme hakime ait olup davacının iddiasından hile (aldatma) hukuksal nedenine dayandığı kabul edilmiştir.Hile (aldatma) 6098 sayılı TBK 37. maddesinde düzenlenmiş olup, buna göre taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Aynı yasanın 39. Maddesi uyarınca ise yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış olması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Anılan hükümde belirtilen süre mahiyeti itibarıyla hak düşürücü süredir. Somut olaya döndüğümüzde; hisse devri sözleşmesinin noter huzurunda 06/09/2017 tarihinde yapıldığı, davacı ve davalının hazır bulunduğu 06/09/2017 tarihli ortaklar Kurulu toplantısında 2 ortağın oybirliği ile hisse devrine muvafakat edildiği, yine davacı ve davalının oybirliği ile aldıkları 22 Eylül 2017 tarihli ortaklar kurulu kararı ile davacının şirket müdürlüğünden istifa ettiği belirtilerek şirketi münferiden davalı ortak ...'nin temsiline karar verildiği kararların ticaret sicili gazetesinde ilan edildiği görülmektedir. Davacının aldatılma olayını ... Ltd. Şti.'nin 24/04/2019 tarihli genel kurulunda alınan " ...Şti'nin, ... ğitim Vakfı tarafından alınan vakıf üyeliğinden çıkarılma kararının onaylanması" ile anladığını savunmuş ise de taraflar arasında hisse devir sözleşmesi öncesi de geçimsizlik ve güvensizlik bulunduğu, davacı ve davalının bizzat katıldıkları 21/07/2017 tarihli YÖK komisyon toplantısında genel kurul kararına geçen kayıtlara göre "davacının üniversite kurulmasından desteğini çektiğini, vakfın asgari mal varlığı şartını sağlamadığı, Yüksek öğretim kurulunu yanıltıcı beyanda bulunulduğunu, ifade etmiş kurucu vakıf başkanı ... ile karşılıklı ithamlarda bulunmuşlardır" kaydının bulunduğu, 10/11/2017 tarihli vakfa hitaben yazdığı yazıda ise mütevelli heyet başkan yardımcılığı ve vakıf yönetim kurulu üyeliğinden istifa ettiğini, bu sefer vakfa bağışladığı malların üniversitenin resmi gazetede yayınlanarak tüzel kişilik kazanması koşulu ile şartlı bağış olarak kabulünü talep etmiş, önceki bağışında belirlediği 3 yıllık süre şartını değiştirmiştir. Bu tarihten sonra davacı tarafından davalı hakkında daha önceden açılmış olan ancak davacı iddiasına göre tarafların feragat konusunda anlaştıklarını iddia ettiği Gaziosmanpaşa .... icra müdürlüğünün ... esas ve ... esas dosyalarından dava dışı şirket mallarına haciz uygulandığı, davacının bu icra dosyalarını öğrenme tarihini dayanak yaparak yine tarafların ortak bulunup davacının davalıya %1 hissesini devrettiği,... A.Ş deki %1'lik hissenin hile nedeniyle iptaline ilişkin İstanbul 15 Asliye Ticaret Mahkemesinde 06/11/2018 tarihili ,2018/1042 Esas sayılı dosya ile dava açtığı, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddedildiği, kararın istinafı üzerine İstanbul BAM 12 HD. 2019/ 1978 esas sayılı kararı ile haciz tarihinden önce davacının hileyi öğrendiği konusunda bilge ve belgeye rastlanmadığı gerekçesi ile kararın kaldırıldığı görülmektedir. Davacının; "davalı taraf, ... Vakfı'nda ve iş bu vakıfta kurucu üye olan ... Ltd. Şti'nde %1'lik hisseye sahip olması ve yönetimdeki münferit yetkilerinde kendisinde olması durumunda işlemlerin hızlı yürüyeceğini gerekçe göstermiş, Üniversite'nin bir an önce faaliyete geçeceği yönünde vaatlerde bulunarak müvekkil davacıyı aldattığını" şeklindeki iddiası TBK 36. Maddesi anlamında aldatma olarak nitelendirilemeyeceği gibi TBK 30 ve devamı maddelerinde düzenlenen yanılma olarak ta nitelendirilemez. Davacı iddiasına göre ODTÜ mezunu, makine mühendisi ve yıllardır ticari hayatta faaliyet gösteren şirketlerde ve vakıfta ortak ve yönetici olan bir kişi olup YÖK'te yapılan toplantıda vakfın üniversite kurmasını engelleyecek nitelikte beyanda bulunacak kadar şirketin ve vakfın işleyişine hakim bir kişidir. Bahsi geçen ve hile olduğu savunulan vaad her ticari ilişkide söylenen, zaten yönetici olmanın gereği olan vasıflardır. Bu sözlerin hileye sebebiyet vermesi mümkün olmadığı gibi taraflar kardeş olup aralarında birçok dava bulunmaktadır. Davacının en geç davalı hakkında İstanbul 15 ATM 2018/1042 esas dosyasını açtığı 06/11/2018 tarihinde bahsi geçen " yönetimdeki münferit yetkilerinde kendisinde olması durumunda işlemlerin hızlı yürümediğini, Üniversite'nin bir an önce faaliyete geçmediğini, bu konudaki hileye dayanak yapılan vaatlerin gerçekleşmediğini" öğrendiğini kabul etmek gerekmekle ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan 54,40 TL istinaf peşin harcının alınması gereken 269,85 TL karar harcından mahsubu ile eksik olan 215,45 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye irad kaydına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.02/11/2023