T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1965
KARAR NO: 2023/1375
KARAR TARİHİ: 07/12/2023
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/07/2020
NUMARASI: 2017/1086 Esas - 2020/324 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Fesih İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/12/2023
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı şirketin yönetici ortakları hem TTK hem de şirketin esas sözleşmesi uyarınca kendilerine yüklenen kar dağıtma görevlerini ifa etmemekte, müvekkilimi müktesep hak payı hakkından mahrum ederken ağır bir vergi yükü altına sokmakta olduğunu, davalı şirketin yönetici ortaklarının TTK 227.maddesinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmemeleri üzerine, davalı şirketin ortağı olan müvekkilinin, TTK 228.maddesindeki hakkını kullanarak bilançoda saptanmamış olan kar payının saptanmasını ve esas sözleşme uyarınca kendisine ödenmesi gereken safi kar %25'inin ödenmesini talep etmişse de, her iki talebi de yönetici ortaklar tarafından hukuka uygun bir gerekçe sunulmadan yerine getirilmemiş olduğunu, şirketin yüksek kar ettiği dönemlerde dahi müvekkilime kar payı alacağı verilmemiş olduğunu, müvekkilin hem her şirket ortağının en temel vazgeçilmez hakkı olan kar payından mahrum bırakılmakta, üstüne üstlük 50 bin liradan fazla vergi ödemek zorunda kalmakta olduğunu, davalı şirketin yönetici ortaklarının kanunen ve esas sözleşme uyarınca kendilerine yüklenen kar dağıtma yükümlülüğünü İfa etmemelerinden dolayı fiilen de elde edemediği, şirket kar payı alacağının vergisini ödemek durumunda bırakılması hem hukuka hem dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, bu nedenlerle davacı müvekkilin ortağı olduğu şirkette, yönetici ortakların esas sözleşme ve TTK.m.227 uyarınca üzerlerine düşen asli görev ve borçlarının haksız ve sürekli olarak yerine getirmeyerek kâr dağıtmamaları ve bu nedenle müvekkilinin ağır bir vergi yükü altına da sokulmasından dolayı sürdürülmesi çekilmez hale gelen işbu kollektif ortaklığın TTK.m.245/1 (b) uyarınca haklı neden feshine karar verilmesini ve yargılama masrafları ile vekalet ücretinin davalı şirkete yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin amaçlan yönünde hiçbir emek harcamamış 2013 yılından bugüne şirketin hiçbir faaliyetinde bulunmamış olduğunu, buna karşın dava emin kar payı kendisine ödenmiş ve buna ilişkin vergi ödemeleri de şirket tarafından davacı adına yapıldığını, davacı 2014-2015-2016 yılına ilişkin kar payının kendisine ödenmesini talep etmiş ise de davacının bu beyanları dışında şirketin 2013 yılı hesaplarının da dikkate alınması gerekmekte olduğunu, davacı şirkete İlişkin 2014 ve sonrası kar elde edildiğine ilişkin beyanlarda bulunurken, şirketin 2013 yılında zarar ettiği hususunda beyanda bulunmamış olduğunu, bu durum dahi davacının şirket zararlan ile ilgilenmediği gerçeğini ortaya koymakta olduğunu, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davacı vekilince fesih istemine gerekçe olarak; davacıya kâr payı alacağının verilmediği bu durumun TTK.245/1-b maddesi kapsamında haklı sebep teşkil ettiği iddiaları ileri sürülmüştür. Bu kapsamda davalı şirketin sicil kayıtları incelenmiş; davacı dışında 2 ortağın daha bulunduğu ve diğer iki ortağın şirketi münferiden temsile yetkili olduğu belirlenmiştir.Davalı vekilince cevap dilekçesinde, davacının ortaklık hakkından doğan alacaklarının, şirket tarafından, davacı adına vergi dairesine yapılan vergi ödemeleri ile şirket tarafından kendisine yapılan ödemeler ile davacıya ödendiği iddia edilmiş bu hususun yapılacak inceleme ve tanık beyanları ile netlik kazanacağı bildirilmiştir. Ne var ki TTK 1521 maddesi dolayısıyla basit usul ile yürütülen işbu davada HMK. 318. md gereği tüm delillerin cevap dilekçesi ile birlikte sunulması gerektiği düzenlenmiş olup, cevap dilekçesinde dekontların daha sonra sunulacağı, tanık isimlerin daha sonra bildirileceği