T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/770
KARAR NO : 2025/2059
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/12/2021
NUMARASI : 2015/264 Esas - 2021/726 Karar
DAVA: Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 30/12/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ... şirketi ile müvekkili şirket arasında acentelik sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme ile davalı şirket adına müvekkili tarafından sigorta aracılık hizmetleri yapılması hususunda anlaşmaya varıldığı ve sözleşmenin Acentelik Teminatı başlıklı 6. maddesine istinaden ilki 01/04/2011 tarihinde olmak üzere 100.000,00 TL'lik çekin davalı şirkete teslim edildiğini, yine sözleşme hükümlerine göre bir önceki teminat çekinin iade alınarak aynı bedelli yeni teminat çeklerinin davalı şirkete teslim edildiğini ve teminatın devamının sağlandığını belirterek davanın kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddialar ve davasının hukuk ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davacının yukarıdaki maddi hükmü uyarınca tahsil ettiği poliçe primlerini süresi içinde müvekkili şirkete göndermekte düzensiz tutum sergilediğini ve bu nedenle müvekkili şirkete yüksek meblağlarda borçlu kaldığını, davacının müvekkili adına tahsil ettiği primleri kendi hesabına kullanmaya çalıştığını belirterek davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Bu kapsamda taraflar arasındaki sözleşme, dosya kapsamı ve yukarıda ayrıntılarına yer verilen bilirkişi kök ve ek raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı acente ... Limited Şirketi ile davalı ... şirketi ... arasında, 12.01.2011 tarihinde Acentetik Sözleşmesinin imzalandığı, bu sözleşme ile Acente, Beyoğlu 4. Noterliğinden verilen 14.01.2011 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletname doğrultusunda, "belirlenen sigorta dallarında, sözleşme yapma ve şirket adına prim tahsil etme yetkileri olan, (A) tipi sigorta acentesi konumuna sahip duruma geldiği anlaşılmaktadır. Acentelik Sözleşmesinin Acentelik Teminatı ile ilgili olan 6. Maddesine göre: Davacı acentenin, faaliyetine başlamadan önce bu Sözleşmenin uygulanması veya feshi sonucunda doğabilecek taahhüt ve yükümlülüklerini karşılamak amacıyla şirket nezdinde teminat tesis etmek zorunda olduğu düzenlenmiştir. Bu kapsamda; acentenin, şirket nezdinde tesis etmiş olduğu teminat olarak bedelsiz olduğu iddiası ile dava konusu edilen; ... Samsun Şubesi'ne ait, ... numaralı, 31.03.2015 tarihli 100.000,00 TL tutarında çeki mevcuttur. Yasal mevzuatta acentelerin sigorta şirketi adına sigortacılık faaliyetinde bulunabilmek için teminat verme yükümlülüğü, 14.04.2008 tarihli- 26847 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanan, Sigorta Acerteleri Yönetmeliği'nin 9 / (1) Maddesi ile düzenlenmiş olup, madde hükmü; “Sigorta şirketlerinin faaliyetleri nedeniyle acentelerinden isteyebilecekleri teminatın miktarı ve koşulları taraflar arasında serbestçe belirlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Daha sonra mevcut Sigorta Acenteleri Yönetmeliği yürürlükten kaldırılarak yerine, 22.04.2014 tarihli-28980 sayılı Resmi Gazete' de yayınlanan yönetmelik yürürlüğe girmiştir. İlgili yönetmeliğin Üçüncü Bölüm 15 — (1) - ğ) Maddesi ile tesis edilecek teminata ilişkin hükümlerin sigorta şirketleriyle acenteler arasında yapılacak acentelik sözleşmelerinde düzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Poliçelerin Takibi, Kabul va İptalieri, Sözleşmenin 14. Maddesinde düzenlenmiş, acentenin her ne suretle olursa olsun tahsilatını