T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/860
KARAR NO: 2024/762
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 08/03/2021
NUMARASI: 2020/49 Esas - 2021/170 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin
Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/05/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; uyuşmazlık konusu için Arabuluculuğa başvurulduğunu ancak anlaşmanın sağlanamadığını, davacı banka ile davalı asıl borçlu ... San. Ve Tic. Ltd. Şti. Arasında Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, davalı ...'ın usul ve yasaya uygun olarak söz konusu sözleşme ve akdedilecek diğer sözleşmeler çerçevesinde asıl borçlunun bankaya karşı sorumlu olacağı borçlardan ve ferilerinden müşterek borçlu ve müteselsil kefil olarak sorumlu olacağını kabul ve taahhüt ettiğini, davalıya konu Genel Kredi Sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi risklerinden doğan yükümlülüklerinin yerine getirilmemesi üzerine 02/04/2019 tarihinde ihtarname gönderildiğini, ihtarnamenin tebliğ edilmesine karşılık herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine borçlular aleyhine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasından genel haciz yolu ile icra takibi başlatıldığını, davalının yetkiye, borca, faize ve faiz oranına ve tüm ferilerine itiraz edildiğini, ayrıca dava dışı şirketin konkordato davasında verilen tedbir kapsamında ilgili takibin iptalinin istendiğini, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/219 Esas sayılı dosyadan devam eden konkordato davasındaki tedbir kapsamından yararlanan dava dışı borçlunun olduğu, iş bu borçlu hakkında arabuluculuk başvurusu yapılmadığını, iş bu davada taraf olarak gösterilmediğini, yetki konusundaki itirazın haksız olduğunu, yetkili mahkeme konusunda akdedilen sözleşmede hüküm bulunduğunu, borcun tamamına yapılan itirazın haksız olduğunu, davalıların kefil beyanı hükümleri gereği sorumluluklarının bulunduğunu, faiz bedeli, tür ve oranına yapılan itirazın haksız olduğunu, akdedilen sözleşmenin faize ilişkin maddeleri gereği asıl alacağa takip tarihine kadar %19,80 ve %28,89 oranında akdi faiz, temerrüt tarihi itibarı ile %39,60 ve %57,79 oranında temerrüt faizi işletildiği, hukuka aykırı bir durum bulunmadığını, sözleşme hükmüne uygun olduğunu, faizin ferisi olan BSMV'nin yasal zorunluluk ve sözleşme hükümleri gereği tahsil edildiğini belirterek itirazın iptaline, takibin devamına, %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine, yargılama gideri ve vekâlet ücretinin karşı tarafa yüklenmesi talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Dava dilekçesi davalı tarafa usulüne uygun olarak tebliğ olunmuş, davalı tarafın davaya cevap vermediği anlaşılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacı iddiaları, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; davacı banka ile dava dışı ... San.ve Tic.Ltd.Şti.arasında 2.000.000 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığı, davalının işbu genel kredi sözleşmesini müşterek borçlu müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, sözleşme ile dava dışı firmaya taksitli ticari kredi kullandırıldığı, kredili mevduat hesabı tanımlandığı ve kredi kartı tahsis edildiği, dava dışı firmanın ödemelerini aksatması üzerine davacı banka tarafından hesabın kat edilerek, borçlulara Bakırköy ...Noterliği'nin 02/04/2019 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin gönderildiği, işbu ihtarnamenin davalıya 04/04/2019 tarihinde tebliğ edildiği, ihtarnamenin tebliğine rağmen borcun ödenmediği, bu nedenle davacı banka tarafından İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığı, başlatılan