belirtilmekle anılan usul hükümlerine riayet edilmediği belirlenmiştir. Davacı vekilince kâr payı istemi yönünden davalı şirkete ihtarnameler gönderildiği, 22/06/2016 tarihli ihtar ile TTK.227 ve 228 md. gereğince kâr dağıtımının karara bağlanmasının talep edildiği, davalı şirketçe 24/06/2016 tarihli cevabi ihtarda, kâr dağıtımının karara bağlanması yönünden tanınan 3 günlük sürenin makul olmadığı, makul süre içinde ihtarda belirtilen ortaklık haklarından kaynaklı taleplerinin cevaplandırılacağının ihtaren bildirildiği, ne var ki, belirtildiği suretle kâr dağıtımına ilişkin bir kararın yargılama aşamasında dahi alındığının davalı tarafça ispat olunamadığı belirlenmiştir. Davacı tarafın yine kâr dağıtımına ve sair taleplerine ilişkin 20/03/2017 tarihli ihtarına ilişkin cevap verilmediği belirlenmiş, bu hususta davalı vekilince cevap dilekçesinde, davacının şirkete gelerek kâr payının tespitini yapacak durumda olduğu, davacının talep ettiği hususlarda şirkete gelerek bilgi alabileceğinden bu taleplerinin yanıtlandırılmadığının beyan edildiği görülmüştür. Ne var ki davacı tarafın isteminin kâr payının tespiti, belirlenmesi değil, dağıtımının karara bağlanmasına yönelik olması itibariyle davalı tarafın bu yöndeki savunmalarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Kâr payı alacağının, bir ortağın, yalnızca ortaklıktan kaynaklı bir hakkı olduğu, şirkete koyduğu sermayenin getirisi olduğu, bu çerçevede yönetici ortaklar yönünden de TTK.227/1 maddesi gereğince kâr dağıtımının karara bağlanmasının da yasadan, esas sözleşmeden kaynaklı bir görev olduğu Mahkememizce değerlendirilmiş, davacının ihtarları ile, yönetici ortakların yerine getirmedikleri bu asli görevin yerine getirilmesinin ihtaren bildirildiği ve cevaben makul süre içinde yerine getirileceği bildirildiği halde, bir karar alınmadığı aynı hususta davacının 9 ay sonra gönderdiği ikinci ihtara ise cevap verme ve gereğinin yapılması yönünde davalı şirketin hiçbir eyleminin olmadığı gibi, verilen cevap dilekçesinde davacının ortaklık hakkından doğan alacakların, vergi ödemeleri ve elden ödemeler ile yerine getirildiği savunulmuş olmasına rağmen, yargılama aşamasında bu ödeme iddiasına ilişkin bir ispat vasıtasının sunulmadığı Mahkememizce belirlenmiştir. Yukarıda anılan eksikliklerin, yönetici ortakların asli görevlerini yerine getirmemelerinin temelde kâr elde etme maksatlı olarak kurulan şirketin, davacı yönünden, kuruluşuna yol alınan sebebin ortadan kalkmış, gerçekleşemez hale gelmiş olması sonucunu doğurduğu, bu kapsamda şirketin feshi için haklı sebebin bulunduğu Mahkememizce değerlendirilmiş davalı şirketin feshine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının davalı şirkette 2013 yılında ortaklığa başladığını, ancak davacının 2013 yılından bugüne şirkette bulunduğu süre yok denecek kadar az olduğunu, Kollektif şirketin ana unsurlarından birisi de "affectio societatis" müşterek amaca ulaşabilmek için gayret, özen ve çaba harcadığını, ancak davacı şirketin amaçları yönünde hiçbir emek harcamamış 2013 yılından bugüne şirketin hiçbir faaliyetinde bulunmadığını, buna karşın davacının kar payı kendisine ödenmiş ve buna ilişkin vergi ödemeleri de şirket tarafından davacı adına yapıldığını, mahkemeye sunulmuş olan bilirkişi raporları gerek dayanak yapılan mülga hükümlere dayanılarak gerekse yürürlükteki hükümlerin getiriliş amaçlarının dışında yorumlanarak değerlendirmeler yapılmış olması sebepleriyle kabul edilebilir olmadığını ve bu haliyle hükme esas alınması halinde hükmün hukuka ve maddi vakıaya aykırı olması sonucunu yaratacağını, davalı şirket ortaklarının TTK 227. Maddesinde aykırı davrandığı bilirkişi raporunda belirtilerek TTK 245. madde hükmüne dayanak yapıldığını, ancak raporun hiçbir bölümünde davalı şirket ortaklarından hangisinin TTK 227. maddeye göre hangi yükümlülüklerini yerine getirmediğine dair hiçbir tespit bulunmadığını, davalı şirket