T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2026/551
KARAR NO: 2026/1228
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/12/2025
NUMARASI: 2025/656 Esas - 2025/1004 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 11/06/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ... A.Ş.’nin iştigal konusu, ‘Bankaların, katılım bankalarının ve diğer mali kurumların alacakları ile diğer varlıkların satın(devir) alınması ve satılması’ faaliyeti, ayrıca ...'nun iştiraki olduğunu, davaya konu alacak öncelikle ... A.Ş. tarafından 08.04.2002 tarihinde TMSF'ye devredildiğini, TMSF ise alacağı, 30.03.2006 tarihinde ...A.Ş’ye devretmiştir. ...A.Ş.'nin, 06.03.2017 tarihinde davacı şirket ... A.Ş. ile birleşmesine karar verildiğini, ... A.Ş. ...şubesi ile .... Şti. arasında tanzim olunan ekli kredi sözleşmeleri ile dava dışı borçluya krediler kullandırılmış olup davalı da işbu kredi sözleşmelerinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil konumunda olduğunu, davalı/borçluların sözleşmeden kaynaklanan borçlarını ifa etmemesi üzerine, kredi kullandıran banka tarafından kredi hesabı .... Noterliği'nin 21.04.1998 tarihli, ...yevmiye numaralı ihtarnamesi kat edilmiş olup hesap kat ihtarnamesi davalıya 24.04.1998 tarihinde tebliğ edilmiş olduğunu, böylelikle alacağın tamamı muaccel hale geldiğini, 24.06.2013 tarihinde davalı hakkında davaya konu icra takip dosyası ile genel haciz yoluyla takip başlatıldığını, bahse konu borçluya usulüne uygun olarak ödeme emri tebliğ edilmiş olup borçlunun haksız itirazları ile takibin durdurulmasına karar verildiğini, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. maddesi "Bu kanundan kaynaklanan Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zaman aşımı süresi 20 yıldır." hükmünü içermekte olduğunu, geçmişe etkili olacağı 5411 sayılı kanunda açıkça kabul edilen bu lehe hüküm gereğince, somut olayda kanunda belirtilen 20 yıllık sürenin aranması gerektiği açık olduğunu, hal böyle iken huzurdaki davaya konu alacağın TSMF'ye devredilmesi ile birlikte alacak, fon alacağı haline gelmiş olduğundan ve 08.04.2002 devir tarihi itibariyle alacak hakkında henüz 10 yıllık zaman aşımı süresi dolmadığından 5411 Sayılı Bankacılık Kanunu'nun 141. Maddesi gereğince zaman aşımı süresi 20 yıla uzamış olduğunu, TMSF tarafından temlik alınan alacak, fon alacağı hükmünde olup Bankacılık Kanunu 143. Maddesi uyarınca alacağın ...Şirketi'ne devredilmesi halinde de takip ve davalar kaldığı yerden devam etmekle birlikte alacağın fon alacağı hükmü devam edeceğini, bu nedenle borçlunun itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü zaman aşımı defi yerinde olmadığı, tüm bu nedenlerle; davalının .... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasına yapmış olduğu borca ve tüm ferilere yönelik itirazın iptali ile ile takibin asıl alacak, BSMV ve asıl alacağa yıllık %22 oranından az olmamak üzere değişen oranlarda ticari temerrüt faizinin iki katı oranı uygulanmak suretiyle devamına, davalı aleyhine alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının talepleri zaman aşımına uğradığını, her ne kadar davacı tarafından, 08.04.2002 devir tarihi itibarıyla alacak hakkında henüz zaman aşımı süresi dolmadığından; alacağın TMSF'ye devredilmesiyle birlikte zaman aşımı süresinin 20 yıla uzamış olduğu iddia edilse de bu iddialar yerinde olmadığını, asıl borçluya başvurulup başvurulmadığının mahkemece araştırılması gerekmekte olduğunu, akdedildiği iddia edilen kefalet sözleşmesinin geçersiz olduğunu, davalının kefil olması için eşinin rızası gerekmekte olup, kefalet tarihinde böyle bir rıza bulunmadığını, kefaletin konusu ve asıl borç açıkça belirli olmadığını, davalının iradesi sakat olup kefalet geçersiz olduğunu, kefaletten dönülmesi mümkün olup davalının bu hakkını kullanmakta olduğunu, davacının %20 icra inkar tazminatı talebinde bulunması usul ve yasaya aykırı olduğunu, davalı şirket icra takibi açılmasına sebebiyet vermediğini, davacı herhangi bir zarara uğramadığını, davacı aleyhine %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerekmekte olduğunu, tüm bu nedenlerle; davanın zaman aşımı yönünden reddine, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ile ücreti vekaletin davacı yana tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI : İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "06/12/2001 