yapamadığı poliçeleri, tanzim ediklikleri ayı takip eden ayın iptal rejistrosuna kaydederek, Şirkete iade edeceği hükmüne yer verilmiştir. Acente düzenlediği poliçe, zeyilname ve iptallere ait rejistro kayıtlarını tutmakla yükümlü kılınmıştır. Bu madde ile acente, düzenlediği poliçe, zeyilname ve iptallere ait rejistro kayıtlarını tutmakla yükümlü kılınmıştır Böylelikle Acente, bedelini tahsil edemediği poliçeleri iptal etme yoluyla, üzerinde haksız yere borç kalma olasılığından kurtulmuş olacaktır. Prim Tahsili ve Prim Tahsitatının Şirket'e ödenmesi konusu Sözleşmenin 16. Maddesinde düzenlenmiş olup burada; "Acentenin tahsil ettiği primler emanet para hükmünde olup, acente bir hafta süresince tahsil ettiği primlerin kornisyonları düşüldükten sonra kalan kısmını en geç ertesi haftanın son iş günü mesai bitim saatine kadar Şirket'e intikal ettirmek zorundadır” denilmektedir. 15. Madde ile acentenin prim tahsilatırı komisyontar düşüldükten sonra şirkete vermesi, bir başka deyişle acentenin komisyon alacağını peşin olarak alması kayıt altına alınmıştır. Hesap Mutabakatı, Muhasebe ve Denetim, Sözleşmenin 16. Maddesinde yer almaktadır. Buna göre, acente tahsil ettiği primleri, poliçeler itibari ile ayrı bir hesapta tutmak zorundadır. Her ayın ilk on günü içinde, bir önceki ayın üretim, tahsilat ve ödemeleri içir taraflar arasında mutabakat yapılır. Mutabakata ilişkin belgelerin birer örneği usulüne uygun olarak taraflarca saklanır. Şirket tarafından acenteye her ay genel borç ve alacağını göüsteren Hesap Ekstresi tablosu gönderilir. Acente on beş gün içerisinde hesaplara itiraz etmediği takdirde, ekstre bakiyesini itirazsız kabul etmiş sayılacağı belirtilmiştir. Sözleşmenin Acente tarafından feshinin nedenlerinden biri olarak gösterilen, Şirketin usulüne uygun mutabakat yapmadığı gerekçesi 16.Maddeye dayandırılmış ve haklı nedenle fesih sebebi olarak gösterilmiştir. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi; Samsun 6. Noterliğinden 31.12.2014 tarihli- ... yevmiye numaralı ihtarname ile davacı acente tarafından feshedilmiştir. Haklı fesih nedeni olarak; sözleşmenin 16.Maddesi uyarınca yapılması gereken aylık mutabakatların 2013 yılından itibaren sekteye uğraması, 31.08.2014 tarihi itibariyle mutabık kalınan borç tutarına göre acentenin vermiş olduğu çekler nedeniyle bu anlamda borcunun kalmamış olması, açık sistem taksitli prim tahsili sisteminden (komisyonların düşülmesine imkan tanıyan) , kapalı sistem peşin prim tahsili sistemine geçilmesi suretiyle, davalı şirketinin sözleşmeye aykırılık oluşturması gösterilmiştir. Acentelik sözleşmesi, acente tarafından 31.12.2014 tarihinde feshedilmiş olmasına rağmen, davalı ... şirketinin Beyoğlu 11. Noterliğinin 13.03.2015 tarihli ihtamamesi ile sözleşmeyi kendisinin feshettiğine yönelik savunmasının kabulü mümkün görülmemiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esaslı noktası, taraflar arasında akdedilen hesap mutabakatının geçerliliği bulunup bulunmadığıdır. Taraflar arasındaki acentelik sözleşmesi süresince taraflarca değişik tarihlerde hesap mutabakatı yapıldığı, davalı ... şirketi ile davacı acente arasındaki 31.08.2014 tarihinde yapılan, sigorta şirketinin de altını imzaladığı mutabakatta davacı acentenin 145.877,33 TL belirlenmiş borcunun değişik tarihlerde verilen çekler ile ödendiği sabit ise de; davalı ... şirketi tarafından 08.12.2014 tarihinde davacıya gönderilen yazı ile Ağustos 2014 ayı bakiyesinin 225.796,10 TL olduğunun ve bakiye 79.918,77 farkın oluştuğunun bildirildiği anlaşılmıştır. Bu