T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/644
KARAR NO:2026/802
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:12/02/2026 (Ara Karar)
NUMARASI:2025/1223 Esas
TALEP:İhtiyati Tedbire İtiraz
İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/04/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ TALEP:İhtiyati hacze itiraz eden davalı vekili itiraz dilekçesinde özetle; mücerret kelime yığınından ibaret dava dilekçesi anlatımı ile şirkete kayyım atandığını, başka bir beyanla mahkemenin, dosyaya kendi celp ettiği tapu kayıtlarını dahi incelemeden karar verdiğini, 05/08/2024 tarihi itibari ile ... Bankasına 160.000.000,00 TL borç bulunduğunu, gayrimenkul ipotek verilerek kredi çekildiğini, bu borcun elbette şirket hesabında bulunan para ile ödenmekte olduğunu, davacının, ... Şirketi'nin mali durumundan, şirket tapuları ipotek gösterilecek çekilen kredilerden, şirketin banka hesaplarından bizzat kendisinin şirketin mali müşavirini aracı ederek çektiği milyonlarca dolar paradan haberi olmadığını, davacının, şirketin hesaplarını mali müşavir eliyle boşalttığını, oysa şirketin, tapu kayıtları ile sabit olduğu üzere borçlu olduğunu, nihayet davalı müvekkilinin, kayyım tayin edilen şirketin tek yetkili müdürü olduğunu, müvekkili, şirketin, ara karar tarihi itibari ile mahkeme denetimine açık ticaret sicili kayıtlarından da anlaşılacağı üzere, sıfırdan milyonlarca dolarlık şirket seviyesine getirdiğini beyanla kayyım atanmasına ilişkin kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk derece Mahkemesi tarafından ihtiyati tedbire itiraz hakkında yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, "tüm dosya kapsamının incelenmesinde; Mahkememizce kayyım atanmasına ilişkin verilmiş olan ihtiyati tedbir kararının yerinde olduğu, yaklaşık ispat koşulunun sağlandığı, ihtiyati tedbir kararını değiştirecek nitelikte herhangi bir delil veya hukuki bir neden bulunmadığı anlaşılmakla davalı vekilinin ihtiyati tedbir kararına yönelik itirazının reddine," karar verilmiştir.İstinaf incelemesine konu istinaf başvurusunun değerlendirilmesine ilişkin 26/02/2026 tarihli kararı veren ilk derece Mahkemesi tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda, "davalı ... vekili Av. ... tarafından 24/02/2026 tarihli dilekçe ile 30/12/2025 tarihli ara karar için istinaf kanun yoluna başvurulmuş ise de, mahkememiz tarafından verilen 30/12/2025 tarihli ara kararın davalı ... vekili Av. ...'a 07/01/2026 tarihinde tebliğ edildiği, davalı vekilince 24/02/2026 tarihinde yapılan istinaf başvurusunun kanuni süre geçtikten sonra yapıldığı anlaşıldığından süre yönünden reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili 24/02/2026 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; itirazlarının dosya incelenmeden, soyut şablon cümleler ile reddedildiğini, kararın ticari teamüllere aykırı olduğunu, kararın, maddi vakaya uygun olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekili istinaf başvurusunun değerlendirilmesi kararına karşı sunduğu 03/03/2026 tarihli istinaf dilekçesinde özetle; itiraz gerekçelerinin, dosya incelenmeden, soyut şablon cümleler ile reddedildiğini, mecburiyet karşısında alınan aksiyon, müdürlükten azil ve veya şirkete kayyım atanması sebebi olamayacağını, kararın maddi vakaya uygun olmadığını, mezkur gayrimenkulün durumunun, ...'ın itibar ettiği uzman raporunda yazılı olduğu gibi olmadığını, mahkeme gerekçesinde geçen "Yönetim yetkisinin kötüye kullanıldığı kesin olarak kanıtlanamamakla birlikte, buna ilişkin bazı belge ve deliller sunulmuştur." hükmünün doğru olmadığını, binaenaleyh böylesi bir gerekçe talebin reddi gerekçesi olamayacağı gibi ... Şirketine kayyım atanması gerekçesi de olamayacağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE:Talep, limited şirket müdürünün azli ve kayyım atanması istemiyle açılan davada şirkete tedbiren yönetim olmadığı takdirde denetim kayyımı atanması, istemidir.