tarihinde .... İcra Müdürlüğünün...esas sayılı dosyasından davalılar hakkında genel haciz yolu ile esas takibe başlanıldığı, icra takip dosyasının 18.07.2011 tarihinde kaydının kapatıldığı, 28.10.2015 tarihinde icra dosyasının yenilenmesinin talep edildiği, icra müdürlüğünce talebin kabul edilerek takip dosyasının ... E numarası ile yenilendiği ve borçlulara yenileme emri tebliğe çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Somut olayda, kredi kefalet tarihinin 1999 yılı olduğu dikkate alındığında ve takibin yenilenme tarihinin 28.10.2015 tarihi olduğu gözetildiğinde, yukarıda yer verilen kanundaki sürelerin hak düşürücü sürenin geçtiği, hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durması söz konusu olmayacağından davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmiş olması isabetsiz olmuş, bu nedenle davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir." dikkate alındığında, Davaya konu sözleşmenin 1997 tarihli olduğu; ihtarnamenin 1998 tarihli olduğu 6098 sayılı kanun yürürlüğe girmesinden önce yapıldığı anlaşılmakla 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 5.maddesinde ise "Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zaman aşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zaman aşımı süresi dolmuş olur" düzenlemesi yer almaktadır. Yargıtay 11. HD'nin 2020/7503 E- 2022/4265 K sayılı, 31/05/2022 tarihli emsal karar içeriğinde de belirtildiği üzere; Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zaman aşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolmuşsa, hak sahipleri Türk Borçlar Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak, bu ek süre, Türk Borçlar Kanunu'nda öngörülen süreden daha uzun olamayacağından davalı yönünden 24/06/2013 tarihinde hak düşürücü süre geçtikten sonra takip başlatılması sonucu iş bu davanın açılması nedeniyle davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmamış nedeniyle reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında düzenlenen kredi sözleşmesi 1997 yılında akdedildiğini, davalı da işbu kredi sözleşmesinde müşterek müteselsil borçlu ve kefil sıfatıyla yer aldığını, borçluların edimlerini yerine getirmemesi üzerine kredi hesabı ihtarname ile kat edildiğini, bu ihtar 24.04.1998 tarihinde kefile tebliğ edildiğini ve böylelikle borcun tamamının muaccel hale geldiğini, davaya konu icra takibi ise 24.06.2013 tarihinde başlatıldığını ve bu tarih itibariyle kefile başvurulmuş olduğundan hukuken kefaletin sona erdiğinden söz edilebilmesinin mümkün olmadığını, kefalet sözleşmesi 1997 yılında düzenlendiğinden, TBK'nın yürürlüğe girdiği tarih itibariyle on yıllık sürenin dolmuş olduğu kabul edilse dahi, 6101 sayılı Yürürlük Kanunu’nun 5/2. maddesi uyarınca alacaklıya 01.07.2012 tarihinden itibaren 1 yıllık ek süre tanındığını, ilk derece mahkemesi de karar gerekçesinde, bir yıllık ek sürenin 01.07.2013 tarihinde sona erdiğini açıkça kabul etmesine rağmen bu kabulüne rağmen 24.06.2013 tarihinde başlatılan icra takibini hak düşürücü süreden sonra yapılmış gibi değerlendirdiğini, bu durum, kararın kendi içerisinde dahi açık bir çelişki barındırdığını gösterdiğini, mahkemece kabul edilen bitiş tarihi olan 01.07.2013 tarihinden önce başlatılan bir takibin, hak düşürücü süreden sonra yapılmış sayılmasının hukuken ve mantıken mümkün olmadığını, mahkeme, hem TBK ve Yürürlük Kanunu hükümlerini yanlış uyguladığını hem de kendi kabul ettiği tarihlerle çelişen bir sonuca varmak suretiyle açık bir değerlendirme hatasına düştüğünü, mahkemenin davayı sırf hak düşürücü süre gerekçesiyle reddetmesinin, dosyanın esasına girilmeden hüküm kurulması sonucunu doğurduğunu ve bu durum adil yargılanma ilkesine ve usul ekonomisi ilkesine de açıkça aykırı olduğunu, davacı, adi kefil davalı hakkında 05.04.2013 tarihinde 1.484.126 USD üzerinden ilamsız icra takibi başlattığını, davalı vekilinin ödeme emrine itirazı üzerine 28.03.2014 tarihinde eldeki itirazın iptali davasını açtığını, davanın esasına girilmesi suretiyle taraf iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi gerekirken, hatalı hukuki nitelendirme ile davanın reddine karar verilmiş olmasının, istinaf incelemesi neticesinde düzeltilmesi gereken açık bir hukuka aykırılık teşkil ettiğini, beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir.