hali ile, yukarıda ayrıntılarına yer verilen aynı yönde tespit ve değerlendirmeler içeren tüm kök ve ek bilirkişi raporları da dikkate alındığında davalı ... şirketi tarafından tüm yasal mevzuata uygun olarak tutulan kayıtlara göre mutabakat tarihi olan ağustos 2014 itibari ile davalı ... şirketi tarafından alacak miktarı hatalı olarak beyan edilmiş ve bu belirlemeye göre mutabakat yapılmış olmasının ardından davalı tarafça mutabakata esas alınan hatalı alacak bildiriminin davacıya yazı ile iletilmiş olduğu gözetildiğinde mutabakat kapsamında tarafların mutabık kaldıkları 145.877,33 TL üzerinden mutabakatın geçerli sayılmasının mümkün olmadığı bakiye miktar yönünden davacının davalıya borçlu olduğu anlaşılmakla davacının menfi tespit istemli davasının reddine, davacı tarafın kötüniyetli olduğu hususunun sabit olmaması sebebiyle davalının kötüniyet tazminatı talebinin reddine ve HMK.'nın 397/2. maddesindeki, ihtiyati tedbir kararının etkisinin aksi belirtilmedikçe nihai hükmün kesinleşmesine kadar devam edeceği yönündeki açık yasal düzenleme gereğince, mahkememiz 11/03/2015 tarihli tedbir kararında aksine bir düzenleme bulunmadığından davalı tarafın ihtiyati tedbirin kaldırılması yönündeki talebinin HMK. 937/2. maddesi gözetilerek reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davalı şirket Genel Müdürlüğünce alınan karar ile 2013 yılı Ekim ayında Karadeniz Bölge Müdürlüğünün tahsilat yetkisinin kaldırılmasının ardından aylık mutabakat uygulaması sekteye uğradığını, daha sonra 16 Haziran 2014 tarihinde, davalının tek taraflı olarak almış olduğu karar ile müvekkilin tahsilat yetkisi kaldırılarak sadece davalı tarafça peşin olarak tahsil olabilecek şekilde prime olanak tanıyan “Kapalı Sisteme” geçilmiş ve Acentelik Sözleşmesine aykırı davranıldığını, söz konusu 16.06.2014 tarihinden sonra davacının sadece alacağı olabileceğini davacıdan prim tahsil edilemediğini, tahsilat yetkisinin kaldırılmasının ardından davacının çağrılarına rağmen uzun bir süre davalı şirket mutabakat yapmaya yanaşmamış gerekçe olarak “sistem çalışması” olduğundan bahsettiğini, davalı şirket ile nihayet 31.08.2014 tarihli mutabakat yaptığını, söz konusu mutabakata ilişkin şirket yetkilisinin imzasını taşıyan Mutabakat Tablosu, davacının 31.08.2014 tarihi itibari ile borcunu ödemek için yaptığı peşin ödeme ve vadeleri çekleri gösteren liste ile çek suretleri de dava dilekçemiz ekinde Mahkemeye arz olunduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin 16. Maddesinde her ay genel borç ve hesap ekstresinin davalı şirket tarafından davacıya gönderileceği imza altına alındığını, davalı şirket tarafından bu yükümlülüğe uyulmadığı, çelişkili hesapları çıkarıldığı dosyaya mübrez tüm bilirkişi raporlarında da kabul edildiğini, taraflarınca sözleşmenin haklı nedenle fesh edilmesinin ardından elektronik sistem davacının kullanımına kapatıldığını, karar esas alınan bilirkişi raporunda davacı tarafından sunulması gerektiği ifade edilen poliçe borç-alacak kayıtları, ancak davalı tarafça sistemin davacının kullanımına açılması halinde mümkün olacağını, dava sürerken ileri sürülen davalı şirketin elektronik sistemin geçici süre ile davacının kullanımına açılması talebi hakkında da bir karar verilmediğini, taraflar arasında yapılan 31.08.2014 tarihi itibari ile borcu gösterir mutabakata dayanarak borçlu olmadığımızı iddia ettik ve dosyaya sunulan tüm bilirkişi raporları davalı şirket tarafından çelişkili hesapları çıkarıldığını kabul ve beyan ettiklerini, ek rapor da sunulan bilirkişiler, davalı şirketin