T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/370
KARAR NO: 2024/282
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/12/2020
NUMARASI: 2018/194 Esas - 2020/991 Karar
DAVA: İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 28/02/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında ticari faaliyet olduğunu, bunun sonucunda davalı şirketten 38.673,91 Tl cari hesap alacakları olduğunu, davalı ile aralarında kumaş alım - satımına dayanan ticari ilişki olduğunu, alacağın tahsil noktasında tüm girişimlerin olumsuz kaldığını, iade edilen bir fatura olmadığını, bunun üzerine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... esas sayılı dosyası ile icra takibine geçtiklerini, davalı şirketin itirazı ile takibin durduğunu, davalı şirketin %20 den az olmamak üzere icra nikar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı şirketin usule ilişkin itirazları olduğunu, cari hesap ilişkisi olmadığını, davanın bu sebeple reddi gerektiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın nedeninin ayıplı ürün satımından ve oluşan zararın mahsuplaşmasından kaynaklandığını, davacı şirkete 194.000,00 TL tutarlı 21/07/2016 tarihli çek ile peşin ödeme yapıldığını, davacı şirket tarafından gönderilen ürünlerin ebat ve gramaj konusunda problemli olduğunun anlaşıldığını, kumaşların en kısmının 180-185 cm olması gerekirken, gelen kumaşların enlerinin 200 cm olduğu ve bu haliyle kesime girmesi halında kumaşlarda %22 fire verileceğinin tespit edildiğini, gramaj problemlerinden dolayı davacı şirket yetkililerine ayrıntılı mail gönderdiklerini, şirket yetkililerinin bu haliyle kumaşı kesebileceklerini, daha sonra maliyet konusunda ki problemi de mahsup yoluyla gidereceklerini söylediklerini (davacı şirket çalışanlarının tanık olarak dinletileceğini), davacıfirma yetkililerinin beyanı ve sezona ürünleri yetiştirmek isteyen davalının kesim işlemini yaptığını, akabinde davacı firma yetkilileri ile bir araya gelinemediğini, iade faturası kesilerek iadeli taahhütlü olarak yollandığını, gönderilen faturanın davacı tarafından alınmadığını, çalışanı ... tarafından imzalı olarak iade edildiğini, takas mahsup taleplerinin olduğunu, davanın reddine, davacının dava değerinin %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yüklenilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Hükme esas alınan bilirkişi raporunda da, kumaştaki en ve gramaj ayıbının kumaşlar kesilmeden boyahanede tamir edilmesinin mümkün olduğunu, davalının tamir edilmesini istemesi halinde kumaşların 2 gün içerisinde boyahanede tamir edilebileceği belirtilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın Satım sözleşmesinde alıcının seçimlik hakları başlıklı 227. maddesinde; “satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı;1-Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, 2-Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, 3-Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, 4- İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme, Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.” hükmü düzenlenmiştir. Davalı alıcının, 6102 sayılı TTK.'nun 18/1-c ve 6098 sayılı TBK' nın 227. Maddesindeki haklarını usulüne uygun kullanmadığı; usulüne uygun ihbarını yapmadan ve seçim hakkını bildirmeden kesim işlemine başladığı; bu haliyle davacının 227/2. Maddesindeki " Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. " hakkının elinden alındığı; davalının 6102 sayılı TTK.'nun 18/1-c ve 6098 sayılı TBK' nın 227. Maddesindeki haklarını usulüne uygun kullanmaması sebebiyle davacının 227/2. Maddesindeki hakkının kullanılamadığı iddiasının ispat yükünün de davalı üstünde kaldığı; bilirkişi raporunda da kumaşların 2 gün içerisinde boyahanede tamir edilebileceğinin belirtildiği; davalının da aksini ispat edemediği görülerek, bu haliyle yasal şartlara uygun yapılmayan seçimlik hak kullanımı ve ayıp ihbarından kaynaklı doğan zararlardan sorumluluğun davalı üzerinde olduğu kabul edilmiştir. Talebin yargılamayı gerektirmesi sebebiyle tarafların icra inkar ve kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine" karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin, dürüst davranmayan ve gerçeğe aykırı beyanda bulunan, kendilerine gönderilen maile yazılı cevap vermeyen, ilk etapta ürünlerde ayıbın olmadığını iddia eden davacının ürünler iade edilseydi düzeltirdik şeklindeki verilen sözlü beyanına itibar ettiğini, yerel mahkemenin davacıya gönderilen ihbarın Yasa'da belirtildiği şekilde yapılmadığı, yasal unsurları içermediği, süresinde yapılıp yapılmadığının tespit edilmediği yönünde ki değerlendirmesinin yerinde olmadığını, yerel mahkeme gerekçeli kararında ürünlerin 2 günlük tamir süresinin bulunduğunu, davacının ürünleri düzeltip kendilerine iade edileceğine dair beyanlarının bulunduğunu ancak davalının davacı tarafa ayıplı mal hakkında herhangi bir seçim hakkı bırakmadan kesim yaptığını belirttiğini ve bu durumdan davalı tarafı kusurlu bulduğunu, uygulamada benzer durumlarda gerçekten