İlk derece mahkemesince asıl davanın hak düşürücü süre içinde açılmamış olması nedeniyle reddine karar verilmiş olup, karara karşı davacı vekili tarafından yukarıdaki gerekçeler ile istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davanın hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı noktasındadır.
Davacı alacaklı tarafından davalılar hakkında, .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "07.08.1998 3.797,44 TL 1 adet kredi ... A.Ş. ... Şubesi tarafından genel kredi sözleşmesine istinaden tesis edilip kullandırılan kredilerden kaynaklanan alacak olup ekinde genel kredi sözleşmeleri, ihtarname ve eki hesap özeti temliknameler vardır '' nedeniyle davalı ve dava dışı asıl borçlu ile kefiller hakkında, toplam 48.519,65 TL alacağın tahsili istemiyle 24.06.2013 tarihinde ilamsız takip başlatılmıştır.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca davalı itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
... ile dava dışı .... Şti. arasında 25.07.1997 tarihli 10.000.000.000 TL limitli Genel Ticari Kredi Sözleşmesi imzalanmış olup, davalı ... sözleşmeyi 10.000.000.000 TL limit ile müteselsil kefil sıfatıyla imzalamıştır.
Bu genel kredi sözleşmeleri kapsamında dava dışı .... Şti.'ye kredi kullandırılmış, kredi borçlarının ödenmemesi üzerine, ... tarafından, .... Noterliğinin 21.04.1998 tarihli... yevmiye numaralı ihtarname ile hesap kat edilerek davalılara borcun 24 saat içinde ödenmesi ihtar edilmiştir.
Türk Borçlar Kanununun Uygulama Şekli Hakkındaki 6101 Sayılı Kanunun 1. maddesinin son cümlesinde ''.......Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye Türk Borçlar Kanununun hükümlerine tabidir.'' denilmiştir.
Aynı yasanın 5/2. maddesinde ''Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zaman aşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup da başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuş ise, hak sahipleri Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanırlar. Ancak bu ek süre, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamaz.'' 6. maddesinde ise ''Bu kanunun 5. maddesi uygun düştüğü ölçüde Türk Borçlar Kanununda öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanır.'' şeklinde düzenleme yapılmıştır.
TBK’nun 598/3. maddesi, ''Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.'', 598/4. maddesi, ''Kefalet 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olsa bile uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.'' hükmünü içermektedir.
818 sayılı BK.'nun yürürlükte olduğu dönemde akdedildiği anlaşılan genel kredi sözleşmesi, 6101 sayılı 6098 sayılı kanunun yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında kanunun 1.maddenin 2.cümlesi uyarınca, TBK.'nun yürürlüğe girmesinden sonraki sona erme, tasfiye ve temerrüt 6098 sayılı TBK hükümlerine tabi olup, buna göre kefaletin 10 yıl için verildiğinin kabulü gerekmektedir. 6098 sayılı kanunun 598. maddesinde kefalet için öngörülen 10 yıllık sürenin kendiliğinden sona ereceği düzenlenmesi karşısında; sürenin kamu düzenine ilişkin resen nazara alınması gerekli hak düşürücü süredir. Türk Borçlar Kanunu ile 10 yıllık hak düşürücü süre ilk defa öngörülmüş olup, başlangıç tarihi itibarıyla bu süre dolduğundan, hak sahipleri 6101 Sayılı 5. Maddesi uyarınca Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanabilecektir.