takibe itiraz edilmesi üzerine işbu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır. Mahkememizce konusunda uzman bilirkişiye yaptırılan ve hükme esas alınan bilirkişinin raporunda hesaplandığı şekliyle davacı bankanın davalıdan takip tarihi itibariyle ayrıntısı bilirkişi raporunda gösterilen ve aşağıda hüküm kısmında belirtilen şekilde hesaplamanın yapıldığı, bu itibarla davacı bankanın davalıdan Taksitli Ticari Krediden kaynaklanan 108.577,43 TL, KMH kredisi hesabından kaynaklanan 54.767,30 TL ve kredi kartından kaynaklanan 31.747,27 TL olmak üzere toplam 195.092,00 TL alacaklı olduğu anlaşılmakla davanın kısmen kabulü ile davalı tarafından yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin işbu miktar üzerinden devamına, Taksitli Ticari kredisinden kaynaklanan alacak için anapara tutarına takip tarihinden tahsil tarihine kadar sözleşme hükümleri çerçevesinde akdi faiz oranının 2 katı olan %28,08 oranında temerrüt faizi ile faizin %5 BSMV'si olmak üzere uygulanmasına, KMH kredisi hesabından kaynaklanan alacak için anapara tutarına takip tarihinden tahsil tarihine kadar 5464 Sayılı Kanun çerçevesinde % 28,80 oranında ve TCMB tarafından belirlenen değişen oranlarda temerrüt faizii ile faizin % 5 BSMV'si olmak üzere uygulanmasına, kredi kartından kaynaklanan alacak için anapara tutarına takip tarihinden tahsil tarihine kadar %31,80 oranında ve TCMB tarafından belirlenen değişen oranlarda temerrüt faizi ile faizin %5 BSMV'si olmak üzere uygulanmasına, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmesi gerekmiş, ayrıca alacak likit ve belirlenebilir olduğundan kabul edilen miktar üzerinden İİK'nun 67/2. Maddesi uyarınca %20'i oranında icra inkar tazminatına hükmedilmiş ve davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir.Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; bankanın hesap katını hem borçluya hem müvekkiline bildirmesi, müteselsil kefilin müvekkiline başvuru için yeterli olmadığını, nitekim TBK'nın 590/3. maddesi gereği asıl borcun muaccel olması, alacaklı ya da borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlı ise, bu bildirimin kefile yapılmadan kefil için asıl borcun ifasında gecikmeden söz edilemeyeceğini, dolayısı ile hesap katı ile henüz vadesi gelmemiş taksitlerin de talep edildiğinden işbu taksitlerin borçluya süre içeren bildirimde bulunulması halinde muaccel hale geleceğinin aşikar olduğunu, bu nedenle hesap kat ihtarıyla borcun muaccel hale geleceğini ve muaccel borcun ödenmemesi halinde bu durumun müteselsil kefil müvekkiline bildirilmesiyle başvuru şartının gerçekleşmiş olacağını, keza hem borçluya hem kefile aynı anda ödeme ihtarının gönderilmesi halinde, borçlunun borcu ödeyip ödemeyeceğinin belirli olmadığından bu ihtarın müteselsil kefile başvurma açısından geçersiz olduğunu, kaldı ki borçlunun temerrüde düşmesi için ihtara gerek olmadığı durumlarda dahi alacaklının, borçluya ihtar göndermeden müteselsil kefile başvurmasının mümkün olmadığını, müteselsil kefil müvekkiline usulüne uygun olarak ödeme ihtarında bulunulmadığından başvuru şartı gerçekleşmediği halde yerel mahkemece hatalı olarak itirazın iptaline karar verildiğini, temerrüte düşürmeyen müvekkili aleyhine takip öncesi temerrüt faizi hesaplanmasının hatalı olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı ve yetersiz olduğunu, müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, belirtilen sebepler neticesinde yerel mahkeme kararının kısmen kabule dair kararının kaldırılmasını, davanın reddine karar verilmesini, davacı aleyhine dava konusu miktarın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılması gerektiğini ileri sürmüştür.
