T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/563
KARAR NO: 2025/886
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/12/2024
NUMARASI: 2024/158 Esas - 2024/851 Karar
DAVA: Menfi Tespit
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 26/06/2025
Taraflar arasındaki Menfi Tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı tarafından, müvekkili aleyhine 22/01/2024 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... takip sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, ancak müvekkilinin böyle bir borcu bulunmadığını, tüm faturalara karşılık davalı tarafa çekler verildiğini ve ödeme tarihlerinde de ödeme yapıldığını, söz konusu icra takibine ait ödeme emrinin müvekkiline e tebligat yolu ile tebliğ edildiğini, müvekkili zamanında okumadığı için takibin itiraz edilemeden kesinleştiğini, kesinleşen takip nedeni ile müvekkilinin banka hesaplarına haciz konulduğunu, haciz tehdidi altında olduğundan alacak miktarı ve ferilerini icra dosyasına yatırmaya hazır olduğunu, ancak ihtiyati tedbir yolu ile icra veznesindeki bu paranın davalı yana ödenmemesini, takibe konu edilen faturalardan dolayı borçlu olmadığının tespitini, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini arz ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Müvekkilinin davacının sunduğu tahsilat makbuzlarını aynen kabul ettiğini ve ticari defter kayıtlarına işlendiğini, ancak davacının iş bu ticari ilişkiden kalan alacağı müvekkiline ödemediğini, bu sebeple icra takibine geçildiğini, müvekkili defterlerinin incelenmesi halinde davacı yanın yapmış olduğu ödemelere rağmen mevcut durumda müvekkiline karşı 599.900,00-TL borç bakiyesinden sorumlu olduğunun ve borcunu ödemediğinin görüleceğini beyanla davanın reddini, %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yana tahmiline karar verilmesini arz ve talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "... taraflar arasında bir ticari ilişki bulunduğu hususunda ihtilaf olmadığı, davacı taraf tüm borcu ödediğini ve borçlu kalmadığını iddia eder iken davalı yanın ödemeleri kabul etmekle birlikte davacının hala ödenmeyen borcu kaldığını savunduğu, mahkememizce tarafların alacak borç dökümünün tespiti amacıyla tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi hususunda ara karar kurulduğu, ilk celse her iki taraf vekilinin de hazır olduğu duruşmada taraflara ticari defterlerin ibraz edilmemesi halinde ibrazdan kaçınmış sayılacağı, HMK'nun 222/3. maddesi gereğince karşı tarafa ait eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve birbirini doğrulayan defter kayıtlarının karşı taraf lehine delil olarak kabul edilebileceği hususunun ihtarına rağmen davacı tarafın defter ve kayıtlarını belirlenen inceleme gününde incelemeye sunmadığı ve yerinde inceleme talebinin de bulunmadığı, bu nedenle davacı defter kayıtlarının incelenemediği ve kayıtların usulüne uygun tutulup tutulmadığının tespit edilemediği, bu durumda davalı yanın sunmuş olduğu ve usulüne uygun tutulan ticari defterlerin kendi lehine delil olacağı, buna göre davalının defter kayıtlarında davacıdan 599.900 TL alacaklı olduğu, davacı tarafın yasal süresi içinde işbu rapora itiraz etmediği, böylece davacının takibe konu edilen 599.900 TL asıl alacak tutarında davalıya borçlu olduğu, ancak yine ilk celse davalı vekiline, takipten önce davacının temerrüde düşürüldüğüne ilişkin delilleri, varsa ödeme ihtarı ve tebliğine ilişkin belgeleri, dayanak delilleri sunmak üzere 1 ay kesin süre verildiği, aksi halde mevcut delil durumuna göre devam edileceğinin ihtar edildiği, buna rağmen davalı tarafça bir delil sunulmadığı ve davacının takipten önce TBK 117 uyarınca temerrüde düşürüldüğünün ispat edilemediği, bu durumda takipten önceki döneme ait 188.471,32 TL işlemiş faiz yönünden davacının davalıya borçlu bulunmadığı, davacının kendi defter kayıtları uyarınca alacak borç dökümü tespit edebilecek iken davaya ve takibe konu asıl alacakla ilgili davacının defterlerini sunmadığı, davalı yanın kayıtlarında alacağın kayıtlı olduğu, kayıtlarını sunmayan davacının mahkememizden talep ettiği ve kabul edilen tedbir talebi nedeniyle alacağına geç kavuşan davalı lehine tazminata da hükmedilmesi gerektiği anlaşılmakla; davanın kısmen kabulü ile davacının, davaya ve takibe konu 188.471,32-TL işlemiş faiz nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, alacağına geç kavuşan davalı lehine 599.900,00-TL asıl alacağın % 20 si oranındaki tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine , davacı asıl alacak tutarında borçlu bulunduğundan davacının şartları oluşmayan tazminat talebinin ise reddine ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece müvekkilinin takip alacaklısına varolan borcunun talep ettiği bedelin altında %30 daha az olduğunun tespit edildiğini, hal böyleyken böylesi bir fazla talep hususunda itiraz eden müvekkili tarafın %20 tazminat