ortakları TTK'nın kendilerine yüklediği bütün yükümlülükleri zamanında ve kanunda belirtilen usullerle yerine getirdiğini, bu bağlamda şirket finansal tabloları zamanında çıkartılmış; bu tablolar ortaklar arasında denetime tabi tutulmuş oy çokluğu ile kesinleşmiş ve hatta davacının dahi bu kararların bir kısmında yönetim kurulunu ibra ettiğine dair imzası bulunduğunu, bütün bu hususlar şirket kayıtları ile sabit iken halen dahi bilirkişiler tarafından TTK 227'ye göre hangi yükümlülüklerin müvekkil şirket ortakları tarafından yerine getirilmediği belirtilmeksizin TTK 227'ye aykırı davranıldığını beyan etmiş olmalarının hukuken açıklanabilir hiçbir yanı bulunmadığını, kar payı dağıtmanın kollektif şirketin işletme konusu olmadığını, işletme konusunun gerçekleştirilmesi ile elde edilen gelirin paylaşılması ya da paylaşılmaması şirketin yönetim kurulunun kararı ile olacağını,(TTK 218 vd) bu nedenle kar payı dağıtılmaması, şirketin işletme konusunun elde edilememesi halini oluşturamayacağından TTK 245. maddeye göre bir haklı sebepten de söz edilemeyeceğini, davacının kar payı alacağını yasal takip yolu ile davalı şirketten talep edebilecek iken şirketin tasfiyesinin talep edilmiş olmasının kanunun getiriliş amacına aykırı olduğunu, bilirkişilerin dahi TTK 255. maddenin huzurdaki dava ile ilgisinin bulunmadığını teyit edebildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: bilirkişi delili takdiri delillerden biri olup, hakim, bilirkişi raporunu vicdani kanaatiyle değerlendirerek, ilişkin olduğu vakıanın doğruluğunu bizzat takdir ettiğini, işbu davaya konu olan "haklı sebep" kavramının TTK kapsamında kesin bir tanımı olmadığından hakimin, bu kavramı değerlendirirken takdir hakkını kullandığını, kollektif şirketin nihai amacı kar elde etmek ve paylaştırmak olduğunu, bu sebeple, eğer bir şirket yıllardır kar elde etmesine rağmen hiç kar dağıtmıyorsa, şirketin kuruluş amacına aykırılık olacağını, davacının davalı şirkette ortak olarak devam etmesinin, doğruluk ve güven kuralına göre beklenemeyeceği objektif olarak değerlendirilmesi gerektiğini, şöyle ki, davalının cevap dilekçesindeki iddiasının aksine, davacının doğan alacaklarını, davacının talep ettiği kar payından kendisine düşen kısmının vergisinin ödemelerini ve elden yapılan ödemeleri tanık beyanları ile ispat edememiş, dürüstlük kuralına aykırı davranarak davayı sürüncemede bıraktığını, kollektif ortaklık, karşılıklı güven ve işbirliği temeline kuruludur ve somut olayda bu temelin, yönetici ortakların kanuna aykırı davranışları nedeniyle sarsılmış olup istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, kollektif şirketin haklı nedenle feshi, davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, kar payı dağıtılmamasının kollektif şirketin feshi için haklı neden oluşturup oluşturmadığı noktasındadır. Davacı tarafça kollektif şirketin diğer ortakları ... ve ... çekilen Beyoğlu .... Noterliğinin 22/06/2016 Tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, yıl sonu bilançosu hazırlanarak kar payı dağıtılması hususunun karara bağlanması ihtar edilmiştir. Kadıköy .... Noterliğinin 24/06/2016 Tarih ve ...YN'lu cevabi ihtarnamesi ile, ihtarnamede verilen sürenin yeterli olmadığı ve ortaklıktan kaynaklı taleplerin cevaplanacağı davacıya ihtar edilmiştir. Davacı tarafça, yönetici ortakların asli görev sorumluluklarını sürekli olarak yerine getirmeyerek kar payı dağıtmamaları nedeniyle şirketin haklı nedenle fesihine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 243/1. Maddesinin atfı ile kollektif şirketler bakımından da uygulama yeri bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 639/7. maddesine göre, haklı sebeplerin bulunması hâlinde, her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla ortaklık sona erer.TTK'nın 245. Maddesinde, haklı sebep, şirketin kuruluşuna yol açan fiili veya kişisel sebeplerin şirketin işletme konusunun elde edilmesini imkânsız