GEREKÇE: Dava; genel kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan ilamsız icra takibine borçlunun itirazının iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalılar vekili tarafından yasal süresi içinde yukarıdaki nedenler ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; yapılan yargılamada eksik inceleme bulunup bulunmadığı, davalının temerrüte düşüp düşmediği, müteselsil kefile başvuru şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği ve icra inkar tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktalarındadır. Davacı alacaklı ... A.Ş tarafından davalı müteselsil borçlu hakkında İstanbul ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile alacağın tahsili istemiyle ilamsız icra takibine özgü takip başlatıldığı, borçlu vekilince süresi içinde borca itiraz edildiği, takibin durduğu, itiraz dilekçesinin tebliğe çıkarılmadığı ve eldeki itirazın iptali davasının açıldığı görülmektedir. Müteselsil kefalet başlıklı TBK'nun 586. maddesinin 1. fıkrasında "Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı, borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir." hükmünü içermektedir. Somut uyuşmazlıkta asıl borçlu ... Ltd. Şti.'nin sözleşmede bildirdiği adresine çıkarılan tebligatın iade döndüğü bunun üzerine dava dışı şirketin ''... Mah. ... cad. No....Güngören/İstanbul'' adresine yeniden tebligat çıkartılmış ve ihtarnamenin 04/04/2019 tarihinde tebliğ olduğu anlaşılmakla asıl borçlunun temerrütü verilen 1 günlük sürenin bitimi ile 06/04/2019 tarihinde oluştuğu belirlenmiştir. Kefil borçlu ...'a tebligatın 04/04/2019 tarihinde yapıldığı belirlenmekle bu kefil yönünden temerrüt 06/04/2019 tarihinde oluşmuştur. Ancak davacının takip talebinde 03/07/2019 tarihinde temerrüt oluştuğu ve bu yönde talepte bulunduğu görülmüştür. Bu açıklamalar gereğince müteselsil kefil davalının bu yöne ilişen istinaf sebepleri de yerinde değildir. Bu durumda asıl borçlunun adresine gönderilen hesap kat ihtarının tebliğ edildiği, asıl borçlunun ifada geciktiği ve alacaklı tarafça tanınan 1 günlük sürede borçlu tarafından herhangi bir ödeme yapılmadığı iddia edildiğine göre, TBK'nun 586/1. maddesinde öngörülen kefile müracaat edebilme koşulu somut olayda gerçekleşmiştir (Emsal Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 12/07/2013 tarih 2013/9225 Esas 2013/14683 Karar sayılı ilamı).(Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 01/11/2016 tarih ve 2016/12120 Esas 2016/8556 Karar sayılı emsal içtihadında da "... borçlunun ifada gecikmesi tek başına yeterli olmayıp ifada gecikmiş olan borçluya ihtar gönderilmesi ve bunun da sonuçsuz kalması gerekmektedir. Ayrıca kanunda müteselsil kefile ihtar çekilmesi şartı aranmamaktadır. Müteselsil kefile ihtar çekilmesi, sadece onun takipten önce temerrüde düşürülmesi ile ilgili bir sorundur. Başka bir anlatımla, müteselsil kefil hakkında icra takibine girişilebilmesi için diğer koşulların yanında ayrıca müteselsil kefile de ihtar gönderilmesi gibi bir koşul yasada yer almamaktadır. Bu itibarla, hem asıl borçluya hem de müteselsil kefile aynı anda ihtar gönderilip borçluya gönderilen ihtarın tebliğine rağmen verilen süre içinde borcun ödenmemesi üzerine yasada belirtilen koşullar gerçekleşmiş olacağından bu durumda müteselsil kefil aleyhine takibe girişilebilecektir..." denilmiştir. ) Dosyada taraf deliller toplandıktan sonra ve davacı banka kayıtları da incelenmek suretiyleuzman bilirkişiden denetime elverişli ve dosya içeriğine uygun rapor alındığı belirlenmekle davalının eksik inceleme ve bilirkişi raporunun yetersiz olduğuna dair istinaf sebepleri yerinde değildir. Ayrıca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu kredi alacağı likit (belirlenebilir) olup, kabul edilen alacak miktarı üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmaktadır. Bu hususa ilişkin davalı vekili istinaf istemleri de yerinde görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 13.326,73 TL nispi istinaf karar harcından peşin alınan 3.272,38 TL nispi ve 59,30 maktu olmak üzere toplam 3.331,68 TL harcın mahsubu ile bakiye 9.995,05 TL harcın davalıdan alınarak Hazine'ye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)-a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.16/05/2024