sehven yanlış bakiye gösterdiğini iddia etmekteler fakat bunu temellendirememekte, somut bir delil ortaya koyamamakta, doğru hesabı gösterip açıklayamamakta olduklarını, 31.08.2014 tarihli mutabakata göre yapılan ödeme doğru olmakla birlikte şirket tarafından hesap hatası yapılmış denilerek borçlu olduğu ifade edildiğini, taraflar arasında gerçekleşen ve 31.08.2014 tarihi itibari ile borç miktarını gösterir mutabakat bir iki günde yapılmış, yüzeysel bir değerlendirme ile tespit edilmiş borç miktarına dayalı bir mutabakat olmadığını, dosyaya sunulu mail yazışmalarından taraflar arasında mutabakatın imzalanmasından önce uzun süren görüşmelerin yapıldığı, prim borçları ve komisyon alacaklarının tartışıldığı görüldüğünü, uyuşmazlığın özünü oluşturan davalı şirketin sehven belirttiği bakiyenin farkına neden olan alacağını gösterir poliçe borç ve alacaklarını ortaya koyamaması için bir neden bulunmadığını, bu hususta ispat yükü de davalı şirkete geçtiğini, zira 31.08.2014 tarihine ilişkin mutabakatın imzalandığı kabul edilmiş fakat daha sonra yanlışlık olduğunun tespit edildiği iddia edildiğini, gelinen nokta itibari ile davalı şirketin kayıt ve hesaplarını özensiz tuttuğu bilirkişiler tarafından da kabul edildiğini, ne var ki özensiz tutulduğu kabul edilen kayıt ve hesaplara göre müvekkilimin borcu olduğu da özensizlik olgusunu kabul eden bilirkişiler tarafından ifade edilmekte ve bu durum mahkemece kabul gördüğünü, fakat bu borcun neyden kaynaklandığı açıklanmadığının kaynağı gösterilmediğini, raporların denetime elverişli olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, acentelik sözleşmesi gereği teminat olarak verilen çek nedeniyle borçlu olmadığının tespiti (menfi tespit), davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının davacıdan alacağı olup olmadığı noktasındadır.Davacı tarafından davalı lehine 31/03/2015 tarihinde 100.000,00 TL bedelli çek keşide edilmiştir.Davacı tarafça, davalıya dava konusu çekin teminat olarak verildiği ve davalıya borcunun bulunmadığı iddiasıyla çek nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Davalının imzası bulunan 31/08/2014 tarihli mutabakatta davacı acentenin 145.877,33 TL borcu olduğu belirtilmiştir. 10/02/2018 tarihli bilirkişi raporunda, acentenin, sigorta şirketine, sigortacılık faaliyetlerinden dolayı 75.852,57 TL, avukatlık ve mahkeme masraflarından (içinde bulunan gün itibariyle) dolayı; 9.524,23 TL olmak üzere toplam; 85.376,80 TL borcu olduğu tespit edilmiştir. 03/10/2018 tarihli bilirkişi ek raporunda da yukarıdaki tespit tekrarlandıktan sonra sigorta şirketlerinin muhasebe sistemleri, diğer ticari şirket muhasebe sistemlerinden oldukça farklı bir işleyişe sahip olduğu, teknik işlemler ve poliçe kayıtları, hasar işlemleri, tahsilat işlemleri ve muhasebe işlemleri farklı zamanlarda çalıştırılıp entegrasyon yoluyla sisteme yüklenebildiği, bu nedenle “ay kapanışı” yapılmadan hesaplarda görülen bakiyelerin doğru olmayabileceği, dolayısıyla, ... tarafından 31.08.2014'te, ... Sigorta'ya hatalı bildirilen bakiyenin bahsedilen yükleme zamanlamasından kaynaklı olduğunun düşünüldüğü ifade edilmiştir. 