Söz konusu kefaletin 25.07.1997 tarihli sözleşme kapsamında verilmiş olduğu görülmekle, sözleşmenin imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu’nda gerçek kişi kefillerin kefaletlerinden sorumlu olacakları süre yönünden bir zaman sınırlaması öngörülmemiştir. Ancak 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK)’nun 598. maddesinin üçüncü fıkrası ile gerçek kişilerin kefaletinin kefalet tarihini takip eden 10 yılın sonunda kendiliğinden sona ereceği düzenlenmiştir. Yine 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. maddesinin ikinci fıkrasında, Türk Borçlar Kanunu ile hak düşürücü süre veya özel bir zaman aşımı süresi ilk defa öngörülmüş olduğunda başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacakları, ancak, bu ek sürenin, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden daha uzun olamayacağı öngörülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı TBK'nın yürürlüğe girmesinden sonra 24.06.2013 tarihinde icra takibi yapılmış, 07.10.2022 tarihinde alacaklı ... A.Ş. tarafından .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapılan başvuru ile takibin yenilenmesi talep edilmiştir. Ancak yenilenen takip asıl takibin devamı niteliğinde olup asıl takip 24.06.2013 tarihi olmakla, TBK'nın 598/3 maddesinde öngörülen sürenin ve Yürürlük Kanununun 5.maddesindeki 01.07.2013 tarihine kadar olan ek sürenin dolmadığı ve kefaletin sona ermediği anlaşılmaktadır.
26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren 5020 sayılı Kanunun 27. maddesiyle 4389 sayılı Kanuna eklenen ek 3. maddesiyle, Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zaman aşımı süresi 20 yıl olmuştur. 01.11.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5411 sayılı kanunun 141. maddesinde de Fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zaman aşımı süresinin 20 yıl olduğu hükme bağlanmıştır. 5411 sayılı Kanunun geçici 16. maddesinde ise 141. maddede öngörülen 20 yıllık zaman aşımı süresinin geçmişe etkili olduğu belirtilmiştir. Bu durumda 26.12.2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3. madde ile bu tarihte on yılını doldurmamış tüm fon alacaklarının zaman aşımı süresi 20 yıla uzamıştır. Anayasa Mahkemesi'nin 04.06.2014 gün 2014/85 E. - 2014/103 K. sayılı ilamı ile Bankacılık Kanunu'nun 141.madde hükmü iptal edilmemiş, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun geçici 16.maddesine ilişkin esas incelemenin "zaman aşımı" sözcüğü ile sınırlı olarak yapılmasına ve bu maddede yer alan "zaman aşımı" sözcüğünün Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir. (Yargıtay 19. Hukuk dairesinin 2017/5273 Esas)
Dava konusu alacak TMSF'den temlik alınan fon alacağı olması nedeniyle 5411 sayılı yasanın geçici 11.maddesi yollamasıyla 4389 sayılı yasaya 5020 sayılı yasaya eklenen ek 3.madde ve 5411 sayılı yasanın 141.maddesi uyarınca, zaman aşımı süresinin 20 yıl olarak uygulanması gerekmekte olup bu süre alacağın muaccel olduğu tarihten başlayacaktır. Muacceliyetin hesabın kat edilmesi ile gerçekleştiği ve mülga 4389 sayılı kanuna eklenen ve 26/12/2003 tarihinde yürürlüğe giren ek 3 maddeyle söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği, 26/13/2003 tarihinde henüz 10 yılını doldurmamış tüm fon alacaklarına ilişkin zaman aşımı süresi 20 yıla uzamıştır.
Somut olayda, dava konusu alacağın Tasarruf Mevduat sigorta fonuna devredildiği, davada hak düşürücü sürenin geçmediği görülmüştür. Dosya içinde icra takip dosyasının aslının olmadığı görülerek, Uyap üzerinden yapılan incelemede davalının icra dosyasına yapmış olduğu itiraz dilekçesi görülemediği gibi, gerekçede belirtilen dosya içinde bulunmayan Uyap'tan yapılan sorgulamada bulunamayan .... İcra Müdürülüğünün...E. Sayılı dosyasının da dosya ile ilgili olup olmadığı da anlaşılamamıştır.
Bu durumda mahkemece öncelikle, icra dosyası tüm ekleri ile dosya içine alınarak, davalının icra takibine süresinde yapmış olduğu itiraz bulunup bulunmadığı, davalının zaman aşımı itirazı da değerlendirilerek, sonucuna göre inceleme yapılması gerekirken, Mahkemece bu hususlara dikkate edilmeden, dosya içeriğiyle uygun olmayan icra dosyaları yazılarak davanın hak düşürücü süreden reddine karar verilmesi isabetsiz görülmüştür.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,
2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,
Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.11/06/2026