ödemesine hükmettiğini, söz konusu bu durumun adeta karşı tarafı ödüllendirmek anlamına geldiğini, müvekkili tarafından verilen tedbir kararı uyarınca icra dairesi tarafından talep edilen tüm bedelin icra dairesi dosyasına depo edildiğini, söz konusu süre zarfınca müvekkilinin de borçlu olmadığı bedeli ve icra dairesince ayrıca talep edilen faiz bedelini kullanamadığını, mahkemece bu husus göz önüne alınmaksızın sadece faturaların defterlerde yer alması nedenine dayanarak tazminata hükmetmesinin kabul edilemeyeceğini, her ne kadar davacının davalıya herhangi bir borcu bulunmasa da; davalı tarafından başlatılan icra takibi davacının UETS sistemini kullanmayı bilmemesi nedeniyle itiraz edilemeden kesinleştiğini, davalı yanın gerçekte alacağı olmayan bedelin tahsili için icra takibine başladığını, hal böyleyken şirket defter durumu nedeniyle asıl alacağı kabul eden mahkemece ayrıca bir de tazminata hükmedilmesi; buna karşılık fazla talep edilen miktar açısından kötü niyet tazminatına hükmetmemesinin bozmayı gerektirdiğini beyanla istinaf taleplerinin kabulüne, mahkemece verilen kararın kaldırılmasına ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, icra takibine konu edilen alacak nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davacı vekilince, aleyhe hükmedilen kötüniyet tazminatı ve lehine hükmedilmeyen kötüniyet tazminatı yönünden istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, kötüniyet tazminatı şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davalı takip alacaklısı tarafından, davacı hakkında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, "31/12/2021 tarihli, 599.900 TL tutarlı, asıl alacak" sebebine dayalı olarak 599.900 TL asıl alacak ve 188.471,32 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 788.371,32 TL alacağın tahsili istemiyle 22.01.2024 tarihinde ilamsız takip başlatılmış, itiraz edilmemesi üzerine takip kesinleşmiştir.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72. maddesi uyarınca davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.370 ilâ 372).Somut olayda davacı, davalıya icra takibine konu olan bir borcu bulunmadığını, tüm faturalara karşılık davalıya çekler verildiğini ve ödeme tarihlerinde de ödeme yapıldığını ileri sürmüş, davalı ise davacının sunduğu tahsilat makbuzlarını aynen kabul ettiğini ve ticari defter kayıtlarına işlendiğini ancak davacının icra takibine konu edilen bakiye alacağı ödemediğini savunmuştur.6100 Sayılı HMK'nun 222. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Maddenin ikinci fıkrasına göre; ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Hükmün 28.07.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7521 Sayılı Kanun ile değişik üçüncü fıkrasına göre; ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
Mahkemece uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiş olup, davacı vekiline ticari defterlerin HMK'nun 222. maddesi uyarınca inceleme günü ibraz edilmesi hususunda kesin süre verildiği ve ibraz etmemenin sonuçlarının hatırlatıldığı halde davacı tarafça defter ibraz edilmediği anlaşılmıştır. Şu halde mahkemece HMK'nun 222/2 fıkrasına göre usulüne uygun tutulmuş davalı defterlerindeki kayıtların esas alınarak davacının davalıya 599.900 TL borçlu olması nedeniyle icra takibine konu edilen asıl alacak yönünden davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 72/4. Maddesinde "Dava, alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." düzenlemesi bulunmaktadır. Görüldüğü üzere alacaklı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilebilmesi için alacaklı aleyhine uygulanmış bir ihtiyati tedbir bulunması gerekir. Somut uyuşmazlıkta dava, asıl alacak yönünden davalı lehine sonuçlanmış olup, vezneye yatırılan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde verilmiş ve icra müdürlüğünce uygulanmış bir ihtiyati tedbir kararı bulunduğu gözetildiğinde mahkemece davanın reddine karar verilen asıl alacak üzerinden İİK 72/4.maddesi uyarınca davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur.Diğer yandan, Mahkemece davalı tarafça takipten önce davacının temerrüde düşürüldüğüne ilişkin delillerinin kesin süre içinde sunulmadığı, davacının takipten önce temerrüde düşürüldüğünün ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibe konu 188.471,32 TL işlemiş faiz nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.İİK'nın 72/5. maddesinde; "Dava, borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz." düzenlemesi bulunmakta olup, somut olayda davalının takibe konu ettiği işlemiş faiz talebi, davacının takipten önce temerrüde düşürülmemiş olması nedeniyle haksız ise de bu husus, davalının kötü niyetli olduğunu ispata yeterli olmadığından, davanın kabulüne karar verilen 188.471,32 TL üzerinden davacı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmemesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.26/06/2025