bir ayıbın varlığı konusunda taraflar mutabakat sağladığında kesime onay verildiğini, nitekim davacının da bu onayı verdiğini, zira ticaretin olağan akışının bunu gerektirdiğini, yapılan yargılamada vakalar ispatlı olmasına rağmen yerel mahkemece bir kısım vakaların ispatı için yeterli kanaat oluşmadığının açık olduğunu, bu durumda yemin delilinin teklif edilip edilmeyeceği konusunda kendilerince hatırlatma yapılması gerekirken bu durumun yapılmadığını, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının ortadan kaldırılmasını, müvekkili yönünde davanın reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı şirket tarafından müvekkili şirkete yapılan geçerli, hukuka ve usule uygun bir ayıp ihbarının bulunmadığını, temin edilen kumaşlarda tespit edilen ayıbın tarafların yaptıkları iş göz önünde tutulacak olursa olağan bir muayene ile tespit edilebilen bir ayıp olduğunu, ayıp kumaşın kalitesinden, kullanılan iplik türünden yahut dokuma sıklığından değil kumaşın ölçüsünden kaynaklandığını, ürünün boy ve en genişliği konusu satışa konu ürüne ilk bakışta fark edilebilecek bir unsur olduğunu, bu sebeple davalı tarafın itirazları ile ilk derece mahkemesinin "üründeki ayıbın açıkça belli olmayan ayıp" yönündeki kabulünün hukuka aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde davalı tarafın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
GEREKÇE: Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalıya teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olup olmadığı ve davacının alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır. Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "cari hesap alacağı" açıklaması ile ilamsız icra takibi başlatılmış ve takibe davalı borçlu vekilince yapılan itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı taraf, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davalı taraf, davacının üretip kendilerine teslim ettiği bir kısım ürünlerin ayıplı olduğunu, sezona yetiştirmek üzere bedeli peşin ödenerek ürün sipariş edildiğini, gönderilen ürünlerin ebat ve gramaj olarak problemli olduğunu, kumaşın en kısmının 180-185 cm olması gerekirken gelen kumaşın 200 cm olduğunu, ayrıca kumaşları gramaj problemlerinden dolayı davacı şirkete mail gönderildiğini, şirket yetkililerince kumaşların bu haliyle kesilebileceği, daha sonra maliyet konusundaki problemin mahsup yoluyla gidereceklerini söylediklerini, davacı firma beyanları ve sezona ürün yetiştirmek isteyen davalının ürünleri kestiğini, daha sonra tarafların bir araya gelemediklerini, bunun üzerine davalının iade faturası düzenlediğini, davacıya gönderildiğini davacı tarafından alınmadığını savunmaktadır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir. TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır. Dosyaya toplanan deliler ile davalıya teslim edilen bir kısım kumaşın en yönünden istenilen miktardan daha geniş olduğu ve gramajında beklenenden ağır olduğu taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Dosyaya alınan bilirkişi raporu ile bunun 3.200 kg olabileceği rapor edilmiş, davalı taraf bunun daha yüksek miktarda olduğunu savunmuştur. Dosyaya toplanan deliller ile davalı tarafın kendisine teslim edilen ürünlerdeki bahsi geçen ayıbı kumaşı kesmeden önce bildiği de sabittir. Buna rağmen kumaşları kesmiş, üzerinde tarih bulunmaya 2 adet e-mail ile kumaşlardaki kesimin devam ettiği, gramaj ve en farkının bulunduğu, ürünlerin davacı tarafça görülmesi ve firenin farkının yansıtılacağı bildirilmiştir. Ancak bahsi geçen maillerin gönderildiği tarihe ilişkin herhangi bir belge dosyaya sunulmadığı belirlenmiştir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Bu ispat kuralları gereği ispat yükü kendisine düşen davalı tarafça; ayıplı olduğu iddia edilen ürünlerin kesilip mamul hale dönüştürüldüğü, ayıplı oluğu iddia edilen ürünlerin miktarının ispatlanmadığı gibi ayıplı olduğu savunulan ürünlerin kendisine teslim tarihi ve bu tarihten itibaren 8 günlük ihbar süresi içinde ayıp ihbarının davacı tarafa yapıldığınında usulünce ispatlanmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davalın ayıp nedeniyle cevap dilekçesinde ileri sürdüğü takas mahsup savunması yerinde değildir. Dosyada alınan bilirkişi raporu ile davacının takipten önce 21/08/2016 tarihi itibarıyla 38.673,91 TL alacağı bulunduğu takip tarihine kadar bir ödemede bulunulmadığı belirlenmiş olmakla davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Davalı istinaf sebebi olarak yemin deliline dayandığını mahkemece bu hususun hatırlatılmadığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Ürünlerin ayıplı olduğu, ayıplı ürünlerin miktarı ve ihbar tarihi hususları HMK 226 . Maddesi uyarınca yemin deliline başvurulamayacak hususlardan olmakla bu yöne ilişen istinaf sebepleri de yerinde görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 727,00 TL harcın, alınması gerekli olan 2.907,15 TL harçtan mahsubu ile bakiye 2.180,15 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.28/02/2024