kılacak veya güçleştirecek şekilde ortadan kalkmış olması, olarak ifade edildikten sonra özellikle; bir ortağın, şirketin yönetim işlerinde veya hesaplarının çıkarılmasında şirkete ihanet etmiş olması, bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi, bir ortağın kişisel menfaatleri uğruna şirketin ticaret unvanını veya mallarını kötüye kullanması, bir ortağın, uğradığı sürekli bir hastalık veya diğer bir sebepten dolayı, üstüne aldığı şirketin işlerini yapmak için gerekli olan yeteneği ve ehliyetini kaybetmesi, gibi hâller haklı sebepler olarak sayılmıştır. TTK'nın 227/1. Maddesinde, şirketin faaliyet dönemi sonunda, finansal tabloları hazırlayıp ortaklar kurulunun onayına sunulması yönetici ortakların görevleri arasında olup, finansal tablolar ortakların çoğunluğunun onayı ile kesinleşir, aynı toplantıda kârın dağıtımı da karara bağlanır. Davalı şirketin ana sözleşmesinin 10. maddesine göre, şirketin safi kârı, yapılan her türlü masrafların çıkarılmasından sonra kalan miktardır. Safi kârın yüzde 50'si ..., yüzde 25'i ... ve yüzde 25'i ...'a ait olmak üzere zararlar da bu yüzdeler dahilinde dağıtılır. Ortaklar istedikleri takdirde safi kârı sermayeye ekleyebilirler. Davalı şirketin yönetici ortakları ... ve ... olup, davacının yönetici sıfatı bulunmamaktadır. Davacı tarafından davalı şirkete keşide edilen 22.06.2016 ve 20.03.2017 tarihli ihtarnameler ile, şirketin yıl sonu bilançosu hazırlanarak kar dağıtımının karara bağlanması talep edilmiş, ancak dosyaya yansıdığı kadarıyla davalı şirket tarafından ortaklar kurulu toplantısı yapılmadığı gibi davacıya kar payı ödemesi de yapılmamıştır. Bilirkişi raporuna göre, davalı şirket 2013 yılında zarar etmiş, 2014-2015-2016 yıllarında kar etmiştir. Sermayenin zararla eksilen kısmı, aksine karar yoksa, gerçekleşecek kâr ile kapatılır(TTK m. 229/2). TTK'nın 228/1. Maddesine göre, ortağın, şirketten faaliyet dönemi sonunda gerçekleşen kârdan kendisine düşen payı isteme hakkı bulunmaktadır. Ayrıca ortak, kanuna veya şirket sözleşmesine göre yılsonu bilançosu çıkarılmamışsa çıkarılmasını, bilançoda kâr payı saptanmamışsa saptanmasını ve alacaklarını istemek hakkına sahiptir. Bir ortağın kendisine düşen asli görevleri ve borçları yerine getirmemesi haklı nedenle fesih nedenleri arasında sayılmış olup, yönetim görevi kendisine bırakılan ortakların finansal tabloları hazırlayıp ortaklar kurulunun onayına sunması esaslı görevlerinden olup, bu görevin ihmali yönetici olmayan ortağın, ortaklık haklarını kullanmasına ve dolayısıyla kar payı almasına engel olacak niteliktedir. Kollektif şirketler şahıs şirketleri olup, ortaklarından hiçbirinin sorumluluğu şirket alacaklılarına karşı sınırlanmamıştır. Dolayısıyla, kollektif şirketlerde kişisel ilişkiler önem arz etmektedir. Somut olayda, yönetim görevi kendisine bırakılan ortakların finansal tabloları hazırlayıp ortaklar kurulunun onayına sunmaması ve karın dağıtılması için gerekli işlemleri yapmaması nedeniyle, davacının kar payını İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1108 Esas sayılı dosyasında dava yolu ile istemek zorunda kalması ortaklar arasındaki güven ilişkisini zedeleyecek nitelikte olup, davalı kollektif şirketin feshi için haklı neden oluşturacaktır. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın kabulü ile şirketin fesih ve tasfiyesine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.İkiden ziyade ortaklı kollektif şirkette ortaklıktan çıkma ve bir ortağın kendisinden kaynaklanan sebeplerden dolayı şirketin feshinin istenebileceği durumlarda diğer ortaklar tarafından alınacak çıkarma kararı dışında, ortaklıktan çıkarma imkanı bulunmamaktadır. Dolayısıyla, fesih yerine, ortağın çıkması yönünde bir alternatif de bulunmamaktadır.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Karardan sonra davacı yan gider avansından karşılanan 48,50 TL posta giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/12/2023