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, talep konusuna ilişkin olarak ihtiyati tedbir şartlarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davacının dava dışı ... Şirketi'nin %50 hissedarı olduğu ve davalının bu şirketin münferit imza ile şirketi temsile yetkili müdürü olduğu ihtilaflı değildir.İhtiyati tedbir isteyen davacı tarafça, davalı şirketin kötü yönetildiği ve şirket taşınmazlarının elden çıkarılması tehlikesinin bulunduğu iddiasıyla dava dışı şirkete yönetim olmadığı takdirde denetim kayyımı atanmasını talep edilmiş, ilk derece mahkemesince şirkete denetim kayyımı atanmıştır.İlk derece mahkemesince davalının 24/02/2026 tarihli istinaf başvurusunun 30/12/2025 tarihli ara kararın davalı vekiline 07/01/2026 tarihinde tebliğ edildiği gerekçesiyle süreden reddine karar verilmiş ise de denetim kayyımı atanmasına ilişkin ara karar davalı yönünden istinaf yasa yoluna tabi olmayıp itiraz yasa yoluna tabi olduğundan davalının sunduğu 24/02/2026 tarihli istinaf dilekçesi 12/02/2026 tarihli ara karara ilişkin olup, bu ara karar da 24/02/2026 tarihinde tebliğ edildiğinden 24/02/2026 tarihli istinaf başvurusu süresindedir. Bu nedenle ilk derece mahkemesinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesine ilişkin 26/02/2026 tarihli kararının kaldırılması ve davalının ihtiyati tedbire itirazın reddine ilişkin sunduğu istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 630/2. Maddesinde, her ortağın haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği düzenlenmiştir. Ancak anılan maddede bu halde alınacak önlemlere ilişkin bir düzenleme yapılmamıştır. Bu nedenle, limited şirket yöneticisinin azli davasında yapılan kayyım talebi hakkında ihtiyati tedbire ilişkin genel hükümlerin uygulanması gerekir.6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389/1. Maddesi, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir, şeklindedir. HMK'nın 390/2 maddesine göre de, tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Ayrıca bu kapsamda ihtiyati tedbir talebinin somutlaştırılması gerekir.Yukarıda ifade edildiği üzere HMK'nın 390/2 maddesine göre, tedbir talep eden taraf, davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır. Yaklaşık ispattan anlaşılması gereken ise usul hukuku kurallarına göre kesin veya tam olarak ispat edilmesi değildir. Buradaki amaç davaya ilişkin yargılamadan farklı olarak, maddi hukuka dayanan hak bakımından nihai bir karar verip, uyuşmazlığı esastan sona erdirmek değildir. Yani ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için tam ispat gerekmez. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın, bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda, bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hâkim o iddianın ağırlıklı/kuvvetli ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğu ihtimalini göz ardı etmez.Şirket içi menfaat ihtilaflarına ait davalarda şirket varlığının korunması için mahkemece bir şirkete denetim kayyımı atanabilir. Şirket içi menfaat ihtilaflarının halli için açılan davalarda dava aşamasında bir tedbir olarak şirket yöneticisinin kararlarının denetim kayyımının onayına bağlandığı hallerde kayyımın görev ve yetkileri ile ilgili olarak kanunda bir özel düzenleme bulunmamaktadır.Dolayısıyla denetim kayyımı atanmasına ilişkin olarak 6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 389 vd. maddelerinin uygulanması gereklidir.Somut olayda, şirketin TTK'nın 630/2,3. Maddesi uyarınca haklı nedenle müdürün azline karar verilmesi talep edilmiş olup, sunulan deliller, davanın niteliği ve davalının beyanları nazara alındığında taraflar arasında şirket içi menfaat ihtilaflarının bulunduğu hususunda yaklaşık ispat şartının gerçekleştiğinin kabulü gerekir. Sonuç itibariyle, yargılamayı yürütüp uyuşmazlığı esastan karara bağlayacak olan ilk derece mahkemesinin takdirine göre davalı şirkete denetim kayyımı atanmasına ilişkin karar ve gerekçesinde herhangi bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından ihtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-İhtiyati tedbire itiraz eden davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)f maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.27/04/2026