28/06/2019 tarihli bilirkişi raporunda ise, davalı ... şirketi ile davacı acente arasındaki uyuşmazlığın 31.08.2014 tarihinde yapılan, sigorta şirketinin de altını imzaladığı mutabakatta davacı acentenin 145.877,33 TL belirlenmiş borcunun değişik tarihlerde verilen çekler ile ödenmesine rağmen 08.12.2014 tarihinde Sigorta şirketinin gönderdiği yazı ile Ağustos 2014 ayı bakiyesinin 225.796,10 TL olduğu, bakiye 79.918,77 farkın oluştuğu belirlenmiş ve hesap mutabakatı bakımından poliçenin tanzimi, yapılan tahsilatlar, alınan çeklerden karşılıksız olabilecek olanlar, iptal edilecek poliçeler v.b hususlar borç/alacak rakamlarını etkileyen hususular olması bakımından yapılan mutabakatların fiili durumu yansıtmayacağı, lehte veya aleyhte olmak kaydıyla farklılıklar oluşturabileceği, dolayısıyla hata ve unutmanın müstesna tutulması gerekeceği kanaati bildirilmiştir. 10/03/2020 tarihli ek raporda ise, davacı ... acentesi adına üretilen poliçelerden tahakkuk eden komisyon alacakları, iptal edilen poliçeler ve davacı acentenin yapmış olduğu ödemeleri gösteren yıltara göre detaylı olan muavin hesapları incelenmiş olup, davalı ... şirketinin alacaklı olduğu, davacı acentenin bu hesaplarda gözükenlerin dışında bir ödemesi olduğunu, yahut prim komisyon alacaklarına ilişkin tutarların eksik ve yanlış yazıldığına ilişkin somut bir iddiası ve belgesi bulunmadığından, kök rapordaki kanaati değiştirecek herhangi bir değerleme yapılamadığı, yanı sıra davalı ... şirketinin yerinde incelenmesi sırasında bilirkişi heyetine tevdi edilen ve rapor ekinde sunulan 1 adet mavi klasör içindeki listelerde tüm poliçelerin ve ödemelerin yer aldığı, bu ödemelerin dışında yapılan bir ödeme varsa, yahut yapıfdığı halde davalı tarafından dikkate alınmamış bir ödemenin, eksik komisyon tahakkukunun bulunması halinde bunun tespitini davacı acentenin de yapabileceği, kaldı ki ödemeyi yaptığının ispat yükünün huzurdaki menfi tespit davasında davacı tarafa ait olduğu, davacının davalıya sigortacılık faaliyetinden dolayı ve taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olarak oluşan fiili hesap bakiyesi kapsamında, 22.05.2015 takip tarihi itibarıyla 75.852,57 TL ana para acente cari hesap borcunun bulunduğu ifade edilmiştir. 14/10/2020 tarihli ek raporda ise, davacı vekilinin 20.11.2014 tarihinde tahsilat ekstresi ile özet kaynak ekştresinin farklı bakiye verdiği, kayıtların hatalı olduğu yönündeki itirazı; su ürünleri peşinatları komisyondan kapatıldığı, komisyon alacaklarının poliçelere ait borçtan düşülerek mahsubunun yapılması gerektiği yönündeki itirazı; davacı şirketin üretim listesinde bulunmayan poliçelerin borç yazıldığı yönündeki itirazları ayrıntılı olarak değerlendirilmiş ve davacı itirazlarına iştirak edilmemiş olup, KÖK ve EK raporda değiştirilecek bir husus bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.
Anılan bilirkişi raporlarına göre, davalı alacağının 225.796,10 TL alacağı bulunduğu, 31/08/2014 tarihli mutabakattaki borcun 145.877,33 TL olması nedeniyle bakiye 79.918,77 farkın oluştuğu, mutabakattaki borcun ödendiği ve davacının 75.852,57 TL alacağı olduğu tespit edilmiş olup, davacını dayandığı hesap mutabakatı 03/10/2018 tarihli bilirkişi ek raporunda belirtilen sebepler ve 28/06/2019 ve ek raporlarda belirtildiği gibi hata ve unutmanın müstesna tutulması gerekeceği yönündeki hususlarda nazara alındığında davacının dayandığı 31/08/2014 tarihli mutabakatın ibra veya borcun yenilenmesi niteliğinde olmaması ve mutabakatta gösterilmeyen alacaklardan vazgeçildiği anlamına gelmemesi nedeniyle borcu sona erdirdiğinin kabulü mümkün değildir. Davacı tarafça, davalı şirketin sehven belirttiği bakiyenin farkına neden olan alacağını gösterir poliçe borç ve alacaklarını ortaya koyamadığını ileri sürmüş ise de, bilirkişi raporları davalı ... şirketinin defter ve kayıtları incelenerek hazırlanmış olup, davacının itirazı yerinde görülmemiştir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 30/12/2025